Söylemek Kolay Yapmak Zordur

2013-03-07 22:21:00

  Söylemek Kolay Yapmak Zordur   Başlıkta da ifade ettiğimiz üzere konuşmak kolay, ama söylenen şeyleri yapmak zordur. O nedenledir ki Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Ey inananlar! Neden yapmadığınız veya yapmayacağınız şeyleri söylüyorsunuz?”(Saff, 61/2) Görüldüğü üzere bu ayette Yüce Allah, “bir türlü söyleyip başka türlü yapanları” eleştirmekte ve müminleri bu konuda uyarmaktadır. Bu ayetin daha önce Allah yolunda canlarını vermeye hazır olduklarını iddia eden, ama Uhud savaşı sırasında mevzilerinden bozgun halinde geri çekilen Hz. Peygamber'in arkadaşlarıyla ilgili olduğu söylenebilir. Ancak bu ayetin daha geniş anlamıyla, ilahî kelâmın teşvik ve telkin ettiği her güzel şeyi hayata geçirmek istediklerini iddia eden, bu konuda konuşan, kendi kendine söz veren, ama eline fırsatlar geçince bu kararlılıklarında zaaf göstererek dediklerinin tersini yapan herkese hitap ettiği ifade edilebilir. Mesela, “Ben o koltukta otursam, asla adaletten ayrılmam” diyen ama o koltuğa oturtulunca dediklerini unutan ve bir önceki zalimi aratacak işlere imza atan herkesi kapsayabilir. Yine, “Ben onun yerinde olsam kimseye haksızlık etmem, torpile izin vermem ve asla adaletten ayrılmam” diyen ama o koltuğu kapınca bu dediklerini unutan, her türlü haksızlığı daha acımasızca yapan kifayetsiz muhterisleri içine alabilir. Mesela, “Ben başkan olsam performansa bakarım, referansı hiç dikkate almam” diyen ama o makamı elde edince dediklerini unutan, ehil olanlar yerine tanıdıklarını önemli makamlara atayan, bu yanlışına da kendince bir kılıf bulan herkesi içine alabilir. Mesela, “Ben o koltuğa ah bir otursam, asla adaletten ayrılmam ve emaneti ehline veririm” diyen ama o koltuğa otu... Devamı

Ey İnsan! Muskacıya Değil, Rabbine Dön!

2013-02-22 19:40:00

Ey İnsan! Muskacıya Değil, Rabbine Dön! Her şeyden evvel şunu ifade edelim ki, insanın içinde şeytânî sesi (nefsi emmâreyi/kötü dürtülerini) aktif hale getiren, maddî ve manevî hastalıklara yakalanmasına neden olan yine insanın kendisidir. Ondaki irade zayıflığı, ümitsizlik hali, ne yapacağını bilemeyiş, kararsızlık, şüphe ve tereddütlerdir. İçindeki Rahmanî sese, bir başka ifadeyle bozulmamış temiz fıtratının/vicdanının sesine kulak vermeyiştir. Dolayısıyla bu iç düşman olan şeytânî ses, onu teslim alacaktır. Ona teslim olan ise eninde sonunda kaybedecektir. Şeytânî sesin emirlerine harfiyen uyan, onu etkisiz hale getirmeyen zararlı çıkacaktır. (A’la, 87/14-15; Şems, 91/9-10) Bu itibarla doktorların da ifade ettiği üzere psikosomatik hastalık, beden üzerinde de etkisini gösteren zihin kaynaklı bir hastalıktır. Bu rahatsızlık, güvenme ve inanma hissini kaybeden insanlarda görülür. Bu hastalığı insanın kendi beyni üretir. Nitekim bir bilgisayar virüsü nasıl mekanik kısma zarar vermiyor, ama programları çökertip onu işleyemez hale getiriyorsa, zihinsel zafiyetlere neden olan her türlü zararlı inanç, fikir ve düşünce de insanı yavaş yavaş çökertir. Çünkü her insanın beyni, hem iç hem de dış etkilere açıktır. İnsandaki aşırı heyecan, aşırı korku, aşırı hüzün veya sevinç hali beyin programının değişmesine neden olabilir. İnsan, bütün bunların nasıl ve niçin meydana geldiğini tam olarak bilemediği için yaşadığı bu durumu görünmez varlıklara, cinlere, şeytanlara veya perilere bağlayabilir. Bozuk bir ruh hali ile yaşamaya devam edebilir. Ancak bu hastalığın çaresi yine insanın kendi elindedir. İyileşmek istiyorsa yapması gereken sad... Devamı

Asabiyet Hiçbir Zaman Çare Değildir

2013-02-07 22:11:00

Asabiyet Hiçbir Zaman Çare Değildir İslam insanların her iki dünyada da nasıl mutlu olacaklarının ilke ve esaslarını ortaya koyan son dindir. Hz. Peygamber bu kuralların nasıl uygulanacağını yaşayarak göstermiş son peygamberdir. Müslümanların problemlerinin çözümü için bu iki kaynağa bakmaları yeterlidir. Ancak bu iki kaynağın ne dediğine bakmak yerine şeytan ve taraftarlarının peşinden gidenler ve kendi şahsi çıkarlarını önceleyenler olabilecektir. Böyle kimseler ahiret günü kaybettiklerini anlayacaklardır ama o zaman da iş işten geçmiş olacaktır. İslam’a göre bir ülkenin yönetiminde belli bir kavmin mensuplarının egemen ve ayrıcalıklı olması hiçbir zaman söz konusu değildir. İslam her zaman liyakate bakar ve ehliyeti esas alır. Bir insanın işinin uzmanı olması önemlidir. Ahlaklı, becerikli ve güvenilir olması mühimdir. Kadın veya erkek olması, şu veya bu ırktan gelmesi önemli değildir. Önemli olan o kişinin yaptığı işin hakkını vermesidir. Müslümana düşen görev böyle birini seçmek ya da böyle bir kişinin hak ettiği göreve gelmesi için çabalamaktır.  “Bizden değil” veya “tamam işte bu bizden” düşüncesi yanlıştır. Bir Müslümanın ölçüsü bu değildir ve olamaz. Atanan ya da seçilen o kişi eğer görevinin hakkını veremiyorsa, onun değiştirilmesinde hiçbir sakınca yoktur. Diğer taraftan bir ülkede hukuk kurallarını parayı ve silahı elinde bulunduranlar belirleyemez. Konunun uzmanı kimseler bu kuralları, kaynağını vahyin evrensel ilkelerinden alarak uzun istişareler sonucu ortaya koyarlar. Alınan bu kararlar o toplumda yaşayan insanlara tek tek anlatılır.  İnsanlar bu ilkeleri uzunca bir zaman tartışırlar, varsa aksaklıklar ve eksiklikler giderilir, dah... Devamı

Rabbin Yoluna Nasıl Davet Edilir? Saçmalıkla Öyle mi?

2013-01-24 19:18:00

      Rabbin Yoluna Nasıl Davet Edilir? Saçmalıkla Öyle mi? İslam’ı bir bütün olarak, eksiksiz ve doğru bir şekilde öğrenme ve anlama gayretinde olmadıkları ve kendilerini çok iyi yetiştirmedikleri halde irşâd hizmetine soyunan bazı zevâtın yaptıklarından sorumlu olacaklarını yazdığım ve yapıcı eleştirilerde bulunduğum son yazıma bir okuyucumun çok güzel bir tespit yaptığını ve güzel bir soru ile fikrini ortaya koyduğunu görünce çok mutlu oldum. Okuyucumun yorumu şöyle: “Katıldığımız bir seminerde konuşmacılardan bir hocamız yaşadığı olayı anlatırken şöyle diyordu: ...Vaazı dinledim ve kendi kendime dedim ki, iyi ki bu insanlar bu vaazları dinleyerek dinden uzaklaşmıyorlar. Yanındaki oğlu da babasına şöyle demiş: Merak etme baba! Zaten kimse dinlemiyor… Bu anekdotu dinleyen (müftü, vaiz ve imamların çoğunlukta olduğu) seyircilerden herhangi bir tepki görülmemiş…. Fakat bir başka konuşmacının: “Arkadaşlar! Konuşacaksınız! İsterse saçmalık olsun” dediğinde de (aynı seyircilerden) ciddi bir alkış (tufanı) kopmuş… Tabi ki bu olay nedense bana biraz ibretlik geldi. Acaba bu iki farklı tepkinin asıl anlamı ne olabilirdi?” (Veysel) Kısaca değerli okuyucum yaşananları böyle özetliyor. Çeyrek asırdır farklı statülerde kendileriyle birlikte görev yaptığım o arkadaşlarımın o tepkilerinin ne anlama geldiğini herhalde benden daha iyi bilecek bir başka kimse yoktur. Bana göre bu iki farklı tepkinin asıl nedeni şu olabilir. Birincisinde kendilerine yönelik haklı bir eleştiri vardır ve o eleştiriyi yapan üst düzeydeki yetkili onlara doğruyu söylemekte ve uyarmaktadır.Onların okumalarını, düşünmelerini, sorgulamalarını istemektedir. Yanlış bilgileri insanlara anlatmanın vebal ol... Devamı

Yoksa sen her şeyin bittiğini mi sanıyorsun?

2013-01-10 18:30:00

  Yoksa sen her şeyin bittiğini mi sanıyorsun? İslam’ı bir bütün olarak, eksiksiz ve doğru bir şekilde öğrenme ve anlama gayretinde olmadıkları ve kendilerini çok iyi yetiştirmedikleri halde irşâd hizmetine soyunan bazı zevâtın yaptıklarından sorumlu olacaklarında şüphe yoktur. Gerek geçmişte gerekse de günümüzde halkı dinî konularda aydınlatma görevi üstlenen bazı kimselerin çok dikkatli olmaları gerekmekteyken, bu kimselerin hâlâ hakkında bilgi sahibi olmadıkları konularda konuştukları, hem kendilerini hem de başkalarını yanılttıkları görülmektedir. İrşada soyunan kimselerin öncelikli olarak İslam’ı çok güzel öğrenmeleri, yaşamaları, sonra da anlatmaya başlamaları kendi lehlerine olacaktır. Yarım yamalak dinî bilgi ile İslâmî konularda konuşan ve ahkam kesenlerin yanlış yaptıkları ortadadır. Böyle tiplere inanan halk ise sorumluluktan kurtulamayacağını bilmelidir. Sahasında uzman ve ihlaslı olanları dinlemek ve onlara ittibâ etmek yerine yalan yanlış bilgileri din diye anlatanların peşine takılmak doğru değildir. Dolayısıyla sorumluluk almak istemeyen ve işin kolayına kaçanların da masum olduklarını söylememiz oldukça zor görünmektedir. Camilerde, tv kanallarında, radyolarda ve internet ortamında ya da belirli mahfillerde İslam’ı anlatanların dikkat etmeleri gereken çok önemli noktalar vardır. Kanaatimizce onların dini konuları anlatırken sadece ibadetler bölümüne takılıp kalmamaları, diğer önemli hususlara da parmak basmaları ve Müslümanlara ufuk ve hedef göstermeleri gerekmektedir. Bu itibarla dini anlatan ve öğretenlerin vurgu yapması gereken hususlar... Devamı

Uydurma rivayetler ve Mehmet Akif Ersoy’un uyarısı

2012-12-28 09:14:00

  Uydurma rivayetler ve Mehmet Akif Ersoy’un uyarısı   İstiklal marşımızınşairi büyük İslam âlimi Mehmet Akif ERSOY ömrü boyunca İslam’a anlama, anlatma ve yaşama çabası içinde olmuş bir dehâdır. O toplumla sürekli iç içe olmasınedeniyle yaşanan sorunları birebir gözlemlemiş, insanları dinlemiş, gördüğü yanlışlara itiraz etmiş, bilgisi olduğu konularda kanaatlerini söylemiş ve çözüm önerileri sunmuştur. O asla mücadeleden yılmamış ve ümitsizliğe de kapılmamıştır. Mehmet Akif Kur’an’ı çok iyi anladığıve yorumladığı için din adına konuşup insanlara yalan yanlış bilgileri aktaranları çok iyi tanımış ve onları uyarmıştır. Ancak onun bu uyarıları o gün de gereken ilgi ve değeri görmemiştir. Üzülerek ifade etmek gerekir ki, onun yaptığı ikazlar bugün de halen geçerlidir ve gereken ilgiyi görememektedir. Mehmet Akif Ersoy, Peygamber Efendimizin adını kullanarak hadis uyduran, uydurma rivâyetleri hadis diye anlatan kimselere karşı tepkisini ortaya koymuştur. Dolayısıyla bugün de anlatılan bu uydurma hadisleri ve kıssaları dinleyen bu hususta gereken titizliği sergilemeyen Müslümanlar ciddi bir veballe karşı karşıyadırlar. Bu itibarla, herkesin üzerine düşen bazı vazifeler vardır. Hiçbir kimse Hz. Peygamberi yanlış tanıtma ve onun otoritesini yıpratma ve sarsma hakkına sahip olmamalıdır. İşte çağımızın büyükİslam mütefekkiri Mehmet Akif Ersoy, hadis uyduranları ve bunları araştırmadan cemaate nakledenleri eleştirmekte ve onları şu manidâr şiirle uyarmaktadır.   “Bakın ne hâle getirmiş ki cehlimiz dini: Hurâfeler bürümüş en temiz menâbi’ini. Değil hakâikı Şer’in, bugün, bedîhiyy&acir... Devamı

“Zaman sana uymuyorsa sen zamana uy!” ne demek?

2012-12-12 21:56:00

  “Zaman sana uymuyorsa sen zamana uy!” ne demek? Zaman zaman ilahiyatçı kimliğini ön plana çıkartarak belirli medya organlarına konuşan kimi insanlar, “zamanın ve şartların değişmesiyle ahkâmın da değişeceği” kaidesini keyfî bir tarzda yorumlayarak bir takım teklifler öne sürmektedirler. Onların bu tekliflerinin çoğunluğunun bilimsellikten ve ciddiyetten yoksun olduğu anlaşılmaktadır. Bununla birlikte onlardan bazılarının zaman zaman bazı doğruları ifade ettikleri de bir gerçektir. Mesela, onlar “şekli ve lafzı ön plana çıkartmaktan daha ziyade meselenin özüne, ruhuna ve maksadına bakmak lazım” dediklerinde bir doğruyu ifade etmektedirler. Zira işin esası ve maksadı geri plana itilir, görüntü ve şekil ön plana çıkartılırsa buradan bazı yanlışlıklara gidileceği açıktır. Elbette şeklin özden ayrılmayacağı durumlar vardır. Usul ve esas önemlidir. Ama öncelik ve ağırlık her halükarda işin özünde, maksadında ve ruhunda olmalıdır.   Öte yandan, İslam dininde kıyamete kadar değişmeyecek kurallar olduğu gibi zamana, şartlara ve ihtiyaçlara göre değişecek kurallar da vardır. Bu bakımdan toplumda zaman zaman işitilen “zaman sana uymuyorsa sen zamana uyacaksın” şeklindeki o söz, câhilâne söylenmiş bir sözdür. Bu sözün iler tutar bir tarafı yoktur. Tam olarak gerçeği yansıtmamaktadır. Bu söze göre hareket edenlerin er ya da geç sırat-ı müstakimden ayrılmaları kaçınılmazdır. Zira bu söz her şart ve durum için geçerli olmayan bir sözdür. İslam dini her çağ ya da dönemi kendi koyduğu kurallara uygun hale getirmek için vardır ve insan hayatının her alanına müdahale eder. Kurallar koyar. Zira İslam’ın insan hayat... Devamı

Yanlış Görüşte Israr Eden Kişi Şeytanın Yandaşıdır

2012-11-28 21:37:00

      Yanlış Görüşte Israr Eden Kişi Şeytanın Yandaşıdır   İnsanların farklı görüş ve düşüncelerde olmaları normal olmakla beraber, hakikat tecelli ettikten, gerçekler tüm çıplaklığıyla ortaya çıktıktan, hata ve yanlışlar örneklerle ve delillerle vuzuha kavuşturulduktan sonra hâlâ inatla yanlış ve tutarsız fikirleri savunmak doğru değildir. Böyle yapmak şeytanın yolundan gitmek olarak algılanabilir. Nitekim günümüzde bazı kimseler fikir zannederek şartlandırıldıkları sloganları tekrarlamayı bir marifet zannetmektedirler. Beyinleri yıkanmış bireylerin eleştirel düşünceyi bir kenara bırakarak Pavlov’un köpekleri gibi hareket etmeleri yanlış olsa gerektir. Örneklerle konuyu biraz daha açıklamaya çalışalım. Mesela ülkemizde işsizlik sorunu olmadığı, kalifiye eleman sorunu olduğu defalarca ispatlandığı halde hâlâ inatla işsizlik problemi olduğunu söylemek iyi niyetli bir yaklaşım olmayacaktır. Zira böyle bir tavır tembelleri, uyuşukları, kolaya alışmışları cesaretlendirmek ve ülkenin gelişmesine engel olmak anlamına gelecektir. Dolayısıyla böyle bir şey yapmak şeytanın yolundan gitmek anlamına gelebilir. Zira hakkın ve doğrunun yanında değil de çıkarlarının yanında olan kişi şeytanın taraftarı olarak görülüp öyle değerlendirilebilir. Aynı şekilde kapitalizmin ve komünizmin insanlara huzur ve mutluluk getirmediği defalarca ispatlandığı halde hâlâ bu izmlerden medet ummak ve çıkarı gereği bu yanlış beşerî sistemlerin peşinden gitmek ve bunları savunmak doğru değildir. Çünkü bu tür beşerî sistemlerden yana olmak ve Kur’an reçetesini göz ardı etmek şeytanın dostu olmayı kabullenmek (Nisa, 4/120; Araf, 7/202) anlamına gelebilir. Yine, insanların fıtr... Devamı

Engelliler ve İslam

2012-11-14 21:17:10

        Engelliler ve İslam Rabbimizin hikmeti ve imtihanın bir gereği olarak dünyanın her yerinde olduğu gibi ülkemizde de engelliler bulunmaktadır. Engelli olmak kınanacak bir hal değildir. Çünkü herkes her an engelli olmaya adaydır. Engelliyi ya da engelli ailesini bir takım gerekçelerle kınamak veya suçlamak çok büyük laf konuşmaktır. Şurası bir gerçek ki, doğuştan veya sonradan ortaya çıkan engellilik hali çalışmaya, üretmeye, başarılı işler yapmaya ve nihai hedefe ulaşmaya asla ama asla mani değildir. Engelli olduğu halde azimle, inançla kararlılıkla çabalayan ve tarihe adını altın harflerle yazdıran nice insan vardır. Yeter ki bu insanların önüne engeller konulmasın. Yeter ki gönüller engelli olmasın. Yeter ki gönüller engel tanımasın. Engelli olmak hor görülmek, itilip kakılmak, küçümsenmek sebebi de değildir. Zira insanlar, kendi tercihi olmayan durumlardan dolayı asla kınanamazlar. Bu insanları kınamak, insanî ve ahlâkî değerlerden yoksun olmak anlamına gelecektir. Öte yandan erdemli insan şekle ve görünüşe bakmaz. O, kişinin nefsini tezkiye edip etmediğine, ruhunu güzelleştirip ahlakını mükemmel hale getirip getirmediğine bakar. Çünkü Allah insanların ırkına, şekline, rengine, parasına, malına, mülküne, makamına ve rütbesine bakmayacaktır. Peygamberimizin ifadesiyle, “Allah sizin görünüşünüze, malınıza, mülkünüze bakmaz; yalnızca kalplerinize ve amellerinize bakar.” Dinimize göre gerçek üstünlük; Allah’ı bilmek, O’nu tanımak, O’nu sevmek, O’na sonsuz saygı duymak, O’na şükretmek, O’na hamd etmek ve O’na yakın olmaktır. Sonra da ahlakımızı ... Devamı

İki Müslüman Kavgaya Tutuşursa Yapılması Gereken Nedir?

2012-10-31 21:01:21

İki Müslüman Kavgaya Tutuşursa Yapılması Gereken Nedir? İnsanlar zaman zaman menfaatleri söz konusu olduğunda, adaletin önemini tam olarak kavrayamadıklarında, duygularının esiri olup keyfi ve hissi kararlar aldıklarında, öfkelerini kontrol edemediklerinde, empatiyi gerçek anlamda içselleştiremediklerinde, kendilerini çok önceden bir takım söz, tavır ve davranışlarla olumsuz anlamda şartlandırdıklarında ve şeytanın yönlendirmelerine kendilerini açık hale getirdiklerinde derhal kavgaya tutuşabilirler ve kendileri için tehlike gördükleri kimselere sözlü veya fiili olarak saldırabilirler. Böyle durumlarda bir tarafın haksız olduğu ve tamamen keyfi bir karar alarak diğer tarafı ezmeye kalkıştığı açıktır. Zira her iki tarafında haklı olduğu durumlar çok nadirdir. Genellikle bir taraf saldırgandır ve zalimdir. Diğer taraf ise zulme maruz kalmış mazlumdur ve kendini savunma çabası içindedir. Böyle bir durumda bir mümine düşen görev; araştırdıktan sonra mutlaka doğru ve haklı olan tarafın yanında yer almak ve adaletin gereğini yerine getirmektir. Zira bu konuda Kur’an-ı Kerim’in emri açıktır. Ayet-i kerimeyi birlikte okuyalım. “O halde, müminler içinden iki grup çatışırsa onlar arasında barışı sağlayın; ama sonra, iki [grup]tan biri diğerine haksız şekilde davranırsa, [davranışı]nı Allah'ın buyruğuna uygun hale getirinceye kadar, haksızlık yapan taraf ile mücadele edin. Eğer (yaptıklarından) vazgeçerlerse adil bir şekilde aralarını bulun ve [onlara] eşit davranın: çünkü Allah, eşit davrananları sever! Bütün müminler kardeştir. O halde, [her ne zaman araları açılırsa] iki kardeşinizin arasını düzeltin ve Allah'a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun ki O'nun rahmetine nail olasınız.” (Hucurât... Devamı

Anne Babaya İtaat mı Yoksa İhsan İle Muamele mi?

2012-10-17 22:43:49

    Anne Babaya İtaat mı Yoksa İhsan mı? Ülkemizin ve İslam coğrafyasının büyük bir kesiminde “anne babaya itaat” kavramı maalesef yanlış anlaşılmakta, bu yaklaşıma dayanarak toplumumuzda çok büyük hatalar işlenmekte, eşler sürekli olarak kavga etmekte, mutsuz evliliklerin sayısı her geçen gün artmakta, aileler dağılmakta ve kaliteli nesillerin yetişmesi her geçen gün zorlaşmaktadır. Oysa durum çok farklı olmak zorundadır. Her alanda Kur’an-ı Kerim’in ve Sahih Sünnet’in öngördüğü bir İslam toplumu olmayı başaramayanların başkalarını suçlamaya ve bu iki kaynağı yanlış anlamaya ve anlatmaya hakları yoktur. Toplumun temel taşı aileyi parçalayan, boşanmaların artmasında büyük rol oynayan meselelerin başında kanaatimizce “anne babaya itaat” kavramının yanlış anlaşılması, anlatılması ve uygulanması gelmektedir. Anne ya da babaların çok küçük meselelerde, evlendirdikleri evlatlarının iç işlerine karışmaları, kaynanaların sürekli gelinle sürtüşüp onları kendilerine rakip olarak görmeleri ve ezmeye kalkışmaları, kayınpederlerin tüm bu adaletsizliklere sessiz ve seyirci kalmaları, kaynanaların hissi, keyfi ve adaletten uzak yaklaşımları nedeniyle pek çok aile yıkılmakta, çocuklar kimsesiz ve sahipsiz kalmaktadır. Tüm bu haksızlıklar işlenirken bunları görmezden gelerek tek taraflı şekilde sürekli anne ve babaya itaate vurgu yapan, ama ebeveynin sorumluluklarının ve sınırlarının neler olduğunu anlatmayan din anlatıcılarının çok büyük bir veballe karşı karşıya olduklarını bilmeleri gerekmektedir. Öte yandan aklı başında sağduyulu bireylerin de bu tür yanlış anlatım ve aktarımları akılları ile sorgulayıp eleştirmeleri ve doğruyu bulmaları kaçınılmaz bir gö... Devamı

Arkadaş Sen Kendine Bak!

2012-10-03 22:24:49

  Arkadaş Sen Kendine Bak! Toplumumuzun büyük bir kesiminin yanıldığı, sürekli kendi yanlışlarına dayanak ve gerekçe aradığı konulardan biri de bazı cahil, zalim ve günahkâr Müslümanların yaptıkları kötü davranışları doğrudan İslam ile ilişkilendirip kendilerini temize çıkarma gayretleridir. Veya Müslümanlarla bir arada yaşayan münafıkların yaptıkları bilinçli ve art niyetli bazı eylemleri tüm Müslümanların üzerine yıkıp aynı hatalı sonuca ulaşmalarıdır. Oysa durum çok farklıdır. Müslümanların tamamını aynı kategoride değerlendirmek ve suçun hepsini onlara yahut İslam’a yüklemek doğru değildir. Zira herkesin aldığı edep, eğitim ve bilgi düzeyi farklıdır. Ayrıca insanların tamamının zeka seviyesi bir olmadığı gibi bir toplumda farklı düşünce, görüş, inanış ve yaklaşımların olması da gayet normaldir. Dolayısıyla bakılması gereken yer; Kur’an-ı Kerim’in ve Sahih Sünnet’in ortaya koyduğu sağlam ve şaşmaz ilkelerdir. Bunlar iyi bilinirse iyi ile kötüyü ayırt etmek kolaylaşacaktır. Bu bakımdan ecdadımızın da isabetle söylediği şu söz konumuzu çok güzel özetlemektedir. “Su-i misal emsal değildir.”  Yani kötü örnek, başkalarına örnek olamaz. Günahkâr Müslümanların veya münafıkların tavır ve davranışlarına bakarak samimi müminlere kızmak, sonra da suçu İslam’a yükleyip dine saldırmak ve dini yaşamaktan vazgeçmek son derece yanlış bir hareket tarzıdır. Bu nedenle herkes kendine bakmak durumundadır. Mesela hacca gidip geldiği halde bir Müslüman yalan söylüyorsa o günahkâr Müslümandır. Onun bu yanlış tavrı kesinlikle dine mal edilemez. O kimse hata yapmakta, başkalarına kötü örnek ... Devamı

Müslümanlar haksızlıkları nasıl protesto etmeli?

2012-09-19 20:30:12

  Müslümanlar haksızlıkları nasıl protesto etmeli?   Dünya yaratıldığından, üzerinde insanlar var olmaya başladığından beri küfrün ve İslam’ın mücadelesi başlamış ve devam etmektedir. Peygamberimizin ifadesiyle de hak ve batılın bu mücadelesi kıyamete kadar devam edecektir.   Bugünlerde Batı dünyası geçmişte olduğu gibi bir takım tiyatro, opera, film ve karikatürlerle İslam’ın değerlerine saldırmakta, Hz. Peygamber’e hakaretler etmekte, Kur’an-ı Kerim’i yakma girişimlerinde bulunmakta, İslam’ın şiddet ve vahşet dini olduğu algısını dünya kamuoyunda uyandırmak için elinden geleni arkasına koymamaktadır.   Belli aralıklarla bu eylemlerini tekrarlayan Batıdünyasındaki belirli güç odaklarının bazı hedefleri olduğu açıktır. Nitekim Kur’an-ı Kerim bu güç odaklarına işaret etmekte ve en çok İslam’a saldırıyıyapacak iki güç odağının kimliklerini deşifre etmektedir. Ayet-i kerimeyi okuyalım.   “Bütün insanlar içinde [bu ilahî kelâma] inananlara en çok düşmanlık yapanların Yahudiler ve Allah'tan başkasına ilahlık yakıştırmaya şartlanmış olanlar olduğunu kesinlikle göreceksin; ve bütün insanlar içinde [bu ilahî kelâma] inananlara en çok şefkat gösterenlerin ise“Biz Hristiyanız” diyenler olduğunu göreceksin: böyledir, çünkü onlar arasında öyle keşişler ve rahipler var ki bunlar kibre kapılmamışlardır.” (Maide, 5/82; Ayrıca bkz. Maide, 5/51)   Görüldüğü üzere Yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim bu ayette inananlara en çok düşmanlık edecek kimseleri iki farklı kategoride değerlendirmektedir. Bunlardan birisi Yahudileşmiş olup İslam’a d&uum... Devamı

Mültecilere Sahip Çıkmak ve İslam

2012-09-07 21:53:21

    Mültecilere Sahip Çıkmak ve İslam Toplumumuzun büyük bir kesiminin dünyadaki zayıf, çaresiz ve korunmasız insanlara nasıl davranılacağına ilişkin Kur’an-ı Kerim’in açık ve sarih emirlerinden habersiz oldukları ve son derece yanlış değerlendirmelerde bulundukları görülmektedir. Bu itibarla böyle bir makale yazarak dikkatleri bu yanlış anlayış ve bilgi eksikliğine çekmeyi amaçlamaktayız.  Zira böyle bir yaklaşımın düzeltilmesi ve Kur’an ışığında meseleye bakılması gerekmektedir. Bunun için de söz konusu ayetlerin bilinmesi uygun olacaktır. Nitekim Nisa suresini 74 ve 75. ayetleri gayet açıktır. Birlikte okuyalım. “Öyleyse, bu dünya hayatını ahiret ile takas etmek isteyenler Allah yolunda savaşsınlar! Allah yolunda savaşan herkese, ister öldürülmüş olsun ister zafer kazansın, zamanı geldiğinde büyük bir mükafat ihsan edeceğiz. Nasıl olur da Allah yolunda savaşmayı ve “Ey Rabbimiz! Bizi halkı zalim olan bu topraklardan kurtar[ıp özgürlüğe kavuştur] ve rahmetinle bizim için bir koruyucu ve destek olacak bir yardımcı gönder!” diye yalvaran çaresiz erkekler, kadınlar ve çocuklar için savaşmayı reddedersiniz? İmana ermiş olanlar Allah yolunda savaşırlar, hakikati inkara şartlanmış olanlar ise şeytanî güçler uğrunda. O halde Şeytan'ın dostlarına karşı savaşın; Şeytan'ın hile ve tuzakları kesinlikle zayıftır.” (Nisa, 4/74-75) Görüldüğü üzere şartlar oluştuğunda hem Allah yolunda, hem de zayıf ve çaresizlerin temel haklarını korumak maksadıyla savaşmak Müslümanlara yüklenen bir görevdir. Bu kadar açık ifadeler göstermektedir ki, temel insan haklarından mahrum bırakılan ırkı, inancı, mezhebi ne olursa olsun he... Devamı

Emaneti Ehline Vermek Konusuna Farklı Bir Bakış

2012-08-24 20:37:43

    Emaneti Ehline Vermek Konusuna Farklı Bir Bakış Günümüzde bazı Müslümanların Kur’an’ın şu ayetinden habersiz oldukları ve yanlış kıyaslar yaparak hataları sonuçlara ulaştıklarıgörülmektedir.   Nitekim bu kimseler “eşitlik” kılıfının arkasına gizlenerek, bilerek ya da art niyetle, bir savaş zamanında öncelikle farklıalanlarda uzmanlaşmış değişik meslek mensuplarının gidip en ön safta savaşmalarını ve şehit olmalarını istemekte, bilgiye, tecrübeye, ihtisaslaşmaya yeterince önem ve değer vermediklerini böylece ortaya koymaktadırlar. Oysa böyle yaparak hakkı ve adaleti savunduğunu zanneden bu cahiller kanaatimizce şu ayetten habersiz gibidirler.   Ayeti birlikte okuyalım.   “Bütün bunlarla birlikte, [savaş zamanı] müminlerin hepsinin toptan yola çıkması doğru olmaz; onların arasında her gruptan bazılarının seferden geri kalmaları, [bunun yerine] Din hakkında derin ve sağlam bir bilgi elde etmek yolunda çaba göstermeleri ve [böylece] seferden dönen kardeşlerini aydınlatmaya çalışmaları daha yerinde olacaktır; böylece belki, onlar [da] kötülüğe karşı kendilerini (daha iyi) korumuş olacaklardır.” (Tevbe, 9/122)   Görüldüğü üzere bu ayet çok açıktır. Savaş anında gereken mücadeleyi sahasında uzman profesyonel ordunun yapması tavsiye edilmekte ve toptan herkesin savaşa çıkması uygun görülmemektedir.   Geride kalan uzman kimselerin ise her alanda eğitim ve öğretime devam etmeleri, nitelikli insan yetiştirmeleri, dini ilimlerle uğraşanların da sağlam dini bilgi elde etme konusunda derinleşmelerinin uygun olacağı ifade edilmektedir.   Diğer taraftan bu ayette sadece dini ilimlerle uğraşanlara vurgu yapılmış olması diğer tüm me... Devamı

İslam'da recm var mı?

2012-08-10 19:00:46

  M. Ebu Zehra "Recim yok" diyor 1972 yılında Libya'da bir İslam alimleri toplantısı yapılıyor. Toplantının konusu, ülkenin kanunlarını yabancı unsurlardan temizleme ve İslâmîleştirme. Bu toplantıya katılanlar arasında Yusuf Kardavi, Muhammed Ebu Zehra, Ali el-Hafîf, Mustafa ez-Zerka, Subhî es-Salih, Huseyn Hâmid Hassab, Abdulaziz Âmir gibi tanınmış alimler var. Kardavî, bu toplantıda Ebu Zehra'nın çıkışını "Bir bombanın fitilini ateşledi" ifadesiyle veriyor ve –özetle- şöyle devam ediyor: "O toplantının yıldızı tartışmasız olarak Üstad Muhammed Ebu Zehra idi. En çok o konuşuyor, her konuşanın ardından tenkitlerini ve görüşlerini ifade ediyordu. Bir ara ayağa kalktı ve şunları söyledi: "Ben İslam Hukuku ile ilgili bir görüşümü yirmi yıl açıklayamadım, şimdi, Rabbime kavuşmadan önce, "Bana niçin açıklamadın, hak bildiğini söylemedin" diye sorulmaması için açıklayacağım. Bu görüş, evlilerin zinasının cezası olan recimle alakalıdır. Benim kanaat ve reyime göre bu ceza Yahudi şeriatında vardı, Peygamberimiz ilk zamanlarda bunu kaldırmadı, sonra Nur suresi geldi, orada zinanın cezası –evli bekar, kadın erkek herkes için yüz sopa olarak- kondu ve recim kaldırıldı. "Bu reyimi üç delile dayandırıyorum: 1. Allah Teala Nisa suresinde, hür olmayan insanların zinasının cezası, hür olanlara verilenin yarısı kadardır" buyuruyor. Recim bölünemez bir ceza olduğuna göre cezadan maksadın yüz sopa olduğu ortaya çıkıyor. 2. Buharî'nin naklettiği bir rivayette Abdullah b. Evfâ'ya, "Recim, Nur suresi gelmeden önce mi yoksa sonra mı uygulandı?" diye soruluyor, "Bilmiyorum" cevabını veriyor. Şu halde rec... Devamı

Savaşçı Robotlar ve Şehitlik!

2012-08-09 00:50:48

        Savaşçı Robotlar ve Şehitlik!   Kur’an-ı Kerim ve Sahih Sünnet’te düşman saldırılarına karşı hazırlıklı olmak tavsiyesi yer almakta olup bu durum ehlinin  malumudur. Ancak Müslümanların bu uyarıları yeterince ciddiye ve dikkate almadıkları da bir başka gerçektir. Oysa bu uyarılar açık, net ve anlaşılırdır. Bu nedenle, İslam’ın bu tavsiyesi ve ikazı üzerinde ciddiyetle düşünülmesi ve gerekenlerin bir  an önce yapılması icap etmektedir.   Nitekim gelecek asırlarda ya da önümüzdeki yıllarda İslam düşmanları Müslümanları yaşadıkları coğrafyalardan zorla çıkartmak, onları köleleştirmek, yahut kaynaklarını sömürmek isteyebileceklerdir. Bunun için de mesela, “gördükleri her şeyi yok etmeye planlanmış yüz binlerce silahlı ve çok üstün donanımlı robotlar” yaparak bunları Müslümanların üzerlerine salabileceklerdir.   Bu son derece gelişmiş robotlar programlandıkları şekilde acımasızca görevlerini yerine getirecek, vahşice Müslümanların üzerine saldırabilecek, yakıp, yıkıp yok edebileceklerdir.   Acaba böyle bir durum yakın zamanda gerçekleşirse bu savaşlarda ölen Müslümanlar şehit olacaklar mıdır? Bu konu üzerinde İslam alimlerinin şimdiden düşünmeye başlamaları ve gerekli tedbirlerin alınması konusunda yetkilileri ve toplumu uyarmaları kanaatimizce doğru ve uygun olacaktır.   Bununla birlikte, “elbette onlar şehit olacaklardır” diyenlerin de meseleyi çok yönlü olarak değerlendirmeleri, acele etmeden doğru dürüst karar vermeleri ve sorduğumuz şu sorular üzerinde günlerce kafa patlatmaları gerekmektedir.   Acaba “düşmanın ... Devamı

Şeref Yoksunları!!!

2012-07-29 15:31:14

  Şeref Yoksunları Kur’an-ı Kerim ve Sahih Sünnet’in insan onuruna ve şerefine verdiği değeri görmek ve anlamak isteyenlerin bu iki kaynağa doğru bakmaları yeterli olacaktır. Bu iki temel kaynak insanlara şeref yoksunu kimselerin bazı özellikleri hakkında bir takım bilgiler vermekte ve öyle kimselerden olmamak konusunda uyarılarda bulunmaktadır. Nitekim bizlerde bu tür kimselerin bazı özelliklerini ortaya koyarak masum insanları uyarabiliriz. Şöyle ki; ömrü boyunca evrensel ve şaşmaz ilkelerin yanında değil de, gücün ve silahın yanında yer alan kişiler inançları ne olursa olsun şeref yoksunudurlar. Masum insanlar katledilirken çıkarlarının ve menfaatlerinin peşinde koşanlar şeref yoksunudurlar. Yalan yere şahitlik edenler ve utanmadan iftira atanlar şeref yoksunudurlar. Zalime destek olan ve mazlumu yalnız bırakanlar şeref yoksunudurlar. Hakkı, adaleti ve doğruluğu savunmayıp geçici zevklerinin peşinde koşanlar şeref yoksunudurlar. Elinde belge, bilgi, delil ve somut kanıtlar olmadan başkaları hakkında kötü konuşanlar ve iftira atanlar şeref yoksunudurlar. Elinde kesin, sağlam ve güvenilir deliller olmaksızın zalime sahip çıkanlar, suçlulara destek olanlar ve onları bilerek ya da bilmeksizin ısrarla savunanlar şeref yoksunudurlar. Gerçeklerin üzerini örtenler ve yalanlara sarılanlar şeref yoksunudurlar. Fabrika gibi yalan üreten sonra da kendi uydurdukları yalanlara kendileri kananlar şeref yoksunudurlar. İnsanların ellerindekilerine göz dikenler, bunları haksız yere ele geçirmek için adaletten ayrılanlar, hazzı, gücü ve şehveti önceleyenler şeref yoksunudurlar. Söz verip de sözünde durmayanlar, emanete hıyanet edenler ve bilerek yanlışı savunanlar şeref yoksunudurlar. Anne ve babası aleyhine de olsa doğruyu sö... Devamı

Şeref Yoksunları!

2012-07-26 02:35:26

  Şeref Yoksunları Kur’an-ı Kerim ve Sahih Sünnet’in insan onuruna ve şerefine verdiği değeri görmek ve anlamak isteyenlerin bu iki kaynağa doğru bakmaları yeterli olacaktır. Bu iki temel kaynak insanlara şeref yoksunu kimselerin bazı özellikleri hakkında bir takım bilgiler vermekte ve öyle kimselerden olmamak konusunda uyarılarda bulunmaktadır. Nitekim bizlerde bu tür kimselerin bazı özelliklerini ortaya koyarak masum insanları uyarabiliriz. Şöyle ki; ömrü boyunca evrensel ve şaşmaz ilkelerin yanında değil de, gücün ve silahın yanında yer alan kişiler inançları ne olursa olsun şeref yoksunudurlar. Masum insanlar katledilirken çıkarlarının ve menfaatlerinin peşinde koşanlar şeref yoksunudurlar. Yalan yere şahitlik edenler ve utanmadan iftira atanlar şeref yoksunudurlar. Zalime destek olan ve mazlumu yalnız bırakanlar şeref yoksunudurlar. Hakkı, adaleti ve doğruluğu savunmayıp geçici zevklerinin peşinde koşanlar şeref yoksunudurlar. Elinde belge, bilgi, delil ve somut kanıtlar olmadan başkaları hakkında kötü konuşanlar ve iftira atanlar şeref yoksunudurlar. Elinde kesin, sağlam ve güvenilir deliller olmaksızın zalime sahip çıkanlar, suçlulara destek olanlar ve onları bilerek ya da bilmeksizin ısrarla savunanlar şeref yoksunudurlar. Gerçeklerin üzerini örtenler ve yalanlara sarılanlar şeref yoksunudurlar. Fabrika gibi yalan üreten sonra da kendi uydurdukları yalanlara kendileri kananlar şeref yoksunudurlar. İnsanların ellerindekilerine göz dikenler, bunları haksız yere ele geçirmek için adaletten ayrılanlar, hazzı, gücü ve şehveti önceleyenler şeref yoksunudurlar. Söz verip de sözünde durmayanlar, emanete hıyanet edenler ve bilerek yanlışı savunanlar şeref yoksunudurlar. Anne ve babası aleyhine de olsa doğruyu sö... Devamı

Kürtaj, özgürlük sorunu ve yaşam hakkı

2012-07-13 01:09:19

    Kürtaj, özgürlük sorunu ve yaşam hakkı Kürtajı bir özgürlük meselesi olarak gören ve öyle ifade edenler olduğu gibi, bir insanın yaşam hakkının elinden alınması olarak gören ve öyle değerlendirenler de vardır. Biz ikinci grupta yer almakta ve kürtajın “insanınyaşam hakkı” ile doğrudan ilgili olduğunu düşünmekteyiz. Bir birey kendi hayatı ile ilgili her türlü kararıkendi özgür iradesi ile alır ve almalıdır. Zira dünyadaki imtihanın da anlamıbudur zaten. Ancak cinsel ihtiyaçlarını karşılarken gerekli tedbirleri almayarak hamile kalan bir kadının ise karnında taşıdığı o canı, o cenini, o fetusu, o insanı aldırmaya, öldürmeye ve onu yok etmeye hakkı ve yetkisi yoktur. Zira karnında taşıdığı o can onun kendi malı değildir ve o can artık ona bir emanettir. Onu kendi malıymışgibi göremez ve gösteremez. O canlının dünyaya gelmesini sağlamak görevi; hem o kadına, hem o erkeğe, hem de o topluma düşmektedir. Zira savunmasız bir yavruyu meşru bir mazaret yokken anne karnında öldürmek cinayetten farksızdır. Dolayısıyla kürtaj yaptırmayı bir özgürlük sorunu olarak görmek mümkün değildir. Zira işin içine artık bir canlı dahil olmuşturve o canlının yaşam hakkının elinden alınması ise suçtur, cinayettir ve bu asla bir “özgürlük sorunu ve tercih hakkı” değildir. Burada doğum kontrolü yapmayan ve önceden gereken tedbirleri almayanlar suçludurlar. Suçlu olan masum o cenin değildir. Onu suçlu olarak görüp ortadan kaldırmak insanlık değil vahşettir. İşin kolayına kaçmaktır. O canlıyı kurtarmak ve yaşamasını sağlamak ise tüm insanlığın ortak ödevidir. Öte yandan, kürtajı sadece dindarların sorunu gibi gösteren yaklaşı... Devamı

Beterin Beteri Var!

2012-06-29 16:31:26

    Beterin Beteri Var! Şurası bir gerçek ki şükür azaldıkça şikayet artıyor, şikayet arttıkça da şükür azalıyor. Genel olarak tüm toplumlara bakıldığında bunun sayısız örneğine rastlamak mümkündür. İnsanlar Allah’tan uzaklaştıkça ve şeytani duyguların tesirine girdikçe ellerindeki nimetlere şükretmek, Allah’a dua etmek, daha iyi olanlarına kavuşmak için çalışıp çabalamak yerine kısa yoldan köşe dönmek derdinde olabiliyorlar. Ya da helal mi haram mı bakmadan ele geçirmek ve tüketmek hırsı ile hareket edebiliyorlar. Dolayısıyla böyle tipler hayata hep karamsar bakıyorlar. Bunlar bardağın dolu tarafını değil sürekli boş tarafını görüp konuşuyorlar. Anlamsız ve faydasız sözlerle hayatlarını tüketebiliyorlar. Yazın sıcak havadan, kışık soğuktan şikayet ediyorlar. Tabiat ve insanlar için bir rahmet olan yağmuru yağdıran Allah’a hamd etmek yerine, şiddetli bir yağmur yağınca isyan kokan cümleler kurabiliyorlar. Bu tiplerin dünyalarında sabır kavramı adeta yok olmuş ve tümden varlığını yitirmiş gibidir. Oysa insan olma şerefiyle yaratıldığı, kendisine cenneti kazanma fırsatı verildiği için daim şükür halinde olması gereken normal bir insanın şöyle dua etmesi daha uygun olmaz mıydı? “Rabbim bugünümüze şükürler olsun. Bize rahmetinle muamele et! Bize dayanma gücü ver! Bizi nefsimizle başbaşa bırakma! Rabbim Sana sürekli şükreden bir kul olmamı sağla! Rabbim içimde öyle güzel duygular uyandır ki hep sana hamd eden bir kul olayım!” Böyle dua edenlere Allah’ın rahmeti ile muamele edeceği, üzerine fazlını ve bereketini yağdıracağı, hiç ummadığı şekilde onu rızıklandıracağı, kalbine huzur ve itminan vereceği, sıkıntıları... Devamı

el-Kaide Terör Örgütü ve Arkasındakiler

2012-06-15 11:24:44

    el-Kaide Terör Örgütü ve Arkasındakiler Siyasal ve somut hedefi olmayan, somut bir coğrafi alana sahip bulunmayan bu terör örgütünü kimler kurdu ve amaçları neler olabilir? Bunun üzerinde hiç düşünmeden duydukları her taraflı habere hemen inanan kimselerin yanlış kararlar aldıkları görülmektedir. İslam ile terörü özdeşleştirme çabalarının bir ürünü olarak bu örgütü kuranlar ise sinsice çalışmalarını sürdürmektedirler. Bu örgütün İslam adına hareket ettiğini zanneden bazı saf Müslümanlar ise bilmelidirler ki, bu kanlı örgüt bırakın İslam’a hizmet etmeyi, İslam’a en büyük darbeyi vurmaktadır. Zira IRA ve ETA gibi örgütlerin somut hedefleri, coğrafi alanları, örgüt yapıları ve kadroları vardı. Oysa el-kaide denilen bu örgütte bunların hiç birisi yoktur. Bu örgüt için adeta tüm dünya bir eylem alanıdır ve bu durum bize göre oldukça manidar ve düşündürücüdür. El-kaide adlı bu örgüte yaptırılan eylemlerle dünyada siyasi bir sonuç alınmak istendiği ayan beyan ortadadır. Bunu göremeyenlerin dönüp kendilerine bakmaları ve eleştirel akılla meseleyi yeniden düşünmeleri uygun olacaktır. Bu taşeron örgütü kuranların ve kullananların bize göre tek amacı; tüm dünyada özellikle de Batı’da İslam aleyhtarlığını kışkırtmak ve İslam ile terörü özdeşleştirmektir. İslam düşmanlarının bilerek kurduğu ve bilinçli olarak yönettiği bu örgüte karşı dikkatli olmak gerekmektedir. Bu örgüt sayesinde dünyadaki insanlar nezdinde “İslam karşıtı bir cephe oluşturulmak istendiği” aç... Devamı

Kürtajı Savunanlar ve Empati Yoksunluğu

2012-06-08 11:54:09

      Kürtajı Savunanlar ve Empati Yoksunluğu   Daha öncede kürtaj konusunu değişik yazılarımızda değerlendirmiş ve görüşlerimizi kamuoyu ile paylaşmıştık. Ancak bugünlerde kürtaj konusu tekrar gündeme geldiği ve sıkça tartışıldığı için görüşlerimizi yeniden paylaşmamız gerekli olmuştur. Öncelikle şunu ifade edelim ki, kürtaj kesinlikle bir doğum kontrol yöntemi değildir ve asla da olamaz. Kürtajı doğum kontrol yöntemi olarak gören ve kürtaj yaptıranlar alanen cinayet işlemektedirler. Zira 9 ay 10 gün sonra bir “insan” olarak dünyaya gözlerini açacağı neredeyse kesin olan bir canlının (insanın) yaşamına son vermeye kimsenin hakkı ve yetkisi yoktur. Çünkü embriyonun ve ceninin yaşam haklarını hiçe sayarak kürtaja başvurmak, insanın hayat hakkının apaçık ihlalidir. İşte bu nedenle de kürtaj bir cinayettir. Bu itibarla, tekrar ifade edelim ki, yaşam hakkı en temel ve kutsal bir hak olup haksız yere hiçbir şekilde bir başkası tarafından sonlandırılamaz. Zira ayet-i kerime açıktır. “...Kim, bir insanı, bir can karşılığı veya yeryüzünde bir bozgunculuk çıkarmak karşılığı olmaksızın öldürürse, o sanki bütün insanları öldürmüştür. Her kim de birini (hayatını kurtararak) yaşatırsa, sanki bütün insanları yaşatmıştır....” (Maide, 5/32)  Doğduktan sonra bir çocuğu öldürmek nasıl cinayet ise, doğmadan önce de  bir ceninin yaşamına daha anne karnında iken son vermek aynı şekilde cinayettir.  Çünkü ayette de belirtildiği üzere anne karnındaki o cenin kimseyi öldürmemiş ve yeryüzünde bozgunculuk çıkarma suçunu da işlememiştir. Onun hiçbir su&ccedi... Devamı

Kürtajı Savunanlar Bu Yazıyı Mutlaka Okumalı!

2012-06-03 21:40:49

        Kürtajı Savunanlar Bu Yazıyı Mutlaka Okumalı!   Kürtajla ilgili düşüncelerimizi bir sonraki yazımızın konusu yapacağımızı ifade ettikten sonra anne karnında hunharca katledilen minik bir yavrunun annesine yazdığı şu mektubun dikkatle okunmasını ve herkesin kendisini bu bebeğin yerine koyarak bir kez daha bu konuyu düşünmesini ısrarla tavsiye ediyorum.       Anne karnındaki bir bebeğin annesine yazdığı o mektup 5 Ekim:   Bugün var edildim. Buradayım. Varım. Müthiş bir duygu bu. Var olduğumu henüz annem ve babam bilmiyorlar. Bir elma çekirdeğinden bile küçüğüm. Ama ne de olsa, ben benim. Varım ya! Bu bana yetiyor. Henüz bedenim belli belirsiz, yüzüm yok ama, varlığımı ve benliğimi hissedebiliyorum. Bir kız olacağım ve baharda çiçekleri seveceğim.   19 Ekim:   Biraz büyüdüm. Kımıldamam mümkün değil. Annem henüz benim farkında değil, ama onun kanıyla besleniyorum. Annemin kalbinde dolaşıp gelen o sımsıcak kan bana da ulaşıyor. Beni sevecek bir kalbin kıpırtılarını şimdiden hissediyorum. Annem beni çok sevecek. Annem için güzel bir sürpriz olacağım ben.     23 Ekim:   Hiç göremediğim bir el ağzımı biçimlendirmeye başladı. Dudaklarımda onun dokunuşunu hissediyorum. Bu "el"in dokunduğu yerler dudağım damağım oluyor. Düşünün bir yıl sonra bu elin dokunduğu yerde tebessümler açacak, güleceğim. Dudağımdan ve dilimden sözler dökülecek. Herhalde önce "Anne!" diyeceğim. Anneee duyuyor musun beni? Seninle konuşacağım. Sana güleceğim. Kimilerine göre ben daha var değilmişim... Nasıl olur? Varım ve gülücükler sunacak dudaklarım da olmak üzere... Ben varım... Devamı

Kibrit Çöpü Deyip Geçmeyin!

2012-06-01 13:31:32

      Kibrit Çöpü Deyip Geçmeyin! Bütün insanlar bu dünyaya deruni bir anlam ve amaç için gönderilmişlerdir. Hayatın anlamını bilen, Yaratıcısını tanıyan ve O’nun rızasını kazanmak için çabalayan kişiler bu sınavı başarı ile tamamlayıp ebedi hayatı kazanabileceklerdir. Ama tersini yapan ve hayatlarını boş şeylerle tüketenler ise bu imtihanı kaybedeceklerdir. Konuyu biraz daha açmaya çalışalım. İnsanoğlunu bir kibrit çöpüne, kibrit kutularını da insanların içinde yaşadıkları topluma benzetmemiz mümkündür. Mesela bazı kibrit çöpleri vardır. Belirli bir amaç için yanarlar. Kimi bir sigarayı yakar, kimi bir ocağı tutuşturur, kimisi ise bir sobanın yanmasını sağlar. Kimi kibrit çöpleri ise boş yere yanarlar, tükenip giderler ama hiçbir işe de yaramazlar. Kimi kibrit çöpleri ise bir evi veya ormanı yakıp kül edebilir. Öte yandan kibrit kutusunun içine bakıldığında çöplerin hepsinin aynı olduğu zannedilebilir. Oysa durum çok farklıdır. Zira aynı gibi görünen bu çöplerin aslında çok farklı oldukları işlevlerinden rahatlıkla anlaşılabilecektir. Nitekim bazı kibrit çöpleri yanmayacak kadar incedir. Yakarken kırılacak zannedersiniz. Ama en iyi de o kibrit çöpleri yanarlar. Bazı kibrit çöpleri ise epeyce kalındır. Siz zannedersiniz ki en güzel onlar yanacak ve bir işe yarayacak. Ama bu kalın kibrit çöpü “foss” diye bir ses çıkartır ve kendini bile yakamadan geçip gider. Kimi kibrit çöpleri ise eğri büğrüdürler, lakin onlardan hiç beklenilmeyecek şekilde fonksiyonlarını yerine getirirler ve önyargılı kişileri epey şaşırtırlar. İşte... Devamı