Şiîlere ve Sünnîlere Düşen Büyük Görevler!

2013-11-06 10:34:00

      Şiîlere ve Sünnîlere Düşen Büyük Görevler!   Her zamankinden daha çok birlik ve beraberliğe ihtiyaç duyulan şu günlerde hem Şiîlere hem de Sünnîlere çok büyük görevler düşmektedir. Şiîler ve Sünnîler, İslam ülkelerinde kan seylaplarının akmaya devam ettiği şu günlerde birbirlerine daha fazla yaklaşmak ve din kardeşliğini daha da pekiştirmek zorundadırlar. Şiîler ve Sünnîler, Müslümanı Müslüman yapan inanç esaslarındaki ortak paydalardan yola çıkarak ortak değerleri güçlendirmekle mükelleftirler. Şiîler ve Sünnîler, birbirleriyle değil ortak düşmanla hep birlikte mücadele etmekle yükümlüdürler. Şiîler ve Sünnîler, mezhep propagandasını veya içi boş sloganları bir kenara bırakıp İslam kardeşliği üzerinde yoğunlaşmalıdırlar. Şiîler ve Sünnîler, mezhep farklılıklarını ve tarihteki tartışmaları bir kenara bırakmalı, kardeşlik duygularını sağlamlaştıracak adımlar atmalı, hayırlı ve güzel faaliyetlere odaklanmalıdırlar. Şiîler ve Sünnîler, dinin kendisi ile dinî yorumları birbirinden ayırt etmeli, ictihadın zamana ve şartlara göre değişebileceği gerçeğini göz ardı etmemelidirler. Şiîler ve Sünnîler, ortak inanç temeline dayalı kardeşliği güçlendirmeli, ümmetin yeniden ihyasına ve uyanışına yönelik girişimlere ağırlık vermelidirler. Şiîler ve Sünnîler, ümmet şuuru ile hareket etmeli ve her zaman ümmetin birliğinden yana tavır koymalıdırlar. Şiîler ve Sünnîler, Batılı güçlerin ümmet birliğini yok etmek için Osmanlı devletini bölüp parç... Devamı

Cami ve Kadın Eğitimi (I)

2013-11-05 13:28:00

Cami ve Kadın Eğitimi (I)   Camiler, kurulduğu dönemden itibaren dinî, siyasî, idarî, sosyal ve eğitimle alakalı pek çok konuda hayırlı hizmetin yürütülmesinde aktif rol oynamışlardır. Hz. Peygamber, İslâm’ın kurumsallaşmasına camiden başlamış, hicretten hemen sonra inşa ettirdiği camide, bireysel ve sosyal pek çok ihtiyacın karşılanmasını sağlamış ve camileri bir ana merkez haline getirmiştir. Hz. Peygamber döneminde cami eğitiminin hedef kitlesi, çocuk-genç, yetişkin-yaşlı, kadın-erkek bütün Müslümanlardan oluşmuştur. Bununla beraber günümüzde erkek cemaatin ibadet ve eğitim amaçlı camiye ilgisi devam ederken, kadınların genellikle camiye devam etmedikleri ve burada verilen eğitimden yeterince yararlanamadıkları görülmektedir. Günümüzde kadınların camiye gitmelerini hoş karşılamayan geleneksel anlayışın dinî hükümlere değil, dinle ilgili bir takım yorumlara dayandığı anlaşılmaktadır. Çünkü dinin temel kaynaklarında ibadet ve ibadet mekânlarına devam etme konusunda cinsiyet ayrımı olmadığı görülmektedir. Nitekim Hz. Peygamber zamanında kadınlar camiye devam etmişler, orada gerçekleştirilen hem ibadet hem de eğitim-öğretim faaliyetlerinden önemli ölçüde faydalanmışlardır. Dolayısıyla kadınların fitne ihtimali nedeniyle camiden uzak tutulmaları, hem cinsiyet eşitliği hem de İslâm’ın adalet anlayışı ile bağdaşmamaktadır. Hayatın değişik alanlarında kadınların bulunmaları normal görülürken, hangi nedenle olursa olsun, onların ilim ve ibadet mekânı olan camilerden uzak tutulmaları İslâm toplumları için önemli bir eksikliktir. Bu konuda Hz. Peygamber dönemindeki uygulamaya tekrar dönülmesi, toplumun yaklaşık yarısını oluşturan kadınların cami eğitimi... Devamı

Cami ve Kadın Eğitimi (II)

2013-10-24 23:26:00

    Cami ve Kadın Eğitimi (II) Kur’an ve Sünnet’te ilmin öğrenilmesi ve öğretilmesi konusunda hem erkeğe hem de kadına yönelik genel ifadeler vardır. Hz. Peygamber, kendisine vahyedilen Kur’an’ı herkese ulaştırmakla görevli olduğunu söz ve uygulamalarıyla göstermiştir. O, kendisine vahyedilen ayetleri camide toplanan erkeklere ve kadınlara okumuş ve anlatmıştır. Kadınlar, onun cuma ve bayram hutbelerini değişik konularla ilgili açıklamalarını dinlemiş ve merak ettikleri pek çok konuyu ona sorarak bizzat ondan öğrenmişlerdir. (Müslim, Îman 34; Tirmizî, Îman 6) Mescid-i Nebevî’nin kadınlara tahsis edilen kısmı günümüzde olduğu gibi, erkeklerin namaz kıldıkları yerden duvar ya da perdeyle ayrılmamıştı. Dolayısıyla kadınlar, kendilerine ayrılan ancak arada herhangi bir engel bulunmayan bölümde namazlarını kılar, hutbe, vaaz ve sohbetleri rahatlıkla dinleyip eğitim öğretim faaliyetlerine katılırlardı. Hz. Peygamber, camide kadınlara özel bir bölüm ayırmanın yanında, onların camide rahat edebilmeleri için bazı tedbirler de almıştı. Öncelikle kadınların camiye rahat girip çıkmaları için gerekli kolaylığın sağlanmasını istemişti. O dönemde Mescid-i Nebevî’nin üç kapısı vardı. Başlangıçta kapılardan herhangi biri kadınlara tahsis edilmemişti. Ancak camiye devam eden kadınların sayısında ciddi artış görülünce Hz. Peygamber: “Keşke şu kapıyı kadınlara ayırsaydık” buyurarak, kapılardan birinin onlara tahsis edilmesi istedi. Ancak onun bu isteği daha sonraki yıllarda yerine getirilebildi ve Hz. Ömer döneminde kapılardan biri kadınlara tahsis edildi. (Ebû Davûd, Salât 17). Bu bilgiden anlaşılıyor ki, Hz. Peygamber kadınların camiye gelip cemaate katılmalarını istemekte ve bunu ... Devamı

Öğretmenlere Bazı Tavsiyeler

2013-09-26 22:38:00

Öğretmenlere Bazı Tavsiyeler Çok başarılı bir öğretmen, emekli olurken genç bir meslektaşının kendisine başarısının sırrını sorması üzerine ona şu cevabı vermiştir: "Bir öğrencinin başarılı olabilmesi için dersi sevmesi, dersi sevebilmesi için ise öğretmenini sevmesi, öğretmeni sevebilmesi için de öğretmenin öğrenciyi sevmesi gerekir. Sen öğrenciyi seversen ona öğretmek daha kolay olur." Görüldüğü üzere, bütün mesele budur. Bu tavsiyenin tüm öğretmenler tarafından baş tacı edilmesi gerekir. Gerçekten de sevginin öğrenciler üzerinde etkileyici bir gücü vardır. Bu gücü kullanabilmek için öğrenciyi sevmek, ona değer vermek ve adam yerine koymak gerekir. Öğrenciyi azarlayan, aşağılayan, hata yaptığı zaman yerin dibine batıran, arkadaşları arasında küçük düşüren öğretmen iyi bir öğretmen değildir ve olamaz. Ancak ne acıdır ki hâlâ öğrencilerini küçümseyen, onlara tepeden bakan, tehdit eden, şiddet uygulayan öğretmenler doğru ve haklı gösterilmekte ve böyle bir yanlışı yapan öğretmenlere sahip çıkılmaktadır. Oysa bir öğrencide korku duygusunun yerine sevgi duygusunun harekete geçirilmesi gerekir. Zira sevgi ön planda olduğu zaman öğrenme çok daha kolay olur. Nitekim Prof. Dr. Nevzat TARHAN: “Bir öğretmen, öğrenciye sevgiyle yaklaşırsa, çocuğun beyninde öğrenmeyle ilgili bir mutluluk kimyasalı salgılanır ve öğrenme daha kalıcı hale gelir" demektedir. Onun bu tespitinin son derece haklı ve yerinde olduğu söylenebilir. Diğer taraftan öğrencilere, derslerin yanı sıra hayat ve hayatta karşılaşılacak sıkıntılarla mücadele yöntemleri ve disiplinli olmak da öğretilmelidir... Devamı

Farklı Mezhebe Mensup Müslümanlar Savaşırlarsa Yapılması Gereken

2013-09-12 20:52:00

Farklı Mezhebe Mensup Müslümanlar Savaşırlarsa Yapılması Gereken Nedir? Müslümanlar da haksız çıkarlar uğruna zulüm yapabilir, yanlış kararlar alabilir, hak ve adalet sınırlarını ihlal edebilirler. Nitekim Kur’an, Müslümanların da böyle bir yanlışa düşebileceklerini haber vermektedir. Bu tür durumlarda bir tarafın haksız olduğu, keyfi kararlar aldığı ve diğer tarafı ezmeye kalkıştığı açıktır. Zira her iki tarafında sonuna kadar haklı oldukları durumlar yoktur ya da yok denecek kadar azdır. Genellikle bir taraf aşırı saldırgandır, haksızdır ve zalimdir. Diğer taraf ise zulme maruz kalmıştır; zayıf ve çaresizdir; hakkını arama ve kendini savunma çabası içindedir. Peki böyle bir durumda dünyadaki diğer Müslümanlara düşen vazife nedir? Kur’an-ı Kerim böyle bir durumda onlara hangi sorumluluğu yüklemektedir? Kur’an’a bakıldığında, iki Müslüman devlet, grup veya mezhep mensuplarının kendi aralarında savaşa tutuşmaları halinde yapılması gereken çok önemli görevler olduğu görülecektir.    Bu konuda Kur’an-ı Kerim’in emri açıktır. Ayet-i kerimeyi birlikte okuyalım. “O halde, müminler içinden iki grup çatışırsa/savaşırsa onlar arasında barışı sağlayın; ama sonra, iki [grup]tan biri diğerine haksız şekilde davranırsa, [davranışı]nı Allah'ın buyruğuna uygun hale getirinceye kadar, haksızlık yapan taraf ile mücadele edin. Eğer (onlar yaptıklarından) vazgeçerlerse adil bir şekilde aralarını bulun ve [onlara] eşit davranın: çünkü Allah, eşit davrananları sever! Bütün müminler kardeştir. O halde, [her ne zaman araları açılırsa] iki kardeşinizin arasını düzeltin ve Allah'a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun ki O'nun rahmetine nail olasınız.”(Hucurâ... Devamı

Uluslararası İlişkilerde Temel Kural Hukuk ve Ahlak İlkeleridir!

2013-08-28 20:53:00

Uluslararası İlişkilerde Temel Kural Hukuk ve Ahlak İlkeleridir! İslam dininin ortaya koyduğu medeniyet tasavvurundan haberi olmayan kimi çevrelerin, Batılı normlarla düşünerek “Uluslararası ilişkilerde temel kural ulusal çıkarlardır” demeleri, din, hukuk ve ahlak kurallarını rahatlıkla göz ardı etmeleri, zulmü savunmaları, ilkesizliği ve dönekliği meşru göstermeye çalışmaları İslam’a göre son derece yanlıştır. Hakikati inkâra şartlanmış olanların veya yarım gönüllü inananların böyle söylemeleri kendileri açısından normal görülebilir. Zira onların ahirette Yüce Allah’ın rızasını kazanma ve İslam’ı tüm dünyaya tebliğ ve temsil etme gibi bir dertleri ya da endişeleri yoktur. Bu itibarla, İslam’ı yeterine özümsememiş ve sevememiş bu gibi kimselerin ne dediklerine bakmadan önce Kur’an’ın konu ile ilgili ayetlerini okumak gerekir. “Onlar, kendilerinin inkâr ettiği gibi, sizin de hakikati inkâr etmenizi isterlerdi ki siz de onlar gibi olasınız. O halde, Allah rızası için zulüm ve kötülük diyarını terk edinceye kadar onları kendinize dost edinmeyin. Ve eğer [açık bir] düşmanlığa yönelirlerse, onları nerede bulursanız yakalayın ve öldürün. Onlardan hiç birini ne dost, ne de hâmi edinmeyin, eğer bir anlaşma ile bağlı bulunduğunuz insanlarla ilişkisi olanlardan veya size yahut kendi toplumlarına savaş açmak [fikrin]den kalplerine ürküntü geldiği için size yaklaşanlardan değillerse. Halbuki Allah onları sizden daha güçlü kılsaydı, mutlaka size savaş açarlardı. Ama onlar sizi bırakır, savaş açmaktan vazgeçer ve barış teklif ederlerse, Allah onlara zarar vermenize müsaade etmez.”(Nisa, 4/89-90) “Ancak, kendil... Devamı

Bunalıma Giren Kimsenin Asıl Okuyacağı Dua Bu İşte!

2013-08-28 20:37:00

Bunalıma Giren Kimsenin Asıl Okuyacağı Dua Bu İşte! Depresyona, strese ya da bunalıma giren kimsenin okuyacağı bir takım dualardan bahsedenlerin Kur’an’ın bu ve benzeri konularda ne dediğine hiç bakmaması, sağlam ve güvenilir olmayan bilgileri insanlara nakletmesi oldukça düşündürücü bir durumdur. Bu itibarla biz makalemizde Kur’an’ın meseleye nasıl baktığını ortaya koymaya çalışacağız. Amacımız; işin kolayına kaçan kimseleri buradan uyarmak, sıkıntılarından kurtulmak, tedavi olmak ve arınmak isteyen kimselere ise dosdoğru yolu göstermek olacaktır. Burada öncelikle şunun altını çizelim ki, bir takım bedeni ve ruhi hastalıklara maruz kalanların öncelikle doktora gitmeleri, verilen ilaçları kullanmaları gerekmektedir. Ancak, bu tür hastalıkların tekrar nüksetmemesi için kalıcı tedavi yöntemlerine ihtiyaç olduğu ise izahtan varestedir. Dolayısıyla evvela insanoğlu bu dünyada niçin bulunduğunu bilmek durumundadır. Bu konuda çok ciddi çabalar sarf ederek imanını sağlamlaştırmayan ve bir takım yanlış yollara girenlerin yeniden durup düşünmeleri ve girdikleri yanlış yollardan dönmeleri kendi yararlarına olacaktır. Ademoğlu bu dünyada imtihan için bulunmaktadır. O hayatı boyunca zaman zaman çok ciddi sınavlarla karşı karşıya kalabilecektir. Bu durumda ona düşen isyan etmek değil, bu imtihanı başarı ile atlatmak için mücadeleye kararlı ve azimli bir şekilde devam etmek ve bu arada da sabrı elden bırakmamak olacaktır. Yüce Rabbimiz bizlere bu konuda Hac suresinin 8 ila 15. ayetlerinde gerekli açıklamaları ve uyarıları yapmaktadır. Bilindiği üzere Kur’an-ı Kerim’in bir özelliği de kâfir, münafık ve müminleri tanıtırken genellikle bu kimselerin önemli vasıflarını zikretmesi ve ilg... Devamı

Eşcinsellik tedavisi mümkün olan bir sapkınlıktır!

2013-08-28 20:34:00

  Eşcinsellik tedavisi mümkün olan bir sapkınlıktır!      Günümüzde bir takım sorumsuz ve duyarsız medya organları maalesef tedavisi mümkün sapkınlığı normal bir durummuş gibi gösterme gayreti içerisine girmişlerdir. Oysa bilinmektedir ki eşcinsellik insan türüne ve onuruna apaçık saldırı özelliği taşıyan ve hayvanların bile yapmadığı iğrenç ve çirkin bir sapkınlıktır.   Bir takım çevreler bilinçli bir şekilde ve özgürlük maskesi adı altında bu iğrenç fiili meşru gösterme gayreti içine girmişlerdir. Bu kimselerin iğrenç bir davranışı sevimli ve doğru gösterme hakları varsa, bizlerin de İslâm’ın meseleye nasıl baktığını ortaya koyma ve bu çirkin fiili eleştirme hakkımız vardır.           Genel kabul gören görüşlere göre eşcinsellik, insanda doğal olarak var olan bir yönelim değildir. Sosyal öğrenmeyle ve yanlış eğitimle gelişmiş bir durumdur. Biyolojik doğaya uymayan sapmadır. NitekimNuh kavminden önce hiçbir toplumun  bu ahlaksızlığıyapmadığınıyüce Rabbimiz bizlere haber vermektedir. (A’raf, 7/80)    Eşcinsellik tehlikeli bir sapkınlık, tüyleri ürperten fena bir rahatsızlıktır. Zira bu sorun, geçiştirilecek sıradan bir mesele değil, insan soyunun geleceğini, varlığını, idamesini tehdit eden büyük bir ahlâksızlıktır.   Eşcinsellik; insan neslinin, bütün varlıkların ve kâinâtın korunması konusunda hassas olan İslâm’ın müntesiplerinin kahir ekseriyetini oluşturduğu bir toplumda hiçbir surette meşru ve mübah gösterilmeyecek bir sapma hâlidir. Zira Müslüman bir toplumun bütün değerler sistemini alt üst etme t... Devamı

Eşcinselliğin tedavisi için yapılması gerekenler!!

2013-08-28 20:30:00

Eşcinselliğin tedavisi için yapılması gerekenler Geçen sene eşcinsellikle ilgili yazmış olduğum “eşcinsellik tedavisi mümkün olan bir sapkınlıktır” başlıklı makaleminçok büyük ilgi görmesi, bu sapkınlıktan muzdarip olanların sayısının bir hayli fazla olduğunu gelen mailler sonucu öğrenmem, tedavi için bana ulaşmaya ve yardım istemeye çalışanların aşırı derecede fazlalığı, hala inatla bu sapkınlığı savunanların var olması, bunlardan bazılarının benimle tartışmak istemeleri, kendilerini haklı çıkartma çabaları ve benzeri nedenlerle bu konuyu tekrar ele almamız şart olmuştur. Zira bu sapkınca hastalıktan kurtulmayı azim ve kararlılığı sonucu başarmış olan bir okuyucumun tecrübelerini bana yazılı olarak bildirmesi ve bunları okuyucularla paylaşmamı istemesi üzerine bu makaleyi yazmamız bir zorunluluk haline gelmiştir. Bu nedenle, adını vermeyeceğim bu okuyucunun bu sapkınlığı yenmek için yaptıklarını ve verdiği kararlı mücadeleyi kısaca özetledikten sonra onun tavsiyelerini maddeler halinde sizlerin istifadesine sunmayı arzulamaktayım. Sahasında uzman, ihlâslı ve dindar bir hekimin yönlendirmelerine ilave olarak, bu okuyucumun yaşadıklarından çıkartılacak dersler olduğunu düşünmekteyim. Bu dertten muzdarip olanların ya da onların yakınlarının bu tedavi sürecinde yapmaları gerekenler hakkında bir fikir vermesi bakımından bu makalemizin çok faydalı olacağını umut etmekteyim. Ayrıca yeri gelmişken şunu da belirteyim ki, utanan ve kibirlenen ilim öğrenemez ve hiçbir sorununu çözemez. Dolayısıyla bu okuyucunun mektubunda yer alan bir takım ifadeler ilk bakışta bazılarına çok müstehcen gelebilir belki. Ancak, eşcinsellik üzerinde düşünülmesi ve bu soruna çözüm bulunabilmesi için bunların konuşulması ve tartışılması gere... Devamı

Eşcinsellik Doğuştan Değil, Sonradan Kazanılan Bir Sapkınlıktır!

2013-08-28 20:27:00

Eşcinsellik Doğuştan Değil, Sonradan Kazanılan Bir Sapkınlıktır   Bizim kültürümüzde “ibne” sözcüğü küfür ve hakaret ifade eden bir kelimedir. Zira bizim inancımız ve değerlerimiz homoseksüelliği asla kabul etmemiş ve normal karşılamamıştır. Bundan sonra da karşılamayacaktır. Çünkü kutsal kitabımız Kur’an, bu eylemin çirkin bir davranış olduğunu Lût Peygamberin kendi toplumuna hitaben yaptığı şu konuşmadaki sözleriyle bize haber vermekte ve bizleri de dolaylı olarak bu konuda uyarmaktadır. “İnsanların içinden (tab’an ve hukuken meşru olan cinsi bırakıp da) erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Hem de, Rabbinizin sizin için yarattığı eşlerinizden uzaklaşarak? Yoo, siz her türlü ölçüyü aşan azgın bir toplumsunuz!” (Şuarâ, 26/165-166) Kur’an’da ifade edildiği üzere bu sözlere öfkelenen Lût kavmi peygamberlerini şehirden kovmakla tehdit etmişlerdir. (A’râf, 7/80-81; Şuarâ, 26/167; Neml, 27/56) Bunun üzerine Lût (as) da onlara şöyle karşılık vermiştir. “İyi bilin ki, ben bu sizin yaptıklarınızı sonuna kadar nefretle kınayan ve sizin gibi bir toplumun üyesi olmayı reddeden biri olarak kalmaya devam edeceğim.”(Şuarâ, 26/168) Görüldüğü üzere Kur’an eşcinselliği açıkça kınamaktadır. (Bu arada, eğer eşcinsellik bu şekilde kınanıyorsa lezbiyenliğin de aynı şekilde kınanacağında zaten şüphe yoktur. Zira her ikisi de mahiyeti itibarıyla bir olup, sapkınca ve azgınca arzu ve eğilimlerin sonucundan başkası değildir.) Kur’an’da başka ayetlerde bu haddi aşan davranışı yapanlar şu şekilde eleştirilmekte ve inananlar bu fiilden şiddetle men edilmektedir.  “Lût’u da Peygamber olarak gönderdik. Hani o... Devamı

Arkadaş! Sen Zaferden Değil Seferden Sorumlusun!

2013-08-22 21:34:00

Arkadaş! Sen Zaferden Değil Seferden Sorumlusun! İslam dini sadece ahirete yönelik belli bazı ibadetleri yapmayı emretmez. İslam’ın kendine özgü bir medeniyet projesi vardır. Zira İslam, insanoğlunun hem dünya hem de ahiret mutluluğunu hedeflemektedir. Onun ortaya koyduğu ilkeler sadece dinî konularla sınırlı değil, dünyevî hususlarla da alakalıdır. İslam’ın insanların bilgi ve becerisine bırakılan bilimsel ve teknolojik gelişmelerde bile uyulmasını emrettiği dinî ve ahlâkî kuralları olduğu gibi, hukuk, siyaset, ekonomi, uluslararası ilişkiler ve benzeri alanlarda da Müslümanlara nasıl davranacaklarını öğreten/emreden âyetleri mevcuttur. Bu itibarla iman eden, ibadetlerini yapan ve ahlakını güzelleştiren bir müminin Allah’ın rızasını kazanması ve cenneti elde etmesi için yapması gereken başka görevleri de vardır. Nitekim İslam’ı tebliğ, temsil ve yeryüzünde adaleti tesis etme görevi tüm müminleri beklemektedir. (Hac, 22/78) Bütün bu görevlerin nasıl yapılacağı Kur’an ve Sünnet’te en güzel şekilde açıklanmıştır. Dolayısıyla bir müminin dünyevî meselelerde bu iki kaynağın emir ve yasaklarını göz ardı etmesi düşünülemez. Ederse sorumlu olacağını bilmek durumundadır. Diğer taraftan bir mümin, mevcut şartlarda neyi ne kadar yapabiliyorsa onu o kadar yapmakla mükelleftir. Yapamadıklarını zamana, imkânların oluşmasına ve gelecek nesillere bırakmak zorundadır. Zira bir mümin zaferden değil, seferden sorumludur. Çünkü Yüce Allah, hiç kimseye gücünün yettiğinden fazlasını yüklemez. Herkese yaptıklarının karşılığı mutlaka verir. Yapması gerekenleri yapmayanlar, yapmaması gerekenleri yapanlar bunun cezasını mutlaka ahirette çekerler. Dolayısıyla mümine dü... Devamı

Açık Büfede İsraf Etmek Büyük Günahlardandır!

2013-08-09 19:43:00

Açık Büfede İsraf Etmek Büyük Günahlardandır! Hac ve umre yolculuklarında ya da dindar Müslümanların tatil amaçlı gittikleri lüks otel, kaplıca, termal tesis ve lokantalarda sunulan açık büfe yiyecek ve içeceklerde maalesef ciddi bir israfın yapıldığına şu satırların yazarı defalarca kez şahit olmuştur. Oysa açık büfe uygulamasının asıl amacı herkesin istediğinden ihtiyacı kadar almasını sağlamaktır. Ancak bazılarının gözü doymadığı için ihtiyacından fazlasını almakta, bunları yiyememekte ve en az yarısının çöpe dökülmesine neden olmaktadır. Bu israfı ve vurdumduymazlığı pek çok kez gözlemlemiş birisi olarak her fırsatta bunu dile getirmekte ve böyle yapanları uyarmaktayım. Ama değişen bir şeyin olmadığını da maalesef üzülerek görmekteyim. Öyleyse geliniz konu ile ilgili Kur’an-ı Kerim’den ayetleri birlikte okuyalım. “…Yiyin, için fakat israf etmeyin; çünkü Allah israf edenleri asla sevmez.” (Â’raf, 7/31) “…Ve [Allah'ın nimetlerini] israf etmeyin: kuşkusuz O müsrifleri sevmez!” (Enâm, 6/141) “Yakınlarına, yoksula, yolda kalmışa hakkını ver, sakın saçıp savurma! Çünkü savurganlar şeytanların kardeşleri olmuşlardır. Şeytan ise Rabbine karşı pek nankördür.”(İsrâ, 17/26-27) “Yapmakta olduğunuz şeylerden mutlaka sorguya çekileceksiniz.”(Nahl, 16/93) “Nihayet o gün (dünyada yararlandığınız tüm) nimetlerden elbette ve elbette hesaba çekileceksiniz.”(Tekâsür, 102/8) “Ve bu [Kur’an] şüphesiz senin ve halkın için bir şeref ve itibar [kaynağı] olacaktır: Ama zamanı gelince hepiniz [ona karşı tutumunuzdan, emir ve yasaklarına uyup uymadığınızdan dola... Devamı

Kur’an ile Öğüt Vermek Kur’an’ın Emridir!

2013-07-25 15:29:00

Kur’an ile Öğüt Vermek Kur’an’ın Emridir! Müslümanlar tüm dünyaya İslam’ı tebliğ ve temsil etmekle, en güzel örnek olmakla ve yeryüzünde adaleti tesis etmekle görevlidirler. Müslümanlar, Yüce Kur’an’ı en doğru şekilde, en güzel metot ile tüm insanlığa ulaştırmak ve Yüce Allah’ı en doğru şekilde tanıtmakla vazifelidirler. Müslümanım dediği halde bu görevi ihmal edenler kesinlikle sorumlu olacaklarını bilmelidirler. Bu vazifeyi Müslümanlara veren ayetleri birlikte okuyalım ve değerlendirelim. “Biz onların, [o yeniden dirilmeyi inkâr edenlerin] ne söylediklerini iyi biliyoruz ve sen onları hiçbir şekilde [inanmaya] zorlayamazsın. Ama sen yine de Benim uyarımdan korkabileceklere bu Kur’an aracılığıyla hatırlatmada bulun.” (Kâf, 50/45) Görüldüğü üzere bu ayette ne uydurma hadis veya kıssalarla ne de yalan yanlış din yorumlarıyla değil, Sahih Sünnet ışığında bizzat Kur’an ile İslam’ın tanıtılması emredilmektedir. Allah Teâlâ daha önceki kavimlere de aynı şekilde uyarıcı kutsal kitaplar göndermiş ve onlara da aynı görevi vermiştir. Ayetleri okuyalım. “Ve gerçek şu ki, Biz Musa ile Harun'a, Allah'a karşı sorumluluk bilinci taşıyan kimseler için doğruyu eğriden ayırmaya yarayan bir ölçü, ışık saçan bir kaynak ve bir uyarıcı, hatırlatıcı [olarak vahyimizi] bahşettik.” (Enbiya, 21/48) “(O peygamberleri) apaçık belgeler ve kitaplarla gönderdik. İnsanlara, kendilerine indirileni açıklaman ve onların da (üzerinde) düşünmeleri için sana bu Kur’an’ı indirdik.”(Nahl, 16/44) Görüldüğü üzere bu son ilâhî kelam Kuran-ı Kerim tüm in... Devamı

Kendini Değiştirmeyenin Halini Allah da Değiştirmez!

2013-07-11 22:20:00

  Kendini Değiştirmeyenin Halini Allah da Değiştirmez! Yeryüzü ilk yaratıldığından beridir Yüce Allah’ın koymuş olduğu fizikî ve sosyal yasalar vardır ve bunlar hâlâ yürürlüktedir. Akıl ve irade sahibi insanlar kendilerini mükemmel surette yaratan Yüce Allah’ı bulmakla ve O’nu hakkıyla takdir etmekle ve O’nun emir ve yasaklarına uymakla mükelleftirler. İnsanlara okuyup dersler çıkartacakları kutsal kitap, örnek alacakları peygamber ve kullanacakları akıl ve irade verilmesinin temel nedeni budur. Tüm bu kaynakları etkin şekilde kullanmayarak ön yargılarıyla hareket edenler, zannın peşinden gidenler, atalarını körü körüne taklit edenler kesinlikle kaybedeceklerini bilmelidirler. Kendi iç dünyalarında sağlıklı tefekkürü gerçekleştirmeyen bu insanlar kendilerine zulmetmişlerdir. Nitekim Yüce kitabımızda konu ile ilgili uyarılar söz konusudur. Kur’an-ı Kerim’de yer alan şu ayeti birlikte okuyalım. “…Şüphesiz ki, bir kavim kendi durumunu (iç dünyalarını/tutumlarını, dinî ve ahlâkî değerlere bağlılıklarını olumlu anlamda) değiştirmedikçe Allah onların durumlarını (konumlarını) değiştirmez. Allah, bir kavme kötülük diledi mi, artık o geri çevrilemez. Onlar için Allah’tan başka hiçbir yardımcı da yoktur.”(er-Ra’d, 13/11) Görüldüğü üzere sünnetullah aynen cereyan etmekte ve herkes yapıp ettiklerinin karşılığını görmektedir. Konulan kurallar bellidir. Olumlu anlamda değişim ve dönüşümü gerçekleştiren toplumlar güzelliklere nail olurlar. Tam tersini yapanlar ise felaketlerle ve ciddi sıkıntılara maruz kalırlar ve ahirette de kaybederler. Burada bir keyfilik yok, mükemmel işleyen yasalar vardı... Devamı

Duran Boş Adamlar! Çevrecilik Bu Değildir!

2013-06-27 19:02:00

Duran Boş Adamlar! Çevrecilik Bu Değildir! Türkiye’nin bölgesinde ve dünyada küresel bir güç olmasını istemeyen iç ve dış odaklar bugünlerde yine iş başındalar. “Çevrecilik” maskesi altında kandırdıkları gençleri kullanarak ülkede 1980 öncesine benzer olayları hortlatmak istiyorlar. O günleri çabuk unutanlar ise, yeniden karanlık günlere ülkeyi sürüklemek ve ülkenin kalkınmasını engellemek istiyorlar. Türkiye büyüdükçe budanan, zayıfladıkça sulanan bir ağaç olmaktan artık kurtulmalı ve kurtarılmalıdır. Kur’an-ı Kerim’in ifadesiyle İslam’ın ve Müslümanların en büyük düşmanı, kendilerini Allah’ın en seçkin kulları/oğulları olarak gören kimseler ile münafıklardır. Bu güçler ve onların kemikle beslediği ikiyüzlüler yine işbirliği içindeler. Abdülhamit Han Hazretlerinin tahttan indirilmesini de bunlar birlikte planlamışlardı. Oysa olan Abdülhamit Han’a olmadı, olan Osmanlı Devletine ve millete oldu. Yine aynı tezgâh ve yine güzelim ülke kaosa sürüklenmek isteniyor. Akıllanmazsak yine kaybedeceğiz… Bu hain odaklar (dünyada sermayeyi, enerjiyi, medyayı, silah ve ilaç sanayiini tekellerinde tutanlar) yanlarına aldıkları yarım gönüllü inanmışlarla işbirliği halindeler. Türkiye gibi Brezilya, Meksika ve Endenozya’yı, yani yakın gelecekte kendilerine ekonomik yönden rakip olarak gördükleri ülkeleri karıştırmaya başladılar ve bunun için düğmeye bastılar. Tüm güçleriyle yükleniyorlar, ellerinden geleni yapıyorlar. Cahilleri kışkırtıyorlar ve tahrik ediyorlar. Kendini bilmezleri sokağa dökerek sonuç almaya çalışıyorlar. İstikrar ve güven ... Devamı

Ya Haberi Veren Bir Fasık İse Ne Olacak?

2013-06-12 21:55:00

Ya Haberi Veren Bir Fasık İse Ne Olacak?   Hz. Peygamber: “Kişinin her duyduğunu gidip sağda solda anlatması günah olarak ona yeter” buyurmaktadır. (Müslim, Mukaddime, 5). Yine Hz. Muhammed Mustafa kendisine sorulan: “En faziletli (insan) kimdir?” sorusuna: “Dilinden ve elinden Müslümanların (ve diğer insanların) emniyette olduğu kimsedir”cevabını vermektedir. (Buhârî, İmân, 4-5). Yine Hz. Peygamber: “Özür dilemek zorunda kalacağın bir sözü söyleme!” buyurmaktadır. (İbn Mâce, Zühd, 15). Kur’an-ı Kerim ise: “Ey iman edenler! Allah'a karşı gelmekten sakının ve hep doğru söz söyleyin ki Allah da işlerinizi ve hallerinizi düzeltsin, günahlarınızı affetsin. Kim Allah'a ve Resûlüne itaat ederse, pek büyük bir mutluluk ve başarıya nail olur” buyurmaktadır.(Ahzab, 33/70-71). Görüldüğü üzere kâmil bir mümin her zaman hakkı ve doğruyu söylemek zorundadır. Müslüman olduğunu söyleyenler hayatlarının her anında bu hassasiyeti taşımak zorundadır. Ancak zaman zaman bu duyarlılıkta olmayanlar çıkabilmektedir. Bunlar toplumun karşısına geçip yalan yanlış şeyler konuşabilmekte, masum insanlara iftiralar atabilmekte, kamuoyunu yanıltarak menfaat peşinde koşmaktadırlar. İşte burada da Yüce Allah müminlere şunu emretmekte ve bir takım mazeretlerin arkalarına sığınmamalarını şimdiden tembihlemektedir: “Ey inananlar! Eğer bir fâsık/yalan haber taşıyan birisi size bir haber getirirse, onun doğruluğunu araştırınız. Yoksa bilmeden bir topluluğa kötülük edersiniz de, sonra yaptıklarınıza pişman olursunuz.” (Hucurât, 49/6). Bu ayette Yüce Allah adeta, “Ey iman edenler, doğru ve mantıklı düşünmeyi terk etmiş, hak yoldan çıkmı... Devamı

Bir Âlimin Muhalif Duruşu!

2013-05-30 23:56:00

  Bir Âlimin Muhalif Duruşu! İslam kültür ve medeniyetinin oluşumunda ve kalıcı hale gelmesinde her zaman âlimler, ârifler, hakîm insanlar ve münevverler büyük rol oynamışlardır. Bunlar daima Kur’an ve Sünnet’i kendilerine referans almışlardır. Tarih boyunca gerçek İslam âlimleri hem halkın hem de yöneticilerin yanında olmuş, yapılan iyiliklere destek, kötülüklere de düşünce ve fikirleriyle engel olmuşlardır. Batılı demokrasilerde olduğu gibi “muhalif ve sivil bir duruş” diyerek kötülüğe destek, iyiliğe de engel olmamışlardır. Günümüzde batılı kavramlarla düşünen, konuşan ve yazan kimi sözde aydın İslam’dan habersiz bir şekilde muhalif olma adına her türlü hayırlı faaliyete karşı çıkmaktadırlar. Kanaatimizce yapılan her güzel işte bir eksiklik aramak ya da noksanlık olmadığı halde varmış gibi göstermek ve muhalefet etme adına hayra engel olmak sivil bir duruş değil art niyetli bir yaklaşımdır. Farklı düşünen bir muhalif iyiye iyi, kötüye kötü diyebilmelidir.Çıkarı için tersini yapmamalıdır; böyle yapan İslam’a göre yanlış bir iş yapmaktadır. Aklını kullanmayan, duygularının esiri olan ve inatla yanlışı savunan kimse hata etmektedir. Böyle birinin insanlara güven telkin edebilmesi mümkün değildir. Toplumdaki her bir fert ülkede var olan meşru anayasa ve yasalara uymak zorundadır. Hukuk devleti olmanın gereği budur. İslam dini yöneticilerin de, halkın da konulan kurallara uymasını emreder. Yöneticiler kurallara uydukça, toplum da onlara itaat etmekle yükümlüdür. Muhalif olma adına konulan kurallara karşı gelmek, özgürlük diyerek başkalarının özgürlüklerini tehlikeye atmak kabul edilebilir değ... Devamı

İcma ve Kolektif Şuur

2013-05-15 22:28:00

İcma ve Kolektif Şuur İslam, istişareye, fikir teatisine, alternatif düşüncelere her zaman önem vermiştir. Sevâd-ı azam da kolektif şuur ile ittifak etmiş, uygun olmayan subjektif düşünceleri dışlamıştır.Bir başka ifadeyle ümmet genellikle adalet üzerinde ittifak etmiş, ama dalâlet üzerinde icma etmemiştir. Bununla birlikte zaman zaman ümmetin çoğunluğunun da eksik bilgi, hatalı yorumlar ve yanlış yaklaşımlar nedeniyle bazı konularda yanılabilmesi mümkündür. Yani, ümmetin de yanılma ihtimali her zaman vardır. Bu da daima göz önünde bulundurulmalıdır. Eğer öyle olmasaydı yüce Allah’ın gönderdiği şu ayetlerin bir anlamı kalmazdı.  “Ey İnsanlar! Allah'a muhtaç olan sizsiniz, ama O, hiçbir şeye muhtaç değildir ve hamd O'na mahsustur. O dilerse sizi ortadan kaldırır ve yerinize başka mahlûklar yaratır. Bunu yapmak Allah'a zor değildir.”(el-Fâtır, 35/15-17) “Ve yalnızca Rabbindir Kendi kendine yeterli, sınırsız merhamet sahibi. O, dilerse siz[in varlığınız]a son verebilir ve daha sonra dilediğini sizin yerinize geçirebilir, tıpkı sizi başka insanların soyundan var ettiği gibi.”(el-Enâm, 6/133) Bu itibarla dalâlete düşüp dinden dönme tehlikesi herkes için her zaman söz konusudur. Bu nedenledir ki, Allah Teâlâ: “Eğer kim İslâm’dan döner ve sapıklığı tercih ederse, O’nun sevdiği ve O’nu seven müminlere karşı alçak gönüllü, hakikat inkârcılarına karşı onurlu, Allah yolunda üstün çaba gösteren ve kınayanların kınamasından korkmayan bir toplum getireceğini” (el-Mâide, 5/54) ifade etmektedir. Bu ayette “toplum” kelimesinin kullanılması oldukça önemlidir. Zira bu ayet el-Enfâl, 8/... Devamı

Zerre Miktarı İmanın Ölçüsü!

2013-05-02 19:57:00

Zerre Miktarı İmanın Ölçüsü! İslam’a göre zerre miktarı imana sahip olan bir müminin cennete gireceği herkesin malumudur. Müminleri kötülüklerden sakındırmak ve iyilikleri teşvik amaçlı söylenen bir hadisi şerif şöyledir: “Kalbinde zerre miktarı iman bulunan kimse cehenneme girmez; kalbinde zerre miktarı kibir bulunan kimse de cennete giremez.” (Müslim, İman, 39). Kimsenin elinde bir imanometre olmadığına göre bir başkasının imanının derecesini/miktarını/zayıflığını/sağlamlığını bir diğerinin bilmesi mümkün değildir. Ancak Kur’an ve Sünnet bir bütün olarak değerlendirildiğinde zerre miktarı imanın nasıl anlaşılabileceği hakkında bazı şeyler söylemek mümkündür. Zira bu konudaki ayetler ve hadisler açıktır. Bunları birlikte okuyup değerlendirelim. “Yoksa Allah, içinizden cihad edenleri (Allah’ın dinini temsil ve tebliğ hususunda üstün çaba gösterenleri) belli etmeden, (zorluklara) sabredenleri ortaya çıkarmadan, (hemen) cennete gireceğinizi mi sandınız?”(Âl-i İmrân, 3/142) “Sizden önce gelip geçen [mümin]ler gibi sıkıntı (ve zorluk) çekmeden cennete girebileceğinizi mi sanıyorsunuz? Onların başına öyle ezici sıkıntılar ve kımıldatmaz darlıklar (meşakkatler) geldi ki ve öylesine sarsıldılar ki müminlerle birlikte Elçi de: “Allah'ın yardımı ne zaman gelecek?” diye feryat ediyordu. (Ama bilin ve) gözünüzü açın, Allah'ın yardımı [daima] yakındır!” (Bakara, 2/214) “Mümin olarak, erkek veya kadın, her kim salih ameller işlerse, işte onlar cennete girerler ve zerre kadar haksızlığa uğratılmazlar.”(Nisâ, 4/124) “Bedevîler, “Biz imana erdik” derler. De ki [onlara, ey Muhammed]: &ldqu... Devamı

Hz. Peygamber ve İnsanlık Onuru

2013-04-18 21:59:00

Hz. Peygamber ve İnsanlık Onuru Kur’an-ı Kerim’de Yüce Allah, insanlar arasında herhangi bir ırk, din, renk ve cinsiyet ayırımı yapmaksızın şöyle buyurmaktadır: Gerçek şu ki, Biz Âdemoğullarını üstün ve onurlu kıldık; karada ve denizde onların ulaşımını sağladık; temiz besinlerle onları rızıklandırdık ve onları yarattıklarımızın pek çoğundan üstün tuttuk.(İsra, 17/70) Bu ayetten de anlaşılacağı üzere Yüce Allah mahlûkatın en şereflisi olarak yarattığı insanın yeryüzünde onurlu bir yaşam sürmesini istemektedir. İnsanoğlu mahlûkatın en şereflisi ve en saygınıdır. Varlık âleminin özüdür. Kâinat insanoğlu için yaratılmıştır. Bu itibarla İslam, tüm insanlığın nasıl onurlu bir hayat yaşayacaklarının yollarını göstermek üzere gönderilmiş son dindir. İslam, insanın yaşama hakkı, inanç hürriyeti,mülkiyet hakkı, seyahat özgürlüğü, özel yaşamın gizliliği gibi birçok hak ve özgürlükleri olduğu ifade etmiş ve bunları koyduğu ilkelerle koruma altına almıştır. Peygamberler de bu temel hak ve özgürlüklerin en önde gelen savunucuları olmuşlar ve yeryüzünde adaleti tesis etmek için çalışmışlardır. Hz. Muhammed de aynı görevi üstlenmiş, insanlık onurunu düştüğü yerden yeniden ayağa kaldırmak için gelmiş, Cahiliyye dönemini kapatmış, Medine’de tüm insanlığa medeniyeti öğretmiş, Asr-ı saadet diye bilenen o parlak dönemi yaşatarak tüm dünyaya örnek olmuştur. İnsaniyet denince akla, onur, izzet, şeref, haysiyet, hak, hukuk ve hürriyet gelir. Bu değerlerin göz ardı edildiği yerde insanlıktan söz edilemez. Zira bunlar insanı diğer canlılardan ayıran unsurlardır. Bu itibarla insan onuru deyince insana ait, onu diğer canlılardan ayıran... Devamı

Kutlu Doğum Haftası Etkinlikleri İçin Bir Öneri

2013-04-04 23:29:00

Kutlu Doğum Haftası Etkinlikleri İçin Bir Öneri   Bilindiği üzere Kutlu Doğum Haftası Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından halkımızın da desteği ve katılımıyla 1989 yılından beri de kutlana gelmektedir. Bir hafta boyunca yurdun her köşesinde Hz. Peygamber’in bir yönü ele alınıp anlatılmaktadır. Ayrıca Kutlu Doğum Haftası süresince çeşitli etkinlikler planlanmakta ve gerçekleştirilmektedir. Biz her yıl yeni ve farklı bir etkinlik planlanmasını doğru bulmakla beraber, kurumsallaşmış ve gelenekselleşmiş kalıcı faaliyetlerin daha önemli olduğunu düşünüyoruz. Bunun için de “Kutlu Doğum Haftası Spor Müsabakaları”nın yapılmasını teklif ediyoruz. Her yıl gençlere yönelik düzenli olarak gerçekleştirilecek bu faaliyetlerle Hz. Peygamber gençlerin zihinlerine yerleştirilecek ve bu yarışmalara hazırlanan çocuklar ve gençler sürekli Hz. Peygamber’i konuşma fırsatı bulacaklardır. Bu itibarla biz yaşlılardan daha ziyade, öncelikli olarak çocuk ve gençlerin Hz. Peygamber’i tanımalarını ve onu sevmelerini amaçlıyoruz. Her ilin ve ilçenin şartlarına göre farklı spor dallarında her yıl düzenli olarak yapılacak bu yarışmalarda gençler mücadele edeceklerdir. İlkokul, ortaokul, lise ve üniversite öğrencileri arasında bu yarışmaların düzenlenmesi mümkündür. Bu müsabakalara hazırlanan gençler kötü alışkanlıklardan uzaklaşacaklardır. Futbol sahalarda ve spor komplekslerinde antrenman yaptıkları için de daha sağlıklı olacaklardır. Alacakları ödüller ile kendilerine güvenleri artacak ilerleyen yıllarda hem yurt içinde hem yurt dışında Türkiye’yi uzman oldukları spor dalında temsil edeceklerdir. Atletizm, futbol, voleybol, basketbol, hentbol, gü... Devamı

Bir İslam Toplumunda Alsa Dilencilik Olamaz!

2013-03-21 22:27:00

  Bir İslam Toplumunda Alsa Dilencilik Olamaz!   Dinimizİslam, çalışmayı emir ve tavsiye etmiş, tembelliği ve buna bağlı olarak insan onurunu zedeleyen dilenciliği kesinlikle yasaklamıştır. Elbette yoksulu doyurmak, gerçek ihtiyaç sahibine Allah rızası için yardım etmek bir Müslümanın görevidir. Ancak insanların iyilik etme duygularını istismar etmek ve İslam’ın yanlış tanıtılmasına sebep olmak da aynı ölçüde yanlıştır.   Nitekim Peygamber efendimiz çalışıp kazanabilecek güce sahip birisinin dilenmesini kesinlikle doğru bulmamıştır. Dilenciliği meslek haline getirenleri ise uyarmışve şöyle buyurmuştur: Sizden bazıları (bütün uyarılara rağmen) dilenmekten vazgeçmez ve insanlardan istemeye devam ederse kıyamet günü yüzünde et parçasıkalmaksızın (rezil bir halde) Allah'a kavuşur. (Müslim, 12/Zekât, 35 (I, 720), nr: 103, 104.   Yine Peygamberimiz şöyle buyurmuştur: Her kim çok mal biriktirmek için, insanların (iyilik etme duygularını istismar ederek) onların mallarını (az ya da çok olsun) isteyip durursa, o dilenci muhakkak bir ateş parçası istemektedir.(Müslim, 12/Zekât, 35 (I, 720), nr: 105.   Yine Peygamberimiz şöyle buyurmuştur: Sizden birisinin bir kucak odun toplaması, sonra da o odun demetini sırtına yükleyip (getirip pazarda) satması, (kazandığı o paradan) tasadduk etmesi ve böylece insanlardan bir şey istemek zorunda kalmaması, kendisine verecek veya vermeyecek bir adamdan gidip istemesinden elbette çok daha hayırlıdır. Çünkü veren el, alan elden üstündür.(Müslim, 12/Zekât, 35 (I, 721), nr: 106.   Görüldüğü üzere İslâm, çalışmayan, tembel tembel oturan, bir lokma bir hırka diyen, başkalarına yük o... Devamı