AHMET EMİN SEYHAN 37 Takipçi | 0 Takip
Kategorilerim

Sevdiğim Fotoğraflar

Gitmek İstediğim Yerler

Benim Tarzım

Okumak İstediklerim

İzlediklerim

Gezdiğim Yerler

Evim İçin

Din

Diğer İçeriklerim (505)
Tüm içeriklerim
Takipçilerim (37)

Çocuklara Tecavüz Edip Öldürenler Kesinlikle İdam Edilmelidir!

2014-07-25 10:52:00

  Çocuklara Tecavüz Edip Öldürenler Kesinlikle İdam Edilmelidir! Yüce Allah, kısasta hayat olduğunu haber vermiştir. (Bakara, 2/179) Bir insan, bir başka insanı kasten ve suçsuz yere öldürüyorsa kendisinin de kesinlikle öldürüleceğini bilmelidir. Kazara bir başka insanın ölümüne neden olan kişiye ise hak ettiği maddî karşılık neyse o ödetilmeli ve onun da belirli bir süre hapishanede kalması sağlanmalıdır.(Nisa, 4/92-93) “Allah’ın verdiği canı ancak Allah alır. İdam cezası hiçbir şekilde olmamalıdır” şeklindeki bir söz çok boyutlu düşünülmeksizin gelişigüzel söylenmiş afakî bir sözdür. Elbette ecel geldiğinde, ömür tükendiğinde görevli melekler gelerek insanın canının alacak, (Enâm, 6/61; Enfal, 8/50; Muhammed, 47/27) ruhunu bedenden ayıracak ve ruhu ait olduğu yere götüreceklerdir. (Bakara, 2/156; Şuara, 26/50; Zuhruf, 43/14)  Ancak yeryüzünde bozgunculuk çıkartan, İslâm düşmanlığında sınır tanımayan, haksız yere insan öldüren kişinin de idam cezasına çarptırılması Yüce Allah’ın bir emridir. (Maide, 5/32-33) Zira yeryüzünde barış ve huzurun sağlanabilmesi için bu tür suçları işleyenlerin hayatlarına son verilmesi akl-ı selimin ve bozulmamış vicdanın tabiî bir gereğidir. Sağlıklı tefekkürün hakkını veren bir kişi ancak bu hakikati idrak edebilir; mağdurun yanında yer alabilir ve haktan yana bir tavır ortaya koyabilir. Ancak sağlıklı düşünmekten yoksun, empatiyi (duygudaşlığı) içselleştirememiş birisi ise “bir caniye, bir seri katile, bir vahşi teröriste acıyarak” onun ölüm cezası almaması, ömür boyu hapis yatması gibi gayr-i adil, basit, uygunsuz ve seviyesiz tekliflerde bulun... Devamı

Kur’an’ın Bahsettiği Dokuzlu Çete Kimdir?

2014-07-18 14:26:00

Kur’an’ın Bahsettiği Dokuzlu Çete Kimdir? Hz. Sâlih, Semud kavmine gönderilen Yüce Allah’ın elçilerinden bir elçidir. O, kavmini tevhide, kulluğa ve takvâya davet etmiş, ama çoğunluk onun bu uyarılarını dikkate almamış ve iman etmeye yanaşmamışlardır. Bu kavim, insanların beyinlerini yıkama hususunda mahir “dokuzlu çete”nin gittiği yoldan gitmeyi tercih etmiş, gerçeğin peşine düşmemiş, kendilerine anlatılanları hiç sorgulamamış, sağlıklı tefekkürün hakkını vermemiş, ön yargı ile yanlış kararlar almış ve bu çete mensuplarınca göz göre göre aldatılmışlardır. Yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim, Hz. Sâlih’in söz konusu çete mensuplarıyla giriştiği onurlu mücadeleden bahsederek günümüze bir takım mesajlar vermiş ve mezkûr çetenin bazı özelliklerine dikkat çekerek Müslümanları uyarmıştır. Dolayısıyla bu kıssayı doğru okuyarak verilen mesajları bulmak ve bunları insanlara anlatmak aklı başında, ihlaslı, çalışkan, güvenilir din ve ilim adamlarına düşmektedir. Kur’an-ı Kerim’in bahsettiği ve Hz. Sâlih’in mücadele ettiği Semud kavmine mensup bu dokuzlu çete ile ilgili âyet-i kerime şöyledir: “Şehirde (ülkede) dokuzlu bir çete (elebaşı) vardı. Bunlar yeryüzünde bozgunculuk yapıyorlar ve ıslaha çalışmıyorlardı.”(Neml, 27/48) Yeryüzünde fesat çıkartan, düzen ve uyuma yanaşmayan, hukukun üstünlüğünü değil, üstünlerin hukukunu savunan bu güç/çıkar odaklarının kimler olabileceği üzerinde biraz kafa yorulduğunda, bunların her asırda mevcut olduğu, kişilik özelliklerinin fazla değişmediği, günümüzde de bunların faaliyetlerine aynen d... Devamı

İbret Veren Ölümü Öldürmeye Çalışan Medya!

2014-07-09 11:50:00

İbret Veren Ölümü Öldürmeye Çalışan Medya! Günümüz medyasının büyük bir kısmı, ölüme dair attığı manşetlerde gerçekten korkunç, ürpertici, dehşet verici ve manüplatif (yönlendirici) bir dil kullanmaktadır. Bir haberi okunabilir veya izlenebilir kılma adına böyle bir dil ve üslup kullanılması ve ölümden ders alınmasının imkânsızlaştırılmaya çalışılması kesinlikle doğru değildir. Mesela ünlü bir adamın/ kadının ölüm haberi verilirken “2013 yılının laneti hâlâ bitmedi! İşte bir ölüm daha!” şeklinde bir başlık atmak gerçekten utanç vericidir. Çünkü böyle bir manşet, Yüce Allah’a isyan anlamına gelmektedir. Kanaatimizce bu başlığı atan kişi ya da kişiler, İslâm’a karşı içlerinde besledikleri kin, nefret ve öfkeyi dışa yansıtmaktadır. Bu nedenle söz konusu manşeti pervasızca ya da bilinçli olarak atan veya onaylayanların akıl sağlıklarının veya ölüme bakışlarının oldukça bozuk ve problemli olduğu, Yüce Allah’a ve ahiret gününe hiçbir şekilde inanmadıkları söylenebilir. Ayrıca böyle bir dilin kullanılması,  ölüm gerçeğini anlamaya çalışmak bir yana toplumun Yüce Allah’a, ahirete ve ölüme bakışını da olumsuz anlamda etkilemeyi amaçlamaktadır.   Oysa Hz. Peygamber; “Ağızların lezzetini kaçıran ölümü çok anın!”(Tirmizî, 34/Zühd, 4 (IV, 553); Nesâî, 21/Cenâiz, 3 (IV, 4); İbn Mâce, 37/Zühd, 31 (II, 1422) buyurmaktadır. Dolayısıyla en büyük nasihat olan ölümün böyle bir dil ile haber yapılması, “korkunç bir hayaletmiş” gibi sunulması, “lanetli bir... Devamı

Bir Afganlının İslam’a Bunu Yapmaya Hakkı Var mıdır?

2014-07-03 11:44:00

Bir Afganlının İslam’a Bunu Yapmaya Hakkı Var mıdır? Yahudi ve Hıristiyanların kontrolündeki dünya medyasının mal bulmuş mağribi gibi üzerine atladıkları feci bir olay vardı. Bir Afganlı adam, yabancı bir muhabire yüzünü gösterdi diye 19 yaşındaki gelininin burnunu ve iki kulağını kesmişti. Time Dergisi de bunu büyük bir zevkle kapak yapmıştı. Batı dünyası başta olmak üzere tüm medya, bu vahşeti aylarca ve yıllarca konuşmuş ve gündemde tutmayı başarmışlardı. Bu genç kadın, daha sonra ülkesinden alınarak bir Batı ülkesine götürülmüş ve burada kendisine burun ve kulak nakli yapılmıştı. Bu bilinçli ve reklam kokan operasyonlar sonucu genç kadın, söz konusu ülkelerin yayın organlarında ilk sıralarda haber olmuş ve olayın gündemde kalması sağlanarak “İslâm’a karşı başlatılan psikolojik savaşta bu dehşet verici olay” kullanılmıştı. İşte Afganistan’da yaşayan bu cahil adam, böyle bir vahşeti işleyerek dinine ve ülkesine çok büyük zararlar vermişti. Şer odakları da bu hadiseyi çok iyi kullanmışlar ve bunun gibi adamların yaptığı büyük bir yanlışı İslam’a mal ederek son din İslam’a büyük bir şevk, iştiyak ve nefretle saldırmışlardı. Elbette bu hakikat inkârcıları görevlerini yaptılar. Zira kâfirler ve müşrikler İslam düşmanlığını hep yapmışlardır ve gelecekte de mutlaka yapacaklardır. (Âl-i İmrân, 3/186) Bu, anlaşılır bir durumdur. Peki ya onların eline böyle bir fırsatı/ imkânı sunanlara ne demelidir? “İslam dini, şiddeti destekliyor. İslam, vahşet dinidir. İslam, kötü bir dindir. İslam, Ortaçağ karanlığıdır. İslâm dogmadır. İslam gelirse sizi de keser”diyerek kara propaganda yapan adamlara, gelininin burnunu keserek malzeme vermek niyedi... Devamı

Deprem, Geliyorum Derken,Tedbirde Kusur Eden Şehit Olabilir mi??

2014-06-26 03:39:00

  Deprem, “Geliyorum” Derken, Tedbirde Kusur Edenler Şehit Olabilir mi? Türkiye’nin deprem kuşağında yer aldığını bilmeyen yoktur. Zira ilim adamları bu gerçeği sürekli söylemekte ve yazmaktadır. Zaten orta ve küçük ölçekli depremler de zaman zaman bu hakikati insanlara hatırlatmaktadır. Dolayısıyla deprem gerçeğini unutarak kısır siyasî tartışmalarla ve boş şeylerle ömür tüketmeyi tercih eden kadın ve erkekler büyük bir yanılgı içindedirler. Nitekim tarih, tedbirsizlik, ihmal, atalet, tembellik, uyuşukluk, vurdumduymazlık ve nemelazımcılık sonucu on binlerce insanın öldüğü, milyarlarca dolarlık maddî kayıpların yaşandığı deprem felaketlerinin örnekleriyle ve acılarıyla doludur. Dolayısıyla bütün bu yaşananlardan ders almayarak hatada ısrar edenlerin ve yanlış yönetimleri iş başına getirmeye devam edenlerin depremlerde hayatlarını kaybetmeleri veya sakat kalmaları kaçınılmazdır. Böyle bir durumda Yüce Allah tarafından kendilerine hayatta kalma fırsatı verilenlerin yapması gereken şey; aynaya bakıp, “Arkadaş! Sen suçlusun! Bunu sen zaten çoktan hak etmiştin!” demeleri, pişman olmaları ve tövbe edip samimiyetlerini ispat etmeleridir. Diğer taraftan yapılan tüm bu ihmalleri, yanlışları, kusurları ve eksiklikleri görmezlikten gelerek, tedbir almamış kimselere bol keseden“şehit” unvanları/ mertebeleri/ dereceleri/ makamları dağıtan, böylelikle de işlenen hatalardan ders alınmasını nedeyse imkânsızlaştıran/ zorlaştıran “yarım hoca ve şeyhlerin” de bu işte vebali oldukça büyüktür ve ahiret günü bunun hesabını verebilmeleri oldukça zordur. Çünkü tedbir almadan tevekkül etmek nasıl doğru değilse, esbaba tevessül etmeden ve gerekli bü... Devamı

Kafaların Karışması İyi, Ancak Karışık Kalması Kötüdür

2014-06-19 23:01:00

  Kafaların Karışması İyi, Ancak Karışık Kalması Kötüdür Hz. Peygamber, ümmetinin farklı görüş, düşünce ve fikirde olmasını bir rahmet olarak nitelemiş, ancak bölücülüğün, ayrımcılığın ve tefrikanın kötü ve zararlı olduğunu ifade etmiş ve ümmetini bunlardan sakındırmıştır. Bu uyarıya rağmen, Kur’an ve Sünnet’e dayalı değişik görüş ve düşüncelerden rahatsız olmak, onları susturmaya çalışmak, “söyletmen vurun!” mantığıyla hareket etmek, farklı görüşlere tahammül edememek tam bir yobazlıktan başkası değildir. Çünkü Hz. Peygamber’in değişik görüşleri dinlediği, ashabıyla istişare ettiği ve sonunda da en doğru kararı verdiği bilinmektedir. Nitekim Hz. Ömer’in gençlerin evlenebilmeleri maksadıyla mehir miktarının azaltılması konusundaki içtihadına, hutbe esnasında âyet-i kerimeyi (Nîsa, 4/20) hatırlatarak itiraz eden Kureyşli genç kıza; “Herkes Ömer’den daha fakihtir! (Genç kadın doğruyu söyledi, Ömer yanıldı;) bir kadın isabet etti, bir erkek yanıldı” diyerek hak verdiği bilinmektedir. Dolayısıyla tüm bu uygulamaları unutarak farklı görüş ve düşünceleri seslendirenlere tahammül edememek, nezaketten yoksun bir şekilde onlara saldırmak, “insanî bir davranış olamayacağı gibi İslam ahlâkıyla da bağdaşmayan” bir durum olarak görülebilir. Bu itibarla, İslam âlimlerinden bazılarının bir konudaki farklı görüşünü ilk defa duyan bir kimsenin buna tahammül edemeyerek bu içtihadı seslendiren kişiye bühtanda bulunması, saldırması, hakaret etmesi ve onu “insanların kafalarını karıştırmakla” suçlaması doğru olm... Devamı

Türkiye’de Nükleer Santraller Derhal İnşa Edilmelidir!

2014-06-13 05:28:00

Türkiye’de Nükleer Santraller Derhal İnşa Edilmelidir! Daha öncede belirttiğimiz üzere ekonomik anlamda dünya ile rekabet edebilmek, gelişme ve kalkınmayı sürdürebilmek ve yeni istihdam alanları açabilmek için ucuz enerjiye veya enerjinin ucuza mal edilmesine ihtiyaç vardır. Batılı ülkeler, yıllardır gelişmiş teknolojik ürünler kullanmakta ve alternatif yol ve yöntemler üretmeye devam etmektedir. Onlar, nükleer santraller inşa ederek enerjiyi çok daha ucuza mal etmekte ve ekonomilerini güçlendirmektedirler. Mesela küçücük Fransa’da bile 70’den fazla nükleer santral varken, bizim ülkemizde bir tanesinin bile yapılmasına karşı çıkanlar, kesinlikle art niyetlidir ve bu ülkenin kalkınmasını istemeyen dış ve iç düşmanların “gönüllü (!) taşeron”larıdır.   Rusya’da 1986 yılında tedbirsizlik, dikkatsizlik ve ihmal sonucu yaşanan Çernobil faciasını veya Japonya’da deprem sonrası yaşanan nükleer santral kazasını bahane ederek kamuoyu oluşturmaya çalışmak ve nükleer santrallerin inşa edilmesine karşı çıkmak veya geciktirmek yanlıştır. Böyle bir tavır içinde bulunanlar kesinlikle “vatansever” değildir. Zira en son teknoloji ile yapılan nükleer santrallerde herhangi bir tehlike söz konusu değildir. Olsaydı, gelişmiş ülkelerin bu teknolojiyi derhal terk etmeleri gerekirdi. Ama onlar bunu terk etmezken Türkiye’de nükleer santrallerin yapılmasına karşı çıkmak, gelişmekte olan ülkelerin önüne bu şekilde engeller çıkartmak, “çevrecilik masalları”nın arkasına saklanarak gerçek niyetlerini gizlemeye çalışmak doğru değildir. Zira böyle gönüllü/parayla desteklenen taşeron örgü... Devamı

Ayasofya’nın İbadete Açılabilmesi İçin Yapılması Gerekenler!

2014-06-05 06:43:00

Ayasofya’nın İbadete Açılabilmesi İçin Yapılması Gerekenler! Her zaman slogan atmak kolay, çalışmak ve üretmek ise zordur. İnsanlar, birilerinin peşine takılıp yürüyüş yapmayı, bağırıp çağırmayı marifet zannetmeye başlamışlarsa ve sadece bunu yapmakla yetiniyorlarsa, o ülkede huzur ve istikrarın olması, gelişip kalkınmanın sürdürülebilmesi mümkün değildir. Ayrıca böyle bir ülkeyi kimsenin kendine rol model alması da söz konusu olamaz. Hele bu ülkenin mensuplarının kahir ekseriyeti Müslüman olduklarını söylüyorlarsa, onların çok daha dikkatli olmaları bir zorunluluktur. Kısacası laf değil iş üretmek lazımdır. Gösteri yürüyüşleriyle her şeyin bitmediğini aksine yeni başladığını bilmek gerekmektedir. Dolayısıyla Ayasofya’nın tekrar ibadete açılabilmesi için yapılması gerekenler vardır. Bunları yapmadan bağırıp çağırmak, bir takım gösteriler düzenlemek, yılda bir kez sabah namazını cemaatle kılmak, fiilî duayı rafa kaldırıp sözlü dua ile yetinmek geçici yöntemlerdir ve hedefe ulaşmak için bu yapılanlar asla ve kata yeterli değildir. Kanaatimizce Fatih Sultan Mehmet Han’ın vasiyetine uygun olarak Ayasofya Camii’nin tekrar ibadete açılabilmesi için öncelikli olarak şunların yapılması gerekmektedir: 1. Türkiye, en kısa zamanda dünyanın ilk beş büyük ekonomisi arasına girmeli ve bunu sürdürülebilir kılmalıdır. Aksi halde hayaller, hiçbir zaman gerçek olamayacaktır. 2. Türkiye’nin kendi savunma sanayisini kendisinin gerçekleştirmesi, kendi savaş uçağını, helikopterini, silahını, tankını, topunu, füzesini, uydusunu vs. mühimmatını bizzat kendisinin yapması şarttır. Mesela dünyadaki okyanuslarda dolaşan en az 50... Devamı

Ekolojik Denge ve Taş Ocakları

2014-05-30 08:33:00

  Ekolojik Denge ve Taş Ocakları İnsanoğlu, tabiatta kendisinin emrine verilen şeylerden istifade ederken ölçüyü kaçırmamak ve dengeli olmak zorundadır. Aksi halde sorumlu olacağını ve ahirette bunlardan da hesaba çekileceğini bilmek durumundadır. Sanayileşme ile başlayan süreçte tabiatın vahşice kirletildiği ve ekolojik dengenin altüst edildiği bilinmektedir. Daha çok para ve servet kazanma uğruna insanoğlu tabiata saldırmakta, ormanları katletmekte, nehirleri kurutmakta ve doğal yaşamı altüst etmektedir. Hayatta kalmaya direnen göllerdeki ve nehirlerdeki canlılara/balıklara kimyasal atıklarla işkence yapmakta, onları zehirlemekte, denizlere zararlı atıklar boşaltmakta, baca ve egzoz gazlarıyla atmosferi kirletmekte, iklim değişikliklerine neden olmakta, kuraklık ve kıtlığa davetiye çıkarmaktadır. Kısacası insanoğlu, kendi eliyle kendine yazık etmekte ve kendi sonunu bizzat kendisi hazırlamaktadır. Son yıllarda fabrika bacalarından ve arabaların egzozlarından çıkan zehirli gazlar ve tüketilen fosil yakıtlar, insan hayatını olumsuz bir şekilde etkilemekte ve insan sağlığını tehdit etmektedir. Duyarlı ve bilinçli bir insanın tüm bunlara karşı sessiz, seyirci ve kayıtsız kalması asla doğru değildir. Bu itibarla demokratik tepkiler mutlaka dile getirilmeli, gereken yasal düzenlemeler bir an önce yapılmalı, çıkartılan kanunlar kararlı ve ısrarlı bir şekilde uygulanmalıdır. Son iki yıldır ülkenin bir ucundan diğer ucuna her ay düzenli olarak uçakla seyahat etmem nedeniyle memleketimizi yukardan seyretme imkânı bulmaktayım. Bu nedenle, gördüğüm bazı eksiklikleri ve yanlışlıkları buradan ifade etmeyi bir görev bilmekteyim. Zira bu da sosyal sorumluluğun bir gereğidir ve görülen yanlışların ifade edilmesi gerekmektedir. Mesela benim gördüğüm yanlışlardan bazıları ... Devamı

Şimdi de Boko Haram Öyle mi?

2014-05-22 20:47:00

Şimdi de Boko Haram Öyle mi? Daha önce “el-Kaide” diyerek Afganistan ve Irak gibi İslam ülkelerini işgal eden, milyonlarca insanı öldüren, beldelerini tarumar eden ve kaynaklarını sömüren Batılı ülkeler, şimdi de dünyada korku estirerek kendi kurdurup besledikleri ne idüğü belirsiz adamlardan oluşan “Boko Haram” adlı terör örgütünü kullanmakta, Hıristiyan ve Müslümanların yaşadığı bir ülke olan Nijerya’yı dizayn etmeyi planlamaktadırlar. Adını, “Batı eğitimi haramdır” anlamına gelen “Boko Haram” sözcüğünden alan bu örgütü kuranların asıl amacı, yaptıkları eylemleri kullanarak dünya kamuoyunu istedikleri şekilde yönlendirmek, sonra da zengin petrol ve uranyum yataklarına sahip Nijerya’nın ekonomik kaynaklarını sömürmektir. Açgözlü bu sırtlanlar/çakallar, avlarına gözlerini dikmiş sinsice beklemekte ve yıllardır üzerinde çalıştıkları planlarını bir bir devreye sokmaktadırlar. Bu hainler, uzun vadeli planlarının bir sonucu olarak kurdurdukları Vehhâbî-Hâricî zihniyetindeki bu terör örgütünü kullanarak bölgeyi işgal planları yapmakta ve yine bir taşla birkaç kuş vurmayı hedeflemektedirler. Hem bu ülkenin kaynaklarını sömürecekler hem bölgeye iyice yerleşecekler hem de İslâm’ı tüm dünya nezdinde iyice itibarsızlaştıracaklar. Bu Batılı sömürgeci güçler, bölgede iyice hâkimiyet kuracaklar. Nijerya halkına;“Sizi bu terör tehlikesinden biz kurtardık” deyip Nijerya’nın petrol ve uranyum gelirlerinin % 80’ninden fazlasına konacaklar. Medyaları vasıtasıyla halkı ikna edecek, kukla bir yönetimi iş başına getirip onlara kendi belirledikleri şartlarda bi... Devamı

İstanbul’a 3. Havaalanı ve Vatan Borcu

2014-05-19 10:00:00

İstanbul’a 3. Havaalanı ve Vatan Borcu Hızlı ve güvenilir ulaşımın en güzel yollarından biri de havayolu taşımacılığıdır. Havayollarının önemi her geçen gün daha da artmaktadır. İnsanoğlu, her dönemde bir yerlerden bir yere mutlaka seyahat etmek zorunda kalmıştır. Bu seyahatler, kimi zaman tatil ve gezi amaçlı, kimi zaman ticaret ve iş amaçlı ve kimi zaman da savaş maksadıyla olabilmiştir. Günümüzde ise insanlar daha çok iş ve tatil amaçlı geziler yapmakta, zamanı etkin ve verimli kullanmak adına ulaşımın en hızlısını tercih etmektedirler.   Hızlı trenler ve otobanlar, insanların “uzun mesafelere” kısa sürede gitme ihtiyacını tam olarak karşılayamamakta, deniz yolu ise daha yavaş olduğu için daha az tercih edilmektedir. Nitekim deniz yolu, daha çok yük taşımacılığı ve gezi amaçlı kullanılmaktadır.   Son iki yıldır, her ay veyahut 15 günde bir, hafta sonlarında Kars’tan İstanbul veya Ankara aktarmalı Antalya ilimize uçtuğum ve aynı güzergâhı takip ederek tekrar Kars’a geri döndüğüm için gökyüzünde yaşadığım tecrübelerimi ve tespitlerimi paylaşmam yerinde olacaktır.   Öncelikle şunu ifade edeyim ki, İstanbul Atatürk Havaalanı kesinlikle ihtiyaca cevap verememektedir. Sabiha Gökçen Havaalanı ise bu trafik yoğunluğunu azaltmaya bile yetmemektedir. Özellikle yaz aylarında uçakların iniş ve kalkışları sorun olmaktadır. Çünkü uçakların iniş için İstanbul semalarında veya Marmara denizi üzerinde en yarım saat tur atmaları ve sıraya girişip bekleşmeleri büyük bir zaman kaybına yol açmakta, uçakların boş yere yıpranmasına, yakıt tüketiminin artmasına ve ekonomik olarak da büyük zararlara neden olmaktadır.   A... Devamı

Sendikalar, Taksim ve İşçi Hakları

2014-05-15 06:22:00

Bazı sendikacılar Taksim’de 1 Mayıs’ı kutlama bahanesi ile   eylem yapma ve iktidarı yıpratma derdinde olacaklarına   “işçilerin çalışma şartlarını, iş güvenliğini ve işçi sağlığını”   gündeme taşımış olsalardı,   çok daha hayırlı bir iş yapmış olurlardı.     Dolayısıyla Yaşanan Felakette En Büyük Pay Onlarındır!!!   Sendikalar, Taksim ve İşçi Hakları Bazı sendikaların görevlerini hakkıyla yapmadıklarını anlamak için çok acı felaketlerin yaşanmasına ve yüzlerce insanın ölmesine gerek olmadığını düşünmekteyiz. İşçilerin/emekçilerin haklarını savunmak için kurulmuş örgütlerin tepe noktalarını işgal ederek kendi ideolojik düşüncelerinin sözcülüğünü yapanlar, sendikacılıktan başka her türlü işe bulaşanlar, işçilerin alın terlerini ve haklarını savunmayı unutanlar, yaşanan acılardan dolayı suçludur ve sorumludurlar. İşçilerin haklarını savunduğunu iddia eden bu tür sendikacılar, eğer Taksim’de eylem yapma derdinde olmasalar, ülkeyi kaosa sürüklemeye çalışmasalar, ucuz ve popülist söylemler peşinde koşmasalar da adam gibi “işçilerin çalışma şartlarını, iş güvenliğini ve işçi sağlığını” gündeme taşımış olsalardı çok daha hayırlı bir iş yapmış olurlardı. Böylece büyük felaketlerin önlenmesine katkı sağlamış, asıl işlerini yapmış ve sorumluktan da bir nebze olsun kurtulmuş olurlardı. Yaşanan acılardan ders çıkarmayarak timsah gözyaşları döken bazı sendikacılar ile ucuz siyasetçiler, yaptıkları işin hakkını vermedikleri için büyük bir vebali yüklenmişlerdir, denilebilir. Böyle sendika yö... Devamı

Tedbir Almamışsan Bil ki Suçlusun!

2014-05-10 01:36:00

Tedbir Almamışsan Bil ki Suçlusun! İnsanoğlu, dünya hayatında her zaman tedbirli ve dikkatli olmak, sağlığını ve canını korumak zorundadır. Bilerek hastalıklara davetiye çıkaracak işler yapmak veya canını tehlikeye sokacak işlere yeltenmek doğru değildir. Zira insanoğlu, kendisine verilen emanete sahip çıkmak durumundadır. İhmalinden ve eksik yaptığı işlerden dolayı sorumlu olacağını ve mutlaka bunlardan bir gün hesaba çekileceğini bilmek zorundadır. Sayıları az bazı bilim insanları bir takım tv kanallarına çıkarak toplumu “genetiği değiştirilmiş organizmalar” konusunda uyarmakta ve adeta feryat etmektedirler. Onlar, genleriyle oynanmış bu ürünlerin insan ve hayvan sağlığına zararları olduğunu, ilerleyen yıllarda olumsuz etkilerinin katlanarak artacağını, kısırlığa yol açacağını ve çok daha değişik hastalıklara neden olabileceğini ifade etmektedirler. Bu uzmanlar, bitki ve hayvanlarda bulunan protein, vitamin ve minerallerin “insanları hastalıklara karşı koruyan ana etken maddeler olduğunu, ancak genetiği ile oynanmış ürünlerde bu etkin ve koruyucu maddelerin oldukça azaldığını” belirtmektedirler. Dolayısıyla insanların çok daha kolay bir şekilde kanser, astım, allerji ve kısırlık gibi vakalara maruz kaldıklarını ve bu hastalıkların sayısında son yıllarda ciddi artışların yaşandığını/gözlendiğini haber vermektedirler. Öte yandan gıdaların raf ömrünü uzatmak amacıyla içlerine konulan bir sürü katkı maddesinin de söz konusu hastalıkları tetiklediğini açıkça beyan etmektedirler. Bu itibarla, herkesin bu ve benzeri uyarılara kulak vermesi, söz konusu gıdalara karşı dikkatli olması, doğal yaşamı desteklemesi, her türlü tedbiri çok önceden alması gerekir. Ayrıca yetkililere demokratik baskı yaparak bu ürünlerin ülkeye girişinin yasak... Devamı

Bilmiyorsan Sus ve Aklını Kendine Sakla!

2014-05-03 06:38:00

Bilmiyorsan Sus ve Aklını Kendine Sakla! Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır: “Hakkında bilgi sahibi olmadığın bir şeyin peşine düşme! Çünkü işitme duyusu, görme duyusu ve kalp/beyin, bunların hepsi [Hesap Günü'nde] bundan sorguya çekilecektir!” (İsrâ, 17/36).   Maalesef Müslümanların büyük çoğunluğunun bu âyetin açık hükmüne karşı geldikleri görülmektedir. Zira inananların ekserisi bilmedikleri konularda konuşuyor, ahkâm kesiyor, atıp tutuyor, bir sürü yanlış yapıyor ve utanmadan başkalarına akıl vermeye kalkıyor. Oysa Yüce Allah, bilmeyenlerin ehil olanlara danışmalarını tavsiye ediyor: “…Eğer bu konuları bilmiyorsanız ilim adamlarına/sahanın uzmanlarına sorunuz!” (Nahl, 16/43).   Ancak her kafadan bir ses çıkarsa, konunun uzmanlarına kulak verilmezse, o dinin/ devletin/ toplumun/ şirketin/ cemaatin/ ailenin hiçbir ilerleme kaydedemeyeceği, yerinde sayacağı, hatta geriye doğru gideceği ve sonunda da yıkılacağı aşikârdır.   Mesela devletin en tepe noktasında olanlar, uzun istişareler sonucu kararlar alıp bunları hukuk içinde uygularken, tüm verileri görmeden, noksan bilgilerle haksız eleştiri yapmak, gelişigüzel konuşmak doğru değildir. Aynı şekilde çok yönlü düşünmeden sadece kendi çıkarlarını gözeterek ve tek bir delile bakarak karar vermek ve kamuoyunu yanlış bilgilendirmek de büyük bir haksızlık ve adaletsizlik olarak görülebilir. Böyle yapanlar, konunun uzmanlarına kulak vermedikleri ve bilmedikleri konularda konuştukları için büyük bir vebali de yüklenmişlerdir.   Aynı şekilde bir aile, herhangi bir konuda uzun istişareler sonucu bir karar vermiş ise, ü&... Devamı

Bu Beyaz Elitler Hiç Değişmeyecek!

2014-04-24 22:50:00

Bu Beyaz Elitler Hiç Değişmeyecek! Bu aziz millete hep tepeden bakan, kendini bir şey zanneden, soyu ve sopu ile övünen, ülkenin balını ve kaymağını yiyen, zengin, şımarık, ukala, bencil, jakoben/dayatmacı/baskıcı, seçkinci, totaliter beyaz elitler hiç değişmediler ve görünen o ki bundan sonra da hiç değişeceğe benzemiyorlar.  Zira bunlar, milleti hiçbir zaman anlamadılar ve anlamayacaklar… Bunlar, demokrasi sonucu halkın önüne gelen sandığı ve seçimi bir türlü hazmedemediler. Bunlar, tepeden inmeye ya da kolay yoldan oturmaya alıştıkları koltuklarını/makamlarını bir bir kaybetmeye başlayınca, kendilerine sunulan imkânlar ellerinden gidince, ucuz ve karşılıksız kredilerden mahrum kalınca, haksız teşviklerden yararlanamayınca hep milleti aşağıladılar. Tüyü bitmemiş yetimin hakkını kendilerine yedirmeyenlere de hep düşman oldular. Onlara iftira atarken yüzleri hiç kızarmadı. Zira bunu bir hak ve görev bildiler. Bunlar, merhum şehit Adnan Menderes’i hazmedemediler. Onun döneminde doğru seçim yapamıyor diye aziz millete; “Haso”, “Memo”, “Köylü”, “Geri zekâlılar!” “Aptallar!” diye hakaret ettiler. Milleti hiçbir zaman adam yerine koymadılar. Milletle dalga geçtiler ve daima küçümsediler. Kendileri Batı kültürüyle yetiştikleri ve Batının ahlâkî değer yargılarına hayran oldukları için bu millettin dinî ve ahlâkî değerleriyle, yeme, içme, giyim ve kuşam tarzlarıyla sürekli alay ettiler. Kendileriyle işbirliği yapanlara, aşağılık kompleksi ile hareket edenlere seslerini çıkarmadılar. Kendilerine benzemeye çalışanlara çıkarları gereği katlandılar. Ama bir türlü onları da kabullenemediler. Onlara da tavır k... Devamı

Nefis ve Şeytan Ayrı Ayrı Şeylerdir!

2014-04-17 22:49:00

    Nefis ve Şeytan Ayrı Ayrı Şeylerdir! Allah Teâlâ kimin daha güzel amel yapacağını sınamak amacıyla ölümü ve hayatı yaratmıştır. (Mülk, 67/2) Bu imtihanın tabiî bir gereği olarak insanoğlu, dünya hayatında değişik şekillerde denenir. Başarılı olmak ve ahiret hayatını kazanmak için sürekli mücadele gerekir. Bu mücadelede insanı aldatmak isteyen şeytanın gücü sınırlı, hile ve tuzakları zayıftır. (Nisâ, 4/76) Onun hiçbir yaptırım gücü yoktur; bütün mahareti ilginç önerilerde bulunarak kendi yoluna çağırmaktan ibarettir. Ona uyup uymamak kişinin kendi elindedir. Şeytanın salih kullara etkisi söz konusu değildir. (Hicr, 15/39-40, 42; İsrâ, 17/65; Sebe, 34/21) Dolayısıyla insanoğlu, kendi yapıp ettiği kötülükler nedeniyle şeytanı suçlayamaz ve onu bahane edemez. Zira böyle bir tutum gerçekçi ve inandırıcı olamaz. Çünkü şu âyet gayet açıktır:   “Ve her şey olup bittikten, hüküm yerine geldikten sonra Şeytan: “Gerçek şu ki, Allah size gerçekleşmesi kaçınılmaz bir söz vermişti! Bense [her fırsatta] size birtakım sözler verdim ama sizi hep yüzüstü bıraktım. Yine de benim sizin üzerinizde gerçekte bir nüfûzum yoktu: Sizi sadece çağırıyordum; siz de (bu çağrıya/davete) icabet ediyordunuz. Bunun içindir ki, beni suçlamayın, yalnızca kendinizi suçlayın. Ne ben sizin imdadınıza yetişecek durumdayım; ne de siz benim imdadıma yetişebilecek kimselersiniz…” (İbrâhim, 14/22).   Nefis, haktan sapmaya da (fücûr), kötü hallerden sakınmaya da (takvâ) elverişli şekilde programlanmış ve karar in... Devamı

Cinler, Cinciler, Üfürükçüler ve Şeytanlar Kimlerdir!

2014-04-10 10:17:00

    Cin ve Şeytan Aynı Varlık mıdır?       Cinlerden Korkmaya Gerek Var mıdır?     Cinler Nerede Yaşarlar?     Şeytan Nerede Gizlenmiştir?   İşin Doğrusunu Öğrenmek İsteyenler Bu Köşe Yazısını Okuyabilir!     Cinler, Cinciler, Üfürükçüler ve Şeytanlar Kimlerdir! Câhiliye döneminde bazı kâhinler, kendilerinin özel cinleri ve şeytanları olduğunu, bunların semadan haber getirdiğini, metafizik âlemle irtibat kurma özeliklerine sahip olduklarını, böylece gaybı bildiklerini iddia eder; insanları bunlara inandırır ve “güzelce (!)” sömürürlerdi. Şimdi de tüm dünyada cinciler, üfürükçüler, büyücüler, muskacılar, falcılar, kâhinler, medyumlar, astrologlar ve benzeri tüm yalancılar, aynı şeyleri söyleyerek insanları kandırmaya devam etmektedir. Bu zavallıların hepsi “cin söylemi” üzerinden ve “cinlerin” sırtından rahatça geçinmektedirler. Zira insanın gaybı öğrenme merakı ve bu konudaki yetersizliği onu istismara açık hâle getirmekte, böylece hakikatlerden kolayca uzaklaşmalarına neden olmaktadır. Günümüzde de “cin terimi” etrafında oluşturulan korku, mitolojik unsurlarla beslenerek artmakta ve dinî bilgisi yetersiz insanların çoğunluğunu esir almaktadır. Yüce Allah’a değil de cincilere sığınan, üfürükçülerden medet uman bir kimsenin imanı kemâle ermiş değildir. Böyle birisinin dünya ve ahiretini kaybedeceği aşikârdır. Çünkü İmam Şâfiî; “Her kim bir cin gördüğünü yahut cinlerle görüştüğünü söylerse yalan söylemiştir ve ... Devamı

Aklını Kullanmayan Allah’a Yol Bulamaz

2014-04-08 08:55:00

  Aklını Kullanmayan Allah’a Yol Bulamaz Kur’an-ı Kerim’de Yüce Allah birçok yerde “Ey akıl sahipleri!” diyerek insanları akıllarını kullanmaya davet etmektedir. Kur’an’da akıl ile ilgili kullanılan kavramlardan biri de “lüb”tür. “Lüb”, “öze inmek, özü ortaya çıkarmak, hayvanın üzerindeki parazitleri temizlemek” gibi anlamlara gelmektedir. Yani insanoğlu aklını kullanarak meselelerin “özüne inmek ve hakikati araştırmak” zorundadır. Ayrıca aklını kullanarak “şeytanın vesveselerini/pisliklerini temizlemek”le görevlidir. Zira kelimenin semantik analizi yapıldığında bu anlamları içerdiği görülmektedir. Bu gerçeğe rağmen, aklını kullanmayan insan sadece kendine yazık eder ve Yüce Allah’a götüren yolu/yolları bulamaz. Bu kişi, şeytanın ve şeytanlaşmış insanların elinde oyuncak olmaktan kurtulamaz, bunlarla birlikte cehennemi boylar ve suçlu da bizzat kendisi olur. Zira Yüce Allah, insanoğluna fıtratına Kendisini bulacak programı yüklemiştir. Yani akıl, Allah’ı bulacak şekilde programlanmıştır. Bu programı doğru çalıştıran kimse Yüce Allah’ı bulur. Ancak fıtratına yerleştirilen o programa şeytanın sızmasına izin veren kişi ise programın doğru çalışmasını engellendiğinden hakikate ulaşamaz. Çünkü nasıl bilgisayara virüs girince program bozuluyor ve işlemez hâle geliyorsa, şeytan virüsünün etkin hale geldiği program da bozulur; böylece o kişi, aklını doğru kullanamadığı için sağlıklı tefekkür yapamaz ve doğru kararlar alamaz. Dolayısıyla şeytanın ve şeytanlaşmış kimselerin bu programı bozmaması için yine görev insanın bizzat kendisine düşer. Aklını kullanıp şeytanlaşmış kimseleri ve göğsünde ona kö... Devamı

Tarafsızlık Yoktur Hakk’tan Yana Taraf Olmak Vardır!

2014-03-27 21:06:00

  Tarafsızlık Yoktur Hakk’tan Yana Taraf Olmak Vardır! İnsanoğlu hayatı boyunca hemen hemen her konuda tercih yapmak zorundadır. Ölünceye kadar da bu tercih yapma işlemi aynen devam edecektir. Yaptığı iyi ve güzel tercihler nedeniyle mükâfat alırken, kötü, zararlı, çirkin ve yanlış tercihler sebebiyle de cezalandırılacaktır. Herkes amel defterini yaptığı tercihlerle doldurmaktadır. Seçimini iyi yönde yapmayan, akl-ı selime uygun hareket etmeyen, sağlam ve güvenilir bilgiler ışığında karar vermeyen bir insan kendi sonunu kendisi hazırlamaktadır. Şeytanlaşmış insanların telkinlerine kanan, aldatılmayı istediği için tercihini aldatılmaktan yana kullanan, aklını ve iradesini sahte lider/şeyh/mürşidlere teslim eden sonra da çok yanlış seçimlerde bulunan kişi kendine yazık etmektedir. Her türlü tercih için uyulması gereken evrensel, özlü ve şaşmaz kurallara uymak yerine, gelişigüzel hareket eden, bir döner ya da tavuk ekmeğe göre kararını/oyunu değiştiren/satan, nelere alet olduğunu bir türlü hesap edemeyen kimse çok büyük bir yanlış yapmaktadır. Toplumun bir ferdi olarak ülkeyi, şehri, ilçeyi veya köyü yönetmesi amacıyla en güvenilir, imanlı, merhametli, azimli, kararlı, ilkeli, ahlaklı, dürüst, yardımsever, sorun çözen, özü sözü bir, cesur, çalışkan, göründüğü gibi olan, olduğu gibi görünen, Allah’tan korkan vicdan sahibi bir lideri bulup seçmek gerekirken sahtekâr olduğu her halinden belli olan birine arka çıkmak yanlıştır. Dolayısıyla bu özellikleri haiz olmayan birine destek olmak ve onu seçmek, yaptıklarını onaylamak ve sorumluluk almak demektir. Zira oy veren kişi, kendi adına yönetme yetkisini o şahsa devretmekte ve onu kendin... Devamı

Tahrif Edilmiş Yahudilik ve Hıristiyanlık Asla Hak Din Değildir

2014-03-21 12:41:00

Tahrif Edilmiş Yahudilik ve Hıristiyanlık Asla Hak Din Değildir İlk Peygamber Hz. Âdem’den son Peygamber Hz. Muhammed’e kadar gelmiş geçmiş tüm peygamberlerin tebliğ ettiği dinler “hak dinler”dir. Bunu bize haber veren Kur’an-ı Kerim’in bizzat kendisidir. Ancak bu “hak dinler”in ihtiva ettiği iman ve ahlak esaslarına zıt düşünce, fikir ve inançlar içeren diğer tüm din ve sistemler “bâtıl dinler”dir. (Tevbe, 9/33; Fetih, 48/28) Allah katında hak din İslâm’dır. (Âl-i İmrân, 3/19) Zira diğer tüm dinler zaman içinde mensupları tarafından tahrif edilmiştir. Bu dinler, şirke bulaşmış ve tevhidden uzaklaşmışlardır. (Tevbe, 9/31) Dolayısıyla İslâm’dan başka hiçbir din geçerli ve muteber değildir ve asla din olarak kabul edilmeyecektir. (Âl-i İmrân, 3/85) Aksini iddia edenler Kur’an ve Sünnet’in ilkelerini çiğnemiş, âyetleri görmezlikten gelmiş ve keyfi kararlar almışlardır. (İsrâ, 17/81; Sebe, 34/49) Mesela birisi kalkıp; “Bütün dinler vahye dayalı ve tevhid temelli olsun ya da olmasın fark etmez; hepsi hakikat ve değer olarak eşittirler” derse bunu İslâm’ın kabul etmesi asla mümkün değildir. Yahut bir başkası kalkıp; “İnsanlar İslâm’a aykırı bir din ve ahlak anlayışını benimsemiş olsalar da fark etmez; onlar da Allah katında din olarak eşittirler ve tamamı kurtuluşa ereceklerdir” derse bu da kesinlikle doğru bir şey olmayacaktır. Böyle sözler söylemek cehaletin veya art niyetin bir göstergesi olup Kur’an ve Sünnet’e aykırı söylemlerdir. Zira İslâm dini, hak ile bâtılın belli olduğunu, birbirinden açık bir şekilde ayrıldığını, (Bakara, 2/256) Allah katında hak dinin İslâm olduğunu haber vermiş ve m... Devamı

Aldatılmayı İsteyeni Aldatacak Birileri Hep Bulunur!

2014-03-15 05:02:00

Aldatılmayı İsteyeni Aldatacak Birileri Hep Bulunur! “Devletten veya belediyelerden haklı ve meşru olarak ihale alıp istifade ve kâr eden kimseleri, yardımda bulunsunlar diye hayır kurumlarına yönlendirmek de bir sakınca var mıdır?” sorusuna Prof. Dr. Hayreddin Karaman Hocamız şu cevabı vermiştir:   “Hayır işlesin diye teşvik ve sevk ettiğiniz kimseler Müslüman iseler ve siz istemeseniz bu yardımı yapmayacak idiyseler ve/veya bir daha iş ve ihale alamam diye bu yardımı yaparlarsa bundan ecir (sevap) alamazlar. Ama kayıtlı ve şeffaf olmaları şartıyla hayır kurumları bundan istifade edebilirler; çünkü onların bir zorlamaları ve baskıları söz konusu değildir, verenin de baskı altında verdiği bilgisine sahip değillerdir…” “Bir yerlere yardım edecek diye bir kimseye “layık, ehil, en iyisi, en hesaplısı, kamu için en yararlısı olmadığı halde” ihale verilirse yapılan ihanet olur ve elbette caiz olmaz.”   Hocamızın bu ictihadı gayet açıktır ve buradan herhangi bir yolsuzluğa ve rüşvete fetva çıkmayacağı ortadadır. Aksini iddia edenler, onun sözlerinin bir kısmını alıp gerçeği çarpıtanlar kesinlikle iyi niyetli kimseler değildir. Zira hocanın beyanını çarpıtmak, söylemediğini söyletmek, hakikati eğip bükmek ve iftira atmak doğru değildir.  Böyle yapmak İslâmî, insanî, vicdânî ve ahlâkî bir davranış olmayacaktır. Bu nedenledir ki Prof. Dr. Hayreddin Karaman hocamız, bilerek ve isteyerek kendisini yanlış anlamaya şartlanmış olanları tekrar uyararak şunların altını çizmiştir: “Benim talebim ise şudur: Dini bir konudan söz ederken kullanılan kelimelerin, konulan kayıtların ve şartların -virgülüne kadar- önemi vardır. Sözün bütünü değil d... Devamı

Belden Aşağı Vuranlar Hep Kaybetmişlerdir!

2014-03-06 10:26:00

  Belden Aşağı Vuranlar Hep Kaybetmişlerdir! Son yıllarda seyredemesem de iyi bir boks ve kick-boks izleyicisi olduğumu söylemem gerekir. Amatör olanları değil ama genellikle dünyanın en iyilerinin oynağı maçları seyretmekten hoşlanırım ve kuralları da bilirim. Kimin kazanacağını daha ilk raunt da tahmin ederim ve bunda da çoğunlukla isabet kaydederim. Zira görünen köy kılavuz istemez. Kimin daha çok çalıştığı, antrenmanlı olup olmadığı, kondüsyonunun yerindeliği, kaslarının gelişip gelişmediği, kendine güvenip güvenmediği hemen belli olur. Oyun esnasındaki taktiği, duruşu, bakışı ve hareketleri onu ele verir. Bunu uzmanlaşmış kimseler hemen fark ederler. Bu arada, izleyicilerin tepkilerini de gözlemlemeye çalışırım. Neye nasıl tepki göstereceklerini az çok tahmin ederim. Zira hepsi insan oldukları için nihayetinde bir vicdanları vardır. Çoğunluk asla haksızlığı kabul etmez; edemez. Azınlıkta kalan bazıları ise menfaati icabı vicdanlarının sesini bastırmak istese, haksızlığa göz yumsa ve görmezlikten gelmeye çalışsa da, yapılanları onaylamadıkları yüzlerinden hemen belli olur. Mahmurlaşırlar, ifade etmeseler de kalben yanlışı onaylamadıkları simalarına yansır. Kafalarını öne eğerler, ya da başka şeylerle meşgul olmayı tercih ederler. Bir boksör, hakemin düdüğüne rağmen durmamış ve rakibe vurmaya devam etmişse bu asla kabul edilemez.Yüzüne, karaciğerine, karnına veya kafasına vurmuşsa buna kimse ses çıkarmaz. Zira maçın kurallarında böyle vuruşlar vardır. Ancak bir kick boksçu belden aşağı vurursa ya da rakibin ensesine yumruk atmaya kalkışırsa, düştüğü halde dövmeye devam ederse bu hakemden de izleyicilerden de çok büyük tepki görür. Böyle yapmak centilmenliğe aykırı olup, fırsatçılık olarak g&... Devamı

Zalime ve Mazluma Aynı Mesafede Durmak İslam’a Aykırıdır

2014-02-27 10:56:00

Zalime ve Mazluma Aynı Mesafede Durmak İslam’a Aykırıdır Peygamber efendimiz ashâbına “Zalime de mazluma da yardım etmelerini” emredince Sahabe efendilerimiz: “Mazluma yardım etmeyi anladık, ama zalime nasıl yardım edelim?” diye sormuşlar, Peygamberimiz de: “Kötülük yapmasına engel olarak” cevabını vermiştir. Görüldüğü üzere Müslümanca tavır haktan ve adaletten yana olmak, zalime dur demek, gücü ve güçlüyü değil, hakkı ve haklıyı savunmak, evrensel hukuk ve ahlak ilkelerinin yanında yer almaktır. Zalime de mazluma da; “Sen de haklısın kardeşim!” demek doğru değildir. Müslümanca tavır hiç değildir. Bu itibarla, İslam’ın iki temel kaynağı çok iyi bilinmeli ve hassas bir şekilde olaylar gözlemlenerek gerçeklerden yana tavır konulmalıdır. Elindeki imkânları kaybetmekten korkan, bu yüzden de gerçeklerin üzerini örten, zalime dolaylı destek olan, zulme hiçbir tepki göstermeyen, omurgasız bir duruş sergileyen kişi iyi bir insan veya mümin değildir ve olamaz. Zira zulme rıza zulümdür; Müslüman, zalimle işbirliği yapamaz ona destek olamaz. Olursa da Müslüman kalamaz. Kalamaz; çünkü kendisine yapılan tüm uyarılara rağmen Kur’an ve Sünnet’in ilkelerini çiğnemiş ve yanlışından vazgeçmemiş, hatada ısrar etmiş ve dininin emirlerini hafife almıştır. Dilsiz şeytan olmayı kabullenmiş, çıkarını öncelemiştir. Sırtını gerçeklere dönen, belden aşağı vurmayı alışkanlık haline getiren, meşru olmayan hedefine varmak için her yolu mübah gören ve iftira atmaktan utanmayan bir insan uzun vadede mutlaka kaybeder. Dolayısıyla bir mümin için her zaman belirleyici olan; Yüce Allah’ın koyduğu kurallar ve Hz. ... Devamı

Müttakî İnsan Mustafa KADIGOL’un Ardından

2014-02-13 21:28:00

Müttakî İnsan Mustafa KADIGOL’un Ardından Yaklaşık on yıl önceydi. İlk umre yolculuğumuz esnasında tanımıştık Mustafa Abi ile. Sorumluluk sahibi, imanlı, ihlaslı, çalışkan, cömert ve ibadet yapmaktan büyük zevk duyan hayırsever bir iş adamıydı o. Mustafa Abi, taklitçiliği değil, tahkiki imanı önemserdi. Çevresindekilere herkesin imanını sağlamlaştırmasının ne denli önemli olduğunu anlatırdı. Bunun da ilimle olacağına inanır ve araştırma tavsiyesinde bulunurdu. Okumayı ve tefekkürü çok severdi. Uzun uğraşlar verdikten sonra hakkın ve doğrunun bulunacağına inanırdı. Körü körüne başkalarının yanlışını savunmaktansa, emek ortaya koyduktan sonra kalbe gelen ilhamla amel etmeyi öğütlerdi. Böyle yapan bir kulun imanının kemale ereceğine inanırdı. Bu nedenledir ki tefrikaya, kutuplaşmaya ve bölücülüğe şiddetle karşıydı. Mustafa Abi, çocuklarını büyütmüş, evlendirmiş, artık torunlarını seven güzel bir insandı. Eşiyle çok mutlu bir evliliği vardı. O, tüm insanlara iyilik yapma endişesini kalbinde taşır, ihtiyaç sahiplerini görüp gözetir, onları sevindirir, kimseyi incitmez, doğru olduğuna inandığı şeyleri ise sonuna kadar savunurdu.  Mustafa Abi, çevresinde hayırsever bir insan olarak tanınırdı. Aza kanaat eder, lüksü ve israfı asla sevmezdi. Yemeğin tabakta bırakılmasına ve çöpe dökülmesine şiddetle karşı çıkardı. Bunu büyük bir israf olarak görür, itiraz eder, tabakta kalanları mutlaka sıyırırdı. O: “Kim bilir belki de helal lokma oradadır” derdi. Torunlarına da bu tavsiyede bulunur onlara çok güzel örnek olurdu. Mustafa Abi, semt pazarında herkesin kolay kolay beğenmediği olgunlaşmış veya zedelenmiş meyveleri satın alır, raf ömrü nerdeyse dolma... Devamı

Zirvede Esen Sert Rüzgârlar ve İplik Eğiren Kadın

2014-02-06 22:49:00

Zirvede Esen Sert Rüzgârlar ve İplik Eğiren Kadın   Zirveye ulaşan ve orada uzun yıllar başarılı hizmetler yapmayı planlayan bir lider hayatının her anında çok dikkatli olmak zorundadır. Eğer o lider, uzun uğraşlar sonucu çok önemli konumlara gelmeyi başarmışsa, etkilediği çevreler varsa, aldığı kararlar pek çok insanın hayatını ilgilendiriyorsa onun bin düşünüp bir söylemesi ve çok doğru kararlar alması gerekir. Aksi halde zirvede esen sert bir rüzgâr onun küçük hatalarını affetmeyecek, ayağını yere çok sağlam basmadığı için de aşağıya doğru yuvarlanması çok daha hızlı gerçekleşecektir. Bu itibarla, yaşadığı toplumda kanaat önderi olanların, emir ve tavsiyeleri harfiyen uygulananların, karar mekanizmalarında yer alanların, sözü sohbeti dinlenenlerin, düşünce ve fikirleriyle topluma yön verenlerin mutlaka uzun istişareler sonucu ortak aklı devreye sokarak nihai karara varmaları ve bunları söylemeleri/uygulamaları gerekir. Zirvede olanlar veya zirveye talip olanlar bilmelidirler ki, hem şeytanlaşmış insanlar hem de içlerinde görmedikleri ama varlığını hissettikleri, fısıltılarını/vesveselerini işittikleri şeytani sesleri bir o kadar azılı, güçlü, hain ve alçaktır. Bu nedenle yüksek mevkilere gelmiş kimselerin tüm bu şeytanları yenebilmeleri için yüksek ahlâkî karaktere sahip olmaları ve İslâmî değer yargılarını içselleştirip eksiksiz uygulamaları gerekir. Çünkü böyle bir kimse nefsine ve şehvetine yenik düşmesiyle, öfkesini kontrol edememesiyle, gözünü para hırsı bürümesiyle, daha da yüksek makamlara göz dikmesiyle, haksız yere inatlaşmasıyla kendi sonunu kendisi hazırlayabilir. Bu ahlâkî zaafları nedeniyle sadece o kaybetm... Devamı