Öç Alma ve Adalet Arasındaki Farka Dikkat!

2015-10-01 17:24:00

Öç Alma ve Adalet Arasındaki Farka Dikkat! İnsanlardan kimileri geniş boyutlu düşünmeden, çok yönlü analiz etmeden gelişigüzel konuşmaya başladıklarında çok büyük potlar kırmakta ve yanlış üstüne yanlış yapmaktadırlar. Meselelere tek taraflı baktıkları için de doğru hükümler ortaya koyamamaktadırlar. Böyle tipler, utanmadan ve sıkılmadan zalimlerin yaptıklarının yanına kalmasını önermekte, bunlara verilecek cezayı “öç almak” olarak değerlendirip insanların duygularını istismar etmekte ve mazluma “hakkını almadan zalimi affetmesini/ bağışlamasını” tavsiye edebilmektedirler. Oysa bu tür öneriler doğru, yerinde ve haklı öneriler değildir. Ne demek istediğimizi sanırım şu örnekler çok daha iyi anlatacaktır: Sarhoş iken özel aracının direksiyonuna geçen, aşırı hız yapan, sonra da aracın kontrolünü kaybederek masum yayaları kaldırımda feci bir şekilde ezerek öldüren bir katilin hak ettiği cezayı almasını istemek öç almak mıdır yoksa adaletin ta kendisi midir? Hırsızlık yapmak için girdiği evin sahibini ve karısını hunharca katleden bir caninin hak ettiği cezayı almasını istemek öç almak mıdır yoksa adaletin ta kendisi midir? Küçük bir yavruya tecavüz ederek vahşice öldüren azgın bir katilin hak ettiği cezayı almasını istemek öç almak mıdır yoksa adaletin ta kendisi midir? Yalan yere şahitlik ederek bir adamın bütün kazanımlarını kaybetmesine ve toplumda itibarsızlaştırılmasına yol açan yalancı şahitlerin hak ettiği cezayı almasını istemek öç almak mıdır yoksa adaletin ta kendisi midir? Çıkarı uğruna kâfirlerle iş birliğine girişerek vatanına ihanet eden bir alçağın/ şeref yoksununun hak ettiği cezayı almasını istemek ö&c... Devamı

Toplumsal Sorunları Çözüm Yolu Nasıl Olmalıdır?

2015-09-22 13:07:00

  Toplumsal Sorunları Çözüm Yolu Nasıl Olmalıdır? Dünyevîleşmenin, küreselleşmenin, sosyo-kültürel değişimlerin ve çok kültürlülüğün olanca hızıyla yaşandığı günümüzde toplumsal sorunlar çeşitlenerek artmaya devam etmekte ve yeni çözüm önerilerinin ortaya konulması gerekmektedir. Bu problemlerin çözülebilmesi için insan haklarını, özgürlükleri, hukukun üstünlüğünü ve katılımcı demokrasiyi savunan kaliteli insanların sayılarının artırılmasına ihtiyaç vardır. Zira haklarını ve sorumluluklarını bilen fertlerden oluşan toplumlar netice alabilir, gelişmelerini ve kalkınmalarını sürdürebilirler. Nitekim demokrasi bir amaç değil araçtır ve toplumsal barış ve huzur için ileri demokrasiyi içselleştirmiş kaliteli bireylere ihtiyaç vardır. Emir vermekten ziyade fikir veren, kural koymaktan ziyade örnek olan, halkın güvenini kazanan liderler toplumlarına yön verebilirler. Bu nedenle söz konusu niteliklere sahip liderleri destekleyen toplumlar daha hızlı mesafe kat edebilirler. Çünkü halkın sevgi ve güvenini kazanan bir lider uzun vadede çok başarılı işlere imza atabilir. Nitekim insanların gönlüne girmek çok önemlidir ve bu bakımdan halkın sevgisini kazanmak aklın ve bilimin gereğidir. Zira halkın gönlünü kazan mücadeleyi kazanır ama halkın sevgisini kaybeden mücadeleyi kaybeder. Güç odaklarıyla işbirliğine girişen, uluslararası sermayenin taşeronluğuna soyunan kifayetsiz muhterisler kısa vadede bir takım başarılı işlere imza atmış olsalar da uzun vadede kaybetmeye mahkûmdurlar. Öte yandan organize olmayı başarmış iyi insanlar doğruları güçlü bir şekilde savunduklarında &ccedi... Devamı

Fikrine Güvenen Şiddete Başvurmaz!

2015-09-17 00:42:00

Fikrine Güvenen Şiddete Başvurmaz! Gelişmiş toplumlarda kültürler, fikirler ve düşünceler satışa sunulur. İnsanların beklentilerine “en iyi, en doğru ve en güvenilir cevapları” verenler her zaman kazanır. Çünkü özgür ortamlarda fikirler çarpışır, gerçekler ortaya çıkar; bilimsel ve toplumsal gelişmeler yaşanır. Fikirlerin karşılıklı olarak konuşulmasından rahatsızlık duyanlar kendi fikrine güvenmeyenlerdir. Bir insan çoğulcu bir ortamda fikrini ve düşüncesini açıkça ifade ederse farklı görüşler ortaya çıkar. Alternatif düşüncelerin, farklı bakış açılarının ve aykırı düşüncelerin ortaya çıkması o toplumun olgunlaşmasına ve gelişmesine katkı sağlar. Böyle bir toplum daha az hata yapar ve geleceğe daha güvenle yürür. Fikrine güvenen insan eleştiriden ve kendisine sorulan sorulardan rahatsızlık duymaz; “Bu benim düşüncem” der ve “ilke eksenli olarak” düşüncesini savunmaya devam eder. Sevmediği, hoşlanmadığı veya kendisi gibi düşünmeyen herkesi potansiyel suçlu/ tehlike olarak algılayan fanatikler gibi davranmaz. Erdemli bir toplum, fikrine güvenmeyerek isteklerini zorla dayatmaya kalkışanlara ve şiddeti metot olarak benimseyenlere itibar etmez. Çünkü terör, şiddet, hakaret ve öfke zayıflık işaretidir. Şiddet ve saldırganlık bir hak arama ve sorun çözme yöntemi asla değildir. Böyle kimseler akıllarıyla değil duygularıyla hareket ettikleri için her zaman kaybetmeye mahkûmdurlar. Oysa akıllı kişi şiddete değil, “uzun bir süreç gerektiren ikna ve inandırma yöntemine” başvurur. Karşısındaki kişinin kafasında oluşan/ oluşturulan algılara/ sorulara doğru cevaplar vermeye çalışır. Ç&ou... Devamı

Feminist Düşüncenin Kadına Verdiği Zarar

2015-09-10 20:11:00

Feminist Düşüncenin Kadına Verdiği Zarar Modernizm, erkeğin ve kadının cinsel kimlik sınırlarını kaldırmayı önermekte ve gizli-açık sürekli bunun propagandasını yapmaktadır. Oysa insanın psikolojik doğası “kadının kadın gibi, erkeğin ise erkek gibi” yetiştirilmesi/ hareket etmesi/ yaşaması/ davranması gerektiğini ifade etmektedir. Dolayısıyla hem evliliğin sağlığı hem de ailede nitelikli bireyler yetiştirilebilmesi için “cinsel kimlik” kesinlikle muhafaza edilmelidir. Yoksa karşı cinse ilginin azalması, evlilik kurumunun bundan zarar görmesi, lezbiyenlerin ve eşcinsellerin/ ibnelerin sayılarında ciddi artışlar yaşanması kaçınılmazdır.  Çünkü cinsel ihtiyaçlarını bir şekilde karşılayan ancak “psikolojik ihtiyaçlarını gideremeyen” insanlar nedeniyle evlilik kurumu ciddi anlamda zarar görmekte ve tüm insanlık bundan olumsuz anlamda etkilenmektedir. İnsanlığın huzur ve saadeti için kadının da erkeğin de “cinsel kimlik sınırlarının çok açık ve net bir şekilde belirlenmesi ve çocukların ona göre yetiştirilmesi” elzemdir/ zarurudir. Feminizm, kadının “erkek gibi” olmasını önererek büyük bir yanlış yapmıştır ve bu yanlışı yapmaya devam etmektedir. Oysa kadın her yönüyle “kadın gibi” olmak ve öyle davranmak zorundadır. Kadını erkeksileştirme arzusu feministlerin aşağılık kompleksinden başka bir şey değildir. Kadına ikinci sınıf olmayı öneren anlayış nasıl doğru değilse, kadın-erkek savaşlarını teşvik eden feminizmin “yanlışı yanlışla düzeltme yaklaşımı” da aynı ölçüde yanlıştır. Çünkü feministler erkekleri “doğal düşman” olarak gördüklerinden onlara hükmetme arzusuyla çizgiden saptıkça sapmışlardır. Dolayısıyla kadın d... Devamı

Empati Nedir?

2015-09-03 00:18:00

Empati Nedir? Karşıdaki insanın yerine kendini koyup onun hislerini anlamaya “empati/ duygudaşlık/ eş duyum bilinci” denilmektedir. Bilindiği üzere herkes sevilmeyi, değer verilmeyi, beğenilmeyi, takdir edilmeyi, onaylanmayı ister; kendini ifade etmesine imkân/ fırsat verilmesini arzular. Bu ihtiyaçları engellenen kişi kızar, öfkelenir, üzülür, korkar veya nefret eder. Bu bakımdan empati yapabilen birisi karşıdaki insanın hislerini anlamayı başarırsa onun psikolojik ihtiyaçlarını giderebilir. Umut, güven ve üzüntü gibi duygularını harmanlamayı başaran kişi empatiyi çok daha kolay gerçekleştirir. Çünkü böyle yapan birisi bunun sonunda karşı tarafa şefkat besleyebilir. Bu ise dostluğu artırıcı bir etkiye sahiptir. Gerçek anlamda içselleştirilmiş bir empati düşmanlıkları ortadan kaldırabilir. Çünkü muhatabının hisleri tam manasıyla anlayıp kendisini onun yerine koyan birisinin kızması, bağırması veya kavga çıkarması neredeyse imkânsızdır. Nitekim bir Kızılderili atasözü empatiyi şöyle açıklamaktadır: “Birisi hakkında karar vermeden önce üç ay onun ayakkabılarıyla dolaşmalısın! (yani onun yerine kendini koymalısın!)” Görüldüğü üzere empati her toplumda önemini koruyan mühim bir ahlak ilkesi olarak karşımıza çıkmaktadır. Sonuç olarak, kendisi için istediğini başkaları için istemeyi başaran kişi empatiyi içselleştirmiş ve iyi bir insan olma yolunda önemli bir aşamayı geride bırakmıştır. Ancak kendisine yapılmasını istemediği şeyleri başkalarına yapmaya devam eden, sırf kendini düşünen, süflî çıkarlarını önceleyen ise duygudaşlıktan nasibini almamış ve iyi bir insan olmaktan uzaklaşmış zavallının tekidir. (04.09.2015) Yrd.... Devamı

Kabirde Azap Var mıdır? Varsa Nasıldır?

2015-08-27 00:13:00

Kabirde Azap Var mıdır? Varsa Nasıldır? İnsanların en çok merak ettiği ve sorduğu soruların başında “kabir azabının olup olmadığı, varsa nasıl olduğu” sorusu gelmektedir. Okumayı, öğrenmeyi, soru sormayı, kendini yenilemeyi ve geliştirmeyi bir kenara bırakan kimi hocalar bu sorulara muknî cevaplar verememekte, aklını kullananların güzel soruları karşısında bocalamakta, kızmakta, küplere binmekte, hızlarını alamayarak bu soruları soranlara hakaretler yağdırmakta ama dönüp kendilerine hiç bakmamaktadırlar. Uydurulmuş dinin savunucusu bu “hoca müsveddeleri” indirilmiş dinin ne dediğine hiç bakmadan, Kur’ân ve Sahih Sünnet’in ilkelerini rehber edinmeden, İsrâiliyat’ı, Mesîhiyat’ı, mevzû rivayetleri, mitolojileri ve masalları referans almakta, insanları yalan yanlış bilgilerle uyutmakta ve çırpındıkça daha da batmaktadırlar. Bu tipler muhataplarının ısrarlı soruları karşısında sıkışınca; “Biz de zaten kabir azabının bedene değil ruha olduğu söylüyoruz” diyerek kıvırtmakta, ancak sonrasında yine bildiklerini okumakta, uydurma rivayetlere bakarak “kabir azabının hem bedene hem de ruha” olduğu iddiasını yaymakta ve insanları yalan yanlış bilgilerle kandırmaya devam etmektedirler. Oysa hakikat tektir ve onun da ortaya konulması şarttır. Açık ve net konuşmayan, insanların sorduğu sorulara doğru ve ikna edici cevaplar vermeyen, tebliği en güzel surette yapmayan (Nahl, 16/125) bu zavallılar ne kadar büyük bir vebalin altına girdiklerini bir türlü fark edememekte, üstelik kendilerini uyaranları da “zındıklıkla, kâfirlikle, sapıklıkla, Sünnet düşmanı veya hadis inkârcısı” olmakla suçlamaktadırlar. Oysa akıllarını rafa kaldırmış bu tipler kızmayı ve hakaret etmeyi bir kenara bırakmalı, zihinlerini bu sorulara... Devamı

Bir Hayalim, “Mahşer Günü” Adlı Film

2015-08-20 00:07:00

Bir Hayalim, “Mahşer Günü” Adlı Film Yaklaşık on beş yıl kadar önce yerel bir tv kanalında Perşembe akşamları “Müftülük Saati” adlı dinî program hazırlayıp sunarken Ankara’dan gelen üst düzey bir devlet yetkilisi konuğuma canlı yayın esnasında bir öneride bulunmuş ve kendisinden ellerindeki imkânları kullanarak düşündüğüm bu projeyi hayata geçirmelerini talep etmiştim. Tabi ki o tavsiyem nazik bir şekilde geri çevrildi, hiçbir ilgi görmedi ve şu ana kadar da gerçekleşmedi. Ancak ben mezkûr hayalimden asla vazgeçmedim. Son günlerde gerek öğrencilerime gerekse camide cemaate yaptığım vaazlarda bu tavsiyemi yeniden dillendirmeye başladım. Bu düşüncemi kamuoyu ile paylaşmak ve kalıcı hale gelmesini sağlamak için de bu köşe yazısını yazmaya karar verdim. Naçizane önerim şudur: Kur’an-ı Kerim ve Sahih Sünnet’te tasvir edilen kıyametin kopuş sürecinde yaşanacak olanlar, mahşer günü insanların üç grup halinde olmalarından bahseden âyetler, cennet ve cehennemi hak eden kimselerin halleri, onların kendi aralarında yaptıkları ibretlik konuşmaları, meleklerin ve peygamberlerin yaptıkları şahitlikler, hâkimler hâkimi Yüce Allah’ın insanlara ve cinlere yaptığı hitaplar, cennetteki güzellikler, cehennemdeki azap sahneleri ve daha nicelerinin yer aldığı “en az bir milyar dolar bütçeli, çok güçlü bir ekip tarafından uzun yıllar üzerinde çalışılarak senaryosunun titiz bir şekilde hazırlandığı, güçlü bir oyuncu kadrosuyla ve her türlü gelişmiş bilgisayar teknolojisinin kullanıldığı ve yaklaşık iki saat sürecek bir film” derhal yapılmalıdır. Daha önce çekilmiş “Çağrı” ve benz... Devamı

Sahte Şeylerle Kendini Avutan Kendine Yazık Eder

2015-08-16 15:43:00

Sahte Şeylerle Kendini Avutan Kendine Yazık Eder Günümüzde insanlar kendi elleriyle satın aldıkları, her ay düzenli olarak ödeme yaptıkları, kullanarak veya seyrederek reklam gelirlerini artırdıkları tv, internet siteleri, akıllı telefonlar, sosyal medya vs. aygıtlarla kendilerini avutmakta, rahatlatmakta, uyutmakta ve gerçeklerle yüzleşmekten kaçınmaktadırlar. Oysa böyle bir tavır insanın kendi kendine zulmetmesidir. Bir insanın ailedeki mutsuzluğunu, çocuğuyla veya kendisiyle ilgili sorunlarını sağlıklı yöntemlerle aşmak yerine “popüler programlarla, filmlerle veya tuttuğu futbol takımının başarısıyla unutmaya çalışması” akılla değil duyguyla hareket etmektir. Böyle yapanlar kendilerini kısa vadeli rahatlatmış olsalar da uzun vadede çok zor günlerin onları beklediği açıktır. Zira Sünnetullah böyledir. Küçük bir kıvılcımla başlayan yangının büyüdüğü, koskocaman bir ormanı yakıp kül ettiği herkesin malumudur. Bu tür geçici çözümler, palyatif tedbirler insanı kısa vadede rahatlatacak olsa da “gerçek mutluluğa” hiçbir zaman götüremeyecektir. Çünkü dişi ağrıyan birisinin ağrı kesici alarak dişinin ağrısını geçici olarak dindirmesi kesin çözüm değildir. Gerçek çözüm o ağrıyı kalıcı bir tedaviyle kökten halletmektir. Dolayısıyla sorunlarına eğlence programlarında, çılgınca tüketimde, gezip tozmada, bilgisayar oyunlarında, sosyal medyada, saçma sapan şarkı sözlerinde, aptalca hazırlanmış filmlerde, at yarışlarında, uyuşturucu veya alkolde çözüm aramak yanlıştır. İnsanoğlu, gerçeklerle er geç yüzleşeceğini ve bundan kaçmasının mümkün olmadığını bilmek durumundadır. Aksi takdirde b&u... Devamı

Mültecilere Yardım Etmek Lütuf Değil Allah’ın Kesin Bir Emridir

2015-08-06 00:07:00

Mültecilere Yardım Etmek Bir Lütuf Değil Yüce Allah’ın Kesin Bir Emridir! Yüce Allah insanları yoktan var etmiş, onlara sayısız nimetler bahşetmiş, koyduğu kuralları/ sınırları gönderdiği kitaplar ve görevlendirdiği peygamberler vasıtasıyla kullarına bildirmiş ve bunlara uymalarını emretmiştir. Bu itibarla, Yüce Allah’ın emirleri sadece belli bazı ibadetleri yapmakla sınırlı değil hayatın her alanını kuşatmaktadır. Bu uyarıyı göz ardı ederek kendi bildiğine göre bir din yaşamak veya yaşadığını zannetmek kesinlikle doğru değildir ve böyle bir durum kişinin kendine yazık etmesidir. Bu girişten sonra şunu söyleyebiliriz: “Ülkelerini terk etmek zorunda bırakılan masum/ mağdur/ mazlum kadınlar, erkekler ve çocuklar için mülteci kampları kurup onlarla ekmeğini ve suyunu paylaşmak, onlara insanca yaşayacakları imkânları hazırlamak Yüce Allah’ın Müslümanlara bir emri”dir. Bu emri gönülsüzce yapmak veya yaptıktan sonra başa kakmak veyahut bu davranışı onlara karşı yapılmış bir lütuf gibi görmek veya göstermek Yüce Allah’ın koyduğu sınırları bilmemektir. Çünkü Allah Teâlâ gerektiğinde bu gibi ezilmiş kimseler için “savaşmayı” emretmektedir. Âyeti birlikte okuyalım. “Size ne oluyor da Allah yolunda ve “Ey Rabbimiz! Bizleri halkı zalim olan şu memleketten çıkar, katından bize bir dost ver, bize katından bir yardımcı ver” diye yalvarıp duran zayıf, çaresiz ve zavallı erkekler, kadınlar ve çocuklar uğrunda savaşmıyorsunuz?(Nisa, 4/75) Görüldüğü üzere eğer bu âyet “savaşmayı” emrediyorsa “ekmeğin ve suyun paylaşılması” zaten olması gerekendir. Çünkü en son çare olan savaş emrediliyorsa diğerlerini yapmak hayli hayli gereklidi... Devamı

Uydurma Hadisler ve Olumsuz Etkileri

2015-07-30 17:39:00

Uydurma Hadisler ve Olumsuz Etkileri Hadis tarihiyle ilgili eserler okunduğunda görüleceği üzere çok çeşitli nedenlerle hadis uydurulmuştur. Mesela; 1. Siyasî amaçlar için hadis uydurulmuştur. 2. İtikâdî ihtilaflar nedeniyle hadis uydurulmuştur. 3. Zındıklar hadis uydurmuşlardır. 4. Irk, belde ve mezhep taassubu nedeniyle hadis uydurulmuştur. 5. Kıssacı ve hikâyeci vaizler hadis uydurmuşlardır. 6. İbadeti teşvik ve günahtan sakındırma amaçlı hadis uydurulmuştur. 7. Şahsî çıkar amaçlı hadis uydurulmuştur. (Musa, Bağcı, Hadis Tarihi, Ankara Okulu Yay., 2013, s. 143-159) İşte hadis âlimleri bu gibi kimselere karşı gerekli tedbirleri almışlardır. O tedbirlerden bazıları şöyledir: 1. Hadis âlimleri hadis aldıkları râvîlerin kimliklerini hâl ve gidişatlarını araştırmış ve onlara rivayet ettikleri hadisleri kimden aldıklarını sormuşlardır. 2. Sıhhatini tespit ettikleri hadisleri daha sistemli bir şekilde geniş hacimli kitaplarda toplamış ve emin şekilde muhafaza edilmelerini sağlamışlardır. 3. Bu faaliyetler neticesinde hadisin rivayet ve tahammül kaidelerini, râvîlerin şartlarını, cerh ve tadilin hükümlerini tespit eden yeni bir ilim dalı teşekkül ettirmişlerdir. 4. Müslümanların başvuracağı sahih hadis kitaplarının telifine hız vermişlerdir. Bu hadis âlimleri tespit edebildikleri uydurma hadisleri şu eserlerde toplamışlardır: 1. Makdisî (ö. 507/1130) Tezkiratu’l-Mevzûât. 2. İbnu’l-Cevzî (ö. 597/1200) el-Mevzûât. 3. Ömer el-Mevsılî (ö. 622/1225) el-Muğnî ani’l-Hıfzı ve’l-Kitab. 4. Sağânî (ö. 650/1252) el-Mevzûât. 5.  İbn Teymiyye (ö. 728/1328) er-Risâle fî Ehâdîsi’l-Mevzûa. 6. Suyûtî (ö. 911/1... Devamı

Canlı Bomba, İntihar ve Ebedi Cehennem!

2015-07-23 00:44:00

Canlı Bomba, İntihar ve Ebedi Cehennem! Canlı bomba olarak intiharı seçen kimi zavallıların kısa yoldan cennete gitme arzusuyla böyle bir yolu tercih ettikleri anlaşılmaktadır. Böyle tipleri kullanan şer odakları, bu meşum eylemler sayesinde insanları şok etmekte, ucuza mal ettikleri bu yöntem sayesinde ses getirerek çıkarlarını korumakta, yandaşlarını ve dünya kamuoyunu da yanlarında tutmaya devam etmektedirler. Oysa “devletin yetkili organlarının aldığı karar gereği canlı bomba olarak ülkeyi işgal eden veya buna yeltenen düşman unsurlarının askerî hedeflerine nokta saldırısı düzenlemek” ayrı bir şeydir. “Bir terör örgütünün ya da herhangi bir etnik grubun, cemaatin/ tarikatın yetkililerinin verdiği emir ve talimat gereği sivil hedeflere intihar eylemleri gerçekleştirmek” ayrı bir şeydir. Her iki eylem arasında dağlar kadar fark vardır. Devletin başvuracağı birinci yöntem “başka çıkar yol kalmadığında” meşru, makul ve mubah iken ikincisi kesinlikle gayri meşru, mantık dışı ve haramdır. Sivil hedeflere giderek üzerlerindeki bombaları patlatanlar, hak arama ve sorun çözmede bu tür sakat metotları kullananlar ve İslam dinini kendi süflî çıkarlarına alet edenler kat be kat sorumlu olacaklarını bilmelidirler. Beyinleri yıkanmış böyle zavallılar uzun sürecek mücadele yerine kısa yoldan cennete gitme ve “cennetteki hurilere bir an önce kavuşma hayaliyle” bu eylemleri gerçekleştiriyorlarsa büyük bir yanlış yapmaktadırlar. Bu tür hurafelerle beyni yıkanan gençleri kullanan örgütler aslında İslam düşmanı devletlerin birer maşasıdırlar ve bu gerçeği anlamayanlar da sadece sefihtirler. Çünkü intihar bombacısı olmayı seçen o tiplerin “yaralanmış kişisel vey... Devamı

Hadis Tenkidi ile Hadis İnkârcılığı Arasındaki Farka Dikkat!

2015-07-16 02:20:00

Hadis Tenkidi ile Hadis İnkârcılığı Arasındaki Farka Dikkat! Hadis ilminde “sened ve metin” çok önemli iki kavramdır. İsnad denildiğinde hadislerin başındaki râvî silsilesini gösteren isimlerden oluşan zincir akla gelir. Buna sened de denir. Herhangi bir hadisin ilk kaynağından hadis kitabına gelinceye kadar kimler tarafından nakledildiğini gösteren bu zincirler hadisin dayanakları ve doğruluğunun belgeleri niteliğindedir. Yani; hadis havada ve boşlukta değil bu zincirle ilk kaynağı olan Hz. Muhammed’e bağlanmakta/ dayandırılmaktadır. Bu isnadlar hadisin sağlam bir zemine oturduğunun bir göstergesidir. Hadis tarihine ışık tutar, önemli bir belge ve bilgi kaynağıdır. İsnadlar incelenerek râvîlerin güvenilir olup olmadıkları tespit edilir; râvî ile hocası arasında bir ilişki olup olmadığı ortaya konulur. İsnadlar arada râvî isminin düşüp düşmediğini, kopukluk olup olmadığını belirlemeye yarar. (Hadis Tarihi ve Usûlü, Editör: Selahattin Polat, s. 9). Metin ise Hz. Peygamber’in söylediği kısım, yani muhtevadır/ içeriktir. Dolayısıyla bir hadisin Hz. Peygamber’e ait olup olmadığını araştıran hadis tenkitçisi 1. Haberi verenin haber verdiği olaya tanık olup olmadığına, doğru algılama konusunda bir engelinin bulunup bulunmadığına, haberi doğru olarak aktarmasını engelleyecek herhangi bir neden, engel ya da kusurunun bulunup bulunmadığına bakar. 2. Haberi başka kaynaklarla te’yid ve te’kid eder. Gerekli karşılaştırmaları yapar. 3. Haberin içeriğini inceler. Haberin içeriğini incelerken her bir hadisin şu ölçütlere uygun olup olmadığına dikkat eder. 1. Akıl. 2. Kur’an. 3. İslam dininin genel ilkeleri. 4. İslam âlimlerinin icma’sı. 5. Hz. Peygamber’in yaygın ve meşhur Sünnet’i. 6. Kesin bilimsel veriler. 7. Kesi... Devamı

Tahir b. Aşur’un Sünnet Tasnifi

2015-07-09 04:12:00

Tahir b. Aşur’un Sünnet Tasnifi Sünnet, Hz. Peygamber’in söz, fiil ve takrirleridir. Yani; onun yaşayış tarzıdır. Sürekli ve devamlı olarak yaptığı davranışlardır. Nitekim kelime sözlükte “yol ve gidişat” anlamlarına gelmektedir. Sünnet, “ara sıra ve gelişigüzel yapılan şeyleri değil, âdet niteliğinde devamlı ve sürekli, aynı zamanda bilinçli davranışları” ifade eder. Tarihi süreç içerisinde Hz. Peygamber’in Sünnet’inin bağlayıcılığı konusunda farklı yaklaşımlar olmuştur. İslam âlimleri Hz. Peygamber’in Sünnet’inin tamamına mı yoksa bazılarına mı “mutlaka uyulması gerektiği” konusunda ihtilaf etmişlerdir. Bu nedenle onlar ilk asırlardan itibaren Sünnet’i bağlayıcılık açısından çeşitli sınıflandırmalara tabi tutmuşlardır. Mesela İbn Kuteybe (ö. 276/889) bağlayıcılık açısından Sünnet’i üç kısma ayırırken, Şah Veliyyullah ed-Dehlevî (ö. 1176/1762) Hz. Peygamber’in davranışlarını iki ayrı başlıkta incelemiştir. Çağdaş yazarlardan Muhammed b. Tahir b. Aşur ise Sünnet’i bağlayıcılık açısından detaylı bir tasnife tabi tutmuş ve Sünnet’i on iki (12) kategoride değerlendirmiştir. Şimdi bu kategorileri yakından inceleyelim. 1. Teşrî (Yasama). Hz. Peygamber’in Sünnet’inin büyük çoğunluğu bu kısma dâhildir. Çünkü onun amacı insanlara uymaları gereken ahkâmı bildirmektir. Ahkâm konusunda Hz. Peygamber’e uymak zorunludur. Mesela namazın nasıl kılınacağı, haccın nasıl yapılacağı buna örnek olarak verilebilir. 2. Fetva. Dinî konularda kendisine sorulan sorulara verdiği cevaplar bu kısma dâhildir; bu fetvalar da bağlayıcıdır. 3. Yargı (Kadâ). İhtilaflı bir konuyla ilgili olarak ... Devamı

İnsan Korktuğuyla Değil Güvendiğiyle Dost Olur

2015-06-25 01:54:00

İnsan Korktuğuyla Değil Güvendiğiyle Dost Olur Bir insan güvendiği kişiyi sever. Korktuğu kişiyle dost olması veya onu sevebilmesi neredeyse imkânsızdır. Zira korku düşmanlığı, sevgi ise dostluğu ortaya çıkarır. Bu bakımdan korkan birisine sevgiyle yaklaşmak ve onunla iletişime geçmek her iki tarafa da fayda sağlar. Zira böyle bir tavır korkan kişinin güven duygusunu artırabilir. Eğer korkunun içine öfke girmişse kişi saldırgan olabilir. Korkunun içine üzüntü girmişse kişi korktuğu şeyden veya insandan uzaklaşır. Umut, güven ve üzüntü gibi duygularını harmanlamayı başaran bir kişi karşı tarafa şefkat besleyebilir. Bu ise dostluğu artırıcı bir etkiye sahiptir. Nefret ise “korku, üzüntü, öfke ve tiksinti” karışımı bir histir. Dolayısıyla pek çok olumsuz duygunun kaynağı olan korku kontrol edilmelidir. Bir misalle ne demek istediğimizi anlatmaya çalışalım. Örneğin gayr-i müslimler eğer Müslümanlara güvenmezlerse onlardan korkarlar; korkarlarsa sevmezler ve nefret ederler. Sonra da onları tehdit olarak algılar ve düşmanlık ederler. Dolayısıyla mümin güven veren ve kendisine güven duyulan insan olmak zorundadır. Bu bakımdan Müslümanların emin ve güvenilir kimseler olmaları, başta kendileri olmak üzere diğer insanlara da fayda sağlar. Kaldı ki güvenilmeyen insan olmak İslam’ı yanlış tanıtmaya ve insanları İslam’dan soğutmaya neden olabilir ki bu da büyük bir vebaldir. Sonuç olarak, hak din İslam’ı en güzel şekilde tebliğ ve temsil etmek isteyenlerin dönüp kendilerine bakmaları, korkunç, itici ve tiksindirici şeylerle insanları kendilerinden uzaklaştırmamaları ve dinlerini doğru tanıtmaları gerekir. Aksi halde büyük bir veballe karşı karşıya kalmaları kaçınılma... Devamı

Müşrikler ve Münâfıklar Bunu Hep Yapacaklar!

2015-06-18 12:19:00

Müşrikler ve Münâfıklar Bunu Hep Yapacaklar! Yüce Allah, kâfirlerin, münâfıkların ve müşriklerin müttakî müminlere dil uzatacaklarını haber vermekte, onları uyarmakta ve sabırlı olmaya davet etmektedir. Âyetleri birlikte okuyalım. “(Ey iman edenler!) Mallarınızla ve canlarınızla mutlaka sınanacaksınız: Ve doğrusu, hem sizden önce vahiy verilenlerden hem de Allah'tan başkasına ilahlık yakıştıranlardan (müşriklerden) birçok incitici söz (hakaret, aşağılama, iftira, gıybet, dedikodu, alaya alma, şantaj, tehdit, küfür) işiteceksiniz. Ama eğer (bu) zorluklara sabırla katlanır ve O’na karşı sorumluluğunuzun bilincinde olursanız; bilin ki bu, (yapılacak) işlerin en değerlisidir.”(Âl-i İmrân, 3/186). “Hakikati inkâr edenler ve ikiyüzlüler[in değerlerin]e uyma ve onların incitici sözlerine (verdikleri sıkıntılara, çıkardıkları eziyetlere) aldırma! (Hakarete hakaretle karşılık verme! Sen tebliğe ve temsile en güzel şekilde devam et! Ve Yalnızca Yüce) Allah'a güven! (Çünkü) hiç kimse Allah kadar güven verici olamaz.”(Ahzab, 33/48). Görüldüğü üzere bu âyetler müminleri kendi görevlerini yapmaya ve örnek mümin olmaya davet etmektedir. Zira her dönemde ve her coğrafyada hakikat inkârcıları olmuştur. Bunlar Müslümanlarla uğraşmışlardır ve bundan sonra da kıyamete kadar uğraşmaya devam edeceklerdir. Şu âyetler, kâfirlerin kalplerinde müminlere karşı nasıl kin, öfke, nefret ve düşmanlık beslediklerini haber vermektedir: “Ey İnananlar! Siz(in dininiz)den olmayanı dost (sırdaş/ müttefik) edinmeyin. Onlar sizi yoldan çıkarmak (zarar vermek, fenalık etmek) için ellerinden geleni yaparlar ve sizi sıkıntıda görmekten hoş... Devamı

Tanıdığım Tüm Kibirliler Hep Kaybettiler

2015-06-10 17:44:00

Tanıdığım Tüm Kibirliler Hep Kaybettiler Özgüven sahibi olmakla kibirli olmak maalesef birbirine karıştırılmaktadır. Oysa özgüven ile kibir tamamen farklı şeylerdir. Bir insanın kendine güvenmesi normalken sınırı aşıp kendini beğenmeye başlaması ve kibirlenmesi yanlıştır. Mesela kibirli insan “kendini aşırı derecede beğenir, başkalarından üstün, önemli ve özel” görür. Kendisinin en akıllı, en yetenekli ve en iyi insan olduğuna inanır. Sürekli övülmeyi ve pohpohlanmayı ister, menfaatçidir. Kendi çıkarları için her şeyi göze alır, evrensel hukuk ve ahlâk ilkelerini çiğner, yalan söyler, iftira atar, belden aşağı vurur. Son derece kıskanç, kinci ve nankördür. Kesinlikle empati nedir bilmez. Beklentileri karşılanmazsa sinirlenir, eleştiriye asla tahammül edemez, suçu hep başkalarına atar, kendisine hiçbir zaman hiçbir toz kondurmaz. Kandırmayı başardığı saf insanların duygularını istismar eder ve onları tepe tepe kullanır. Çıkarı bitince de onları bir kenara atar ve derhal unutur; çünkü onun kitabında vefaya asla yer yoktur. O elit/ mütref/ azgın sadece ve sadece kendini düşünmektedir/ sevmektedir. Amacı; zenginlik, güç, şöhret elde etme veya insanları yönetme arzusudur.  İşte bütün bu özelliklere sahip kibirli insanlar hem Yüce Allah tarafından hem de “aklını kullanmasını bilen diğer insanlar” tarafından asla sevilmezler. Diğer taraftan bir yöneticinin görev yaptığı yerde gururlu olması kibir değil, vakardır ve çalışma ahengi ve iş disiplini için buna ihtiyaç vardır. Ancak bu yöneticinin iş yerinde sergilediği tavrı evinde veya sosyal hayatında devam ettirmesi doğru değildir. Çünkü kişi özel yaşamında alçak ... Devamı

Cep Telefonlarının Şimdiki ve Gelecek Yıllardaki Muhtemel Zararl

2015-06-03 16:31:00

Cep Telefonlarının Şimdiki ve Gelecek Yıllardaki Muhtemel Zararları! Sesin, elektromanyetik frekansın ve lazerin varlığı, başka dalga boylarının varlığının bir kanıtıdır. Bilindiği üzere elektromanyetik radyasyon bütün evreni kuşatan bir enerjidir. Çeşitli renkler halinde görülen ışık, elektromanyetik radyasyonun bir parçasıdır. Göremediğimiz radyasyon ise bir tarafta kızılötesi, mikrodalga, tv ve radyo dalgaları halinde, öbür tarafta ise morötesi, X ve Gama ışınları olarak elektromanyetik tayfın her iki yanında uzayıp giderler. Morötesi, X ve Gama ışınları sıcaklık etkisi fazla olan ışınlardır. Özellikle hücreleri iyonize ederek “parçalama ve öldürme özellikleri”ne sahiptirler. Bu ışınların “kanser yapıcı ve bağışıklık sistemini bozucu etkileri” ispatlanmıştır.   Morötesi, X, Gama ve kozmik ışınlar “iyonlaştırıcı elektromanyetik radyasyon” yayarlar. O yüzden, söz konusu ışınlar insan sağlığı açısından son derece tehlikelidir. Mesela cep telefonlarının ekranları Gama ışınları yaymaktadır ve bu ışın insan sağlığı açısından ciddi riskler oluşturmaktadır. Kaldı ki, cep telefonlarından çıkan diğer elektromanyetik dalgaların/ sinyallerin, baz istasyonları, tv ve radyo dalgalarının da “insanın zihin sağlığı” açısından çok ciddi zararlarının olduğu bilinmektedir. Nitekim bir enerji kaynağının ürettiği enerjinin frekansı yükseldikçe bedene derinlemesine nüfuzu artmakta ve elektromanyetik ışıma beyinde melatonin hormonunu azaltmaktadır. Melatonin, beynin salgıladığı önemli bir hormondur. Bu hormon zihin işlevlerini, cinselliği, stresi ve uykuda beyin onarımını sağlayan ve düzenleyen bir hormondur. Az salgılandığında hipofiz bezinin çalışmasını bozar, seks hormonlarını azaltır, stres hormonların... Devamı

İnsanları Kaybetmek Değil Kazanmak Lazım!

2015-05-28 10:38:00

İnsanları Kaybetmek Değil Kazanmak Lazım! Dünyevîleşmenin, küreselleşmenin, sosyo-kültürel değişimlerin ve çok kültürlülüğün olanca hızıyla yaşandığı günümüzde insanları küstürerek kaybetmeye değil gönüllerini fethetmeye ve İslam’a kazandırmaya ihtiyaç vardır. Her toplumda bireylerin büyük hatalar yaparak insanlıktan uzaklaşmaları mümkün olmakla birlikte, toplumların bir bütün olarak insanlıktan çıkmaları söz konusu değildir. Zira her toplumda sayıları az da olsa iyi insanlar bulunmuştur. Bunlar insanlık dışı eylemler karşısında sessiz kalmamış, tepkilerini ortaya koymuş ve tavırlarını belirlemişlerdir. Nitekim peygamberler de bu tür erdemli müminleri yanlarına alarak azabı hak eden o beldeden uzaklaşmışlardır. Görüldüğü üzere her toplumda gönülleri fethedilecek insanlar vardır ve kıyamete kadar da olacaktır. Bu itibarla, bazı olumlu vasıflarından hareketle “suçlu ve günahkârların” da yeniden topluma kazandırılması ve ikna edilmesi söz konusu olabilir. Çünkü tıp doktorları hastalıklarla mücadele ederler ama hastaya düşman olma hakları yoktur. Güvenlik güçleri ve hukukçular suçla ve suçlularla mücadele ederler ama suçluya düşman olma hakları yoktur; sadece suçlunun hak ettiği cezayı almasını sağlarlar. Benzer şekilde din adamları da şirk, isyan, küfür, nifak ve fısk ile mücadele ederler ama İslâm’a ve Müslümanlara savaş açmadığı sürece “müşrike, kâfire, ateiste, teiste, nihiliste, sataniste veya münafığa” kızma hakları yoktur. Doğru bilgilendirme yaparak onların veya çocuklarının gönüllerini kazanmaya çalışmak gibi ö... Devamı

Duygusal Bağımlılık ve Doğru Karar Vermek

2015-05-21 12:15:00

Duygusal Bağımlılık ve Doğru Karar Vermek İnsanların doğru kararlar verebilmelerini engelleyen bazı ruhî hâlleri vardır. Bunlardan birisi de “duygusal bağımlılık”tır. Duygusal bağımlılık, nesnelliği ve objektifliği bozar. Mesela bir hâkim kendi çocuğunu yargılayamaz; çünkü evladıyla arasında yakın bir bağ vardır. Bu bakımdan hissi davranmak insanın aklını örter ve yargı gücünü zayıflatır. Son derece açık ve net olan bir konuda bile böyle bir insanın doğruyu reddedip yanlışın peşinden gitmesi söz konusu olabilir. Bu reddedişin sebebi, “duygusal bağımlılık, sevdiğini savunma içgüdüsü, bir ihtiyaç/ çıkar/ mahrumiyet veya herhangi bir korkudan” kaynaklanıyor olabilir. Duygusal özerkliğe sahip olamayan kişi yönü belirsiz akıntıda sürüklenen bir kayık gibidir. Zira muhakemesi bozulmuştur, aklıyla değil hisleriyle karar vermektedir, etraflıca düşünememektedir. Sağlıklı bilgi toplamaktan ve bunları analiz etmekten uzaktır. Dolayısıyla da sonunda bir kayaya çarpıp alabora olması kaçınılmazdır. Aklını yerli yerinde kullanmayan böyle tipler, sevmedikleri veya kıskandıkları kişinin hiçbir iyi yönünü görmek istemezken, taptıkları şeyhe/ hocaya/ lidere hiçbir yanlışı/ hatayı yakıştıramazlar. Onların tamamen masum, suçsuz ve günahsız olduklarına bütün kalpleriyle inanırlar. Bu bakımdan sağlıklı düşünmek ve doğru hükümler ortaya koyabilmek için aklın ve duyguların yerli yerinde kullanılması elzemdir. Zihinsel yanılgılara düşmemek için doğru bilgiyle beslenmek şarttır. Nitekim Yüce Allah’tan başka varlıkları “Allah’ı sever gibi” seven, sahte kutsal değerlerin/ şahısların peşinden giden, onların süflî arzularına hizmet eden, onları ta... Devamı

Çıkar Hesabı Yapanlar Hep Kaybetmişlerdir!

2015-05-14 11:16:00

Çıkar Hesabı Yapanlar Hep Kaybetmişlerdir! Maddî ve manevî çıkar hesabı yapan, dünyevî menfaatler elde etmek için evrensel hukuk ve ahlak ilkelerinden taviz veren ve yanlışta ısrar eden ne kadar insan tanıdıysam hepsi de bir bir kaybettiler. Kur’an ve Sünnet’in emrettiği gibi yaşamadan, Hz. Peygamber’e ittiba etmeden kısa yoldan kolayca cennete girmeyi arzulayarak sahte bir şeyhin/ hocanın eteğine yapışarak onun kulu kölesi olanlar, Yüce Allah’ı unutanlar daha bu dünyadayken rezil ve rüsva olmaktan da kurtulamadılar. Çünkü adamların niyetleri bozuktu ve o yüzden de kaybetmeleri kaçınılmazdı. Nitekim iyi niyetle bir liderin/ hocanın/ imamın/ şeyhin peşinden giden, sırf Yüce Allah’ın rızasını gözeten bir mümin eğer bu duruşunda samimiyse peşine takıldığı o kimse yanlış üstüne yanlış yaptığında derhal kendisine gelmekte, hakikati daha çabuk fark etmekte, o adamdan uzaklaşmakta ve “iyi niyetinin bir karşılığı olarak” (Kehf, 18/88) Yüce Allah tarafından tekrar doğru yola iletilmektedir. Ancak, aynı kişi maddî ve manevî çıkar hesabıyla bir liderin/ hocanın/ imamın/ şeyhin peşinden gidiyorsa, Allah’ın rızasını hiç hesaba katmıyorsa, peşinden gittiği o şahıs da yanlış üstüne yanlış yapıyorsa, böyle bir kişi hatasını bir türlü anlayamamakta, körü körüne o sahtekârın peşinden gitmeye devam etmekte ve “kötü niyetinin karşılığı olarak” (Kehf, 18/87) da Yüce Allah onu şeytanı ve şeytanlaşmış insanlarla baş başa bırakmaktadır. Görüldüğü üzere niyet hayır ise akıbette hayır olmakta, niyet şer olunca sonuçta şer olmaktadır. Çünkü niyeti bozuk adamın basireti ve feraseti bağlanmakta, muhakeme yeteneğini kaybetmekte, Allah’... Devamı

İntihar Edenlerin Cenaze Namazı Kesinlikle Kılınmaz!

2015-05-09 16:05:00

İntihar Edenlerin Cenaze Namazı Kesinlikle Kılınmaz! Dinimiz İslâm intiharı kesinlikle yasaklamış ve haram ilan etmiştir. Bu haramı hiçbir şeyin meşrûlaştırması söz konusu değildir. Zira intihar etmek, Yüce Allah’a isyan etmek anlamına gelir. Yüce Allah’a başkaldırmak ise şeytanın ve şeytanlaşmış kimselerin vasıflarındandır. Yüce Allah’a gerçek anlamda iman eden birisinin ümitsizliğe kapılarak intihar etmesi düşünülemez. Zira taklîdî imanını tahkîkî hale getirmiş bir mümin sadece O’na inanır ve O’na tevekkül eder; böylece her türlü zorluğun üstesinden gelmeyi başarır. Gücünün bittiği yerde Yüce Allah’ın yardımının geleceğine şeksiz ve şüphesiz inanır. Dolayısıyla kâmil bir mümin intiharı düşünemez; aklına dahi getiremez; eğer şeytan aklına getirmişse derhal bu vesveseyi def eder. Çünkü bir kâfirin, müşriğin, fâsığın, fâcirin, mücrimin veya münafığın intihar etmesi söz konusu olabilir. Zira bunlar Yüce Allah’a iman etmedikleri, imanlarına şirk bulaştırdıkları, günahı alışkanlık haline getirdikleri ya da yarım gönüllü inandıkları için Rableri ile bağları kopuktur. Bu nedenledir ki, söz konusu kimselere şeytanın dost, arkadaş ve yandaş olması çok daha kolaydır. Bu gibi inançsız kimseleri şeytan çok daha rahat kandırır, Hak’tan uzaklaştırır ve yanına çeker. Dolayısıyla burada esas sorun, imanın sağlam olup olmadığı ve Allah ile ilişkinin derinliği ve samimiyeti konusudur. Yüce Allah’ın kendi ruhundan üfleyerek yarattığı ve değer verdiği insanoğlunun -aklını kullanmayarak- kendisine sayısız nimetler veren Yüce Allah’ı ve O’nun emirlerini unutması ve canına kıyması en büyük zul&uum... Devamı

İntihar Edenler Ebedî Cehennemliktir!

2015-05-09 16:01:00

İntihar Edenler Ebedî Cehennemliktir!   Dinimiz İslâm intiharı kesinlikle yasaklamış ve haram ilan etmiştir. Bu haramı hiçbir şeyin meşrûlaştırması söz konusu değildir. Zira intihar etmek, Yüce Allah’a isyan etmek anlamına gelir. Yüce Allah’a başkaldırmak ise şeytanın ve şeytanlaşmış kimselerin vasıflarındandır. Yüce Allah’a gerçek anlamda iman eden birisinin ümitsizliğe kapılarak intihar etmesi düşünülemez. Zira taklîdî imanını tahkîkî hale getirmiş bir mümin sadece O’na inanır ve O’na tevekkül eder; böylece her türlü zorluğun üstesinden gelmeyi başarır. Gücünün bittiği yerde Yüce Allah’ın yardımının geleceğine şeksiz ve şüphesiz inanır. Dolayısıyla kâmil bir mümin intiharı düşünemez; aklına dahi getiremez; eğer şeytan aklına getirmişse derhal bu vesveseyi def eder. Çünkü bir kâfirin, müşriğin, fâsığın, fâcirin, mücrimin veya münafığın intihar etmesi söz konusu olabilir. Zira bunlar Yüce Allah’a iman etmedikleri, imanlarına şirk bulaştırdıkları, günahı alışkanlık haline getirdikleri ya da yarım gönüllü inandıkları için Rableri ile bağları kopuktur. Bu nedenledir ki, söz konusu kimselere şeytanın dost, arkadaş ve yandaş olması çok daha kolaydır. Bu gibi inançsız kimseleri şeytan çok daha rahat kandırır, Hak’tan uzaklaştırır ve yanına çeker. Dolayısıyla burada esas sorun, imanın sağlam olup olmadığı ve Allah ile ilişkinin derinliği ve samimiyeti konusudur. Yüce Allah’ın kendi ruhundan üfleyerek yarattığı ve değer verdiği insanoğlunun -aklını kullanmayarak- kendisine sayısız nimetler veren Yüce Allah’ı ve O’nun emirlerini unutması ve canına kıyması en büyük zul&u... Devamı

İyi Bir Seçmene Düşen Görevler!

2015-05-06 11:33:00

İyi Bir Seçmene Düşen Görevler! İyi bir seçmen yalan söylemeyen, ne yapacağını bilen, toplumda güven uyandıran, sık sık fikir değiştirmeyen, başkalarıyla işbirliği yapabilen, yanındakilerin fikirlerine değer veren, istişareyi önemseyen, önemliyi önemsizden ayırt edebilen dürüst ve güvenilir bir lideri arar, bulur ve ona oy verir. İyi bir seçmen gerçekçi hedefleri olan, bol keseden atıp tutmayan, aklını kullanan, kendini geliştirmeye devam eden, uzlaşmacı, ülke menfaatlerini koruyan, samimi, çalışkan ve ahlaklı bir lideri arar, bulur ve ona oy verir. İyi bir seçmen, desteklediği liderin dinî ve ahlâkî değerlerle ilgili görüş ve düşüncelerini çok iyi bilir, sözlerini ve eylemlerini yakından takip eder ve ona göre oyunu şekillendirir. İyi bir seçmen, desteklediği liderin hukukun üstünlüğüyle ilgili görüş ve düşüncelerini çok iyi bilir ve ona göre oyunu belirler.  İyi bir seçmen, desteklediği liderin sağlık politikalarıyla ilgili görüş ve düşüncelerini çok iyi bilir. İyi bir seçmen, desteklediği liderin ekonomi politikalarıyla ilgili görüş ve düşüncelerini çok iyi bilir. İyi bir seçmen, desteklediği liderin dış politikayla ilgili görüş ve düşüncelerini çok iyi bilir. İyi bir seçmen, desteklediği liderin ulusal güvenlik politikalarıyla ilgili görüş ve düşüncelerini, yaptıklarını ve yapacaklarını çok iyi bilir. İyi bir seçmen, desteklediği liderin eğitim politikalarıyla ilgili görüş ve düşüncelerini çok iyi bilir. İyi bir seçmen, desteklediği liderin dünya barışıyla ilgili politikalarını, görüş ve düşüncele... Devamı

Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Dersi Neden Zorunlu Olmalıdır!

2015-04-29 22:54:00

Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Dersi Neden Zorunlu Olmalıdır! Büyük çoğunluğunu Müslümanların oluşturduğu bir toplumda yaşadığı halde onların dinî inançları hakkında bilgi sahibi olmayı istemeyen/ düşünmeyen birinin hayat boyu büyük yanlışlar yapacağı, potlar kıracağı, yadırganacağı ve sonrasında da ister istemez yalnızlığa terk edileceği açıktır. Zira böyle bir sonu kendisi bilerek ve isteyerek hazırlamıştır. Dolayısıyla iman etmeyi düşünmeyen, din veya dindarlarla arasında mesafe koyan bir insanın birlikte yaşadığı kimselerin“dinleri hakkında genel bilgiler edinmesi ve etrafındaki insanları anlamaya çalışması” onun bir vatandaşlık görevidir. Çünkü dinler hakkında “bilgi ve kültür sahibi” olmayan birisinin dindarların çoğunlukta olduğu bir toplumda yönetici, akademisyen, gazeteci, doktor, asker, öğretmen veya benzeri bir pozisyonunda görevlendirilmesi durumunda büyük gaflar yapması, onları incitmesi, kırması veya ciddi tepkilere maruz kalması söz konusu olabilir. Bu nedenle, Türkiye’de yaşayan her bir bireyin “Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi” dersi alması zorunlu olmalı ve bu zorunluluk ilanihaye devam etmelidir. Ancak Müslümanların çocuklarına “daha iyi bir din eğitimi aldırmayı” istemeleri halinde ise bunu gerçekleştirebilmek için “Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi” dersi öğretmenlerinin vereceği“Uygulamalı Din Eğitimi” dersi “seçmeli ders olarak” müfredat programlarına konulmalıdır. Kısaca ifade etmek gerekirse “Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi” dersi zorunlu olmaya devam ederken “Uygulamalı Din Eğitimi” dersi seçmeli d... Devamı