Ruh Nedir?

2015-12-17 20:11:00

  Ruh Nedir? Bu zamana kadar ruh hakkında pek çok şey yazılmış ve söylenmiştir. Bu konuda birbirinden farklı epey görüş vardır. Biz de ruh ile ilgili kendi düşüncelerimizi açıklamaya geçmeden evvel şunu özellikle belirtmek isteriz: Ruhla ilgili söyleyeceklerimiztamamen şahsımıza ait olduğu için muhtemel hatalar da bize aittir. Yazdıklarımızın “mutlak doğrular” olduğu iddiasında elbette değiliz. Ancak bunlar bizim “şimdilik” ulaştığımız sonuçlardır ve ruh ile ilgili en doğruyu bilen sadece Yüce Allah’tır. Ruh mevzuu, ilmî ortamlarda ehil kişiler tarafından tartışılmaya devam ettikçe çok daha güzel ve faydalı sonuçlara ulaşmak mümkün olabilecektir. Bununla beraber yarım yamalak bilgilerine güvenen ve bunları kesin doğrular zannedenlerin bu makaleyi okumamaları ve derhal bırakmaları gerekir. Zira bu makale kendini “havas ve havassu’l-havas”tan zanneden kimseler için değil “sadece aklını kullanan samimi insanlar (avam)” için yazılmıştır. Dolayısıyla ön yargıyla, kin ve nefretle, düşmanlıkla meselelere yaklaşan cahil cühelanın yazdıklarımızı anlayabilmeleri ve doğru analizler yapabilmeleri kesinlikle mümkün değildir. Bu nedenle biz, o tür sefihlere/ cahillere “Selam!” diyor (Kasas, 28/55; Furkan, 25/63; A’râf, 7/199), yolumuza devam ediyor ve hakikatin peşinde olan dürüst ve erdemli insanlara seslenişimizi sürdürüyoruz. (Böyle bir uyarıyı yapmamızın temel nedeni, okuduklarını anlamaktan aciz zavallıların daha fazla vebale girmemelerini istememizdir; çünkü yazılanları yanlış anlamak için üstün gayret gösterip dedikodu ve iftira üretenler ve bunlardan medet umanlar vardır. Her ne kadar onları “bu dünyadaki” şefkat ve ... Devamı

Şehitler Ölmez! Çünkü…

2015-12-10 13:16:00

Şehitler Ölmez! Çünkü… Günümüzde aydın geçinen kimi zalimin/ münafığın/ fâsıkın/ mücrimin Yüce Allah’ın âyetleriyle alay ettiği, “şehitler ölmez” konusunu dillerine doladığı, meseleyi bir türlü anlamaya yanaşmadığı, pozitivist/ materyalist bakış açısıyla hareket ettiği ve kesinlikle ahiret gününe inanmadığı görülmektedir. Dolayısıyla böylelerine şehitlerin ölmeyeceğiyle ilgili âyetleri hatırlatmakta, açıklamakta ve uyarmakta fayda mülahaza ediyoruz. Âyetleri birlikte okuyalım. “Allah yolunda öldürülen (şehit)lere “ölüler” demeyin. Hayır, onlar diridirler. Ancak siz bunu bilemezsiniz.”(Bakara, 2/154) “Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanma. Bilakis onlar diridirler. Allah'ın lütfundan ihsan ettiği nimetlere kavuşmaktan dolayı sevinç içindedirler. Arkalarından henüz kendilerine kavuşmayan müstakbel şehitlere; “kendilerine hiçbir korku olmayacağına ve üzüntü hissetmeyeceklerine” dair müjde vermek isterler. Onlar Allah'tan gelecek olan nimet ve keremin, Allah'ın müminlerin ecrini zayi etmeyeceği müjdesinin sevinci içindedirler.”(Âl-i imrân, 3/169-171) Elbette bu âyetlerin kast ettiği şehitler “Allah yolunda mücadele ederken, O’nun ilkelerine uygun yaşarken ve o prensipleri hayata hâkim kılmak için canıyla ve malıyla mücadele ederken öldürülen veya ölen kâmil müminler”dir. Yoksa bazı insanların keyfi bir tarzda dillerine doladıkları türden “şehit”lerle ilgili değildir. Bir başka ifadeyle kendi sahte davaları, ideolojileri, güç tutkuları veya sahte “izm”leri uğrund... Devamı

Hz. Peygamber Kimseye Surat Asmamıştır!

2015-12-03 12:10:00

    Hz. Peygamber Kimseye Surat Asmamıştır!   İslam âlimlerinin büyük çoğunluğu Abese suresinin ilk iki âyetini yorumlarken bazı rivayetleri esas almış, surat asan kimsenin Hz. Peygamber olduğunu, bu yüzden de Yüce Allah tarafından azarlandığını iddia etmişlerdir. Ancak bu görüşe katılmayan âlimler de olmuş ve ciddi bir takım deliller ileri sürmüşlerdir. Onların bu delillerine bakarak kimin doğru yorum yaptığını -söylediğini değil- tespit etmek sağlıklı tefekkürün hakkını veren kimselere düşmektedir. Bu nedenle yapılması gereken“delillerin kalitesine bakmak” ve üzerinde “sağlıklı tefekkür yaparak” gerçeğeulaşmaya çalışmaktır. (Kanaatimizce bir kimsenin emek sarf etmeden ve üzerinde yoğunlaşmadan Kur’ân-ı Kerim’i anlayabileceği iddiası içi boş bir söylemdir. Çünkü Kur’ân’a gereken değeri vermeyenlerin Kur’ân’ı hak ettiği şekilde anlayabilmeleri asla ve kat’a söz konusu değildir.) Öncelikle bu surenin ilk on ayetini zikredelim. “O (kibirli adam) surat astı ve sırtını dönüp uzaklaştı, yanına âmâ geldi diye…”(Abese, 80/1-2). “Ve (sana gelince ey Nebî!) Sen nereden bileceksin o (müşrikin) arınacağına dair bir ihtimal bulunduğunu veya alacağı öğüdün kendisine bir yarar sağlayacağını? Fakat kendi kendine yettiğini sanan o kimseye gelince: Sen bütün ilgini ona yönelttin. Oysa onun arınmasından sen sorumlu değilsin. Fakat sana büyük bir iştiyakla gelen var ya: -ki o Allah’a saygıda kusur etmez- İşte sen onu ihmal ediyorsun!” (Abese, 80/3-10). Görüldüğü üzere ilk “iki âyetin” muhatabı Mekkeli zengin bir kodaman iken, diğer “sekiz âyetin... Devamı

Halının Altı Çöplük Oldu Adamların Haberi Yok!

2015-11-26 21:35:00

  Halının Altı Çöplük Oldu Adamların Haberi Yok!   Meselelerini usulüne uygun tartışmaktan ve çözüm aramaktan kaçınanların, bunları halının altına süpürenlerin, akıllarını rafa kaldıranların günün birinde bu çöplüklerden gelen kötü kokulardan (Ataizm, Ateizm, Satanizm, Agnostisizm, Deizm, Kapitalizm, Sosyalizm, Nasyonalizm, Haricîlik, Vehhabîlik, Selefîlik gibi akımlardan, sahte ideolojilerden, sahte tarikatlardan ve sahte şeyhlerden vs.) şikâyet etmeye ve sızlanmaya asla hakları yoktur. Zira onlar gerçeklerle yüzleşmekten ve sorumluluk almaktan kaçmış, doğruların ortaya çıkmasına engel olmuş ve böyle bir sonu bilerek ve isteyerek kendileri hazırlamışlardır. Geçenlerde bir arkadaş ilahiyatçıların dinî konularla ilgili düşüncelerini kamuya açık alanlarda söylemelerini, uzun araştırmalar sonucu ulaştıkları farklı görüş ve kanaatleri -delillerini de ortaya koyarak- tartışmalarını şiddetle eleştiriyor ve şu benzetmeyi yapıyordu: “Eğer iki aşçı televizyon ekranlarında bir yemeğin nasıl pişirildiğini tartışıyorsa ben o yemeği yemem. Dolayısıyla iki ilahiyatçının dinî bir konuyu tv ekranlarından tartışmasını da doğru bulmam. Çünkü o yemekten tiksinirim ve o din ile de arama mesafe koyarım. Dinî konular halkın önünde tartışılmaz. Âlimler usulüne uygun bir şekilde bunu gerekli yerlerde tartışırlar.” İlk bakışta bu sözler kulağa hoş gelmekte ve oldukça inandırıcı gibi görünmektedir. Ancak üzerinde biraz düşünüldüğünde ise bu sözlerin büyük bir kısmının içinin boş olduğu anlaşılmaktadır. Şöyle ki, böyle bir benzetme tamamen yanlıştır. Çünkü bir yemeğin nasıl pişirildiğin... Devamı

Denize Düşen Yılana Sarılır!

2015-11-19 20:10:00

Denize Düşen Yılana Sarılır!   “Büyük lokma ye ama büyük konuşma!” atasözü ve “Tükürdüğünü yalamak” veya “Tükürdüğü testiden su içmek”deyimleri insanları uyarmak için söylenmiş veciz ifadelerdir. Çünkü bazı insanlar sonuçlarını düşünmeksizin çok büyük laflar etmekte, tövbeye yanaşmamakta, hata üstüne hata yapmakta, yanlışta ısrar etmekte en sonunda da kâfirlerden/ zalimlerden/ müşriklerden/ ateistlerden medet ummakta, “denizde” bulduğu “çıngıraklı yılanlara” sarılmaktadırlar. Zira bu tipler, basit dünyevi çıkarlar uğruna dostlarını/ din kardeşlerini arkadan hançerlemiş, yanlış üstüne yanlış yapmış, bir zamanlar aleyhine konuştuğu kimselerin eline/ avucuna/ ocağına düşmüş ve onların iplerine sarılmışlardır. İşte atalarımız böyle öngörüsü zayıf, basiretsiz ve ferasetsiz kimseleri yukarıdaki sözlerle uyarmış, bir gün yaptıklarının bedelini acı bir şekilde ödeyebileceklerini ve çok dikkatli olmaları gerektiğini onlara tembihlemişlerdir. Nitekim bazı iç mihraklar günümüzde de bir zamanlar düşman oldukları ve aleyhlerinde kampanyalar yürüttükleri kimselerin kapılarına giderek onlara yalvarmakta, onlarla işbirliğine girişmekte, dost olup kucaklaşmakta, süfli davaları uğruna ellerindeki her türlü imkânı (sır, belge, para, psikolojik destek, tv, radyo vs.) zalimlere sunmakta, gizli bir şekilde görevlerini yapan masum insanların zarar görmesine neden olmakta ve bunu da hiç Allah’tan korkmadan, utanmadan ve sıkılmadan yapabilmektedirler. Oysa bu tipler, yazıcı meleklerin yaptıklarını kaydettiklerini bilecek kadar da olsa dinî bilgiye sa... Devamı

Evlilik Aşkı Öldürüyor Palavrası!

2015-11-13 00:01:00

Evlilik Aşkı Öldürüyor Palavrası! Popüler kültür otuz yıl öncesinde olduğu gibi günümüzde de gençlere “Evlenmeye ne gerek var, hayatını yaşa! Çünkü evlilik aşkı öldürüyor” gibi telkinlerde bulunmaya devam etmektedir. Bu “zehirli söz” bazen şarkılarla bazen de gençlere rol model olarak sunulan sözde sanatçıların lakırdılarıyla sürekli tekrar edilmekte ve doğruymuş gibi algılanması hedeflenmektedir/ amaçlanmaktadır. Nihayetinde bu palavralara kanan bazı gençler de evlenmekten kaçınmakta ve zina etmeyi tercih edebilmektedirler. Evlenenler de her ne kadar evliğin ilk yıllarında romantik duygular yaşasalar da aralarındaki aşkın ve sevginin giderek azalacağı endişesini taşımakta, ilişkilerinin hiçbir zaman evlenmeden önceki gibi olmayacağından kaygı duymaktadırlar. Oysa böyle bir söz de, evliliğe bakış açısı da kesinlikle yanlıştır, sakattır ve problemlidir. Çünkü bu palavraları ortaya atanlar “evliliğin anlamını, işleyişini ve eşler arası iletişim dinamiklerini bilmeyen” zavallılardan başkası değildir. “Bir deli bir kuyuya bir taş atar kırk akıllı onu çıkartmaz” sözünde olduğu gibi mezkûr lafı zırvalayan adamın/ kadının cahilin teki olduğu anlaşılmaktadır. Evlilik hakkında zerre kadar bilgisi olmayan bu tür hedonistlerin ortaya attığı “beyin yıkayıcı sözleri” her türlü kitle iletişim araçlarıyla yayan ve gençlerin aklıselim ile değil de duygularıyla karar vermesini amaçlayan şer odakları bilinçli bir kara propaganda faaliyeti sürdürmekte, sağlıklı tefekkürü bilmeyen gençleri böyle basit ve seviyesiz sözlerle kandırmakta ve yanlış kararlar almalarına neden olmaktadırlar. Oysa evlilik başından sonuna... Devamı

Evlilik Öncesi Flört Etmek Zinadır!

2015-11-09 21:48:00

  Evlilik Öncesi Flört Etmek Zinadır! Evlilik öncesi gençlerin birbirini tanıması için flörtün gerekli olduğunu savunan zavallılar vardır. Oysa böyle bir anlayışın İslam’da yeri yoktur ve dinin temel esaslarıyla örtüşmediği açıktır. Evlenecek gençlerin birbirini tanıması için “ille de sevgililer gibi olmaları/ davranmaları/ yaşamaları” şart değildir. İki medeni insan gibi herkesin bulunduğu bir ortamda/ kafede/ parkta ciddi bir şekilde konuşabilir/ tanışabilir, birbirlerini anlayabilirler.  Cinsel içerikli konular konuşmamak şartıyla evlenecek gençlerin birbirlerinin “değer yargılarını ve gelecek planlarını” öğrenmeleri normaldir, doğaldır ve olması gerekendir. Elele tutuşmadan da bu konuları iki birey olarak konuşabilir ve birbirlerini tanıyabilirler. Çünkü Yüce Allah insanlara anlaşabilmeleri için akıl gibi bir nimet vermiştir. Ancak bu aklı kullanarak karşı tarafı tanımak mümkünken koklaşarak/ dokunarak tanışmayı isteyenlerin hayvanlardan bir farklarının kalmadığını/ kalmayacağını kabul etmeleri gerekir. Zira insanlar konuşarak hayvanlar da koklaşarak anlaşır. “Sevgili olunmadan evlilik olmaz” anlayışı Batı Kültürünün bir ürünüdür ve popüler kültürün bir dayatmasıdır. Bu anlayış magazin programlarıyla, sözde sanatçıların rol modellikleriyle ve şarkı sözleriyle gençlerin bilinçaltlarına yerleştirilmektedir. Kanaatimizce böyle bir birlikteliği savunmak zinayı savunmakla eşdeğerdir. Dolayısıyla herkes kendi değer yargılarına göre hareket edebilir ve kendi anlayışlarını savunabilir. Ancak Müslüman olduğunu iddia edenlerin böyle bir zihniyeti/ ahlaksızlığı savunması söz konusu değildir ve olamaz. Bir Müslüman yanlış yaptığını bi... Devamı

Kadın Bakış Açısını Bilmek Her Zaman Faydalıdır

2015-10-29 21:56:00

Kadın Bakış Açısını Bilmek Her Zaman Faydalıdır Kadın ile erkeğin olaylara bakışındaki farkları bilen birisinin meseleleri/ problemleri daha rahat çözüme kavuşturacağı açıktır. Çünkü “genetik olarak” erkeklerin olaya yaklaşım tarzlarını “mantık” kuralları belirlerken, kadınların bakışlarını “duygular”ı belirlemektedir. Bu bakımdan erkeğin beynine “duygusallık ve estetik katmayı” kadının da kendisini geliştirerek duygusallık ve estetik kaygılarına “mantık ve muhakeme ile ilgili veriler” yüklemeyi becermesi gerekir. Çünkü beynin “mantık ve duygu dengesi” ancak böyle sağlanabilir. Kadın kendini bu yönüyle geliştirmezse, mantıklı kararlar alamaz ve hep hatalar yapar. Erkek de mantık donanımına gereken duyguyu ekleyemezse acımasız ve bencil olur, kadınları bir türlü anlayamaz. Dolayısıyla genlerine kodlanmış böyle bir yazılımdan haberdar olan kadın ve erkek “mantık ve duygu konusunda” eksik kalan yönlerini geliştirmek ve böyle bir çabayla birbirlerinin eksiklerini tamamlamak zorundadırlar. Eğer mutlu olmak istiyorlarsa kadın da erkek de yeteneklerini geliştirerek aradaki açığı kapatmak ve mantık ve duygunun kol kola yürümesini sağlamakla mükelleftirler. Aksi halde gerçek anlamda mutlu olabilmeleri çok zordur. Görüldüğü üzere “biyolojik olarak kadın ile erkeğin eşit olduğunu söylemek” mümkün değildir. Zira “kadın ile erkek farklı özelliklerde ve birbirlerini tamamlamak için” yaratılmışlardır. Bu itibarla, farklı özellikleri onlar için bir eksiklik değil, tamamlayıcı unsurlardır. Yani biri diğerinden üstün değildir. İkisi de bir elmanın iki yarısı gibidir; sağ veya sol ayak gibidir. Kadın kadın olduğu için eksik, def... Devamı

Annelik ve Kariyer

2015-10-22 23:04:00

Annelik ve Kariyer Feministler cinsel özgürlük adına evliliğin kurban edilebileceğini, kadının erkeğe bağımlı olmasının onu değersizleştirdiğini iddia etmekte ve “hayvanca kullanılan bir cinsel özgürlüğü savunmaya” ısrarla devam etmektedirler. Oysa böyle bir anlayış sakattır. Bu algı operasyonun etkisine giren Müslüman kadınların oldukça dikkatli olmalarında yarar vardır. Çünkü bu eğilimin güçlendiği ortamlarda boşanmalar artmakta, kadın huzur ve mutluluğu evinin dışında bir yerlerde aradığından  “anne olmayı” önemsememektedir. Ancak bu durum ilerleyen yaşlarda kadının yalnızlığına zemin hazırlamakta ve böyle bir durumda kadın biyolojik eğilimi gereği yalnızlığa dayanamadığından daha çabuk yıpranmakta ve kolayca depresyona girebilmektedir. Ayrıca bu zihniyetteki kadınlar zevk peşinde koşan erkeklerin fiziksel, duygusal ve cinsel şiddetine maruz kalmakta, bu yüzden de ciddi şekilde mutsuz olmakta ve erken yaşta çökmektedirler. Dolayısıyla Batılı değer yargılarının hiçbir işe yaramadığı, kadının huzur ve mutluluğunu dinamitlediği, daha çok kadınla/ erkekle yatma uğruna geleneksel ahlak kurallarının çiğnendiği ve kadınların bir araç olarak kullanıldığı anlaşılmaktadır. Bu itibarla bir kadın hem anne olmayı hem de kariyer yapmayı önemsemelidir. Mutlu bir evlilik kariyere, kariyer yapmak da mutlu bir evliliğe engel değildir. Akıllı bir kadın her ikisini de birlikte yürütmesini bilmeli, feministlerin, narsistlerin ve hedonistlerin tuzaklarına/ aldatmacalarına kesinlikle kanmamalıdır. Sonuç olarak, bu dünyada gerçek anlamda mutlu ve huzurlu olmak isteyen bir kadının birinci ve en önemli önceliği “annelik” olmalıdır. Eşine ve çocuklarına yeteri kadar zaman ayıran bir anne isterse “kariyer” de yapabi... Devamı

Her İnsanın Kaderi Kendi Çabasına Göre Şekillenir!

2015-10-17 13:12:00

Her İnsanın Kaderi Kendi Çabasına Göre Şekillenir! Yüce Allah kâinatı son derece hassas ayarlarla yaratmış, oraya bir düzen/ denge/ ölçü koymuş ve insanları imtihan edeceğini bildirmiştir. Bu imtihan devam ederken insanların kişisel tercihlerine, yaptıklarına, söylediklerine, büyük konuşmalarına, dualarına, beddualarına, tövbe ve istiğfarlarına, ibadetlerine vs. bakarak kaderlerini şekillendireceğini de haber vermiştir. Âyetleri birlikte okuyalım. “Biz her insanın kaderini boynuna dolamışızdır (kendi çabasına bağlamışızdır);  öyle ki, kıyamet günü onun önüne her şeyi açık açık kaydedilmiş bulacağı bir sicil (amel defteri) çıkaracağız. [Ve o Gün ona:] “(Şimdi) oku sicilini! (seyret yaptıklarını!)” [denecek,] “(çünkü) bugün kendi hesabını kendin çıkaracak durumdasın! Her kim ki doğru yolu izlemeyi seçerse, bunu kendi iyiliği için yapmış olacaktır. Ve her kim ki yoldan saparsa, bu kendi kötülüğüne olacaktır; kimse kimsenin yükünü taşıyacak değildir. Ayrıca, Biz, [kendilerine] bir elçi (uyarıcı) göndermeden [yaptığı haksızlıklardan ötürü hiçbir topluma] azap etmeyiz.”(İsrâ, 13-15). Görüldüğü üzere âyetler bu kadar açık ve seçik iken hâlâ bu gerçeği anlamaktan aciz bol miktarda din adamı/ şeyh/ dede/ baba ortalıkta dolaşmakta ve yalan yanlış şeyleri insanlara “kader” diye anlatmaktadır. Oysa bu insanların kendi kafalarına göre bir din anlatması ne kadar da büyük bir vebaldir!!! Mesela bu âyeti “Biz her insanın kuşunu kendi boynuna doladık…” diye saçma sapan tercüme eden, yazılmış bitmiş bir kader anlayışını savunan, ortalıkta bir ... Devamı

Mahşer Günü Şefaat Var mıdır? Varsa Nasıldır?

2015-10-13 00:26:00

Mahşer Günü ŞefaatVar mıdır? Varsa Nasıldır? Şefaat konusu asırlardır yanlış anlaşılan ve anlatılan konuların başında gelmektedir. Bu hususta gerekli araştırma ve incelemeyi yapmadan konuşanlar, insanlara yalan yanlış bilgiler aktaranlar ve onları boş hayallerle avutanlar kesinlikle sorumlu olacaklarını bilmelidirler. Şurası muhakkak ki “şefaat vardır” ancak bu Müslümanların çoğunun zannettiği gibi değildir. Böyle yanlış bir algının oluşumunda “Şefaatim büyük günah işleyenleridir”rivayetinin etkili olduğu anlaşılmaktadır. Kur’an-ı Kerim Müslümanları samimi tövbeye çağırırken (en-Nisâ, 4/17-18; et-Tevbe, 9/12; el-Furkân, 25/70-71; el-Ahzâb, 33/73; et-Tahrîm, 66/8) bu rivayet tam tersini yapmakta ve insanları tembelliğe ve vurdumduymazlığa davet etmektedir. Bu itibarla Hz. Peygamber’in maksadının çok iyi anlaşılması ve mezkûr rivâyetin Kur’an-ı Kerim’le uyumlu hâle getirilmesi gerekmektedir. Kanaatimizce Hz. Peygamber bu sözüyle şu mesajı vermek istemiş olabilir: “Şefaatim (Allah’ın takdiriyle günahlarının bağışlandığını bildiren beraat belgesini takdimim); büyük günah işleyen, (ama henüz dünyada iken derin bir pişmanlık duyup samimi bir şekilde tövbe eden, kendini düzelten ve sâlih ameller ortaya koyarak vefat eden) müminlere yöneliktir.” Çünkü Kur’ân’da; “De ki: Şefaat (yetkisi) yalnız Allah'a aittir. Gökler ve yer üzerindeki otorite (yalnız) O'nundur ve sonunda O'na döndürüleceksiniz.”( ez-Zümer, 39/44) buyurulmakta ve “şefaati takdir yetkisinin sadece Allah’a ait olduğu” ifade edilmektedir.   Rivayet bahsettiğimiz şekilde anlaşıldığı ve metinde bulunan kapalılık/ muğlaklık bu şekilde gi... Devamı

Öç Alma ve Adalet Arasındaki Farka Dikkat!

2015-10-01 17:24:00

Öç Alma ve Adalet Arasındaki Farka Dikkat! İnsanlardan kimileri geniş boyutlu düşünmeden, çok yönlü analiz etmeden gelişigüzel konuşmaya başladıklarında çok büyük potlar kırmakta ve yanlış üstüne yanlış yapmaktadırlar. Meselelere tek taraflı baktıkları için de doğru hükümler ortaya koyamamaktadırlar. Böyle tipler, utanmadan ve sıkılmadan zalimlerin yaptıklarının yanına kalmasını önermekte, bunlara verilecek cezayı “öç almak” olarak değerlendirip insanların duygularını istismar etmekte ve mazluma “hakkını almadan zalimi affetmesini/ bağışlamasını” tavsiye edebilmektedirler. Oysa bu tür öneriler doğru, yerinde ve haklı öneriler değildir. Ne demek istediğimizi sanırım şu örnekler çok daha iyi anlatacaktır: Sarhoş iken özel aracının direksiyonuna geçen, aşırı hız yapan, sonra da aracın kontrolünü kaybederek masum yayaları kaldırımda feci bir şekilde ezerek öldüren bir katilin hak ettiği cezayı almasını istemek öç almak mıdır yoksa adaletin ta kendisi midir? Hırsızlık yapmak için girdiği evin sahibini ve karısını hunharca katleden bir caninin hak ettiği cezayı almasını istemek öç almak mıdır yoksa adaletin ta kendisi midir? Küçük bir yavruya tecavüz ederek vahşice öldüren azgın bir katilin hak ettiği cezayı almasını istemek öç almak mıdır yoksa adaletin ta kendisi midir? Yalan yere şahitlik ederek bir adamın bütün kazanımlarını kaybetmesine ve toplumda itibarsızlaştırılmasına yol açan yalancı şahitlerin hak ettiği cezayı almasını istemek öç almak mıdır yoksa adaletin ta kendisi midir? Çıkarı uğruna kâfirlerle iş birliğine girişerek vatanına ihanet eden bir alçağın/ şeref yoksununun hak ettiği cezayı almasını istemek ö&c... Devamı

Toplumsal Sorunları Çözüm Yolu Nasıl Olmalıdır?

2015-09-22 13:07:00

  Toplumsal Sorunları Çözüm Yolu Nasıl Olmalıdır? Dünyevîleşmenin, küreselleşmenin, sosyo-kültürel değişimlerin ve çok kültürlülüğün olanca hızıyla yaşandığı günümüzde toplumsal sorunlar çeşitlenerek artmaya devam etmekte ve yeni çözüm önerilerinin ortaya konulması gerekmektedir. Bu problemlerin çözülebilmesi için insan haklarını, özgürlükleri, hukukun üstünlüğünü ve katılımcı demokrasiyi savunan kaliteli insanların sayılarının artırılmasına ihtiyaç vardır. Zira haklarını ve sorumluluklarını bilen fertlerden oluşan toplumlar netice alabilir, gelişmelerini ve kalkınmalarını sürdürebilirler. Nitekim demokrasi bir amaç değil araçtır ve toplumsal barış ve huzur için ileri demokrasiyi içselleştirmiş kaliteli bireylere ihtiyaç vardır. Emir vermekten ziyade fikir veren, kural koymaktan ziyade örnek olan, halkın güvenini kazanan liderler toplumlarına yön verebilirler. Bu nedenle söz konusu niteliklere sahip liderleri destekleyen toplumlar daha hızlı mesafe kat edebilirler. Çünkü halkın sevgi ve güvenini kazanan bir lider uzun vadede çok başarılı işlere imza atabilir. Nitekim insanların gönlüne girmek çok önemlidir ve bu bakımdan halkın sevgisini kazanmak aklın ve bilimin gereğidir. Zira halkın gönlünü kazan mücadeleyi kazanır ama halkın sevgisini kaybeden mücadeleyi kaybeder. Güç odaklarıyla işbirliğine girişen, uluslararası sermayenin taşeronluğuna soyunan kifayetsiz muhterisler kısa vadede bir takım başarılı işlere imza atmış olsalar da uzun vadede kaybetmeye mahkûmdurlar. Öte yandan organize olmayı başarmış iyi insanlar doğruları güçlü bir şekilde savunduklarında &ccedi... Devamı

Fikrine Güvenen Şiddete Başvurmaz!

2015-09-17 00:42:00

Fikrine Güvenen Şiddete Başvurmaz! Gelişmiş toplumlarda kültürler, fikirler ve düşünceler satışa sunulur. İnsanların beklentilerine “en iyi, en doğru ve en güvenilir cevapları” verenler her zaman kazanır. Çünkü özgür ortamlarda fikirler çarpışır, gerçekler ortaya çıkar; bilimsel ve toplumsal gelişmeler yaşanır. Fikirlerin karşılıklı olarak konuşulmasından rahatsızlık duyanlar kendi fikrine güvenmeyenlerdir. Bir insan çoğulcu bir ortamda fikrini ve düşüncesini açıkça ifade ederse farklı görüşler ortaya çıkar. Alternatif düşüncelerin, farklı bakış açılarının ve aykırı düşüncelerin ortaya çıkması o toplumun olgunlaşmasına ve gelişmesine katkı sağlar. Böyle bir toplum daha az hata yapar ve geleceğe daha güvenle yürür. Fikrine güvenen insan eleştiriden ve kendisine sorulan sorulardan rahatsızlık duymaz; “Bu benim düşüncem” der ve “ilke eksenli olarak” düşüncesini savunmaya devam eder. Sevmediği, hoşlanmadığı veya kendisi gibi düşünmeyen herkesi potansiyel suçlu/ tehlike olarak algılayan fanatikler gibi davranmaz. Erdemli bir toplum, fikrine güvenmeyerek isteklerini zorla dayatmaya kalkışanlara ve şiddeti metot olarak benimseyenlere itibar etmez. Çünkü terör, şiddet, hakaret ve öfke zayıflık işaretidir. Şiddet ve saldırganlık bir hak arama ve sorun çözme yöntemi asla değildir. Böyle kimseler akıllarıyla değil duygularıyla hareket ettikleri için her zaman kaybetmeye mahkûmdurlar. Oysa akıllı kişi şiddete değil, “uzun bir süreç gerektiren ikna ve inandırma yöntemine” başvurur. Karşısındaki kişinin kafasında oluşan/ oluşturulan algılara/ sorulara doğru cevaplar vermeye çalışır. Ç&ou... Devamı

Feminist Düşüncenin Kadına Verdiği Zarar

2015-09-10 20:11:00

Feminist Düşüncenin Kadına Verdiği Zarar Modernizm, erkeğin ve kadının cinsel kimlik sınırlarını kaldırmayı önermekte ve gizli-açık sürekli bunun propagandasını yapmaktadır. Oysa insanın psikolojik doğası “kadının kadın gibi, erkeğin ise erkek gibi” yetiştirilmesi/ hareket etmesi/ yaşaması/ davranması gerektiğini ifade etmektedir. Dolayısıyla hem evliliğin sağlığı hem de ailede nitelikli bireyler yetiştirilebilmesi için “cinsel kimlik” kesinlikle muhafaza edilmelidir. Yoksa karşı cinse ilginin azalması, evlilik kurumunun bundan zarar görmesi, lezbiyenlerin ve eşcinsellerin/ ibnelerin sayılarında ciddi artışlar yaşanması kaçınılmazdır.  Çünkü cinsel ihtiyaçlarını bir şekilde karşılayan ancak “psikolojik ihtiyaçlarını gideremeyen” insanlar nedeniyle evlilik kurumu ciddi anlamda zarar görmekte ve tüm insanlık bundan olumsuz anlamda etkilenmektedir. İnsanlığın huzur ve saadeti için kadının da erkeğin de “cinsel kimlik sınırlarının çok açık ve net bir şekilde belirlenmesi ve çocukların ona göre yetiştirilmesi” elzemdir/ zarurudir. Feminizm, kadının “erkek gibi” olmasını önererek büyük bir yanlış yapmıştır ve bu yanlışı yapmaya devam etmektedir. Oysa kadın her yönüyle “kadın gibi” olmak ve öyle davranmak zorundadır. Kadını erkeksileştirme arzusu feministlerin aşağılık kompleksinden başka bir şey değildir. Kadına ikinci sınıf olmayı öneren anlayış nasıl doğru değilse, kadın-erkek savaşlarını teşvik eden feminizmin “yanlışı yanlışla düzeltme yaklaşımı” da aynı ölçüde yanlıştır. Çünkü feministler erkekleri “doğal düşman” olarak gördüklerinden onlara hükmetme arzusuyla çizgiden saptıkça sapmışlardır. Dolayısıyla kadın d... Devamı

Empati Nedir?

2015-09-03 00:18:00

Empati Nedir? Karşıdaki insanın yerine kendini koyup onun hislerini anlamaya “empati/ duygudaşlık/ eş duyum bilinci” denilmektedir. Bilindiği üzere herkes sevilmeyi, değer verilmeyi, beğenilmeyi, takdir edilmeyi, onaylanmayı ister; kendini ifade etmesine imkân/ fırsat verilmesini arzular. Bu ihtiyaçları engellenen kişi kızar, öfkelenir, üzülür, korkar veya nefret eder. Bu bakımdan empati yapabilen birisi karşıdaki insanın hislerini anlamayı başarırsa onun psikolojik ihtiyaçlarını giderebilir. Umut, güven ve üzüntü gibi duygularını harmanlamayı başaran kişi empatiyi çok daha kolay gerçekleştirir. Çünkü böyle yapan birisi bunun sonunda karşı tarafa şefkat besleyebilir. Bu ise dostluğu artırıcı bir etkiye sahiptir. Gerçek anlamda içselleştirilmiş bir empati düşmanlıkları ortadan kaldırabilir. Çünkü muhatabının hisleri tam manasıyla anlayıp kendisini onun yerine koyan birisinin kızması, bağırması veya kavga çıkarması neredeyse imkânsızdır. Nitekim bir Kızılderili atasözü empatiyi şöyle açıklamaktadır: “Birisi hakkında karar vermeden önce üç ay onun ayakkabılarıyla dolaşmalısın! (yani onun yerine kendini koymalısın!)” Görüldüğü üzere empati her toplumda önemini koruyan mühim bir ahlak ilkesi olarak karşımıza çıkmaktadır. Sonuç olarak, kendisi için istediğini başkaları için istemeyi başaran kişi empatiyi içselleştirmiş ve iyi bir insan olma yolunda önemli bir aşamayı geride bırakmıştır. Ancak kendisine yapılmasını istemediği şeyleri başkalarına yapmaya devam eden, sırf kendini düşünen, süflî çıkarlarını önceleyen ise duygudaşlıktan nasibini almamış ve iyi bir insan olmaktan uzaklaşmış zavallının tekidir. (04.09.2015) Yrd.... Devamı

Kabirde Azap Var mıdır? Varsa Nasıldır?

2015-08-27 00:13:00

Kabirde Azap Var mıdır? Varsa Nasıldır? İnsanların en çok merak ettiği ve sorduğu soruların başında “kabir azabının olup olmadığı, varsa nasıl olduğu” sorusu gelmektedir. Okumayı, öğrenmeyi, soru sormayı, kendini yenilemeyi ve geliştirmeyi bir kenara bırakan kimi hocalar bu sorulara muknî cevaplar verememekte, aklını kullananların güzel soruları karşısında bocalamakta, kızmakta, küplere binmekte, hızlarını alamayarak bu soruları soranlara hakaretler yağdırmakta ama dönüp kendilerine hiç bakmamaktadırlar. Uydurulmuş dinin savunucusu bu “hoca müsveddeleri” indirilmiş dinin ne dediğine hiç bakmadan, Kur’ân ve Sahih Sünnet’in ilkelerini rehber edinmeden, İsrâiliyat’ı, Mesîhiyat’ı, mevzû rivayetleri, mitolojileri ve masalları referans almakta, insanları yalan yanlış bilgilerle uyutmakta ve çırpındıkça daha da batmaktadırlar. Bu tipler muhataplarının ısrarlı soruları karşısında sıkışınca; “Biz de zaten kabir azabının bedene değil ruha olduğu söylüyoruz” diyerek kıvırtmakta, ancak sonrasında yine bildiklerini okumakta, uydurma rivayetlere bakarak “kabir azabının hem bedene hem de ruha” olduğu iddiasını yaymakta ve insanları yalan yanlış bilgilerle kandırmaya devam etmektedirler. Oysa hakikat tektir ve onun da ortaya konulması şarttır. Açık ve net konuşmayan, insanların sorduğu sorulara doğru ve ikna edici cevaplar vermeyen, tebliği en güzel surette yapmayan (Nahl, 16/125) bu zavallılar ne kadar büyük bir vebalin altına girdiklerini bir türlü fark edememekte, üstelik kendilerini uyaranları da “zındıklıkla, kâfirlikle, sapıklıkla, Sünnet düşmanı veya hadis inkârcısı” olmakla suçlamaktadırlar. Oysa akıllarını rafa kaldırmış bu tipler kızmayı ve hakaret etmeyi bir kenara bırakmalı, zihinlerini bu sorulara... Devamı

Bir Hayalim, “Mahşer Günü” Adlı Film

2015-08-20 00:07:00

Bir Hayalim, “Mahşer Günü” Adlı Film Yaklaşık on beş yıl kadar önce yerel bir tv kanalında Perşembe akşamları “Müftülük Saati” adlı dinî program hazırlayıp sunarken Ankara’dan gelen üst düzey bir devlet yetkilisi konuğuma canlı yayın esnasında bir öneride bulunmuş ve kendisinden ellerindeki imkânları kullanarak düşündüğüm bu projeyi hayata geçirmelerini talep etmiştim. Tabi ki o tavsiyem nazik bir şekilde geri çevrildi, hiçbir ilgi görmedi ve şu ana kadar da gerçekleşmedi. Ancak ben mezkûr hayalimden asla vazgeçmedim. Son günlerde gerek öğrencilerime gerekse camide cemaate yaptığım vaazlarda bu tavsiyemi yeniden dillendirmeye başladım. Bu düşüncemi kamuoyu ile paylaşmak ve kalıcı hale gelmesini sağlamak için de bu köşe yazısını yazmaya karar verdim. Naçizane önerim şudur: Kur’an-ı Kerim ve Sahih Sünnet’te tasvir edilen kıyametin kopuş sürecinde yaşanacak olanlar, mahşer günü insanların üç grup halinde olmalarından bahseden âyetler, cennet ve cehennemi hak eden kimselerin halleri, onların kendi aralarında yaptıkları ibretlik konuşmaları, meleklerin ve peygamberlerin yaptıkları şahitlikler, hâkimler hâkimi Yüce Allah’ın insanlara ve cinlere yaptığı hitaplar, cennetteki güzellikler, cehennemdeki azap sahneleri ve daha nicelerinin yer aldığı “en az bir milyar dolar bütçeli, çok güçlü bir ekip tarafından uzun yıllar üzerinde çalışılarak senaryosunun titiz bir şekilde hazırlandığı, güçlü bir oyuncu kadrosuyla ve her türlü gelişmiş bilgisayar teknolojisinin kullanıldığı ve yaklaşık iki saat sürecek bir film” derhal yapılmalıdır. Daha önce çekilmiş “Çağrı” ve benz... Devamı

Sahte Şeylerle Kendini Avutan Kendine Yazık Eder

2015-08-16 15:43:00

Sahte Şeylerle Kendini Avutan Kendine Yazık Eder Günümüzde insanlar kendi elleriyle satın aldıkları, her ay düzenli olarak ödeme yaptıkları, kullanarak veya seyrederek reklam gelirlerini artırdıkları tv, internet siteleri, akıllı telefonlar, sosyal medya vs. aygıtlarla kendilerini avutmakta, rahatlatmakta, uyutmakta ve gerçeklerle yüzleşmekten kaçınmaktadırlar. Oysa böyle bir tavır insanın kendi kendine zulmetmesidir. Bir insanın ailedeki mutsuzluğunu, çocuğuyla veya kendisiyle ilgili sorunlarını sağlıklı yöntemlerle aşmak yerine “popüler programlarla, filmlerle veya tuttuğu futbol takımının başarısıyla unutmaya çalışması” akılla değil duyguyla hareket etmektir. Böyle yapanlar kendilerini kısa vadeli rahatlatmış olsalar da uzun vadede çok zor günlerin onları beklediği açıktır. Zira Sünnetullah böyledir. Küçük bir kıvılcımla başlayan yangının büyüdüğü, koskocaman bir ormanı yakıp kül ettiği herkesin malumudur. Bu tür geçici çözümler, palyatif tedbirler insanı kısa vadede rahatlatacak olsa da “gerçek mutluluğa” hiçbir zaman götüremeyecektir. Çünkü dişi ağrıyan birisinin ağrı kesici alarak dişinin ağrısını geçici olarak dindirmesi kesin çözüm değildir. Gerçek çözüm o ağrıyı kalıcı bir tedaviyle kökten halletmektir. Dolayısıyla sorunlarına eğlence programlarında, çılgınca tüketimde, gezip tozmada, bilgisayar oyunlarında, sosyal medyada, saçma sapan şarkı sözlerinde, aptalca hazırlanmış filmlerde, at yarışlarında, uyuşturucu veya alkolde çözüm aramak yanlıştır. İnsanoğlu, gerçeklerle er geç yüzleşeceğini ve bundan kaçmasının mümkün olmadığını bilmek durumundadır. Aksi takdirde b&u... Devamı

Mültecilere Yardım Etmek Lütuf Değil Allah’ın Kesin Bir Emridir

2015-08-06 00:07:00

Mültecilere Yardım Etmek Bir Lütuf Değil Yüce Allah’ın Kesin Bir Emridir! Yüce Allah insanları yoktan var etmiş, onlara sayısız nimetler bahşetmiş, koyduğu kuralları/ sınırları gönderdiği kitaplar ve görevlendirdiği peygamberler vasıtasıyla kullarına bildirmiş ve bunlara uymalarını emretmiştir. Bu itibarla, Yüce Allah’ın emirleri sadece belli bazı ibadetleri yapmakla sınırlı değil hayatın her alanını kuşatmaktadır. Bu uyarıyı göz ardı ederek kendi bildiğine göre bir din yaşamak veya yaşadığını zannetmek kesinlikle doğru değildir ve böyle bir durum kişinin kendine yazık etmesidir. Bu girişten sonra şunu söyleyebiliriz: “Ülkelerini terk etmek zorunda bırakılan masum/ mağdur/ mazlum kadınlar, erkekler ve çocuklar için mülteci kampları kurup onlarla ekmeğini ve suyunu paylaşmak, onlara insanca yaşayacakları imkânları hazırlamak Yüce Allah’ın Müslümanlara bir emri”dir. Bu emri gönülsüzce yapmak veya yaptıktan sonra başa kakmak veyahut bu davranışı onlara karşı yapılmış bir lütuf gibi görmek veya göstermek Yüce Allah’ın koyduğu sınırları bilmemektir. Çünkü Allah Teâlâ gerektiğinde bu gibi ezilmiş kimseler için “savaşmayı” emretmektedir. Âyeti birlikte okuyalım. “Size ne oluyor da Allah yolunda ve “Ey Rabbimiz! Bizleri halkı zalim olan şu memleketten çıkar, katından bize bir dost ver, bize katından bir yardımcı ver” diye yalvarıp duran zayıf, çaresiz ve zavallı erkekler, kadınlar ve çocuklar uğrunda savaşmıyorsunuz?(Nisa, 4/75) Görüldüğü üzere eğer bu âyet “savaşmayı” emrediyorsa “ekmeğin ve suyun paylaşılması” zaten olması gerekendir. Çünkü en son çare olan savaş emrediliyorsa diğerlerini yapmak hayli hayli gereklidi... Devamı

Uydurma Hadisler ve Olumsuz Etkileri

2015-07-30 17:39:00

Uydurma Hadisler ve Olumsuz Etkileri Hadis tarihiyle ilgili eserler okunduğunda görüleceği üzere çok çeşitli nedenlerle hadis uydurulmuştur. Mesela; 1. Siyasî amaçlar için hadis uydurulmuştur. 2. İtikâdî ihtilaflar nedeniyle hadis uydurulmuştur. 3. Zındıklar hadis uydurmuşlardır. 4. Irk, belde ve mezhep taassubu nedeniyle hadis uydurulmuştur. 5. Kıssacı ve hikâyeci vaizler hadis uydurmuşlardır. 6. İbadeti teşvik ve günahtan sakındırma amaçlı hadis uydurulmuştur. 7. Şahsî çıkar amaçlı hadis uydurulmuştur. (Musa, Bağcı, Hadis Tarihi, Ankara Okulu Yay., 2013, s. 143-159) İşte hadis âlimleri bu gibi kimselere karşı gerekli tedbirleri almışlardır. O tedbirlerden bazıları şöyledir: 1. Hadis âlimleri hadis aldıkları râvîlerin kimliklerini hâl ve gidişatlarını araştırmış ve onlara rivayet ettikleri hadisleri kimden aldıklarını sormuşlardır. 2. Sıhhatini tespit ettikleri hadisleri daha sistemli bir şekilde geniş hacimli kitaplarda toplamış ve emin şekilde muhafaza edilmelerini sağlamışlardır. 3. Bu faaliyetler neticesinde hadisin rivayet ve tahammül kaidelerini, râvîlerin şartlarını, cerh ve tadilin hükümlerini tespit eden yeni bir ilim dalı teşekkül ettirmişlerdir. 4. Müslümanların başvuracağı sahih hadis kitaplarının telifine hız vermişlerdir. Bu hadis âlimleri tespit edebildikleri uydurma hadisleri şu eserlerde toplamışlardır: 1. Makdisî (ö. 507/1130) Tezkiratu’l-Mevzûât. 2. İbnu’l-Cevzî (ö. 597/1200) el-Mevzûât. 3. Ömer el-Mevsılî (ö. 622/1225) el-Muğnî ani’l-Hıfzı ve’l-Kitab. 4. Sağânî (ö. 650/1252) el-Mevzûât. 5.  İbn Teymiyye (ö. 728/1328) er-Risâle fî Ehâdîsi’l-Mevzûa. 6. Suyûtî (ö. 911/1... Devamı

Canlı Bomba, İntihar ve Ebedi Cehennem!

2015-07-23 00:44:00

Canlı Bomba, İntihar ve Ebedi Cehennem! Canlı bomba olarak intiharı seçen kimi zavallıların kısa yoldan cennete gitme arzusuyla böyle bir yolu tercih ettikleri anlaşılmaktadır. Böyle tipleri kullanan şer odakları, bu meşum eylemler sayesinde insanları şok etmekte, ucuza mal ettikleri bu yöntem sayesinde ses getirerek çıkarlarını korumakta, yandaşlarını ve dünya kamuoyunu da yanlarında tutmaya devam etmektedirler. Oysa “devletin yetkili organlarının aldığı karar gereği canlı bomba olarak ülkeyi işgal eden veya buna yeltenen düşman unsurlarının askerî hedeflerine nokta saldırısı düzenlemek” ayrı bir şeydir. “Bir terör örgütünün ya da herhangi bir etnik grubun, cemaatin/ tarikatın yetkililerinin verdiği emir ve talimat gereği sivil hedeflere intihar eylemleri gerçekleştirmek” ayrı bir şeydir. Her iki eylem arasında dağlar kadar fark vardır. Devletin başvuracağı birinci yöntem “başka çıkar yol kalmadığında” meşru, makul ve mubah iken ikincisi kesinlikle gayri meşru, mantık dışı ve haramdır. Sivil hedeflere giderek üzerlerindeki bombaları patlatanlar, hak arama ve sorun çözmede bu tür sakat metotları kullananlar ve İslam dinini kendi süflî çıkarlarına alet edenler kat be kat sorumlu olacaklarını bilmelidirler. Beyinleri yıkanmış böyle zavallılar uzun sürecek mücadele yerine kısa yoldan cennete gitme ve “cennetteki hurilere bir an önce kavuşma hayaliyle” bu eylemleri gerçekleştiriyorlarsa büyük bir yanlış yapmaktadırlar. Bu tür hurafelerle beyni yıkanan gençleri kullanan örgütler aslında İslam düşmanı devletlerin birer maşasıdırlar ve bu gerçeği anlamayanlar da sadece sefihtirler. Çünkü intihar bombacısı olmayı seçen o tiplerin “yaralanmış kişisel vey... Devamı

Hadis Tenkidi ile Hadis İnkârcılığı Arasındaki Farka Dikkat!

2015-07-16 02:20:00

Hadis Tenkidi ile Hadis İnkârcılığı Arasındaki Farka Dikkat! Hadis ilminde “sened ve metin” çok önemli iki kavramdır. İsnad denildiğinde hadislerin başındaki râvî silsilesini gösteren isimlerden oluşan zincir akla gelir. Buna sened de denir. Herhangi bir hadisin ilk kaynağından hadis kitabına gelinceye kadar kimler tarafından nakledildiğini gösteren bu zincirler hadisin dayanakları ve doğruluğunun belgeleri niteliğindedir. Yani; hadis havada ve boşlukta değil bu zincirle ilk kaynağı olan Hz. Muhammed’e bağlanmakta/ dayandırılmaktadır. Bu isnadlar hadisin sağlam bir zemine oturduğunun bir göstergesidir. Hadis tarihine ışık tutar, önemli bir belge ve bilgi kaynağıdır. İsnadlar incelenerek râvîlerin güvenilir olup olmadıkları tespit edilir; râvî ile hocası arasında bir ilişki olup olmadığı ortaya konulur. İsnadlar arada râvî isminin düşüp düşmediğini, kopukluk olup olmadığını belirlemeye yarar. (Hadis Tarihi ve Usûlü, Editör: Selahattin Polat, s. 9). Metin ise Hz. Peygamber’in söylediği kısım, yani muhtevadır/ içeriktir. Dolayısıyla bir hadisin Hz. Peygamber’e ait olup olmadığını araştıran hadis tenkitçisi 1. Haberi verenin haber verdiği olaya tanık olup olmadığına, doğru algılama konusunda bir engelinin bulunup bulunmadığına, haberi doğru olarak aktarmasını engelleyecek herhangi bir neden, engel ya da kusurunun bulunup bulunmadığına bakar. 2. Haberi başka kaynaklarla te’yid ve te’kid eder. Gerekli karşılaştırmaları yapar. 3. Haberin içeriğini inceler. Haberin içeriğini incelerken her bir hadisin şu ölçütlere uygun olup olmadığına dikkat eder. 1. Akıl. 2. Kur’an. 3. İslam dininin genel ilkeleri. 4. İslam âlimlerinin icma’sı. 5. Hz. Peygamber’in yaygın ve meşhur Sünnet’i. 6. Kesin bilimsel veriler. 7. Kesi... Devamı

Tahir b. Aşur’un Sünnet Tasnifi

2015-07-09 04:12:00

Tahir b. Aşur’un Sünnet Tasnifi Sünnet, Hz. Peygamber’in söz, fiil ve takrirleridir. Yani; onun yaşayış tarzıdır. Sürekli ve devamlı olarak yaptığı davranışlardır. Nitekim kelime sözlükte “yol ve gidişat” anlamlarına gelmektedir. Sünnet, “ara sıra ve gelişigüzel yapılan şeyleri değil, âdet niteliğinde devamlı ve sürekli, aynı zamanda bilinçli davranışları” ifade eder. Tarihi süreç içerisinde Hz. Peygamber’in Sünnet’inin bağlayıcılığı konusunda farklı yaklaşımlar olmuştur. İslam âlimleri Hz. Peygamber’in Sünnet’inin tamamına mı yoksa bazılarına mı “mutlaka uyulması gerektiği” konusunda ihtilaf etmişlerdir. Bu nedenle onlar ilk asırlardan itibaren Sünnet’i bağlayıcılık açısından çeşitli sınıflandırmalara tabi tutmuşlardır. Mesela İbn Kuteybe (ö. 276/889) bağlayıcılık açısından Sünnet’i üç kısma ayırırken, Şah Veliyyullah ed-Dehlevî (ö. 1176/1762) Hz. Peygamber’in davranışlarını iki ayrı başlıkta incelemiştir. Çağdaş yazarlardan Muhammed b. Tahir b. Aşur ise Sünnet’i bağlayıcılık açısından detaylı bir tasnife tabi tutmuş ve Sünnet’i on iki (12) kategoride değerlendirmiştir. Şimdi bu kategorileri yakından inceleyelim. 1. Teşrî (Yasama). Hz. Peygamber’in Sünnet’inin büyük çoğunluğu bu kısma dâhildir. Çünkü onun amacı insanlara uymaları gereken ahkâmı bildirmektir. Ahkâm konusunda Hz. Peygamber’e uymak zorunludur. Mesela namazın nasıl kılınacağı, haccın nasıl yapılacağı buna örnek olarak verilebilir. 2. Fetva. Dinî konularda kendisine sorulan sorulara verdiği cevaplar bu kısma dâhildir; bu fetvalar da bağlayıcıdır. 3. Yargı (Kadâ). İhtilaflı bir konuyla ilgili olarak ... Devamı