Cinsel İstismar, Çocuk Yaşta Evlilik ve Kanunlar

2016-11-23 21:01:00

Cinsel İstismar, Çocuk Yaşta Evlilik ve Kanunlar En sonda söyleyeceğimizi en başta yazalım. Küçük çocuklara tecavüz edenler, çocuk yaşta olmasına rağmen birisiyle kaçarak evlenenler ve reşit olmamış kız çocuklarını zorla evlendirenler yasaları hiçe saydıkları için suçludurlar ve yaptıklarının cezasını çekmelidirler. Bizim kanaatimize göre kız veya erkek çocuklarına tecavüz eden namussuzlar, reşit olmamış kız çocuklarını zorla evlendiren aileler veya çocuk yaştaki kızları kaçırarak evlenmeye yeltenenler yasalara aykırı hareket ettikleri için mağdur değil suçludurlar. Dolayısıyla hiçbir suçun cezasız kalmaması ve bunların hak ettikleri cezaya çarptırılmaları gerekir. Zira herkes toplumun huzuru için yaşadığı ülkenin yasalarına uymak zorundadır ve kanunlara uymayanların cezalandırılmaları da normaldir. Bu itibarla söz konusu kişileri hapisten kurtarmak için “af çıkarmak/ düzenleme yapmak” normal değil anormal bir durumdur. Çünkü bir defaya mahsus diyerek hukuk kurallarını çiğnemek, ikinci kez çiğnemenin kapısını aralayacaktır. Bu işleri yapmaya teşne olanlar artık cezasız kalan bu iğrenç suçu normal görmeye başlayacak ve toplumda oluşan yanlış algı nedeniyle başka mağduriyetler ortaya çıkacaktır. Bu nedenle bir gencin tecavüz ettiği kızla/ kadınla evlenmesi onu aklamaya yetmez, yetmemelidir. Bu adam en ağır şekilde cezalandırılmalıdır. “Mağdurla tecavüzcü evlendiyse suç ortadan kalkmıştır” anlayışı sakat bir anlayıştır. Bu tecavüzcülere ve buna rıza gösteren çocuğun ailesine en ağır ceza verilmelidir. Zira herkes gözüne kestirdiği bir kızı arabaya atıp tecavüz ettikten sonra “Ben onunla evlenmek istiyorum&rd... Devamı

Demokrasi, Avrupalı Müslümanlar ve Gaflet Uykusu!

2016-11-17 18:42:00

Demokrasi, Avrupalı Müslümanlar ve Gaflet Uykusu! 2009-2011 yıllarıydı. Hollanda’da Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı bir camide imam olarak görev yapıyordum. O sene Hollanda’da genel seçimler yaklaşmıştı. Geert Wilders denen Hollanda Özgürlük Parti’sinin ırkçı lideri, İslam ve yabancı karşıtı konuşmalar yapıyordu. Bu adam, “Hollanda’daki cami ve İslâmî okulları kapatacağını, kamusal alanda başörtüsünü ve diğer İslâmî simgeleri yasaklayacağını, müslüman mültecileri ülkeye sokmayacağını” söylüyordu. Demokrasiyi özümseyememiş bu zavallı herif, İslâm’a nefretini açıkça kusuyor ve Kur’an’a da hakaretler yağdırıyordu. Ben de hem Türkiye’nin hem de bulunduğum bu ülkenin gündemini yakından takip ediyor ve cemaatime doğru bilgiler vermek için çırpınıyordum. Bir gün öğleye doğru camiye iki siyasetçi geldi. Hıristiyan Demokrat Partili bu iki kişi bastırdıkları broşürleri camiye bıraktılar, müslümanlar için yapacakları icraatlardan söz ettiler ve oy istediler. Camide o an için çok az kişi vardı. Ben kendilerini son derece nazik bir şekilde karşıladım, ağırladım ve kapıya kadar da uğurladım. Taleplerini cemaatime ileteceğimi söyledim; adamlar da çok memnun bir şekilde ayrıldılar. Aradan birkaç gün geçti. Hafta sonu idi ve cami cemaati kalabalıktı. Caminin çay ocağında oturmuş namaz vaktini bekliyorduk. Hıristiyan Demokrat Partili o iki şahsın verdikleri broşürleri herkes görsün diye masanın üzerine bırakmıştım. Cemaatten birisi; “Hocam bunlar ne?” diye sordu. Ben de; “Bilmiyor musunuz, Hollanda’da seçimler yaklaşıyor, iki siyasetçi geldi, bunları bıraktı ve sizlerden ... Devamı

Arkadaş! O zaman Sen Yobazın ve Ahmağın Tekisin!

2016-11-10 20:56:00

  Arkadaş! O zaman Sen Yobazın ve Ahmağın Tekisin! Arkadaş! Eğer sen bir adamın yazdığı makalenin sadece başlığına bakarak kolayca hüküm veriyor ve onu damgalıyorsan sen tek kelimeyle yobazın ve ahmağın tekisin! Eğer sen bir adamın yazdığı makalenin içeriğini hiç okumadan, gerekçelerini görmeden hüküm veriyor ve onu karalıyorsan sen tek kelimeyle yobazın ve ahmağın tekisin! Eğer sen bir adamın sözlerini çarpıtarak yayınlayan medya organlarına güveniyor, konuşmanın tamamına ulaşıp gerçeği araştırma zahmetine katlanmıyor, üstelik kendini adam evladı sanıyorsan sen tek kelimeyle yobazın ve ahmağın tekisin! Eğer sen bir adamın makalesinden/ kitabından/ tebliğinden özenle seçilmiş/ cımbızlanmış cümlelere bakarak hemencecik karar veriyor, yazılanların tamamını okumaya yanaşmıyor, sonra da o adamı itibarsızlaştırıyorsan sen tek kelimeyle yobazın ve ahmağın tekisin! Eğer sen bir adamın konferansından veya sunduğu tebliğden “özenle” kesilmiş görüntülere bakarak hemencecik karar veriyor ve videonun tamamını seyretmeye vakit ayırmıyorsan sen tek kelimeyle yobazın ve ahmağın tekisin! Eğer sen bir adamın konuşmasının daha ikinci dakikasında “Protesto ediyorum” diye ayağa fırlıyor, bağırıyor, çağırıyor, salonda şov yapıyor, farklı düşünceyi dinlemeye tahammül edemiyor ve alçaldıkça alçalıyorsan sen tek kelimeyle yobazın ve ahmağın tekisin! Eğer sen kulaktan duyma yalan yanlış bilgilerle, hiçbir araştırma külfetine katlanmadan, hiçbir delile dayanmadan birisi hakkında kolayca hüküm veriyor ve onun hakkında yanlış bir izlenim uyandırıyorsan sen tek kelimeyle yobazın ve ahmağın tekisin! Eğer sen “sahtekârlara/ hainlere/ alçaklara” güvenip onlarla birlikte hareket ediyor, gerçeklere aklını/ gönl... Devamı

Türkiye, Başkanlık Sistemiyle Yönetilmelidir!

2016-11-06 11:07:00

Türkiye, Başkanlık Sistemiyle Yönetilmelidir! En sonda söyleyeceğimi daha en başta şöyle ifade edeyim: Eğer gelişmiş ülkeler, parlamenter sistemi tecrübe etmiş, eksikliklerini görmüş, bundan vazgeçmiş, daha hızlı ve etkili karar almayı sağlayan Başkanlık veya Yarı Başkanlık sistemine geçmişlerse, bizim de ülke olarak derhal ve acilen Başkanlık sistemine geçmemiz farzdır, elzemdir hatta bir zorunluluktur. Lafı eğip bükmeye hiç gerek yoktur. Başkanlık sistemine karşı çıkanlar, Türkiye’nin büyümesini ve güçlenmesini istemeyen çevrelerdir; ülke içinde bunlara destek çıkanlar da, bu hainlerin içimizdeki işbirlikçilerdir. Bu gerçeği görmek için allâme olmaya gerek yoktur; aklıselim sahibi olmak yeterlidir. Unutulmamalıdır ki, Başkanlık sistemini en iyi uygulayan ülke ABD’dir ve bu ülke Osmanlı Devleti’nin yönetim modelini kendine esas/ örnek alarak bu seviyelere gelmeyi başarmıştır; halen de ülkesinde bu sistemi başarıyla uygulamaktadır. Milletimizi doğru bilgilendirmek amacıyla Başkanlık sistemiyle ilgili şu bilgileri ifade etmemiz yerinde olacaktır: Başkanlık sisteminde başkan, halkın oyu ile seçileceğinden, başkanın prestiji oldukça fazla olacak ve icraatlarını hiçbir kimseden korkmadan cesurca yapabilecektir; zira hesap vereceği tek merci sadece ve sadece millet olacaktır. Başkanlık sisteminde aylar süren bütçe tartışmaları yerine başkanın hazırladığı bütçe uygulanacak, kısır tartışmalarla gereksiz polemiklerle ülkenin zamanı boş yere harcanmamış olacaktır. İddiaların aksine Türkiye’de Başkanlık sistemi gerçekleşince başkan “diktatöre” dönüşmeyecektir. Eğer bu iddia doğru ise neden ABD başkanları diktatöre dön&uum... Devamı

Hz. Peygamber Asla Rüyada Görülemez!

2016-10-27 18:35:00

  Hz. Peygamber Asla Rüyada Görülemez! Geçmişte olduğu gibi günümüzde de bazı kimseler, Hz. Peygamber’i rüyada gördüklerini iddia ederek müslümanların çoğunluğunu aldatmakta ve onları meş’um emellerine alet etmektedirler. Oysa Hz. Peygamber’in hicri 110 yılından sonra rüyada görülebilmesi asla mümkün değildir. Şurası bir gerçektir ki, sağlığında onu göremeyen birisinin rüyasında görmesi kesinlikle imkânsızdır. Onun rüyada görülebileceğini, şeytanın asla onun suretine giremeyeceğini haber veren rivayetlerin tamamı ya zayıf ya da uydurmadır. Hz. Peygamber’e nispet edilen bu rivayetlerin sıhhat durumlarını incelemeden söz söylemek ve insanları yanıltmak çok büyük bir vebali omuzlamaktır. Elbette sahâbe’nin veya yaşadığı asırda Hz. Muhammed’i tanıyanların onu rüyalarında görmeleri mümkündür.Ancak son sahâbî’nin vefat ettiği hicri 110 yılından sonra onu rüyasında gördüğünü söyleyenlerin tamamı ya art niyetli ya da saf kimselerdir. Ancak saf olanların da akıllarını kullanıp gerçeği araştırmak gibi bir görevleri vardır. Çünkü bazı İslâm âlimleri, Hz. Peygamber’in rüyada görülemeyeceğini söylemekte ve birtakım deliller öne sürmektedirler. Bu itibarla, saf kimselerin bu içtihadın doğruluğunu “anlamak için” gerekçelerini araştırmak, gece gündüz bu konuda kafa patlatmak, beyin zonklatmak, ter dökmek, uykusuz kalmak ve bir neticeye varmak gibi bir ödevleri vardır. Hiçbir gayret göstermeden, emek sarf etmeden, gerçeği araştırmadan, dedikodulara inanarak, “Atalarımızdan böyle gördük! Bu zamana kadar kimse bi... Devamı

Acaba “O Adamı Dinlemeyin” Demek Çare midir?

2016-10-21 10:08:00

  Acaba “O Adamı Dinlemeyin” Demek Çare midir? Bilindiği üzere Mekkeli müşrikler, Hz. Peygamber’in İslam’ı tebliğ etmesinden çok rahatsız olmuş, Kur’ân’ın dinlenmesini engellemeye çalışmış ve onun cinlendiğini/ büyülendiğini/ delirdiğini/ aklını yitirdiğini iddia etmişlerdir (Hicr, 15/6; İsrâ, 17/48; Zâriyat, 51/52; Kalem, 68/2). Onların bu iddiaları seslendirmelerinin temel nedeni; alışageldikleri düzenin bozulmaması, kurdukları sisteme çomak sokulmaması, çıkarlarına halel gelmemesi ve keyiflerine göre yaşamaya devam etme arzularıdır; tezgâhlarının dağılacağı ve bir daha artık müşteri bulamayacakları kaygısıdır. Bu nedenle insanların sırtından geçinmeyi alışkanlık haline getirmiş bu asalaklar, konumlarını kaybetme telaşıyla çareyi Hz. Muhammed’i susturmakta aramış ve “Bu adamı dinlemeyin, Kur’ân’a kulak vermeyin!” (Fussilet, 41/26) diyerek sömürü düzeninin devamını arzulamışlardır. Her çağda gücü elinde bulunduran kimseler de kavimlerine gönderilen peygamberlerle mücadele ederken aynı tavrı göstermiş, onların getirdikleri mesajın anlaşılmasını engellemeye çalışmış, ancak bu çabaları sonuç vermemiştir. Zira güneşin balçıkla sıvanmayacağı, hakikatin her zaman galip geleceği, çürük temeller üzerine bina edilmiş yapıların/ fikirlerin/ görüşlerin çökeceği bir hakikattir. Çünkü bu, dünya kurulalı beri devam eden temel bir ilkedir. Hak gelince batılın (sahte ve tutarsız olanın) zail olması (yıkılıp gitmesi/ yok olması) kaçınılmazdır (İsrâ, 17/81). Günümüzde de farklı görüşlerden rahatsızlık duyan ve onları seslendirenleri “zındık/ sapık/ mason/ modernist/ bidat ehli/ mealci/ m... Devamı

Bir de Sevap Bekliyorsunuz Öyle mi?

2016-10-18 22:45:00

Bir de Sevap Bekliyorsunuz Öyle mi? Müslümanların sivil toplum örgütleri, vakıflar ve dernekler kurmaları, sosyal dayanışma ve yardımlaşma içinde olmaları, fakir ve muhtaçlara yardım elini uzatmaları, öğrencilere burs vermeleri, din kardeşliğini pekiştirmeleri elbette gereklidir. Nitekim tarikatların, cemaatlerin veya bazı hareketlerin bu işleri gerçekleştirmek için dernekler/ vakıflar kurdukları bilinmektedir. Ancak derneğin veya vakfın tüzüğüne uymayan, toplanan yardımları usulüne uygun kullanmayan, amacı dışında yerlere harcayan sahte tarikat veya cemaatlere yardım etmek de ayrı bir sorundur. Dolayısıyla “bahsedilen konuda gereken hassasiyetin gösterilmesi ve yardımı hak eden tarikat veya cemaatlerin vakıflarına destek olunması” şarttır. Aksi halde bu işin vebali çok büyüktür.   Çünkü yardımları amacı dışında kullanan, doğru olmayan bir din anlayışını topluma dayatan/ zerk eden sahte bir tarikata/ cemaate/ hizbe/ gruba/ takıma destek olmak suç ortaklığıdır. Böyle yapmak, bu sahte tarikatın yaptığı her türlü yanlış işten payına düşen kifli (günahtan payını) almayı kabullenmektir (Nisâ, 4/85). Dolayısıyla aklıselim ile düşünen bir müslümanın bu tür sahtekârlardan uzak durması kendi yararınadır. Aynı şekilde yanlış bir din algısını yayan sahte bir dinî harekete/ oluşuma arka çıkmak, maddî ve manevî destek sağlamak, eylemlerini alkışlamak, onları cesaretlendirmek, tv ve radyo programlarını seyretmek/ dinlemek, buralara reklam vermek, yazılı ve görsel yayınlarını satın almak, sendikalarına ve kurdukları sitelere üye almak ve her yerde onların tanıtımını yapmak suç ortaklığıdır. Böyle davranmak, bu sahtekârların yaptığı her türlü yanlış işten payına düşeni almayı kabullenmektir. ... Devamı

Mezarlıklardaki Korkunç İsraf

2016-10-07 11:23:00

Mezarlıklardaki Korkunç İsraf Uzunca bir süredir mezarlıklarda gördüğüm mermer israfını değişik vesilelerle anlatıyor ve insanları uyarıyordum. Ancak bu ikazların yazılı hâle gelmesi ve kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi artık bir zorunluluk olmuştur. Zira söz uçuyor, yazı ise kalıcı oluyor. 2016 yılı Kurban Bayram’ı vesilesiyle gittiğimiz baba ocağında “birbirinden etkilenen insanların yakınlarının mezarlarını mermerden yaptırma yarışına girmelerine şahit oluşumuz” bizi bu yazıyı bir an önce yazmaya sevk etmiştir. Görünen o ki, mezar taşlarının yerini artık mermer yığınları almaya başlamıştır. Önceleri dikilen bir tek mermer parçası yeterli iken şimdilerde şatafatlı lahitler, çok katlı mezarlar, görkemli türbeler inşa edilmeye başlanmıştır. Bütün bunlar, tam anlamıyla bir israftır. Kaynakların boşa harcanmasıdır. Milli servetin heder edilmesidir. Ayrıca bu, bir çevre felaketidir. Doğayı tahriptir. Toprağa ve yeşile saygısızlıktır. Tek kelime ile israftır. Vebali de büyüktür. Acilen bu israfa ve çevre kirliliğine bir son verilmelidir. Sadece şehitlere özgü olması gereken bu uygulama haddini aşmış ve toplumun her kesimini kapsar hâle gelmiştir. Bu kötü gidişata birilerinin dur demesi gerekmektedir. Bu konuda öncelikli görev; Diyanet İşleri Başkanlığı’na düşmektedir. DİB, bununla ilgili bir açıklama yapmak ve toplumu doğru bilgilendirmek zorundadır. Nitekim son günlerde yapılan “taburede namaz” konusundaki açıklama yerinde ama gecikmiş bir karardır. Mermerden yapılmış mezarlar konusunda yapılacak açıklama daha fazla geciktirilmemeli, acilen yapılmalı ve kamuoyu net bir şekilde bilgilendirilmelidir. Aksi halde vakit çok geç olacak, şehirlerin ve köylerin mezarlıkları mermer yığınlarıyla dolacak, yeşil ala... Devamı

Terör Örgütleri veya Sahte Tarikatların Pençesine Düşenlere Tavs

2016-09-30 22:59:00

  Terör Örgütleri veya Sahte Tarikatların Pençesine Düşenlere Tavsiyeler Özellikle son üç yıldır bu konuyla alakalı birçok makale kaleme alarak insanları uyarı vazifesini yaptığımıza Yüce Rabbimiz, ehli insaf ve arşivler şahittir. Lakin bir kez daha konuyla ilgili tespitlerimizi dört maddede özetlemek ve samimiyetle bu hastalıktan kurtulmak isteyenlere bir reçete sunmak istiyoruz. Elbette bu tavsiyeler, hasta olduğunu kabul edip iyileşmek isteyenlere şifa/ çare/ derman/ deva/ ilaç olabilecektir. Ancak bu ikazlarımızdan faydalanmak yerine bunları “höykürmek/ saçmalamak” olarak değerlendiren sefihlere, alçaklara, şeref yoksunlarına ve namus fukaralarına hiçbir katkı sağlayamayacaktır. Zira bu sefihler, artık şeytanın adımlarını takip eden birer iblistir ve girdikleri o yanlış yoldan dönmeleri de maalesef imkânsızdır. Bu dört maddeyi şu şekilde özetleyebiliriz:   Bir:Eleştiren ve Sorgulayan Bir Akla Sahip Olmak Öncelikle bir terör örgütünün veya sahte tarikatın ağına düşmüş bir kimsenin yapması gereken şey; o çok övündüğü ama hiç de kullanmadığı aklını çalıştırmasını bilmektir. Zira kolay yoldan cennet veya kısa yoldan köşe dönme, makam, mevki, statü ve rütbe elde etme arzusuyla hareket eden bir adamın aklıyla çok övündüğü açıktır. Oysa bu zavallının yaptığı fırsatçılıktır/ beleşçiliktir/ açgözlülüktür. Zira ter dökerek, bedel ödeyerek ve uykusuz kalarak cenneti elde etmek veya bir makama gelmek için çabalamak yerine işin kolayına kaçmış, sahtekârların peşine takılmış ve kendi kendini aldatmıştır. Dolayısıyla böyle birinin akıllı olmadığı sadece kendini akıllı zanneden b... Devamı

Gayr-i Meşru Yapılanmalar, Darbe ve Millî İrade

2016-09-22 21:19:00

Gayr-i Meşru Yapılanmalar, Darbe ve Millî İrade Devleti yönetme yetkisini milli iradeden almayan her türlü yapı, gayr-i meşrûdur ve bunlarla yasalar içinde etkin mücadele şarttır. İktidara gelmek ve projelerini uygulamak isteyen herkes, eğer kendine güveniyorsa partisini kurar, halkın karşısına çıkar, hedeflerini anlatır, insanları ikna eder ve yetkiyi sadece halktan alır. Halk, seçim sandığıyla dilediğini seçer; beğenmediği siyasileri ve sözünde durmayan ilkesiz politikacıları değiştirebilir. Eğer bunun adı demokrasi ise müslümanların istediği daha ileri demokrasi ve tam bağımsızlıktır. Bürokratlar mecliste çıkarılan kanunları eksiksiz uygulamak, bulundukları konumun hakkını vermek ve keyfi davranışlardan uzak durmak zorundadırlar. Bürokratlar, emirleri başkalarından değil sadece devlet erkini kullanan seçilmiş iktidarlardan almakla yükümlüdürler. Aksine bir durum demokratik sistemlerde kabul edilemez. Kaldı ki bu, dine, ahlaka ve hukuka da aykırıdır. Diğer taraftan gizli örgüt kurarak devleti ele geçirmek ve halkın istemediği bir yönetim tesis etmek doğru değildir. Zira halkın seçimlerle böyle yapıları değiştirebilmesi söz konusu olamaz. Bu vesayet odakları ülkeyi kendi çıkarlarına göre yönetir ve büyük devletlerin nüfuzundan da kurtulamazlar. Böylece ülke, ileriye değil geriye doğru gider ve nihayet parçalanarak tarih sahnesinden çekilir. Milli iradenin devre dışı olduğu yönetimler halka zulüm yaparlar. Zira onlar, sırtlarını halka değil vesayet odaklarına dayamışlardır ve sadece onların emirlerini yerine getirirler. Bu itibarla ileri demokrasi ve milli irade olmazsa olmazlardandır. Bu konuda da müslüman toplumların kendilerini geliştirmeleri ve tüm dünyaya model olmaları elzemdir. ... Devamı

Menfaat, “Kavmim Ne Der” Mantığı ve Onur

2016-09-09 01:16:00

Menfaat, “Kavmim Ne Der” Mantığı ve Onur Bazı insanlar içinde bulundukları dinî grup, tarikat veya cemaatten öyle kolay kolay ayrılamıyor, sahip oldukları maddî ve manevî imkânları kaybetmek istemiyor ve her türlü rezalete katlanıyor. Çünkü yaşayacakları maddî kayıplar, “kavmim ne der” mantığı ve ayrılınca yalnız kalma endişesi onları bundan alıkoyuyor ve “cemaatin/ aşiretin/ tarikatın/ hareketin/ hizmetin/ takımın/ partinin” yaptığı her türlü yanlışı kabullenip yanında yer almalarına ve savunmalarına neden oluyor. Oysa böyle bir tavrın doğru olmadığı açıktır. Onurlu bir insan, aklını kullanmak ve ilkesel hareket etmek zorundadır. Aksi halde böyle birisi menfaat endişesiyle ve “başkaları ne der” mantığıyla hareket edecek olursa içinde bulunduğu kötü yapıyla birlikte bir gün helak olması kaçınılmazdır. Zira bu, sünnetullah’ın tabiî bir sonucudur; zalimlerin (hak ve adalet çizgisinden ayrılanların) hidayete erişmeleri ve istikamet üzere yürümeleri asla söz konusu değildir (Âl- İmrân, 3/86; Tevbe, 9/19). Anlaşılan o ki, bazı insanlar içinde bulundukları statülerini/ konumlarını kaybettikleri takdirde boşlukta kalacaklarına inandıkları için cemaatin veya parti liderinin yaptığı hataları görmüyor, görmek istemiyor, görse bile hayra yoruyor, “Mutlaka bir hikmeti vardır” diyerek bunda keramet arıyor ve kendilerini avutuyorlar. Oysa bu zavallıların tek amaçları; onurlarını kaybetmek pahasına, sosyal statülerini, konumlarını ve içinde bulundukları maddî imkânları kaybetmemektir. Bu nedenledir ki, “örgüt lideri/ kâinat imamı/ şeyh/ hoca efendi” gerektiğinde ona hakaret etse, dövse, sövse ve yanından kovsa bile onu ... Devamı

Yüce Allah’ı Ne Kadar Çok Üzdüğümüzü Şimdi Daha İyi Anladım

2016-09-01 21:32:00

Yüce Allah’ı Ne Kadar Çok Üzdüğümüzü Şimdi Daha İyi Anladım Yakın zamanda yaşadığım bir olayı anlatmak ve buradan çıkardığım “önemli dersi” sizlerle paylaşmak istiyorum. Hacerülesved ile ilgili hadisleri sened ve metin açısından tahlil ettiğim ikinci kitabım bu yıl Mart ayında Rağbet Yayınları tarafından neşredildi. İnsanın beş yıl boyunca, gece gündüz demeden emek harcayarak yazdığı kitap adeta kendi çocuğu gibi oluyor, onu seviyor, insanların onu okumasını ve anlamasını istiyor. Zira bir kitabın yazılmasının temel amacı, okunması, anlaşılması ve insanlara fayda sağlamasıdır. İşte bu duygularla yazdığım kitabımı, emekli bir imam da olan eski bir dostuma hediye ettim. O dostumla iki gün sonra tevâfuken karşılaştık. Bana; “Hocam, kitabınızın ilk gün 115 sayfasını, ertesi günde tamamını okudum ve bitirdim” dedi. O kadar mutlu oldum ki anlatamam. Kendisine; “Bak! Anlayıp anlamadığını sorarım ha!” diye şaka yollu takıldım. O da; “Sor hocam!” deyince cesaretlendim ve “O zaman sana üç soru soracağım, bakalım yazdıklarımı anlamış mısın?” dedim. “Birinci sorum şu: Kitapta “Bezm-i elest/ kâlû belâ” hususunda mevcut olan görüşleri yazdım. Ama ben azınlıkta kalan bir başka görüşü tercih ettim; onu delillerle biraz daha geliştirdim ve günümüz insanının daha kolay anlayabileceği bir hâle getirdim. Bu arada bazı örnekler de verdim. Şimdi o verdiğim örnekler nelerdir, anlat bakalım!”dedim. Dostum bir şeyler anlatmaya çalıştı ama okuduğu kitabı tam olarak anlamadığı belli oldu. Biraz ipucu verdim ama yine bilemedi. Maalesef kitapta verdiğim örneklerden hiçbirini hatırlayamadı. Üzüldüm. Üzüntümü belli etmemeye &cc... Devamı

Seçici Olmak Hz. Peygamber’in Bir Sünnet’idir

2016-08-25 14:06:00

Seçici Olmak Hz. Peygamber’in Bir Sünnet’idir  Günümüzde bazı Müslümanların eleştirel bir yaklaşım içinde olmadıkları, toptancı bir anlayışla hareket ettikleri, insanları karalama yoluna gittikleri, onların söyledikleri doğruları bile; “O söylediyse yanlıştır!” diyerek kabullenmeye yanaşmadıkları ve seçici olmaktan uzaklaştıkları görülmektedir. Oysa böyle yapmak, “Hz. Peygamber’in sünnet’ine karşı gelmek ve onun uygulaması hilafına hareket etmek” demektir. Çünkü hikmet müminin yitik malıdır, onu nerede bulursa alır. Bir kâfir, bir münafık ya da bir müşrik de bazen doğru sözler söyleyebilir. Bu bakımdan bir müslümanın yapması gereken; her zaman hakikatin peşinde koşmak, söylenen doğrulara sahip çıkmak, yanlış yapan şeyhini/ liderini/ hocasını/ dedesini yanlışıyla, hatasıyla, günahıyla baş başa bırakmak ve hakkı tutup ayağa kaldırmaktır. Zira Hz. Peygamber, insanlarla ilişkilerinde “toptan süpürüp alma ya da toptan süpürüp atma/ reddetme yanlışlığına” düşmemiş ve hayatı boyunca “seçici olmaya” özen göstermiştir. Konuyu bir örnekle açıklamaya çalışalım. Bilindiği üzere Hz. Peygamber, yaşadığı dönemde şiirin gücünün farkında olmuş, şiir söylemeye büyük önem vermiş ve Kureyş müşriklerinin hicivlerine ve müslümanlar aleyhine yürüttükleri kara propagandalara şiirleriyle cevap verme sorumluluğunu Hassân b. Sâbit’e (ö. 60/680) yüklemiştir. Hz. Peygamber, Hassân b. Sâbit gibi yetenekli sahâbîlerin söyledikleri güzel şiirleri İslâm düşüncesinin sosyo-kültürel alandaki mücadelesinde etkin... Devamı

Küçük Adamlar, Büyük Makamlar ve Acı Gerçekler

2016-08-18 12:23:00

Küçük Adamlar, Büyük Makamlar ve Acı Gerçekler 2 Haziran 2016 Perşembe günüydü. İstanbul’da uluslararası bir toplantıya tebliğ sunmak için davet edilmiştim. Tebliğimi 3 Haziran Cuma günü sabah oturumunda sunacaktım ama ilk gün oturumlarına da katılmış, konuşmaları ilgiyle dinliyordum. Seremoni ve açış konuşmalarından sonra ilk oturuma geçildi. Salon dolu idi; oturum başkanı ise eski bir Başbakan’dı. Dört ayrı konuşmacı vardı. İlk söz, özel bir üniversitede Prof. Dr. unvanına sahip olan bir bölüm başkanına verildi. Bu zat, yirmi dakika boyunca hükümetin Rusya politikasını eleştirdi. Hiçbir hazırlığı yoktu. Hiçbir delil ortaya koyamadı. Bir akademisyene yakışmayacak şekilde duygusal bir konuşma yaptı; tıpkı bir kasaba siyasetçisi gibi laflar etti. “Rusya ne diyorsa kabul edelim; çünkü biz adamlara haksızlık yaptık; uçaklarını düşürdük! Böyle olmaz. Ben şimdi öğrencilerime ne diyeceğimi bilemiyorum. Öğrencilerim ne yapacaklar, nerede ve nasıl iş bulacaklar? Rusya bize bir sürü yaptırım uyguluyor. Şirketlerimiz kapanıyor, yatırımlar durdu; öldük, bittik, mahvolduk. ‘Sıfır sorun’ derken sorunlar katlanarak arttı, ‘sıfır dostumuz’ kaldı. Rusya, bunun hesabını bize mutlaka sorar. Benim öğrencilerim şu an perişan haldeler, ben de onların yüzüne bakamıyorum, onlara ne söyleyeceğimi bilemiyorum, böyle dış politika olmaz!” gibi laflar etti. Yirmi dakika boyunca döndü dolaştı, hep aynı şeyleri söyledi. Kendisinden sonraki diğer konuşmacılar da tebliğlerini sundular. Oturumun sonunda başkan nazik bir şekilde; “Arkadaşlar! Soru sormak isteyen var mı?” diye sordu. Salondan hiçbir ses çıkmadı. Sadece ben elimi havaya kaldırdım ve “Sa... Devamı

Sapkın Sözler, Hatayı Kabullenmek ve Manevî Terakki

2016-08-11 14:11:00

Sapkın Sözler, Hatayı Kabullenmek ve Manevî Terakki  Bir insanın başına gelen musibetten/ felaketten çıkaracağı en önemli ders; önce bunun neden başına geldiğini sorgulaması, kendi hatasını kabul etmesi, hatasıyla yüzleşmesi, daha sonra aynı hatayı tekrarlamamak üzere kendi kendine söz vermesi, kararlı ve ilkeli bir duruş sergilemesi ve o hatadan tamamen dönmesidir. Zira bütün bunlar Kur’ân’ın emridir. Âyetleri birlikte okuyalım. “Başınıza her ne musibet (kötülük/ felaket) gelirse, kendi yaptıklarınız yüzündendir. (Bununla beraber) O, yine de çoğunu affeder (de sizi hemen musibete/ belaya/ felakete uğratmaz).”(Şûrâ, 42/30) “Onların (müşriklerin) başına (Bedir’de) iki mislini getirdiğiniz bir musibet (Uhud’da) sizin başınıza geldiği zaman; ‘Bu, nereden başımıza geldi?’ dediniz, öyle mi? De ki: “O (musibet), kendi (hatalarınız/ kusurlarınız/ ihmalleriniz) yüzünüzdendir.” Şüphesiz Allah’ın gücü her şeye hakkıyla yeter.”(Âl-i İmran, 3/165) Görüldüğü üzere Müslümanlar, başlarına bir musibet gelince başkalarını suçlamak yerine dönüp kendilerine bakmak zorundadırlar. Ancak hatalarını kabullenmeyenler, suçu hep başkalarına atanlar, hatalarının yüzlerine vurulmasından rahatsızlık duyanlar, yanlışlarını söyleyenlere teşekkür edeceklerine hakaret edenler ve iftiralarla sonuç almaya çalışanlar sorumluluk ve ahlâk sahibi bireyler değillerdir. Örneğin bazı sapkın sözlerle kendilerinin kandırılmasına izin verenler, manevî yönden terakki etmek bir yana her geçen gün uçurumun kenarına biraz daha yaklaşırlar. Kur’ânî hiçbir dayanağı bulunmayan pespaye sözler... Devamı

Ahir Ömründe İşte Böyle Rezil Olursun!

2016-08-08 12:23:00

Ahir Ömründe İşte Böyle Rezil Olursun! Atalarımız; “Alma mazlumun ahını çıkar aheste aheste!” derken çok doğru söylemişlerdir. Uzun tecrübelere dayanarak söylenmiş bu sözün apaçık bir gerçek olduğu günümüzde bir kez daha ispatlanmıştır. Zira bu sözü sohbetlerinde/ vaazlarında yüzlerce kez tekrarlayan bazı şarlatanların/ hoca müsveddelerinin/ mehdî bozuntularının/ racü-lü fâcirlerin söyledikleriyle amel etmedikleri şimdi çok daha net bir şekilde ortaya çıkmıştır. Ne demek istediğimizi bazı örnekler vererek açıklamaya çalışalım. Siz, sürekli Yüce Allah ile görüştüğünüzü, O’ndan vahiy/ ilham aldığınızı söyleyerek “aklını kullanmayan insanları” aldatır, onları kötü emellerinize alet eder ve Yüce Allah’a büyük bir iftira atarsanız işte ahir ömrünüzde böyle rezil rüsva olursunuz! Siz, her hafta, bazen her gün rüyanızda Hz. Peygamber ile görüştüğünüzü iddia eder, ondan talimatlar/ nasihatler aldığınızı söyler, insanların dinî duygularını istismar eder ve göz göre göre Hz. Muhammed’in otoritesini istismar ederseniz işte ahir ömrünüzde böyle rezil rüsva olursunuz! Siz, “dinler arası diyalog” ve “ılımlı İslam” diyerek İslâm’ın temel esaslarından ödün verir, Vatikan’ın karanlık projelerinin bir parçası olmayı kabul eder ve kelime-i şehadetten Hz. Muhammed Mustafa’nın mübarek adını çıkartacak kadar alçalırsanız/ alçaklaşırsanız işte ahir ömrünüzde böyle rezil rüsva olursunuz! Siz, “Zekât, kurban ve talebeye burs” diyerek milletten para ... Devamı

Oğlum! Hani Siz Muhabbet Fedaileri idiniz?

2016-08-04 21:42:00

Oğlum! Hani Siz Muhabbet Fedaileri idiniz? (Bu yazının duygusal/ hissî bir yazı olduğu söylenebilir; zira demokrasi tarihimize kara bir leke olarak geçen kanlı bir darbe girişiminin arkasından yazılmaktadır. Bu itibarla, yüzlerce şehit, binlerce yaralı varken, ülke uçurumun kenarından dönmüşken daha soğukkanlı ve akademik bir köşe yazısı beklemenin biraz insafsızlık/ haksızlık olacağı kanaatindeyiz. Nitekim bu yazıyla duygularımızı dışa yansıtmaya, kahraman şehit ve gazilerimize duyduğumuz minnet ve şükranı ifade etmeye, “tarafsız olmadığımızı, millî iradenin yanında durduğumuzu” belirtmeye ve aldatılmış kimseleri uyarmaya çalışacağız. Zira böyle kritik günlerde mert, cesur ve açık bir şekilde düşüncelerimizi ifade etmemiz; ilkeli ve kararlı duruşumuzun, ayrıca milletimize duyduğumuz derin saygı ve vefanın bir gereğidir. Geçmişte de nerede durduğumuzu bilmek/ öğrenmek isteyenlerin yapmaları gereken şey; özellikle son üç yıldır dört ayrı sitede (http://ahmeteminseyhan.blogcu.com/ http://www.vaazsitesi.net/  http://www.muftulukhaber.com/  http://www.yozgatyenigun.com/ ) yazdığımız köşe yazılarını dikkatle okumaları ve “yaptığımız tespitlerde ne kadar da haklı olduğumuzu” yakından görmeleridir. Bu kısa açıklamalardan sonra şimdi sözlerimize başlayabiliriz.) Ey “muhabbet fedaileri (!!!)” Muhabbet fedaisi, hiç kendi Cumhurbaşkanı’na suikast düzenlemek için özel bir tim oluşturur, kaldığı oteli basar, iki korumasını öldürür ve bayan korumaları tartaklar mı? Muhabbet fedaisi, kendi Başbakanı’nın otomobiline ateş açar mı? Muhabbet fedaisi, Genelkurmay Başkanı’nın boğazını sıkar, hazırladığı bildiriyi imzaya zorlar, kafasına silah dayar, adi bir suçlu gibi ellerini arkasından kelepç... Devamı

Çarpık Din Anlayışının Acı Sonuçları

2016-07-29 00:20:00

Çarpık Din Anlayışının Acı Sonuçları Sahâbe’nin de insan olduğunu, bazı konularda onların da yanılabileceğini, hata edebileceğini, toptan hepsini adil kabul etmenin birtakım mahzurlarının olabileceğini, bu yüzden de seçici davranmak gerektiğini, onları korumak adına ortaya atılan bazı ictihadların/ görüşlerin ciddi sakıncalarının bulunduğunu uzun yıllardır söylemiş ve yazmıştık. Ancak her zaman olduğu gibi uyarılarımız ve önerilerimiz aklı başında olan ve olmayanlar tarafından hiç ciddiye alınmadı, önemsenmedi, hatta dalga geçildi; üstelik şahsımız birtakım hakaretlere de maruz bırakıldı. Görünen o ki, “Bir musibet bin nasihatten evladır” sözü gerçek oldu; musibet başı gelince bazıları gaflet uykusundan uyandı; ancak hâlâ uykuda olanlar ve gerçeklere sırtını dönenler de mevcudiyetini korumaktadır. Oysa hatalarıyla yüzleşmeyenlerin maddî ve manevî terakki sağlayamayacakları açıktır.Dolayısıyla hatalarını kabul edip yanlıştan vazgeçmeyenler, kendileriyle beraber peşlerinden sürüklediklerinin de yanlış kararlar almalarına neden oldukları için vebal altında kalacaklardır. Ne demek istediğimizi bazı örnekler vererek açıklamaya çalışalım. Beyinleri uydurma rivayetlerle, kabbalist/ hurûfî/ batınî/ ezoterik yorumlarla ve çarpık din anlayışıyla yıkanmış bir sözde komutan, askerlerine emir vererek “kurumunu darbeye karşı korumaya gelen masum bir vatan evladının arabasında şehit edilmesine” sebep oluyor. Şehit, kanlar içinde yatarken bu yetkili bir bardak su istiyor ve istediği su kendisine getiriliyor. Bu şahıs yere çömeliyor, besmele çekiyor ve suyu üç yudumda içiyor. Etrafındakilerin; “Adama bak, az önce silahsız masum bir sivilin öldür&... Devamı

Şikayet Etmeye Hakkınız Var mı Acaba?

2016-07-21 21:56:00

Şikayet Etmeye Hakkınız Var mı Acaba? Bazı kimseleri anlamak gerçekten çok zor? Hem yanlış bilgileri din diye anlatıp milleti cahil bırakıyor hem birilerinin eline koz veriyor hem de kalkıp verdiği kozu kullananların yaptıkları hezeyanlardan/ rezaletlerden şikâyet ediyor. Örneğin Hz. Peygamber’in 53 yaşında iken, henüz 9 yaşında olan Hz. Âişe ile evlendiğini ısrarla savunuyor; sonra da kalkıp Danimarkalı bir karikatüristin, “Hz. Muhammed’i küçük bir kız çocuğunun elinden tutarak çizdiği ve sübyancı olduğunu ima ettiği” karikatürden dolayı eleştiriyor, kızıyor, köpürüyor. Oysa kendisi de bunu yazılı veya sözlü yapıyor ve İslam düşmanlarının, müşriklerin ve münafıkların eline büyük bir koz veriyor; ateistlerin böyle bir söylemi kullanarak gençleri dinden soğutmalarına zemin/ imkân hazırlıyor. Ancak Hz. Âişe’nin Hz. Muhammed ile evlendiğinde 18 veya 19 yaşlarında olduğunu söyleyenlerin “ciddi delillerini” görmek istemiyor; bunu kabul etmiyor ve bunu savunanları da sapık ilan ediyor. Bu ne büyük bir akıl tutulmasıdır! Bu ne büyük bir basiretsizliktir! Bu ne büyük bir beyinsizliktir! Aynı şekilde bu zihniyet sahipleri, “kıyametin büyük alametleri” olduğunu her yerde söylüyor, yazıyor, savunuyor; sonra da kalkıp bu alametlerden iki tanesi olan “Nüzul-ü İsâ” ve “Mehdî’nin gelişi” konularını istismar ederek insanları kandıran, beyinlerini yıkayan, beklenen mehdînin kendisi olduğuna inandıran, sinsi emellerine alet eden, müritlerinin hayatlarını karartma ve ömür boyu cezaevinde çürütme pahasına çılgınca eylemlere giriştiren ve şer odaklarının taşeronu olduğu gün gibi açık olan ad... Devamı