İlaca Doktorun Değil Hastanın İhtiyacı Vardır!

2017-01-24 22:38:00

  İlaca Doktorun Değil Hastanın İhtiyacı Vardır! İslam dünyasının içinde bulunduğu zavallı halin sebeplerinden birisi de “emeğe/ uzmanlığa/ bilgiye/ tecrübeye/ farklı görüşe” saygı duyulmaması ve bilginin önemsenmemesidir. Örneğin adam hastalanıyor, doktora geliyor, şikâyetlerini söylüyor, doktor muayene ediyor, hastalığına teşhis koyuyor ve reçeteyi yazıyor. Doktor, hastaya “ilaçlarını düzenli olarak kullanmasını ve tekrar kontrole gelmesini” öneriyor. Ama hasta adam veya kadın doktorun yanından çıktıktan hemen sonra onun dediklerine hiç itibar etmiyor. İlacını da almıyor, üstelik “Bu zamana kadar kimse bilemedi de sen mi bildin?” deyip, gülüp geçiyor. İşte böyle bir hastanın hastalığından kurtulabilmesi mümkün değildir. Onun bu hastalığı tedavi edilmediği için zamanla kronikleşecek ve günün birinde o hastalık yüzünden geberip gidecektir. Dolayısıyla ilaca doktorun değil hastanın ihtiyacı vardır. İlaç önerdi diye doktora gülenler sefihlerin/ ahmakların ta kendileridir. Uzmanlığa, tecrübeye ve bilgiye saygı göstermeyenlerin günün birinde perişan olmaları kaçınılmazdır. Pekiyi bu örneği durup dururken neden verdim? Bilindiği üzere otuz yıllık devlet memuruyum ve yaklaşık on yıldır gönüllü olarak köşe yazıları yazmaya devam ediyorum. Bunu vicdani sorumluluğumun bir gereği olarak yapıyorum. Elhamdülillah şu ana kadar dört yüz elliyi aşan köşe yazısına imzamı attım. Bu işi hiçbir maddî karşılık beklemeden yaptım, yapıyorum ve yapacağım. Yazılarımı haftalık olarak kendi sitemde yayınladığım gibi memleketimdeki bir gazetede de bunlar köşe yazısı olarak çıkmaya devam ediyor. Ayrıca dört ayrı sitede daha yazılarım yayınlanıyor. Amac... Devamı

İki Tarafı da Dinlemeden Hüküm Vermek Çok Yanlıştır!

2017-01-18 18:30:00

  İki Tarafı da Dinlemeden Hüküm Vermek Çok Yanlıştır! İnsanların çoğunluğu maalesef tek tarafı dinleyip karar vermekte ve korkunç zulümler işlemektedir. Şimdi anlatacaklarım Türkiye’de değil, Patagonya’da yaşanmıştır. Bir öğrenci, on dört haftalık Okul Deneyimi stajının on iki haftasına mecburen katılmak zorunda olduğu halde hiçbir mazeret göstermeden, okul müdürüne, yetkili rehber öğretmene, danışman akademisyene ve bölüm koordinatörüne haber vermeden/ izin almadan kendi kafasına göre hareket etmiş ve sadece üç hafta staj göreceği okula gitmiştir. Bu öğrenci, sınıf arkadaşına yalvararak ilave bir sahtekârlık daha yaptırmış, gelmediği bir hafta için de o kız arkadaşına kendi yerine imza attırmıştır. Böylece stajın dört haftasını tamamlamış gözükmüş, ancak geri kalan sekiz hafta uygulama okuluna hiç ama hiç uğramamıştır. Aradan zaman geçmiş, dönem sonunda bütün gerçekler ortaya çıkmış, o öğrenci o dersten kalmış, fakat araya aracılar koydurmuş, “stajını yaptı” gösterilmesi istenmiş, bu öğrenci hocaların kapısında saatlerce ağlamış, ancak idarenin kararlı duruşu sonucunda o öğrenci mezun olamamış ve dönem uzatmayı hak etmiştir. Zira böyle bir duyarsızlığı cezasız bırakmak diğer öğrencilere büyük bir haksızlık olacaktır. Ayrıca stajını tamamlamamış birisini tamamlamış göstermek, gelecek nesillere karşı büyük bir adaletsizlik olup bu durum millete uzun vadede zarar verecektir. Bu öğrenci kendi yaptığı yanlışı söylemek yerine anasına, babasına, akrabalarına ve çevresindekilere “kendisine haksızlık yapıldığını, sadece bir hafta okula gitmediğini, kendisinden habersiz arkadaşının onun yerine imza attığını, bu yüzde... Devamı

İnsanlar Zor Zamanlarda Belli Olur!

2017-01-12 00:26:00

İnsanlar Zor Zamanlarda Belli Olur! Bazı insanların ne mal olduğu, kime ve neye hizmet ettiği, kaç kıratlık/ kuruşluk adamlar oldukları zor zamanlarda belli olur. Zira onlar konuşmalarıyla veya yaptıklarıyla kendilerini ele verirler. Sonra kıvırtırlar ama iş işten geçmiştir. Foyaları meydana çıkmıştır. Artık geri dönmeleri de mümkün değildir. Zira tarihe not düşülmüştür. Sözleri veya yazıları kayıt altına alınmıştır. Bunlar ölene kadar da peşlerini bırakmayacaktır. Bu tür dönekler; “Ben aslında onu kast etmemiştim” deseler de hiçbir işe yaramayacaktır. Çünkü her şey ayan beyan ortaya saçılmıştır. “Bu nasıl mı oluyor derseniz?”konuyu birkaç örnekle açıklamaya çalışalım. 15 Temmuz 2016 günü vatan hainlerinin darbeye teşebbüs ettikleri saatlerde Cumhurbaşkanı Recep Tayyib Erdoğan, halkı darbecilere karşı direnmeye şehirlerin meydanlarına, sokaklarına ve havalimanlarına çağırdığında, kendisi de bunu duyduğu veya telefonla haber verildiğinde bu tür sahte/ korkak/ oportünist liderler/ şeyhler/ hocalar birtakım laflar etmişlerdir. İşte onların bu sözleri insanların hafızalarına ve videolara kaydedilmiştir. Onların bazıları şöyle söylemişlerdir: “Arkadaşlarımız evlerinde oturup dua etsinler. Sakın sokaklara çıkmasınlar! Bugün her şeyden daha çok duaya ihtiyacımız vardır!” “Bize gönül veren yarenlerimiz/ mürîdânımız/ sevenlerimiz evlerinde otursunlar, zikirle ve tesbihâtla meşgul olsunlar, sakın sokaklara dökülmesinler. Sokağa çıkmakla bir şey halledilmez. Silahlı insanların karşısına silahsız insanlar çıkartılmaz.” “Darbe millete hayırlı olsun! İnşallah bu asker kardeşlerimiz kendilerini gönülden seven tarikatlara ve cemaatlere ... Devamı

Sahte Gıda Üretenler, Sahte Din Satanlar ve Diyanet’in Sorumlulu

2017-01-05 22:03:00

Sahte Gıda Üretenler, Sahte Din Satanlar ve Diyanet’in Sorumluluğu! Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, sahte bal tüccarlarının ürettiği balları laboratuvarlarında kendi uzmanlarına inceleterek raporlar hazırlatıyor, sonra bu sahtekârları deşifre edip topluma açıklıyor, insanların sağlığının korunmasına yardımcı oluyor, arkasından da savcılığa suç duyurusunda bulunuyor ve bu markaların cezalandırılmasını sağlıyorsa, aynı şekilde Diyanet İşleri Başkanlığı da sahte din tüccarlarının ürettiği sapkın din anlayışlarına karşı mücadele başlatmalı, bu sahtekârların yazdıkları kitapları, verdikleri vaazları/ sohbetleri, kendi tv’lerinde yaptıkları/ yaptırdıkları programları inceleme altına almalı, RTÜK ile işbirliği içinde olmalı, bunlarla ilgili İlahiyat Fakülteleri’nde görev yapan konunun uzmanı/ bilirkişilere (tefsir, hadis, kelam, fıkıh, vs.) müracaat etmeli, onlara “ücret mukabili” ciddi delillere dayalı raporlar hazırlatmalı, bu merdiven altı din tüccarlarını deşifre etmeli, halkın dini konularda aydınlatılması görevini yerine getirmeli, müslümanların akıl ve din sağlığını korumalarına yardımcı olmalı, bid’at ve hurafeleri/ uydurma hadisleri/ sapkın görüşleri anlatarak “insanları Allah ile aldatanlar” hakkında savcılığa suç duyurusunda bulunmalı ve cezalandırılmalarını sağlamalıdır. Zira şu an bunu yapabilecek kapasiteye sahip olan tek anayasal kurum Diyanet İşleri Başkanlığı’dır; değilse bu görevin kendi uhdelerine tevdi edilmesi için gerekli yasal düzenlemeleri yapmak üzere başvuracakları merciler/ makamlar bellidir. Böyle bir dönemde çıkartılamayacak yasaların başka bir dönemde çıkartılması belki çok daha zor olabilecektir. Dolayısıyla Diyanet İşleri Başkanlığı böyle bir çalışmayı bir an önce başlatmalıd... Devamı

İslâm ve Terör Kavramları, İlkesizlik ve Şeref Yoksunluğu!

2017-01-03 21:25:00

  İslâm ve Terör Kavramları, İlkesizlik ve Şeref Yoksunluğu! 20 Aralık 2016 tarihinde Ankara’da Rus büyükelçisi Andrey Karlov’u arkasından kalleşçe vurarak öldüren polis giysili Fetö terör örgütü mensubu katil Mevlüt Mert Altıntaş hakkında “A radical Islamic terrorist/ Bir köktendinci İslamcı terörist” şeklinde açıklama yapan ABD’nin müstakbel başkanı Sayın Donald J. Trump büyük bir hata etmiş ve yine İslam’a olan kin ve nefretini kusmuştur. Oysa Donald J. Trump’ın başkanı olacağı ülke, söz konusu terör örgütünün liderine ev sahipliği yapmaya devam etmektedir. ABD, AB ve İsrail’in maşa olarak kullandığı bu tür adamlar, kendilerini müslüman zanneden müşrik, münafık ve fasıkların ta kendileridir; bunların İslam ile zerre kadar alakaları yoktur. Siyasal İslam denilince tüyleri diken diken olan bu adamlar, aldıkları emir gereği “Rusya ile Türkiye’nin düzelen ilişkilerini bozmak amacıyla” bu terör eylemini gerçekleştirmişlerdir. Dolayısıyla bu alçakların yaptıkları eylemleri İslam’a mal etmek son derece çirkin ve yanlıştır. Kaldı ki parayla satın alınmış sözde bir müslümanın/ müşrikin/ fasıkın/ mücrimin yaptığı terör eylemini İslâm’a mal etmek müslümanların haklı öfkesini çekecektir. Zira burada bir hedef saptırma ve algı operasyonu vardır. Bilerek bunları tekrarlamak ve İslâm ile terör kavramlarını yan yana kullanmak, bu son dini şiddet ve vahşet diniymiş gibi göstermeye çalışmak apaçık bir nefret suçudur. Kitlelerin tek umudu olan İslâm’ı bu şekilde karalayanlar sömürü düzenlerini devam ettirmek isteyen şer odaklarından başkası değildir. ... Devamı

Fetö’nün Satın Aldığı “Çağın Şahidi” Âlim Müsveddeleri!

2016-12-28 20:42:00

Fetö’nün Satın Aldığı “Çağın Şahidi” Âlim Müsveddeleri! Amerikan/ İsrail kuklası köpekler Türkiye’de zalim bir yönetim olduğunu, bunlara isyan edip başkaldırdıkları için başlarına büyük belalar geldiğini, kendilerine iftira edildiğini iddia etmekte ve tüm dünyada bir algı operasyonu yürütmektedirler. Bu satılmış köpekler, CIA ve MOSSAD desteğiyle yapılandıkları ülkelerde paralarla, ödüllerle ve yurtdışı gezileriyle kandırmayı başardıkları “sözde âlimleri” de yanlarına alarak dünya kamuoyunu etkilemeye çalışmaktadırlar. Bu kaçak vatan hainlerinden birinin Türkiye’deki İlahiyat Fakülteleri’nde görev yapan akademisyenlere gönderdiği konuyla ilgili mektubu okuyunca hemen aklıma şu güzel atasözü geldi: “Bozacının şahidi şıracı”. Yani aynı düşüncede ve aynı yapıda olan bu insanlar birbirlerini koruyor ve kolluyorlar. Nitekim bu “sözde cemaat”, geçmişte kendilerine gebe bıraktıkları ilim adamlarının adını kullanarak bir algı operasyonu yürütmektedirler. Oysa bu vatan hainleri “Nerede hata yaptık? Bütün bunlar başımıza neden geldi? Acaba kendi yapıp ettiklerimiz yüzünden mi?” diye kendilerini sorgulayacaklarına hâlâ bu tür pis işlerden medet ummakta ve debelendikçe daha da batmaktadırlar. Bu zavallılar, yedikleri haltları unutturmaya çalışmaktadırlar. Ama bu çabaları beyhudedir; güneş balçıkla sıvanmaz. Zira Türk milleti, bunları gözünde ve gönlünde bitirdi, kafasından sildi, attı; ne mal olduklarını anladı. Her şey ayan beyan ortaya çıktı. İzzetin kâfirlerle olduğunu zanneden bu güruha hak ettiği dersi verdi, veriyor ve vermeye de devam edecek. Eğer bu adamlar o kada... Devamı

Köpekleri Çok Severim Ama Bunları Değil!

2016-12-23 10:58:00

Köpekleri Çok Severim Ama Bunları Değil! Köpekler sahiplerine sadakatleri ile bilinir. Bu hayvanların sadık olmaları da iyi bir şeydir. Zira sahiplerine pek çok konuda yardımları dokunur. Bütün köpekler, sahiplerinin duygularını ve o an içinde bulundukları ruh halini gözlerinin içine veya yüzüne bakarak anlar ve ona göre tepki verirler. Sahibi üzüntülü ise onu neşelendirmek, korkmuşsa korktuğu şeyden onu korumak isterler. İşte ben böyle sadık ve akıllı köpekleri severim. Ancak ahsen-i takvim olarak yaratılmış bir insanın köpekleşmesini de asla hazmedemem ve bunu hoş karşılamam. Zira köpekleşmiş insanlar kendilerini çok ucuza satan omurgasız ve ilkesiz hayvanlardır. Şimdi Hollanda’da başımdan geçen iki olayı anlatıp sonrasında vermek istediğim mesajı vereceğim. Bir gün yaşadığım şehrin yakınındaki sunî ormanda her zaman olduğu gibi bisikletimle gezintiye çıkmıştım. Hava güzeldi. Ormanda benim gibi dolaşmaya çıkmış başka insanlar da vardı. Yolda karşılaştığım insanlardan yarısı yabancılara selam verir diğer yarısı ise kesinlikle vermez ve yabancılardan hiç hoşlanmazlardı. (Oysa hoşgörü ve tolerans kavramlarını dillerinden düşürmeyen de yine bu adamlardı!) Neyse bisikletimle 40-45 yaşlarında bir adamın yanından geçerken “Hudimidah (iyi öğleden sonralar)” demek için adamın yüzüne baktım, gülümsedim ama o herif bana nefret dolu gözlerle ve ters ters baktı. Bunun üzerine ben de selam vermekten vazgeçtim ve yoluma devam ettim. Ancak içimden bir ses; “Adamın köpeği, sahibinin canını sıktığını anlamış olabilir, istersen sen dön ve arkana bir bak, dikkat et! İt seni ısırmasın!” dedi. Ben de ne olur ne olmaz diye arkama dönüp baktım bir de ne göreyim, köp... Devamı

Tanıdığım Adam Bunu Yapmaz, Demeden Önce!

2016-12-21 21:16:00

Tanıdığım Adam Bunu Yapmaz, Demeden Önce! İnsanların çoğunluğunun kendini iyi bir gözlemci sandığı, kolay kolay yanılmasının/ yanıltılmasının mümkün olmadığına/ olamayacağına inandığı, isabetli kararlar verdiğini zannettiği, özellikle yakın akrabalarına toz kondurmadığı ve ortada bir hata varsa hep başkalarını suçladığı bilinen bir gerçektir. Oysa durum çoğu kez böyle değildir. Zira insanların yanılmalarına neden olan pek çok etken söz konusudur. Bu itibarla “Tanıdığım adam bunu yapmaz, ben kefilim!” demeden önce herkesin hassasiyetle durup düşünmesi gerekmektedir. Bir insanı o eylemi yapmaya götüren sebepleri ve süreçleri yakından gözlemlemeyenlerin böyle “ucuz laflar” etmeleri isabetli değildir. “Gerçekten tanımak” ile “tanıdığını zannetmek” arasında dağlar kadar fark vardır. Dolayısıyla laf olsun diye konuşmadan önce “çok iyi bir tahlil/ analiz/ gözlem/ değerlendirme” şarttır. Aksi halde insanları yanıltmanın vebali çok büyük olacaktır. Tam da burada şu âyetleri bir kez daha hatırlamamız gerekmektedir: “Kim Rahmân'ın zikrini (Kur’ân’ın ilkelerini) görmezlikten gelirse (bunlara uygun bir hayat yaşamazsa), (biz) ona (içindeki veya dışındaki) bir şeytanı musallat ederiz de, o onun (ayrılmaz/ yakın) arkadaşı olur. Şüphesiz bu şeytanlar onları doğru yoldan saptırırlar. Onlar ise hâlâ doğru yolda olduklarını sanırlar. Sonunda bize geldiğinde arkadaşına, “Keşke benimle senin aranda doğu ile batı arası kadar uzaklık olsaydı! Ne kötü arkadaşmışsın!” der. Onlara, “(bu temenniniz) bugün size asla fayda vermez. Çünkü (birlikte) zulmettiniz. Hepiniz azapta ortaksınız” denir.”(Zuhruf, 43/36-39) “İnsanlard... Devamı

Batılı Ülkeler ve Doğru Analizler!

2016-12-16 00:11:00

Batılı Ülkeler ve Doğru Analizler! Özellikle Batılı ülkelerle alakalı etrafta kırk yıldır duyduğum ancak ihtiyatlı bir iyimserlikle karşıladığım bazı değerlendirmeler vardı. Batılı ülkelerde ailenin çöktüğü, büyüklere saygının kalmadığı, her yerin huzurevleriyle dolduğu, ahlaksızlığın alıp başını gittiği, boşanmaların arttığı, içki, kumar, uyuşturucu ve zinanın yaygınlaştığı, kiliselerin satın alınıp camiye çevrildiği, kadınların sokaklarda çırılçıplak dolaştığı, erkeklerle beraber olmaya can attığı gibi şeyler anlatılır, bu nedenle de yakında helak olacakları söylenirdi. Onların bu felaketlerini anlatarak rahatlayan bu adamlar kendi yanlışlarına hiç bakmaz, o ülkelerde yıllardır değişen bir şey olmadığı halde hâlâ aynı mavalları millete anlatmaya ve onları yanlış bilgilendirmeye devam ederlerdi. Bu adamlar, her defasında yanıldıkları halde geri adım atmaz ve aynı saçmalıkları anlatarak genç nesilleri yanlış yönlendirmeye ve uyutmaya devam ederlerdi. (Nitekim bu makaleyi yazmamızın temel amacı; bugün de aynı hikâyeleri benzer adamların anlatmaya devam ediyor olmasıdır.) Oysa durum hiç de onların anlattıkları gibi değildir. Nitekim ilk kez 1993 yılında Almanya’ya gittiğimde yukarıda sayılan şeylerle karşılaşacağımı zannettim. Ama bizi ne kadar yanlış bilgilendirdiklerini daha oraya varır varmaz anladım. Meseleyi ne kadar abarttıklarını, münferit hâdiseleri genelleştirdiklerini, Batılılar hakkında olumsuz, yanlış ve eksik bilgiler verdiklerini gözlerimle gördüm. Elbette yukarıda sayılanların büyük bir kısmı bu ülkelerde yaşanmaktadır. Ama toplumun tamamı böyle değildir. Dolayısıyla çoğunluğa bakarak karar vermek en doğru olandır. Yoksa münferit olayları genelleştirerek insanları yanlış bilgilendirmek ve doğru çıkarımlar yapmamak veba... Devamı

Kendilerini İleri Görüşlü Sanan Din Düşmanları!

2016-12-08 00:03:00

Kendilerini İleri Görüşlü Sanan Din Düşmanları! Son günlerde bazı zevat, gençlere ve halka kendilerini “ileri görüşlü” olarak takdim etmekte, gerçek niyetlerini gizlemekte ve hakikati de bilerek çarpıtmaktadırlar. Oysa bunların sahtekâr oldukları ehlinin malumudur. Çünkü bunlar, 30 sene önce farklı amaçlarla söyledikleri ve yazdıklarını bugün başka maksatlar için kullanmakta ve kendilerini ileri görüşlü olarak tanıtmaktadırlar. Dolayısıyla bunların ipliğini pazara çıkarmak, gençleri doğru bilgilendirmek ve tarihe ışık tutmak da önemli bir görev olarak önümüzde durmaktadır. Meseleyi daha anlaşılır kılmak için şöyle bir örnek verebiliriz: Bazı din düşmanları; “Biz 1980’de, 1990’da, 2000’li yıllarda FETÖ’nun çok zararlı bir örgüt olduğunu hep söyledik, durduk, ama siz bizi dinlemediniz. Bakın biz haklı çıktık, biz ileriyi gören kimseleriz!” gibi palavralarla ortaya çıkmakta ve bazı gençleri ikna etmeyi de başarmaktadırlar. Oysa mesele bu kadar basit değildir. Zira bu din düşmanları o zamanlar FETÖ’den nefret etmişler ve her dindar kesime saldırdıkları gibi onlara da saldırmış ve aleyhlerinde çalışmışlardır; bu, kesinlikle ama kesinlikle doğrudur. Onların o zaman ki nefretlerinin/ düşmanlıklarının temel nedeni, FETÖ’nun bir terör örgütü olması değil, “dinî bir cemaat görüntüsü vermesi, iman ve Kur’ân hizmeti diyerek çalışmalar yürütmesidir.” Dolayısıyla “Biz haklı çıktık” diyen bu zavallılar, o zaman da -tıpkı bugün olduğu gibi- tüm dindarlardan ve İslâm’dan nefret ettikleri için öyle k... Devamı

Arkadaş! İslâm’a Bir Şey Olmaz, Sen Kendine Bak!

2016-11-30 23:49:00

Arkadaş! İslâm’a Bir Şey Olmaz, Sen Kendine Bak! Bazıları son günlerde Gülen’in ve FETÖ’nünİslâm’a çok büyük zarar verdiğini, onlar yüzünden insanların dinden soğuduğunu, ibadetlerini terk ettiğini söyleyerek kamuoyu oluşturmaya, “temennilerini” güçlü bir şekilde dillendirmeye ve kendilerine taraftar toplamaya çalışmaktadırlar. Maalesef onların bu palavralarına inanarak dinden soğuyan veya din ile aralarına mesafe koyan sefihler de yok değildir; oysa durum, bu gafillerin zannettiği gibi hiç değildir. Zira su-i misal emsal değildir. Yani; kötü örnek hiçbir zaman örnek olmamıştır ve olamayacaktır. Yanlış yapanlara bakarak karar verenler işlerine öyle geldiği için o yolu tercih etmişlerdir. Bu gafiller işin kolayına kaçmış, kötü örneklere bakarak kendi yanlışlarına dayanak aramışlardır. Oysa onların bu yaptıkları da ayrı bir hamakattır. Kendilerine Hz. Peygamber’i model almayanların kötü örnekler üzerinden kendilerini haklı çıkartmaya çalışmaları birer züğürt tesellisinden başka bir şey değildir. Çünkü Hz. Peygamber zamanında da müslümanlardan yanlış yapanlar olmuş, münafık ve fasıklar çıkmış ve bunlara bakarak irtidat edenler de olmuştur. Bu mürtedler kendilerini haklı zannetmiş ama sapıttıkça daha da sapıtmış, battıkça daha da batmışlardır. Görüldüğü üzere İslâm’a ise hiçbir şey olmamıştır. Zira İslâm ayrı müslümanlar ayrıdır. Bir müslümanın yaptığı hataya bakarak karar vermek ahmaklıktır. Çünkü ölçü; Kur’ân’ın ve sahih sünnet’in ilkeleridir. Bu ilkelere bakarak gidişatını tayin etmek yerine müslümanların hatasına bak... Devamı

İçtihat ve Zamanın Değişmesiyle Bazı Hükümlerin Değişmesi Mesele

2016-11-25 17:56:00

İçtihat ve Zamanın Değişmesiyle Bazı Hükümlerin Değişmesi Meselesi Mecelle’nin 39. maddesinde de ifade edildiği üzere “(lâ yünkerü teğayyürü’l-ahkâmi bi’t-teğayyüri’l-ezmân) Ezmanın tegayyuru ile ahkâmın tegayyürü inkâr olunamaz.” Yani; zaman içinde şartların değişmesiyle hükümlerin değişeceği gerçeği inkâr olunamaz. Bir başka ifadeyle, dinin genel kaide ve temel esasları içinde yer almayan konularda Allah’ı koyduğu sınırlara (Nisâ, 4/14; Tevbe, 9/112; Talak, 65/1) riayet etmek şartıyla bazı hükümlerde/ kurallarda değişikliğe gidilebilir. Zira İslam, evrensel bir dindir ve her coğrafyada emir ve nehiylerinin rahatlıkla uygulanabilmesi için buna şiddetle ihtiyaç vardır. Bununla birlikte şartların yeniden eski haline dönmesi durumunda tekrar eski hükme dönülmesi de pekâlâ mümkündür. Çünkü toplum düzenini korumak, fert ve kamu vicdanını rahatlatmak, bireylerin hak, hukuk ve güvenliklerini teminat altına almak amacıyla yeni hükümlerin ihdas edilmesi veya şartlar değişince eski hükümlere dönülmesi bir zorunluluktur. Nitekim hükümlerdeki bu değişimin amacı “celb-i menfaat, def-i mefsedet (hayrı ikame, zararı önleme)” ve hakkı/ adaleti yerine getirmektir. Çünkü fesadu’z-zeman (genel ahlakın bozulması), dış faktörler, siyasî ve iktisadî etkenler, bilim ve teknolojideki gelişmeler, coğrafi faktörler gibi konular, hükümlerin değişmesini zarûri kılan etkenlerdir; bunları yok saymak ya da görmezlikten gelmek doğru değildir. Elbette tamamen içtihada/ değişime kapalı alanlar vardır.Bunlar; genel/ küllî teşrî getiren hükümler, ta&rsquo... Devamı

Cinsel İstismar, Çocuk Yaşta Evlilik ve Kanunlar

2016-11-23 21:01:00

Cinsel İstismar, Çocuk Yaşta Evlilik ve Kanunlar En sonda söyleyeceğimizi en başta yazalım. Küçük çocuklara tecavüz edenler, çocuk yaşta olmasına rağmen birisiyle kaçarak evlenenler ve reşit olmamış kız çocuklarını zorla evlendirenler yasaları hiçe saydıkları için suçludurlar ve yaptıklarının cezasını çekmelidirler. Bizim kanaatimize göre kız veya erkek çocuklarına tecavüz eden namussuzlar, reşit olmamış kız çocuklarını zorla evlendiren aileler veya çocuk yaştaki kızları kaçırarak evlenmeye yeltenenler yasalara aykırı hareket ettikleri için mağdur değil suçludurlar. Dolayısıyla hiçbir suçun cezasız kalmaması ve bunların hak ettikleri cezaya çarptırılmaları gerekir. Zira herkes toplumun huzuru için yaşadığı ülkenin yasalarına uymak zorundadır ve kanunlara uymayanların cezalandırılmaları da normaldir. Bu itibarla söz konusu kişileri hapisten kurtarmak için “af çıkarmak/ düzenleme yapmak” normal değil anormal bir durumdur. Çünkü bir defaya mahsus diyerek hukuk kurallarını çiğnemek, ikinci kez çiğnemenin kapısını aralayacaktır. Bu işleri yapmaya teşne olanlar artık cezasız kalan bu iğrenç suçu normal görmeye başlayacak ve toplumda oluşan yanlış algı nedeniyle başka mağduriyetler ortaya çıkacaktır. Bu nedenle bir gencin tecavüz ettiği kızla/ kadınla evlenmesi onu aklamaya yetmez, yetmemelidir. Bu adam en ağır şekilde cezalandırılmalıdır. “Mağdurla tecavüzcü evlendiyse suç ortadan kalkmıştır” anlayışı sakat bir anlayıştır. Bu tecavüzcülere ve buna rıza gösteren çocuğun ailesine en ağır ceza verilmelidir. Zira herkes gözüne kestirdiği bir kızı arabaya atıp tecavüz ettikten sonra “Ben onunla evlenmek istiyorum&rd... Devamı

Demokrasi, Avrupalı Müslümanlar ve Gaflet Uykusu!

2016-11-17 18:42:00

Demokrasi, Avrupalı Müslümanlar ve Gaflet Uykusu! 2009-2011 yıllarıydı. Hollanda’da Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı bir camide imam olarak görev yapıyordum. O sene Hollanda’da genel seçimler yaklaşmıştı. Geert Wilders denen Hollanda Özgürlük Parti’sinin ırkçı lideri, İslam ve yabancı karşıtı konuşmalar yapıyordu. Bu adam, “Hollanda’daki cami ve İslâmî okulları kapatacağını, kamusal alanda başörtüsünü ve diğer İslâmî simgeleri yasaklayacağını, müslüman mültecileri ülkeye sokmayacağını” söylüyordu. Demokrasiyi özümseyememiş bu zavallı herif, İslâm’a nefretini açıkça kusuyor ve Kur’an’a da hakaretler yağdırıyordu. Ben de hem Türkiye’nin hem de bulunduğum bu ülkenin gündemini yakından takip ediyor ve cemaatime doğru bilgiler vermek için çırpınıyordum. Bir gün öğleye doğru camiye iki siyasetçi geldi. Hıristiyan Demokrat Partili bu iki kişi bastırdıkları broşürleri camiye bıraktılar, müslümanlar için yapacakları icraatlardan söz ettiler ve oy istediler. Camide o an için çok az kişi vardı. Ben kendilerini son derece nazik bir şekilde karşıladım, ağırladım ve kapıya kadar da uğurladım. Taleplerini cemaatime ileteceğimi söyledim; adamlar da çok memnun bir şekilde ayrıldılar. Aradan birkaç gün geçti. Hafta sonu idi ve cami cemaati kalabalıktı. Caminin çay ocağında oturmuş namaz vaktini bekliyorduk. Hıristiyan Demokrat Partili o iki şahsın verdikleri broşürleri herkes görsün diye masanın üzerine bırakmıştım. Cemaatten birisi; “Hocam bunlar ne?” diye sordu. Ben de; “Bilmiyor musunuz, Hollanda’da seçimler yaklaşıyor, iki siyasetçi geldi, bunları bıraktı ve sizlerden ... Devamı

Arkadaş! O zaman Sen Yobazın ve Ahmağın Tekisin!

2016-11-10 20:56:00

  Arkadaş! O zaman Sen Yobazın ve Ahmağın Tekisin! Arkadaş! Eğer sen bir adamın yazdığı makalenin sadece başlığına bakarak kolayca hüküm veriyor ve onu damgalıyorsan sen tek kelimeyle yobazın ve ahmağın tekisin! Eğer sen bir adamın yazdığı makalenin içeriğini hiç okumadan, gerekçelerini görmeden hüküm veriyor ve onu karalıyorsan sen tek kelimeyle yobazın ve ahmağın tekisin! Eğer sen bir adamın sözlerini çarpıtarak yayınlayan medya organlarına güveniyor, konuşmanın tamamına ulaşıp gerçeği araştırma zahmetine katlanmıyor, üstelik kendini adam evladı sanıyorsan sen tek kelimeyle yobazın ve ahmağın tekisin! Eğer sen bir adamın makalesinden/ kitabından/ tebliğinden özenle seçilmiş/ cımbızlanmış cümlelere bakarak hemencecik karar veriyor, yazılanların tamamını okumaya yanaşmıyor, sonra da o adamı itibarsızlaştırıyorsan sen tek kelimeyle yobazın ve ahmağın tekisin! Eğer sen bir adamın konferansından veya sunduğu tebliğden “özenle” kesilmiş görüntülere bakarak hemencecik karar veriyor ve videonun tamamını seyretmeye vakit ayırmıyorsan sen tek kelimeyle yobazın ve ahmağın tekisin! Eğer sen bir adamın konuşmasının daha ikinci dakikasında “Protesto ediyorum” diye ayağa fırlıyor, bağırıyor, çağırıyor, salonda şov yapıyor, farklı düşünceyi dinlemeye tahammül edemiyor ve alçaldıkça alçalıyorsan sen tek kelimeyle yobazın ve ahmağın tekisin! Eğer sen kulaktan duyma yalan yanlış bilgilerle, hiçbir araştırma külfetine katlanmadan, hiçbir delile dayanmadan birisi hakkında kolayca hüküm veriyor ve onun hakkında yanlış bir izlenim uyandırıyorsan sen tek kelimeyle yobazın ve ahmağın tekisin! Eğer sen “sahtekârlara/ hainlere/ alçaklara” güvenip onlarla birlikte hareket ediyor, gerçeklere aklını/ gönl... Devamı

Türkiye, Başkanlık Sistemiyle Yönetilmelidir!

2016-11-06 11:07:00

Türkiye, Başkanlık Sistemiyle Yönetilmelidir! En sonda söyleyeceğimi daha en başta şöyle ifade edeyim: Eğer gelişmiş ülkeler, parlamenter sistemi tecrübe etmiş, eksikliklerini görmüş, bundan vazgeçmiş, daha hızlı ve etkili karar almayı sağlayan Başkanlık veya Yarı Başkanlık sistemine geçmişlerse, bizim de ülke olarak derhal ve acilen Başkanlık sistemine geçmemiz farzdır, elzemdir hatta bir zorunluluktur. Lafı eğip bükmeye hiç gerek yoktur. Başkanlık sistemine karşı çıkanlar, Türkiye’nin büyümesini ve güçlenmesini istemeyen çevrelerdir; ülke içinde bunlara destek çıkanlar da, bu hainlerin içimizdeki işbirlikçilerdir. Bu gerçeği görmek için allâme olmaya gerek yoktur; aklıselim sahibi olmak yeterlidir. Unutulmamalıdır ki, Başkanlık sistemini en iyi uygulayan ülke ABD’dir ve bu ülke Osmanlı Devleti’nin yönetim modelini kendine esas/ örnek alarak bu seviyelere gelmeyi başarmıştır; halen de ülkesinde bu sistemi başarıyla uygulamaktadır. Milletimizi doğru bilgilendirmek amacıyla Başkanlık sistemiyle ilgili şu bilgileri ifade etmemiz yerinde olacaktır: Başkanlık sisteminde başkan, halkın oyu ile seçileceğinden, başkanın prestiji oldukça fazla olacak ve icraatlarını hiçbir kimseden korkmadan cesurca yapabilecektir; zira hesap vereceği tek merci sadece ve sadece millet olacaktır. Başkanlık sisteminde aylar süren bütçe tartışmaları yerine başkanın hazırladığı bütçe uygulanacak, kısır tartışmalarla gereksiz polemiklerle ülkenin zamanı boş yere harcanmamış olacaktır. İddiaların aksine Türkiye’de Başkanlık sistemi gerçekleşince başkan “diktatöre” dönüşmeyecektir. Eğer bu iddia doğru ise neden ABD başkanları diktatöre dön&uum... Devamı

Hz. Peygamber Asla Rüyada Görülemez!

2016-10-27 18:35:00

  Hz. Peygamber Asla Rüyada Görülemez! Geçmişte olduğu gibi günümüzde de bazı kimseler, Hz. Peygamber’i rüyada gördüklerini iddia ederek müslümanların çoğunluğunu aldatmakta ve onları meş’um emellerine alet etmektedirler. Oysa Hz. Peygamber’in hicri 110 yılından sonra rüyada görülebilmesi asla mümkün değildir. Şurası bir gerçektir ki, sağlığında onu göremeyen birisinin rüyasında görmesi kesinlikle imkânsızdır. Onun rüyada görülebileceğini, şeytanın asla onun suretine giremeyeceğini haber veren rivayetlerin tamamı ya zayıf ya da uydurmadır. Hz. Peygamber’e nispet edilen bu rivayetlerin sıhhat durumlarını incelemeden söz söylemek ve insanları yanıltmak çok büyük bir vebali omuzlamaktır. Elbette sahâbe’nin veya yaşadığı asırda Hz. Muhammed’i tanıyanların onu rüyalarında görmeleri mümkündür.Ancak son sahâbî’nin vefat ettiği hicri 110 yılından sonra onu rüyasında gördüğünü söyleyenlerin tamamı ya art niyetli ya da saf kimselerdir. Ancak saf olanların da akıllarını kullanıp gerçeği araştırmak gibi bir görevleri vardır. Çünkü bazı İslâm âlimleri, Hz. Peygamber’in rüyada görülemeyeceğini söylemekte ve birtakım deliller öne sürmektedirler. Bu itibarla, saf kimselerin bu içtihadın doğruluğunu “anlamak için” gerekçelerini araştırmak, gece gündüz bu konuda kafa patlatmak, beyin zonklatmak, ter dökmek, uykusuz kalmak ve bir neticeye varmak gibi bir ödevleri vardır. Hiçbir gayret göstermeden, emek sarf etmeden, gerçeği araştırmadan, dedikodulara inanarak, “Atalarımızdan böyle gördük! Bu zamana kadar kimse bi... Devamı

Acaba “O Adamı Dinlemeyin” Demek Çare midir?

2016-10-21 10:08:00

  Acaba “O Adamı Dinlemeyin” Demek Çare midir? Bilindiği üzere Mekkeli müşrikler, Hz. Peygamber’in İslam’ı tebliğ etmesinden çok rahatsız olmuş, Kur’ân’ın dinlenmesini engellemeye çalışmış ve onun cinlendiğini/ büyülendiğini/ delirdiğini/ aklını yitirdiğini iddia etmişlerdir (Hicr, 15/6; İsrâ, 17/48; Zâriyat, 51/52; Kalem, 68/2). Onların bu iddiaları seslendirmelerinin temel nedeni; alışageldikleri düzenin bozulmaması, kurdukları sisteme çomak sokulmaması, çıkarlarına halel gelmemesi ve keyiflerine göre yaşamaya devam etme arzularıdır; tezgâhlarının dağılacağı ve bir daha artık müşteri bulamayacakları kaygısıdır. Bu nedenle insanların sırtından geçinmeyi alışkanlık haline getirmiş bu asalaklar, konumlarını kaybetme telaşıyla çareyi Hz. Muhammed’i susturmakta aramış ve “Bu adamı dinlemeyin, Kur’ân’a kulak vermeyin!” (Fussilet, 41/26) diyerek sömürü düzeninin devamını arzulamışlardır. Her çağda gücü elinde bulunduran kimseler de kavimlerine gönderilen peygamberlerle mücadele ederken aynı tavrı göstermiş, onların getirdikleri mesajın anlaşılmasını engellemeye çalışmış, ancak bu çabaları sonuç vermemiştir. Zira güneşin balçıkla sıvanmayacağı, hakikatin her zaman galip geleceği, çürük temeller üzerine bina edilmiş yapıların/ fikirlerin/ görüşlerin çökeceği bir hakikattir. Çünkü bu, dünya kurulalı beri devam eden temel bir ilkedir. Hak gelince batılın (sahte ve tutarsız olanın) zail olması (yıkılıp gitmesi/ yok olması) kaçınılmazdır (İsrâ, 17/81). Günümüzde de farklı görüşlerden rahatsızlık duyan ve onları seslendirenleri “zındık/ sapık/ mason/ modernist/ bidat ehli/ mealci/ m... Devamı

Bir de Sevap Bekliyorsunuz Öyle mi?

2016-10-18 22:45:00

Bir de Sevap Bekliyorsunuz Öyle mi? Müslümanların sivil toplum örgütleri, vakıflar ve dernekler kurmaları, sosyal dayanışma ve yardımlaşma içinde olmaları, fakir ve muhtaçlara yardım elini uzatmaları, öğrencilere burs vermeleri, din kardeşliğini pekiştirmeleri elbette gereklidir. Nitekim tarikatların, cemaatlerin veya bazı hareketlerin bu işleri gerçekleştirmek için dernekler/ vakıflar kurdukları bilinmektedir. Ancak derneğin veya vakfın tüzüğüne uymayan, toplanan yardımları usulüne uygun kullanmayan, amacı dışında yerlere harcayan sahte tarikat veya cemaatlere yardım etmek de ayrı bir sorundur. Dolayısıyla “bahsedilen konuda gereken hassasiyetin gösterilmesi ve yardımı hak eden tarikat veya cemaatlerin vakıflarına destek olunması” şarttır. Aksi halde bu işin vebali çok büyüktür.   Çünkü yardımları amacı dışında kullanan, doğru olmayan bir din anlayışını topluma dayatan/ zerk eden sahte bir tarikata/ cemaate/ hizbe/ gruba/ takıma destek olmak suç ortaklığıdır. Böyle yapmak, bu sahte tarikatın yaptığı her türlü yanlış işten payına düşen kifli (günahtan payını) almayı kabullenmektir (Nisâ, 4/85). Dolayısıyla aklıselim ile düşünen bir müslümanın bu tür sahtekârlardan uzak durması kendi yararınadır. Aynı şekilde yanlış bir din algısını yayan sahte bir dinî harekete/ oluşuma arka çıkmak, maddî ve manevî destek sağlamak, eylemlerini alkışlamak, onları cesaretlendirmek, tv ve radyo programlarını seyretmek/ dinlemek, buralara reklam vermek, yazılı ve görsel yayınlarını satın almak, sendikalarına ve kurdukları sitelere üye almak ve her yerde onların tanıtımını yapmak suç ortaklığıdır. Böyle davranmak, bu sahtekârların yaptığı her türlü yanlış işten payına düşeni almayı kabullenmektir. ... Devamı