Ey Alçaklar! Bu Millet “Vatan Sağ olsun!” Dedikçe İşiniz Çok Zor

2017-03-02 23:58:00

  Ey Alçaklar! Bu Millet “Vatan Sağ olsun!” Dedikçe İşiniz Çok Zor! Ülkemizi bölmek ve parçalamak isteyen şer odakları asırlardır bütün güçleriyle saldırmaya devam ediyorlar. Her türlü terör faaliyetini gerçekleştiriyorlar. Son yıllarda ise PKK, DHKP-C, DAEŞ, FETÖ gibi terör örgütlerini kullanıyorlar. Ekonomimizi çökertmek için canla başla çalışıyorlar. Ellerindeki her türlü enstrümanı devreye sokuyorlar. Askerlerimizi, polislerimizi ve sivil halkı şehit ederek milleti korkutmak ve yıldırmak, milletin kaygı ve endişelerini artırmak, böylece ülkeyi yönetilemez hâle getirmek ve işbirlikçilerini iktidara taşımak istiyorlar. Bu amaçlarına ulaşabilmek için de her yolu deniyorlar. Oluşturmaya çalıştıkları böylesine bir atmosferde şehitler için cenaze törenleri yapılırken, acılı şehit ailelerinin yakınlarının hepsinin samimiyetle söylediği o, “Vatan sağ olsun!” sözü var ya; işte o söz, onları çıldırtıyor; bu alçaklar, kırmızı görmüş boğaya dönüyorlar. Din kardeşliğinin samimi bir sonucu olarak söylenmiş böyle muhteşem bir söz karşısında küplere biniyor, kuduruyor, ağızlarından salyalar akıyor ve zaman zamanda gerçek niyetlerini kusmaktan çekinmiyorlar. Vatan, millet ve mukaddesat düşmanı bu tipler, efendilerinden aldıkları emir ve talimat gereği, “vatan sevgisi, din kardeşliği, ahlak ve manevi değerler” gibi milleti bir arada tutan ve kenetlenmesini sağlayan kavramların içini boşaltmaya çalışıyorlar. Bunun için de her türlü kitle iletişim imkânlarından faydalanıyorlar. İşte böyle durumlarda aklı başında müminlere düşen görev; bu değerlere daha &cced... Devamı

“Hayır’da Hayır vardır” Söylemi Aptalca Bir söylemdir!

2017-03-01 17:52:00

“Hayır’da Hayır vardır” Söylemi Aptalca Bir söylemdir! “Hayır’da hayır vardır” söylemi saçma bir söylemdir.Çünkü durum, neye “hayır” veya “evet” dediğinize göre değişir. Bu nedenle bir insan neye “evet” veya “hayır” dediğini bilmiyorsa ve doğrudan her teklife “hayır” diyorsa o zaten aptalın tekidir. O yüzden her insan aklını kullanmak, artıları ve eksileri değerlendirmek ve buna göre karar vermek durumundadır. Örneğin size; “Şirketimize yaptığınız iş başvurunuz kabul edildi. Şu evrakları hazırlayıp geliniz ve pazartesi günü işe başlayınız!’ denildiğinde siz; “Hayır, kabul etmiyorum. Çünkü hayır’da hayır vardır” diyor ve işsizliği/ sefaleti seçiyorsanız aptalın teki olduğunuzda şüphe yoktur. Dolayısıyla ahmaklar gibi “hayır” demeye ve elinize geçen bu iş fırsatını geri tepmeye devam edebilirsiniz. Çünkü siz daha neye “hayır” dediğini bilmeyen ve sloganlarla hareket etmeyi marifet zanneden şaşkının tekisinizdir. Aynı şekilde size; “Babınızdan kalan mirasın taksimi yapıldı, size de marketler zincirinin tamamı kaldı. Diğer emlaklar da kardeşleriniz arasında pay edildi. Peki siz bu taksimi kabul ediyor musunuz?” diye sorulduğunda siz; “Hayır kabul etmiyorum. Çünkü hayır’da hayır vardır” diyorsanız sizin aptalın teki olduğunuzda şüphe yoktur. Dolayısıyla ahmaklar gibi “hayır” demeye ve hakkınız olan mirası geri tepmeye devam edebilirsiniz. Çünkü siz daha neye “hayır” dediğini bilmeyen ve sloganlarla hareket etmeyi marifet zanneden kuş beyinlinin tekisinizdir. Aynı şekilde size; “Market alışverişleriniz sonucu katıldığınız kuradan 2017 model bir otomobil çıktı. Kabul ediyor mus... Devamı

Algı Operasyonlarına İnanıyorsan Bil ki Suçlu Sensin!

2017-02-22 23:38:00

Algı Operasyonlarına İnanıyorsan Bil ki Suçlu Sensin! Medya okuryazarı olamamış bazı kimseler, beyinlerini yalan haberlerle doldurmuş, zihinlerini çöplüğe dönüştürmüş ve bir algı operasyonuna kurban gittiklerini dahi anlayamamışlardır. Nitekim bu adamlar, binlerce kez tekrarlanan yalan haberlere inanarak yanlış kararlar vermiş, gerçeği araştırmamış sonra da kendilerini akıllı zannetmişlerdir. Oysa bunlar, aptalların ta kendileridir. Meseleyi birkaç örnekle açıklamaya çalışalım. Örneğin yaklaşık bir asır kadar evvel Batılı değerlerin hayranı olan “kâfir, münafık ve müşriklerin” ısrarla dile getirdikleri ve içimizdeki bazı beyinsizleri de kandırmayı başardıkları, böylece Osmanlı Devleti’nin parçalanmasına yol açtıkları “Zalim diktatör Abdülhamid” söylemi resmen bir algı operasyonudur. Maalesef bu söylem, o dönemde işe yaramış ama neticede kaybeden millet olmuştur.“Kızıl Sultan” diyerek itibarsızlaştırdıkları Abdülhamid Han’ı devirenler bu algı operasyonu sayesinde başarılı olmuşlardır. Bugün de yine aynı şer odakları işbaşındadırlar. Belli bazı medya organları tarafından 14 yıldır sürekli olarak dillendirilen “diktatör/ tek adam/ zalim” söylemlerinin arkasında Türkiye Cumhuriyeti’ni parçalamak isteyen aynı hain çevreler vardır. Amaçları o başarılı lideri milletin gözünden düşürmek ve itibarsızlaştırmaktır. Onların asıl hedefi bu lider değil, Anadolu’dan müslümanları söküp atmaktır. Şu an bunun önünde en büyük engel olarak gördükleri o şahsı bertaraf etmektir. Bunlar, modern haçlı seferlerinin psikolojik harp taktiklerinden başkası değildir. Dolayısıyla bu algı operasyonlarına inanarak yanlış kararl... Devamı

Tüm Müslümanları Aslî Görevlerini Yapmaya Davet Ediyorum!

2017-02-16 19:37:00

Tüm Müslümanları Aslî Görevlerini Yapmaya Davet Ediyorum! Uzak doğu ülkelerinden biri olan Tayland’a ailece yaptığımız seyahatten 3 Şubat 2017 Cuma günü dönmüş bulunuyoruz. Dokuz gün boyunca oralarda karşılaştıklarımı ve samimi duygularımı paylaşmak ve tüm müslümanları uyarmak istiyorum. Zira tatil ve iş amaçlı bu geziden pek çok şey öğrendiğimi ifade etmek isterim. (“Nasıl iş amaçlı gezi oluyormuş?” diyeceklere “Dinî konularla alakalı çalışmalar yapan bir akademisyenin zaman zaman ülke sınırlarını da aşarak farklı ülkelerde yaşanan dinî hayatı yakından gözlemlemesinin ve intibalarını gelecek nesillere aktarmasının önemli bir görev olduğunu düşünüyorum. Dolayısıyla her ne kadar tatil amaçlı gezi gibi gözükse de oralardaki ibret verici izlenimleri kaydedip bunları müslümanlarla paylaşmanın işimizin çok önemli bir parçası olduğuna” inanıyorum.) Bu itibarla belki en sonda söyleyeceğimi en başta ifade etmeliyim. “Ey Müslümanlar! Hz. Peygamber’in 1450 yıl önce içinde yaşadığı Cahiliye toplumunun benzeri ve daha fazlası dünyanın değişik ülkelerinde aynen yaşanmaya devam ediyor. Bir başka ifadeyle, İslam öncesi Mekke’deki dinî hayatın benzeri farklı kıtalarda aynen yaşanıyor. İnsanlar putlardan ve sahte ilahlardan medet umuyor. Sahte kutsallar ediniyor. Sunaklara yiyecekler bırakıyor. Allah’a secde etmesi gereken başlar kullara secde ediyor. Sahte din adamlarından günahlarının affı için aracılık yapmaları isteniyor ve bunun karşılığında onlara para ödeniyor. Öyleyse uyanın ve Hz. Peygamber’in misyonunu üstlenin! Onun 1400 yıl önce yaptığının benzerini yaparak tüm dünyaya gerçek İslâm’ı teb... Devamı

MAZLUMA YARDIM ALLAH’IN EMRİDİR

2017-02-15 19:41:00

  بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيم وَمَا لَكُمْ لاَ تُقَاتِلُونَ فِي سَبِيلِ اللّهِ وَالْمُسْتَضْعَفِينَ مِنَ الرِّجَالِ وَالنِّسَاء وَالْوِلْدَانِ الَّذِينَ يَقُولُونَ رَبَّنَا أَخْرِجْنَا مِنْ هَذِهِ الْقَرْيَةِ الظَّالِمِ أَهْلُهَا وَاجْعَل لَّنَا مِن لَّدُنكَ وَلِيًّا وَاجْعَل لَّنَا مِن لَّدُنكَ نَصِيرًا  (Nisâ, 4/75)   MAZLUMA YARDIM ALLAH’IN EMRİDİR   Muhterem Müslümanlar! Yüce Allah’ın emirleri sadece belli bazı ibadetlerle sınırlı olmayıp hayatın her alanını kuşatmaktadır. Mazlumlara yardım etmek de Yüce Allah’ın emirleri cümlesindendir. Savaştan kaçarak ülkelerini terk etmek zorunda kalan mazlum kadınlar, erkekler ve çocuklar için kamplar kurup onlarla ekmeğini ve suyunu paylaşmak, onlara insanca yaşayacakları imkânları hazırlamak Yüce Allah’ın bir emridir. Bu emri gönülsüzce yapmak veya yaptıktan sonra başa kakmak[1] veyahut bu davranışı onlara karşı yapılmış bir lütuf gibi görmek veya göstermek doğru değildir. Çünkü Allah Teâlâ bu gibi kimseler için gerektiğinde “savaşmayı” bile emretmektedir. Nitekim Nisâ suresi 75. âyette Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Size ne oluyor da Allah yolunda ve “Rabbimiz! Bizleri halkı zalim olan şu memleketten çıkar, katından bize bir dost ver, bize katından bir yardımcı ver!” diye yalvarıp duran zayıf, çaresiz ve zavallı erkekler, kadınlar ve çocuklar uğrunda savaşmıyorsunuz?”Görüldüğü üzere eğer bu âyet, mazlumlar uğrunda “savaşmayı” emrediyorsa, “ekmeğin ve suyun paylaşılması” zaten olması gerekendir. Çünkü en son çare olan savaş emrediliyorsa diğerlerini yapmak zaten gereklidir.   Muhterem Müminler! Yüce Allah Meâric... Devamı

Arkadaş! İnsanları Kendine Değil Allah’ın Yoluna Çağır!

2017-02-10 22:13:00

  Arkadaş! İnsanları Kendine Değil Allah’ın Yoluna Çağır! Geçmişte ve günümüzde dinî kisveye bürünmüş bazı din tüccarları, Kur’ân’ın açık âyetlerine rağmen insanları İslâm’a değil de kendilerine çağırmaya devam etmektedirler.    Şurası bir gerçektir ki, bu şarlatanlar da onların peşine takılanlar da kesinlikle masum değillerdir. Zira menfaatlerini önceleyenlerin veyahut işin kolayına kaçanların hidayete erişebilmeleri imkânsızdır. Nitekim konuyla ilgili âyetler açık ve nettir. Birlikte okuyalım. “(Ey Muhammed!) Rabbinin yoluna, hikmetle, güzel öğütleçağır ve onlarla en güzel şekilde (en inandırıcı ve en ikna edici yöntemlerle) mücadele et. Şüphesiz senin Rabbin, kendi yolundan sapanları en iyi bilendir. O, doğru yolda olanları da en iyi bilendir.”(Nahl, 16/125)   (Yusuf, 12/108) “Ey Peygamber! Biz seni bir şahit (model/ örnek/ tanık), bir müjdeleyici, bir uyarıcı ve Allah’ın izniyle O’nun yoluna çağıran bir davetçi ve aydınlatıcı bir kandil olarak gönderdik.”(Ahzâb, 33/45-46) “Bu Kur’an, Rablerinin izniyle insanları karanlıklardan aydınlığa, mutlak güç sahibi ve övgüye lâyık, göklerdeki ve yerdeki her şey kendisine ait olan Allah’ın yoluna çıkarman için sana indirdiğimiz bir Kitaptır (İlâhî vahiydir). Şiddetli azaptan dolayı vay kâfirlerin hâline.” (İbrâhim, 14/1-2)  (Zümer, 39/23) Bütün bu âyetlere rağmen insanları Kur’ân’ın ilkelerini öğrenmeye değil de kendi tarikatlarına/ cemaatlerine/ uydurdukları dinlere çağıran, pembe yalanlarla avutan, “evrad, ezkar ve nafile ibadetler yapmayı ... Devamı

Körü Körüne Uydurma Rivayetlere Sahip Çıkanlar!

2017-02-05 20:09:00

  Körü Körüne Uydurma Rivayetlere Sahip Çıkanlar! Asırlardır hadis âlimleri, zayıf ve mevzû hadislere karşı müslümanları uyardığı halde bu ikazlara kulak tıkayan “merdiven altı din tüccarları ve hoca görünümlü şarlatanlar” her zaman olmuştur ve eminim bundan sonrada olmaya devam edecektir. Maalesef çoğunluğu oluşturan bu hoca kılıklı herifler mezkûr uydurma rivayetleri sahiplenirken Yüce Allah’a ve Hz. Peygamber’e iftira attıklarını ve İslâm’ı yanlış tanıttıklarını bir türlü akıl edememişlerdir.  Zira bunların hepsinin ortak özelliği akıl düşmanı olmaları ve ehl-i re’y’den nefret etmeleridir. Örneğin bu uydurma rivayetlerden birisi de “Sen olmasaydın, sen olmasaydın âlemleri yaratmazdım” hadisidir. Bu rivayetle ilgili âlimler, uydurma hükmünü vermişlerdir. Ancak akıllarını ve İslâm’ın genel ilkelerini rafa kaldıranlar ise ısrarla her ne kadar hadis âlimleri bu rivayete uydurma deseler de bunun “manasının sahih” olduğunu söylemeye devam etmişlerdir. Bu adamlar, Yüce Allah’ın kainatı “şefkat ve merhametinin bir sonucu olarak yarattığını” bir türlü düşünememiş, ısrarla bütün âlemlerin “tek bir insan” için yaratıldığını haber veren bu mevzu hadise sarılmış ve İslam’ı yanlış tanıtmışlardır. Bu tür uydurma rivayetlere karşı yıllardır mücadele verdiğimiz, vaazlarımızda ve sohbetlerimizde bunları anlattığımız, kitap, makale, tebliğ ve köşe yazılarımızda dile getirdiğimiz bir gerçektir. Söz konusu rivayetlere karşı verdiğimiz mücadelelerden birini ve aldığımız tepkiyi gözler önüne seren şu anımızı paylaşmak, gelecek nesilleri bilgilendirmek ve meselelere geniş boyutlu bakman... Devamı

İlaca Doktorun Değil Hastanın İhtiyacı Vardır!

2017-01-24 22:38:00

  İlaca Doktorun Değil Hastanın İhtiyacı Vardır! İslam dünyasının içinde bulunduğu zavallı halin sebeplerinden birisi de “emeğe/ uzmanlığa/ bilgiye/ tecrübeye/ farklı görüşe” saygı duyulmaması ve bilginin önemsenmemesidir. Örneğin adam hastalanıyor, doktora geliyor, şikâyetlerini söylüyor, doktor muayene ediyor, hastalığına teşhis koyuyor ve reçeteyi yazıyor. Doktor, hastaya “ilaçlarını düzenli olarak kullanmasını ve tekrar kontrole gelmesini” öneriyor. Ama hasta adam veya kadın doktorun yanından çıktıktan hemen sonra onun dediklerine hiç itibar etmiyor. İlacını da almıyor, üstelik “Bu zamana kadar kimse bilemedi de sen mi bildin?” deyip, gülüp geçiyor. İşte böyle bir hastanın hastalığından kurtulabilmesi mümkün değildir. Onun bu hastalığı tedavi edilmediği için zamanla kronikleşecek ve günün birinde o hastalık yüzünden geberip gidecektir. Dolayısıyla ilaca doktorun değil hastanın ihtiyacı vardır. İlaç önerdi diye doktora gülenler sefihlerin/ ahmakların ta kendileridir. Uzmanlığa, tecrübeye ve bilgiye saygı göstermeyenlerin günün birinde perişan olmaları kaçınılmazdır. Pekiyi bu örneği durup dururken neden verdim? Bilindiği üzere otuz yıllık devlet memuruyum ve yaklaşık on yıldır gönüllü olarak köşe yazıları yazmaya devam ediyorum. Bunu vicdani sorumluluğumun bir gereği olarak yapıyorum. Elhamdülillah şu ana kadar dört yüz elliyi aşan köşe yazısına imzamı attım. Bu işi hiçbir maddî karşılık beklemeden yaptım, yapıyorum ve yapacağım. Yazılarımı haftalık olarak kendi sitemde yayınladığım gibi memleketimdeki bir gazetede de bunlar köşe yazısı olarak çıkmaya devam ediyor. Ayrıca dört ayrı sitede daha yazılarım yayınlanıyor. Amac... Devamı

İki Tarafı da Dinlemeden Hüküm Vermek Çok Yanlıştır!

2017-01-18 18:30:00

  İki Tarafı da Dinlemeden Hüküm Vermek Çok Yanlıştır! İnsanların çoğunluğu maalesef tek tarafı dinleyip karar vermekte ve korkunç zulümler işlemektedir. Şimdi anlatacaklarım Türkiye’de değil, Patagonya’da yaşanmıştır. Bir öğrenci, on dört haftalık Okul Deneyimi stajının on iki haftasına mecburen katılmak zorunda olduğu halde hiçbir mazeret göstermeden, okul müdürüne, yetkili rehber öğretmene, danışman akademisyene ve bölüm koordinatörüne haber vermeden/ izin almadan kendi kafasına göre hareket etmiş ve sadece üç hafta staj göreceği okula gitmiştir. Bu öğrenci, sınıf arkadaşına yalvararak ilave bir sahtekârlık daha yaptırmış, gelmediği bir hafta için de o kız arkadaşına kendi yerine imza attırmıştır. Böylece stajın dört haftasını tamamlamış gözükmüş, ancak geri kalan sekiz hafta uygulama okuluna hiç ama hiç uğramamıştır. Aradan zaman geçmiş, dönem sonunda bütün gerçekler ortaya çıkmış, o öğrenci o dersten kalmış, fakat araya aracılar koydurmuş, “stajını yaptı” gösterilmesi istenmiş, bu öğrenci hocaların kapısında saatlerce ağlamış, ancak idarenin kararlı duruşu sonucunda o öğrenci mezun olamamış ve dönem uzatmayı hak etmiştir. Zira böyle bir duyarsızlığı cezasız bırakmak diğer öğrencilere büyük bir haksızlık olacaktır. Ayrıca stajını tamamlamamış birisini tamamlamış göstermek, gelecek nesillere karşı büyük bir adaletsizlik olup bu durum millete uzun vadede zarar verecektir. Bu öğrenci kendi yaptığı yanlışı söylemek yerine anasına, babasına, akrabalarına ve çevresindekilere “kendisine haksızlık yapıldığını, sadece bir hafta okula gitmediğini, kendisinden habersiz arkadaşının onun yerine imza attığını, bu yüzde... Devamı

İnsanlar Zor Zamanlarda Belli Olur!

2017-01-12 00:26:00

İnsanlar Zor Zamanlarda Belli Olur! Bazı insanların ne mal olduğu, kime ve neye hizmet ettiği, kaç kıratlık/ kuruşluk adamlar oldukları zor zamanlarda belli olur. Zira onlar konuşmalarıyla veya yaptıklarıyla kendilerini ele verirler. Sonra kıvırtırlar ama iş işten geçmiştir. Foyaları meydana çıkmıştır. Artık geri dönmeleri de mümkün değildir. Zira tarihe not düşülmüştür. Sözleri veya yazıları kayıt altına alınmıştır. Bunlar ölene kadar da peşlerini bırakmayacaktır. Bu tür dönekler; “Ben aslında onu kast etmemiştim” deseler de hiçbir işe yaramayacaktır. Çünkü her şey ayan beyan ortaya saçılmıştır. “Bu nasıl mı oluyor derseniz?”konuyu birkaç örnekle açıklamaya çalışalım. 15 Temmuz 2016 günü vatan hainlerinin darbeye teşebbüs ettikleri saatlerde Cumhurbaşkanı Recep Tayyib Erdoğan, halkı darbecilere karşı direnmeye şehirlerin meydanlarına, sokaklarına ve havalimanlarına çağırdığında, kendisi de bunu duyduğu veya telefonla haber verildiğinde bu tür sahte/ korkak/ oportünist liderler/ şeyhler/ hocalar birtakım laflar etmişlerdir. İşte onların bu sözleri insanların hafızalarına ve videolara kaydedilmiştir. Onların bazıları şöyle söylemişlerdir: “Arkadaşlarımız evlerinde oturup dua etsinler. Sakın sokaklara çıkmasınlar! Bugün her şeyden daha çok duaya ihtiyacımız vardır!” “Bize gönül veren yarenlerimiz/ mürîdânımız/ sevenlerimiz evlerinde otursunlar, zikirle ve tesbihâtla meşgul olsunlar, sakın sokaklara dökülmesinler. Sokağa çıkmakla bir şey halledilmez. Silahlı insanların karşısına silahsız insanlar çıkartılmaz.” “Darbe millete hayırlı olsun! İnşallah bu asker kardeşlerimiz kendilerini gönülden seven tarikatlara ve cemaatlere ... Devamı

Sahte Gıda Üretenler, Sahte Din Satanlar ve Diyanet’in Sorumlulu

2017-01-05 22:03:00

Sahte Gıda Üretenler, Sahte Din Satanlar ve Diyanet’in Sorumluluğu! Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, sahte bal tüccarlarının ürettiği balları laboratuvarlarında kendi uzmanlarına inceleterek raporlar hazırlatıyor, sonra bu sahtekârları deşifre edip topluma açıklıyor, insanların sağlığının korunmasına yardımcı oluyor, arkasından da savcılığa suç duyurusunda bulunuyor ve bu markaların cezalandırılmasını sağlıyorsa, aynı şekilde Diyanet İşleri Başkanlığı da sahte din tüccarlarının ürettiği sapkın din anlayışlarına karşı mücadele başlatmalı, bu sahtekârların yazdıkları kitapları, verdikleri vaazları/ sohbetleri, kendi tv’lerinde yaptıkları/ yaptırdıkları programları inceleme altına almalı, RTÜK ile işbirliği içinde olmalı, bunlarla ilgili İlahiyat Fakülteleri’nde görev yapan konunun uzmanı/ bilirkişilere (tefsir, hadis, kelam, fıkıh, vs.) müracaat etmeli, onlara “ücret mukabili” ciddi delillere dayalı raporlar hazırlatmalı, bu merdiven altı din tüccarlarını deşifre etmeli, halkın dini konularda aydınlatılması görevini yerine getirmeli, müslümanların akıl ve din sağlığını korumalarına yardımcı olmalı, bid’at ve hurafeleri/ uydurma hadisleri/ sapkın görüşleri anlatarak “insanları Allah ile aldatanlar” hakkında savcılığa suç duyurusunda bulunmalı ve cezalandırılmalarını sağlamalıdır. Zira şu an bunu yapabilecek kapasiteye sahip olan tek anayasal kurum Diyanet İşleri Başkanlığı’dır; değilse bu görevin kendi uhdelerine tevdi edilmesi için gerekli yasal düzenlemeleri yapmak üzere başvuracakları merciler/ makamlar bellidir. Böyle bir dönemde çıkartılamayacak yasaların başka bir dönemde çıkartılması belki çok daha zor olabilecektir. Dolayısıyla Diyanet İşleri Başkanlığı böyle bir çalışmayı bir an önce başlatmalıd... Devamı

İslâm ve Terör Kavramları, İlkesizlik ve Şeref Yoksunluğu!

2017-01-03 21:25:00

  İslâm ve Terör Kavramları, İlkesizlik ve Şeref Yoksunluğu! 20 Aralık 2016 tarihinde Ankara’da Rus büyükelçisi Andrey Karlov’u arkasından kalleşçe vurarak öldüren polis giysili Fetö terör örgütü mensubu katil Mevlüt Mert Altıntaş hakkında “A radical Islamic terrorist/ Bir köktendinci İslamcı terörist” şeklinde açıklama yapan ABD’nin müstakbel başkanı Sayın Donald J. Trump büyük bir hata etmiş ve yine İslam’a olan kin ve nefretini kusmuştur. Oysa Donald J. Trump’ın başkanı olacağı ülke, söz konusu terör örgütünün liderine ev sahipliği yapmaya devam etmektedir. ABD, AB ve İsrail’in maşa olarak kullandığı bu tür adamlar, kendilerini müslüman zanneden müşrik, münafık ve fasıkların ta kendileridir; bunların İslam ile zerre kadar alakaları yoktur. Siyasal İslam denilince tüyleri diken diken olan bu adamlar, aldıkları emir gereği “Rusya ile Türkiye’nin düzelen ilişkilerini bozmak amacıyla” bu terör eylemini gerçekleştirmişlerdir. Dolayısıyla bu alçakların yaptıkları eylemleri İslam’a mal etmek son derece çirkin ve yanlıştır. Kaldı ki parayla satın alınmış sözde bir müslümanın/ müşrikin/ fasıkın/ mücrimin yaptığı terör eylemini İslâm’a mal etmek müslümanların haklı öfkesini çekecektir. Zira burada bir hedef saptırma ve algı operasyonu vardır. Bilerek bunları tekrarlamak ve İslâm ile terör kavramlarını yan yana kullanmak, bu son dini şiddet ve vahşet diniymiş gibi göstermeye çalışmak apaçık bir nefret suçudur. Kitlelerin tek umudu olan İslâm’ı bu şekilde karalayanlar sömürü düzenlerini devam ettirmek isteyen şer odaklarından başkası değildir. ... Devamı

Fetö’nün Satın Aldığı “Çağın Şahidi” Âlim Müsveddeleri!

2016-12-28 20:42:00

Fetö’nün Satın Aldığı “Çağın Şahidi” Âlim Müsveddeleri! Amerikan/ İsrail kuklası köpekler Türkiye’de zalim bir yönetim olduğunu, bunlara isyan edip başkaldırdıkları için başlarına büyük belalar geldiğini, kendilerine iftira edildiğini iddia etmekte ve tüm dünyada bir algı operasyonu yürütmektedirler. Bu satılmış köpekler, CIA ve MOSSAD desteğiyle yapılandıkları ülkelerde paralarla, ödüllerle ve yurtdışı gezileriyle kandırmayı başardıkları “sözde âlimleri” de yanlarına alarak dünya kamuoyunu etkilemeye çalışmaktadırlar. Bu kaçak vatan hainlerinden birinin Türkiye’deki İlahiyat Fakülteleri’nde görev yapan akademisyenlere gönderdiği konuyla ilgili mektubu okuyunca hemen aklıma şu güzel atasözü geldi: “Bozacının şahidi şıracı”. Yani aynı düşüncede ve aynı yapıda olan bu insanlar birbirlerini koruyor ve kolluyorlar. Nitekim bu “sözde cemaat”, geçmişte kendilerine gebe bıraktıkları ilim adamlarının adını kullanarak bir algı operasyonu yürütmektedirler. Oysa bu vatan hainleri “Nerede hata yaptık? Bütün bunlar başımıza neden geldi? Acaba kendi yapıp ettiklerimiz yüzünden mi?” diye kendilerini sorgulayacaklarına hâlâ bu tür pis işlerden medet ummakta ve debelendikçe daha da batmaktadırlar. Bu zavallılar, yedikleri haltları unutturmaya çalışmaktadırlar. Ama bu çabaları beyhudedir; güneş balçıkla sıvanmaz. Zira Türk milleti, bunları gözünde ve gönlünde bitirdi, kafasından sildi, attı; ne mal olduklarını anladı. Her şey ayan beyan ortaya çıktı. İzzetin kâfirlerle olduğunu zanneden bu güruha hak ettiği dersi verdi, veriyor ve vermeye de devam edecek. Eğer bu adamlar o kada... Devamı

Köpekleri Çok Severim Ama Bunları Değil!

2016-12-23 10:58:00

Köpekleri Çok Severim Ama Bunları Değil! Köpekler sahiplerine sadakatleri ile bilinir. Bu hayvanların sadık olmaları da iyi bir şeydir. Zira sahiplerine pek çok konuda yardımları dokunur. Bütün köpekler, sahiplerinin duygularını ve o an içinde bulundukları ruh halini gözlerinin içine veya yüzüne bakarak anlar ve ona göre tepki verirler. Sahibi üzüntülü ise onu neşelendirmek, korkmuşsa korktuğu şeyden onu korumak isterler. İşte ben böyle sadık ve akıllı köpekleri severim. Ancak ahsen-i takvim olarak yaratılmış bir insanın köpekleşmesini de asla hazmedemem ve bunu hoş karşılamam. Zira köpekleşmiş insanlar kendilerini çok ucuza satan omurgasız ve ilkesiz hayvanlardır. Şimdi Hollanda’da başımdan geçen iki olayı anlatıp sonrasında vermek istediğim mesajı vereceğim. Bir gün yaşadığım şehrin yakınındaki sunî ormanda her zaman olduğu gibi bisikletimle gezintiye çıkmıştım. Hava güzeldi. Ormanda benim gibi dolaşmaya çıkmış başka insanlar da vardı. Yolda karşılaştığım insanlardan yarısı yabancılara selam verir diğer yarısı ise kesinlikle vermez ve yabancılardan hiç hoşlanmazlardı. (Oysa hoşgörü ve tolerans kavramlarını dillerinden düşürmeyen de yine bu adamlardı!) Neyse bisikletimle 40-45 yaşlarında bir adamın yanından geçerken “Hudimidah (iyi öğleden sonralar)” demek için adamın yüzüne baktım, gülümsedim ama o herif bana nefret dolu gözlerle ve ters ters baktı. Bunun üzerine ben de selam vermekten vazgeçtim ve yoluma devam ettim. Ancak içimden bir ses; “Adamın köpeği, sahibinin canını sıktığını anlamış olabilir, istersen sen dön ve arkana bir bak, dikkat et! İt seni ısırmasın!” dedi. Ben de ne olur ne olmaz diye arkama dönüp baktım bir de ne göreyim, köp... Devamı

Tanıdığım Adam Bunu Yapmaz, Demeden Önce!

2016-12-21 21:16:00

Tanıdığım Adam Bunu Yapmaz, Demeden Önce! İnsanların çoğunluğunun kendini iyi bir gözlemci sandığı, kolay kolay yanılmasının/ yanıltılmasının mümkün olmadığına/ olamayacağına inandığı, isabetli kararlar verdiğini zannettiği, özellikle yakın akrabalarına toz kondurmadığı ve ortada bir hata varsa hep başkalarını suçladığı bilinen bir gerçektir. Oysa durum çoğu kez böyle değildir. Zira insanların yanılmalarına neden olan pek çok etken söz konusudur. Bu itibarla “Tanıdığım adam bunu yapmaz, ben kefilim!” demeden önce herkesin hassasiyetle durup düşünmesi gerekmektedir. Bir insanı o eylemi yapmaya götüren sebepleri ve süreçleri yakından gözlemlemeyenlerin böyle “ucuz laflar” etmeleri isabetli değildir. “Gerçekten tanımak” ile “tanıdığını zannetmek” arasında dağlar kadar fark vardır. Dolayısıyla laf olsun diye konuşmadan önce “çok iyi bir tahlil/ analiz/ gözlem/ değerlendirme” şarttır. Aksi halde insanları yanıltmanın vebali çok büyük olacaktır. Tam da burada şu âyetleri bir kez daha hatırlamamız gerekmektedir: “Kim Rahmân'ın zikrini (Kur’ân’ın ilkelerini) görmezlikten gelirse (bunlara uygun bir hayat yaşamazsa), (biz) ona (içindeki veya dışındaki) bir şeytanı musallat ederiz de, o onun (ayrılmaz/ yakın) arkadaşı olur. Şüphesiz bu şeytanlar onları doğru yoldan saptırırlar. Onlar ise hâlâ doğru yolda olduklarını sanırlar. Sonunda bize geldiğinde arkadaşına, “Keşke benimle senin aranda doğu ile batı arası kadar uzaklık olsaydı! Ne kötü arkadaşmışsın!” der. Onlara, “(bu temenniniz) bugün size asla fayda vermez. Çünkü (birlikte) zulmettiniz. Hepiniz azapta ortaksınız” denir.”(Zuhruf, 43/36-39) “İnsanlard... Devamı

Batılı Ülkeler ve Doğru Analizler!

2016-12-16 00:11:00

Batılı Ülkeler ve Doğru Analizler! Özellikle Batılı ülkelerle alakalı etrafta kırk yıldır duyduğum ancak ihtiyatlı bir iyimserlikle karşıladığım bazı değerlendirmeler vardı. Batılı ülkelerde ailenin çöktüğü, büyüklere saygının kalmadığı, her yerin huzurevleriyle dolduğu, ahlaksızlığın alıp başını gittiği, boşanmaların arttığı, içki, kumar, uyuşturucu ve zinanın yaygınlaştığı, kiliselerin satın alınıp camiye çevrildiği, kadınların sokaklarda çırılçıplak dolaştığı, erkeklerle beraber olmaya can attığı gibi şeyler anlatılır, bu nedenle de yakında helak olacakları söylenirdi. Onların bu felaketlerini anlatarak rahatlayan bu adamlar kendi yanlışlarına hiç bakmaz, o ülkelerde yıllardır değişen bir şey olmadığı halde hâlâ aynı mavalları millete anlatmaya ve onları yanlış bilgilendirmeye devam ederlerdi. Bu adamlar, her defasında yanıldıkları halde geri adım atmaz ve aynı saçmalıkları anlatarak genç nesilleri yanlış yönlendirmeye ve uyutmaya devam ederlerdi. (Nitekim bu makaleyi yazmamızın temel amacı; bugün de aynı hikâyeleri benzer adamların anlatmaya devam ediyor olmasıdır.) Oysa durum hiç de onların anlattıkları gibi değildir. Nitekim ilk kez 1993 yılında Almanya’ya gittiğimde yukarıda sayılan şeylerle karşılaşacağımı zannettim. Ama bizi ne kadar yanlış bilgilendirdiklerini daha oraya varır varmaz anladım. Meseleyi ne kadar abarttıklarını, münferit hâdiseleri genelleştirdiklerini, Batılılar hakkında olumsuz, yanlış ve eksik bilgiler verdiklerini gözlerimle gördüm. Elbette yukarıda sayılanların büyük bir kısmı bu ülkelerde yaşanmaktadır. Ama toplumun tamamı böyle değildir. Dolayısıyla çoğunluğa bakarak karar vermek en doğru olandır. Yoksa münferit olayları genelleştirerek insanları yanlış bilgilendirmek ve doğru çıkarımlar yapmamak veba... Devamı

Kendilerini İleri Görüşlü Sanan Din Düşmanları!

2016-12-08 00:03:00

Kendilerini İleri Görüşlü Sanan Din Düşmanları! Son günlerde bazı zevat, gençlere ve halka kendilerini “ileri görüşlü” olarak takdim etmekte, gerçek niyetlerini gizlemekte ve hakikati de bilerek çarpıtmaktadırlar. Oysa bunların sahtekâr oldukları ehlinin malumudur. Çünkü bunlar, 30 sene önce farklı amaçlarla söyledikleri ve yazdıklarını bugün başka maksatlar için kullanmakta ve kendilerini ileri görüşlü olarak tanıtmaktadırlar. Dolayısıyla bunların ipliğini pazara çıkarmak, gençleri doğru bilgilendirmek ve tarihe ışık tutmak da önemli bir görev olarak önümüzde durmaktadır. Meseleyi daha anlaşılır kılmak için şöyle bir örnek verebiliriz: Bazı din düşmanları; “Biz 1980’de, 1990’da, 2000’li yıllarda FETÖ’nun çok zararlı bir örgüt olduğunu hep söyledik, durduk, ama siz bizi dinlemediniz. Bakın biz haklı çıktık, biz ileriyi gören kimseleriz!” gibi palavralarla ortaya çıkmakta ve bazı gençleri ikna etmeyi de başarmaktadırlar. Oysa mesele bu kadar basit değildir. Zira bu din düşmanları o zamanlar FETÖ’den nefret etmişler ve her dindar kesime saldırdıkları gibi onlara da saldırmış ve aleyhlerinde çalışmışlardır; bu, kesinlikle ama kesinlikle doğrudur. Onların o zaman ki nefretlerinin/ düşmanlıklarının temel nedeni, FETÖ’nun bir terör örgütü olması değil, “dinî bir cemaat görüntüsü vermesi, iman ve Kur’ân hizmeti diyerek çalışmalar yürütmesidir.” Dolayısıyla “Biz haklı çıktık” diyen bu zavallılar, o zaman da -tıpkı bugün olduğu gibi- tüm dindarlardan ve İslâm’dan nefret ettikleri için öyle k... Devamı

Arkadaş! İslâm’a Bir Şey Olmaz, Sen Kendine Bak!

2016-11-30 23:49:00

Arkadaş! İslâm’a Bir Şey Olmaz, Sen Kendine Bak! Bazıları son günlerde Gülen’in ve FETÖ’nünİslâm’a çok büyük zarar verdiğini, onlar yüzünden insanların dinden soğuduğunu, ibadetlerini terk ettiğini söyleyerek kamuoyu oluşturmaya, “temennilerini” güçlü bir şekilde dillendirmeye ve kendilerine taraftar toplamaya çalışmaktadırlar. Maalesef onların bu palavralarına inanarak dinden soğuyan veya din ile aralarına mesafe koyan sefihler de yok değildir; oysa durum, bu gafillerin zannettiği gibi hiç değildir. Zira su-i misal emsal değildir. Yani; kötü örnek hiçbir zaman örnek olmamıştır ve olamayacaktır. Yanlış yapanlara bakarak karar verenler işlerine öyle geldiği için o yolu tercih etmişlerdir. Bu gafiller işin kolayına kaçmış, kötü örneklere bakarak kendi yanlışlarına dayanak aramışlardır. Oysa onların bu yaptıkları da ayrı bir hamakattır. Kendilerine Hz. Peygamber’i model almayanların kötü örnekler üzerinden kendilerini haklı çıkartmaya çalışmaları birer züğürt tesellisinden başka bir şey değildir. Çünkü Hz. Peygamber zamanında da müslümanlardan yanlış yapanlar olmuş, münafık ve fasıklar çıkmış ve bunlara bakarak irtidat edenler de olmuştur. Bu mürtedler kendilerini haklı zannetmiş ama sapıttıkça daha da sapıtmış, battıkça daha da batmışlardır. Görüldüğü üzere İslâm’a ise hiçbir şey olmamıştır. Zira İslâm ayrı müslümanlar ayrıdır. Bir müslümanın yaptığı hataya bakarak karar vermek ahmaklıktır. Çünkü ölçü; Kur’ân’ın ve sahih sünnet’in ilkeleridir. Bu ilkelere bakarak gidişatını tayin etmek yerine müslümanların hatasına bak... Devamı

İçtihat ve Zamanın Değişmesiyle Bazı Hükümlerin Değişmesi Mesele

2016-11-25 17:56:00

İçtihat ve Zamanın Değişmesiyle Bazı Hükümlerin Değişmesi Meselesi Mecelle’nin 39. maddesinde de ifade edildiği üzere “(lâ yünkerü teğayyürü’l-ahkâmi bi’t-teğayyüri’l-ezmân) Ezmanın tegayyuru ile ahkâmın tegayyürü inkâr olunamaz.” Yani; zaman içinde şartların değişmesiyle hükümlerin değişeceği gerçeği inkâr olunamaz. Bir başka ifadeyle, dinin genel kaide ve temel esasları içinde yer almayan konularda Allah’ı koyduğu sınırlara (Nisâ, 4/14; Tevbe, 9/112; Talak, 65/1) riayet etmek şartıyla bazı hükümlerde/ kurallarda değişikliğe gidilebilir. Zira İslam, evrensel bir dindir ve her coğrafyada emir ve nehiylerinin rahatlıkla uygulanabilmesi için buna şiddetle ihtiyaç vardır. Bununla birlikte şartların yeniden eski haline dönmesi durumunda tekrar eski hükme dönülmesi de pekâlâ mümkündür. Çünkü toplum düzenini korumak, fert ve kamu vicdanını rahatlatmak, bireylerin hak, hukuk ve güvenliklerini teminat altına almak amacıyla yeni hükümlerin ihdas edilmesi veya şartlar değişince eski hükümlere dönülmesi bir zorunluluktur. Nitekim hükümlerdeki bu değişimin amacı “celb-i menfaat, def-i mefsedet (hayrı ikame, zararı önleme)” ve hakkı/ adaleti yerine getirmektir. Çünkü fesadu’z-zeman (genel ahlakın bozulması), dış faktörler, siyasî ve iktisadî etkenler, bilim ve teknolojideki gelişmeler, coğrafi faktörler gibi konular, hükümlerin değişmesini zarûri kılan etkenlerdir; bunları yok saymak ya da görmezlikten gelmek doğru değildir. Elbette tamamen içtihada/ değişime kapalı alanlar vardır.Bunlar; genel/ küllî teşrî getiren hükümler, ta&rsquo... Devamı

Cinsel İstismar, Çocuk Yaşta Evlilik ve Kanunlar

2016-11-23 21:01:00

Cinsel İstismar, Çocuk Yaşta Evlilik ve Kanunlar En sonda söyleyeceğimizi en başta yazalım. Küçük çocuklara tecavüz edenler, çocuk yaşta olmasına rağmen birisiyle kaçarak evlenenler ve reşit olmamış kız çocuklarını zorla evlendirenler yasaları hiçe saydıkları için suçludurlar ve yaptıklarının cezasını çekmelidirler. Bizim kanaatimize göre kız veya erkek çocuklarına tecavüz eden namussuzlar, reşit olmamış kız çocuklarını zorla evlendiren aileler veya çocuk yaştaki kızları kaçırarak evlenmeye yeltenenler yasalara aykırı hareket ettikleri için mağdur değil suçludurlar. Dolayısıyla hiçbir suçun cezasız kalmaması ve bunların hak ettikleri cezaya çarptırılmaları gerekir. Zira herkes toplumun huzuru için yaşadığı ülkenin yasalarına uymak zorundadır ve kanunlara uymayanların cezalandırılmaları da normaldir. Bu itibarla söz konusu kişileri hapisten kurtarmak için “af çıkarmak/ düzenleme yapmak” normal değil anormal bir durumdur. Çünkü bir defaya mahsus diyerek hukuk kurallarını çiğnemek, ikinci kez çiğnemenin kapısını aralayacaktır. Bu işleri yapmaya teşne olanlar artık cezasız kalan bu iğrenç suçu normal görmeye başlayacak ve toplumda oluşan yanlış algı nedeniyle başka mağduriyetler ortaya çıkacaktır. Bu nedenle bir gencin tecavüz ettiği kızla/ kadınla evlenmesi onu aklamaya yetmez, yetmemelidir. Bu adam en ağır şekilde cezalandırılmalıdır. “Mağdurla tecavüzcü evlendiyse suç ortadan kalkmıştır” anlayışı sakat bir anlayıştır. Bu tecavüzcülere ve buna rıza gösteren çocuğun ailesine en ağır ceza verilmelidir. Zira herkes gözüne kestirdiği bir kızı arabaya atıp tecavüz ettikten sonra “Ben onunla evlenmek istiyorum&rd... Devamı