Kur’an ile Öğüt Vermek Kur’an’ın Emridir!

2013-07-25 15:29:00

Kur’an ile Öğüt Vermek Kur’an’ın Emridir! Müslümanlar tüm dünyaya İslam’ı tebliğ ve temsil etmekle, en güzel örnek olmakla ve yeryüzünde adaleti tesis etmekle görevlidirler. Müslümanlar, Yüce Kur’an’ı en doğru şekilde, en güzel metot ile tüm insanlığa ulaştırmak ve Yüce Allah’ı en doğru şekilde tanıtmakla vazifelidirler. Müslümanım dediği halde bu görevi ihmal edenler kesinlikle sorumlu olacaklarını bilmelidirler. Bu vazifeyi Müslümanlara veren ayetleri birlikte okuyalım ve değerlendirelim. “Biz onların, [o yeniden dirilmeyi inkâr edenlerin] ne söylediklerini iyi biliyoruz ve sen onları hiçbir şekilde [inanmaya] zorlayamazsın. Ama sen yine de Benim uyarımdan korkabileceklere bu Kur’an aracılığıyla hatırlatmada bulun.” (Kâf, 50/45) Görüldüğü üzere bu ayette ne uydurma hadis veya kıssalarla ne de yalan yanlış din yorumlarıyla değil, Sahih Sünnet ışığında bizzat Kur’an ile İslam’ın tanıtılması emredilmektedir. Allah Teâlâ daha önceki kavimlere de aynı şekilde uyarıcı kutsal kitaplar göndermiş ve onlara da aynı görevi vermiştir. Ayetleri okuyalım. “Ve gerçek şu ki, Biz Musa ile Harun'a, Allah'a karşı sorumluluk bilinci taşıyan kimseler için doğruyu eğriden ayırmaya yarayan bir ölçü, ışık saçan bir kaynak ve bir uyarıcı, hatırlatıcı [olarak vahyimizi] bahşettik.” (Enbiya, 21/48) “(O peygamberleri) apaçık belgeler ve kitaplarla gönderdik. İnsanlara, kendilerine indirileni açıklaman ve onların da (üzerinde) düşünmeleri için sana bu Kur’an’ı indirdik.”(Nahl, 16/44) Görüldüğü üzere bu son ilâhî kelam Kuran-ı Kerim tüm in... Devamı

İcma ve Kolektif Şuur

2013-05-15 22:28:00

İcma ve Kolektif Şuur İslam, istişareye, fikir teatisine, alternatif düşüncelere her zaman önem vermiştir. Sevâd-ı azam da kolektif şuur ile ittifak etmiş, uygun olmayan subjektif düşünceleri dışlamıştır.Bir başka ifadeyle ümmet genellikle adalet üzerinde ittifak etmiş, ama dalâlet üzerinde icma etmemiştir. Bununla birlikte zaman zaman ümmetin çoğunluğunun da eksik bilgi, hatalı yorumlar ve yanlış yaklaşımlar nedeniyle bazı konularda yanılabilmesi mümkündür. Yani, ümmetin de yanılma ihtimali her zaman vardır. Bu da daima göz önünde bulundurulmalıdır. Eğer öyle olmasaydı yüce Allah’ın gönderdiği şu ayetlerin bir anlamı kalmazdı.  “Ey İnsanlar! Allah'a muhtaç olan sizsiniz, ama O, hiçbir şeye muhtaç değildir ve hamd O'na mahsustur. O dilerse sizi ortadan kaldırır ve yerinize başka mahlûklar yaratır. Bunu yapmak Allah'a zor değildir.”(el-Fâtır, 35/15-17) “Ve yalnızca Rabbindir Kendi kendine yeterli, sınırsız merhamet sahibi. O, dilerse siz[in varlığınız]a son verebilir ve daha sonra dilediğini sizin yerinize geçirebilir, tıpkı sizi başka insanların soyundan var ettiği gibi.”(el-Enâm, 6/133) Bu itibarla dalâlete düşüp dinden dönme tehlikesi herkes için her zaman söz konusudur. Bu nedenledir ki, Allah Teâlâ: “Eğer kim İslâm’dan döner ve sapıklığı tercih ederse, O’nun sevdiği ve O’nu seven müminlere karşı alçak gönüllü, hakikat inkârcılarına karşı onurlu, Allah yolunda üstün çaba gösteren ve kınayanların kınamasından korkmayan bir toplum getireceğini” (el-Mâide, 5/54) ifade etmektedir. Bu ayette “toplum” kelimesinin kullanılması oldukça önemlidir. Zira bu ayet el-Enfâl, 8/... Devamı

Yoksa sen her şeyin bittiğini mi sanıyorsun?

2013-01-10 18:30:00

  Yoksa sen her şeyin bittiğini mi sanıyorsun? İslam’ı bir bütün olarak, eksiksiz ve doğru bir şekilde öğrenme ve anlama gayretinde olmadıkları ve kendilerini çok iyi yetiştirmedikleri halde irşâd hizmetine soyunan bazı zevâtın yaptıklarından sorumlu olacaklarında şüphe yoktur. Gerek geçmişte gerekse de günümüzde halkı dinî konularda aydınlatma görevi üstlenen bazı kimselerin çok dikkatli olmaları gerekmekteyken, bu kimselerin hâlâ hakkında bilgi sahibi olmadıkları konularda konuştukları, hem kendilerini hem de başkalarını yanılttıkları görülmektedir. İrşada soyunan kimselerin öncelikli olarak İslam’ı çok güzel öğrenmeleri, yaşamaları, sonra da anlatmaya başlamaları kendi lehlerine olacaktır. Yarım yamalak dinî bilgi ile İslâmî konularda konuşan ve ahkam kesenlerin yanlış yaptıkları ortadadır. Böyle tiplere inanan halk ise sorumluluktan kurtulamayacağını bilmelidir. Sahasında uzman ve ihlaslı olanları dinlemek ve onlara ittibâ etmek yerine yalan yanlış bilgileri din diye anlatanların peşine takılmak doğru değildir. Dolayısıyla sorumluluk almak istemeyen ve işin kolayına kaçanların da masum olduklarını söylememiz oldukça zor görünmektedir. Camilerde, tv kanallarında, radyolarda ve internet ortamında ya da belirli mahfillerde İslam’ı anlatanların dikkat etmeleri gereken çok önemli noktalar vardır. Kanaatimizce onların dini konuları anlatırken sadece ibadetler bölümüne takılıp kalmamaları, diğer önemli hususlara da parmak basmaları ve Müslümanlara ufuk ve hedef göstermeleri gerekmektedir. Bu itibarla dini anlatan ve öğretenlerin vurgu yapması gereken hususlar... Devamı

“Zaman sana uymuyorsa sen zamana uy!” ne demek?

2012-12-12 21:56:00

  “Zaman sana uymuyorsa sen zamana uy!” ne demek? Zaman zaman ilahiyatçı kimliğini ön plana çıkartarak belirli medya organlarına konuşan kimi insanlar, “zamanın ve şartların değişmesiyle ahkâmın da değişeceği” kaidesini keyfî bir tarzda yorumlayarak bir takım teklifler öne sürmektedirler. Onların bu tekliflerinin çoğunluğunun bilimsellikten ve ciddiyetten yoksun olduğu anlaşılmaktadır. Bununla birlikte onlardan bazılarının zaman zaman bazı doğruları ifade ettikleri de bir gerçektir. Mesela, onlar “şekli ve lafzı ön plana çıkartmaktan daha ziyade meselenin özüne, ruhuna ve maksadına bakmak lazım” dediklerinde bir doğruyu ifade etmektedirler. Zira işin esası ve maksadı geri plana itilir, görüntü ve şekil ön plana çıkartılırsa buradan bazı yanlışlıklara gidileceği açıktır. Elbette şeklin özden ayrılmayacağı durumlar vardır. Usul ve esas önemlidir. Ama öncelik ve ağırlık her halükarda işin özünde, maksadında ve ruhunda olmalıdır.   Öte yandan, İslam dininde kıyamete kadar değişmeyecek kurallar olduğu gibi zamana, şartlara ve ihtiyaçlara göre değişecek kurallar da vardır. Bu bakımdan toplumda zaman zaman işitilen “zaman sana uymuyorsa sen zamana uyacaksın” şeklindeki o söz, câhilâne söylenmiş bir sözdür. Bu sözün iler tutar bir tarafı yoktur. Tam olarak gerçeği yansıtmamaktadır. Bu söze göre hareket edenlerin er ya da geç sırat-ı müstakimden ayrılmaları kaçınılmazdır. Zira bu söz her şart ve durum için geçerli olmayan bir sözdür. İslam dini her çağ ya da dönemi kendi koyduğu kurallara uygun hale getirmek için vardır ve insan hayatının her alanına müdahale eder. Kurallar koyar. Zira İslam’ın insan hayat... Devamı

Engelliler ve İslam

2012-11-14 21:17:10

        Engelliler ve İslam Rabbimizin hikmeti ve imtihanın bir gereği olarak dünyanın her yerinde olduğu gibi ülkemizde de engelliler bulunmaktadır. Engelli olmak kınanacak bir hal değildir. Çünkü herkes her an engelli olmaya adaydır. Engelliyi ya da engelli ailesini bir takım gerekçelerle kınamak veya suçlamak çok büyük laf konuşmaktır. Şurası bir gerçek ki, doğuştan veya sonradan ortaya çıkan engellilik hali çalışmaya, üretmeye, başarılı işler yapmaya ve nihai hedefe ulaşmaya asla ama asla mani değildir. Engelli olduğu halde azimle, inançla kararlılıkla çabalayan ve tarihe adını altın harflerle yazdıran nice insan vardır. Yeter ki bu insanların önüne engeller konulmasın. Yeter ki gönüller engelli olmasın. Yeter ki gönüller engel tanımasın. Engelli olmak hor görülmek, itilip kakılmak, küçümsenmek sebebi de değildir. Zira insanlar, kendi tercihi olmayan durumlardan dolayı asla kınanamazlar. Bu insanları kınamak, insanî ve ahlâkî değerlerden yoksun olmak anlamına gelecektir. Öte yandan erdemli insan şekle ve görünüşe bakmaz. O, kişinin nefsini tezkiye edip etmediğine, ruhunu güzelleştirip ahlakını mükemmel hale getirip getirmediğine bakar. Çünkü Allah insanların ırkına, şekline, rengine, parasına, malına, mülküne, makamına ve rütbesine bakmayacaktır. Peygamberimizin ifadesiyle, “Allah sizin görünüşünüze, malınıza, mülkünüze bakmaz; yalnızca kalplerinize ve amellerinize bakar.” Dinimize göre gerçek üstünlük; Allah’ı bilmek, O’nu tanımak, O’nu sevmek, O’na sonsuz saygı duymak, O’na şükretmek, O’na hamd etmek ve O’na yakın olmaktır. Sonra da ahlakımızı ... Devamı

İki Müslüman Kavgaya Tutuşursa Yapılması Gereken Nedir?

2012-10-31 21:01:21

İki Müslüman Kavgaya Tutuşursa Yapılması Gereken Nedir? İnsanlar zaman zaman menfaatleri söz konusu olduğunda, adaletin önemini tam olarak kavrayamadıklarında, duygularının esiri olup keyfi ve hissi kararlar aldıklarında, öfkelerini kontrol edemediklerinde, empatiyi gerçek anlamda içselleştiremediklerinde, kendilerini çok önceden bir takım söz, tavır ve davranışlarla olumsuz anlamda şartlandırdıklarında ve şeytanın yönlendirmelerine kendilerini açık hale getirdiklerinde derhal kavgaya tutuşabilirler ve kendileri için tehlike gördükleri kimselere sözlü veya fiili olarak saldırabilirler. Böyle durumlarda bir tarafın haksız olduğu ve tamamen keyfi bir karar alarak diğer tarafı ezmeye kalkıştığı açıktır. Zira her iki tarafında haklı olduğu durumlar çok nadirdir. Genellikle bir taraf saldırgandır ve zalimdir. Diğer taraf ise zulme maruz kalmış mazlumdur ve kendini savunma çabası içindedir. Böyle bir durumda bir mümine düşen görev; araştırdıktan sonra mutlaka doğru ve haklı olan tarafın yanında yer almak ve adaletin gereğini yerine getirmektir. Zira bu konuda Kur’an-ı Kerim’in emri açıktır. Ayet-i kerimeyi birlikte okuyalım. “O halde, müminler içinden iki grup çatışırsa onlar arasında barışı sağlayın; ama sonra, iki [grup]tan biri diğerine haksız şekilde davranırsa, [davranışı]nı Allah'ın buyruğuna uygun hale getirinceye kadar, haksızlık yapan taraf ile mücadele edin. Eğer (yaptıklarından) vazgeçerlerse adil bir şekilde aralarını bulun ve [onlara] eşit davranın: çünkü Allah, eşit davrananları sever! Bütün müminler kardeştir. O halde, [her ne zaman araları açılırsa] iki kardeşinizin arasını düzeltin ve Allah'a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun ki O'nun rahmetine nail olasınız.” (Hucurât... Devamı

Anne Babaya İtaat mı Yoksa İhsan İle Muamele mi?

2012-10-17 22:43:49

    Anne Babaya İtaat mı Yoksa İhsan mı? Ülkemizin ve İslam coğrafyasının büyük bir kesiminde “anne babaya itaat” kavramı maalesef yanlış anlaşılmakta, bu yaklaşıma dayanarak toplumumuzda çok büyük hatalar işlenmekte, eşler sürekli olarak kavga etmekte, mutsuz evliliklerin sayısı her geçen gün artmakta, aileler dağılmakta ve kaliteli nesillerin yetişmesi her geçen gün zorlaşmaktadır. Oysa durum çok farklı olmak zorundadır. Her alanda Kur’an-ı Kerim’in ve Sahih Sünnet’in öngördüğü bir İslam toplumu olmayı başaramayanların başkalarını suçlamaya ve bu iki kaynağı yanlış anlamaya ve anlatmaya hakları yoktur. Toplumun temel taşı aileyi parçalayan, boşanmaların artmasında büyük rol oynayan meselelerin başında kanaatimizce “anne babaya itaat” kavramının yanlış anlaşılması, anlatılması ve uygulanması gelmektedir. Anne ya da babaların çok küçük meselelerde, evlendirdikleri evlatlarının iç işlerine karışmaları, kaynanaların sürekli gelinle sürtüşüp onları kendilerine rakip olarak görmeleri ve ezmeye kalkışmaları, kayınpederlerin tüm bu adaletsizliklere sessiz ve seyirci kalmaları, kaynanaların hissi, keyfi ve adaletten uzak yaklaşımları nedeniyle pek çok aile yıkılmakta, çocuklar kimsesiz ve sahipsiz kalmaktadır. Tüm bu haksızlıklar işlenirken bunları görmezden gelerek tek taraflı şekilde sürekli anne ve babaya itaate vurgu yapan, ama ebeveynin sorumluluklarının ve sınırlarının neler olduğunu anlatmayan din anlatıcılarının çok büyük bir veballe karşı karşıya olduklarını bilmeleri gerekmektedir. Öte yandan aklı başında sağduyulu bireylerin de bu tür yanlış anlatım ve aktarımları akılları ile sorgulayıp eleştirmeleri ve doğruyu bulmaları kaçınılmaz bir gö... Devamı

Müslümanlar haksızlıkları nasıl protesto etmeli?

2012-09-19 20:30:12

  Müslümanlar haksızlıkları nasıl protesto etmeli?   Dünya yaratıldığından, üzerinde insanlar var olmaya başladığından beri küfrün ve İslam’ın mücadelesi başlamış ve devam etmektedir. Peygamberimizin ifadesiyle de hak ve batılın bu mücadelesi kıyamete kadar devam edecektir.   Bugünlerde Batı dünyası geçmişte olduğu gibi bir takım tiyatro, opera, film ve karikatürlerle İslam’ın değerlerine saldırmakta, Hz. Peygamber’e hakaretler etmekte, Kur’an-ı Kerim’i yakma girişimlerinde bulunmakta, İslam’ın şiddet ve vahşet dini olduğu algısını dünya kamuoyunda uyandırmak için elinden geleni arkasına koymamaktadır.   Belli aralıklarla bu eylemlerini tekrarlayan Batıdünyasındaki belirli güç odaklarının bazı hedefleri olduğu açıktır. Nitekim Kur’an-ı Kerim bu güç odaklarına işaret etmekte ve en çok İslam’a saldırıyıyapacak iki güç odağının kimliklerini deşifre etmektedir. Ayet-i kerimeyi okuyalım.   “Bütün insanlar içinde [bu ilahî kelâma] inananlara en çok düşmanlık yapanların Yahudiler ve Allah'tan başkasına ilahlık yakıştırmaya şartlanmış olanlar olduğunu kesinlikle göreceksin; ve bütün insanlar içinde [bu ilahî kelâma] inananlara en çok şefkat gösterenlerin ise“Biz Hristiyanız” diyenler olduğunu göreceksin: böyledir, çünkü onlar arasında öyle keşişler ve rahipler var ki bunlar kibre kapılmamışlardır.” (Maide, 5/82; Ayrıca bkz. Maide, 5/51)   Görüldüğü üzere Yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim bu ayette inananlara en çok düşmanlık edecek kimseleri iki farklı kategoride değerlendirmektedir. Bunlardan birisi Yahudileşmiş olup İslam’a d&uum... Devamı

Mültecilere Sahip Çıkmak ve İslam

2012-09-07 21:53:21

    Mültecilere Sahip Çıkmak ve İslam Toplumumuzun büyük bir kesiminin dünyadaki zayıf, çaresiz ve korunmasız insanlara nasıl davranılacağına ilişkin Kur’an-ı Kerim’in açık ve sarih emirlerinden habersiz oldukları ve son derece yanlış değerlendirmelerde bulundukları görülmektedir. Bu itibarla böyle bir makale yazarak dikkatleri bu yanlış anlayış ve bilgi eksikliğine çekmeyi amaçlamaktayız.  Zira böyle bir yaklaşımın düzeltilmesi ve Kur’an ışığında meseleye bakılması gerekmektedir. Bunun için de söz konusu ayetlerin bilinmesi uygun olacaktır. Nitekim Nisa suresini 74 ve 75. ayetleri gayet açıktır. Birlikte okuyalım. “Öyleyse, bu dünya hayatını ahiret ile takas etmek isteyenler Allah yolunda savaşsınlar! Allah yolunda savaşan herkese, ister öldürülmüş olsun ister zafer kazansın, zamanı geldiğinde büyük bir mükafat ihsan edeceğiz. Nasıl olur da Allah yolunda savaşmayı ve “Ey Rabbimiz! Bizi halkı zalim olan bu topraklardan kurtar[ıp özgürlüğe kavuştur] ve rahmetinle bizim için bir koruyucu ve destek olacak bir yardımcı gönder!” diye yalvaran çaresiz erkekler, kadınlar ve çocuklar için savaşmayı reddedersiniz? İmana ermiş olanlar Allah yolunda savaşırlar, hakikati inkara şartlanmış olanlar ise şeytanî güçler uğrunda. O halde Şeytan'ın dostlarına karşı savaşın; Şeytan'ın hile ve tuzakları kesinlikle zayıftır.” (Nisa, 4/74-75) Görüldüğü üzere şartlar oluştuğunda hem Allah yolunda, hem de zayıf ve çaresizlerin temel haklarını korumak maksadıyla savaşmak Müslümanlara yüklenen bir görevdir. Bu kadar açık ifadeler göstermektedir ki, temel insan haklarından mahrum bırakılan ırkı, inancı, mezhebi ne olursa olsun he... Devamı

Emaneti Ehline Vermek Konusuna Farklı Bir Bakış

2012-08-24 20:37:43

    Emaneti Ehline Vermek Konusuna Farklı Bir Bakış Günümüzde bazı Müslümanların Kur’an’ın şu ayetinden habersiz oldukları ve yanlış kıyaslar yaparak hataları sonuçlara ulaştıklarıgörülmektedir.   Nitekim bu kimseler “eşitlik” kılıfının arkasına gizlenerek, bilerek ya da art niyetle, bir savaş zamanında öncelikle farklıalanlarda uzmanlaşmış değişik meslek mensuplarının gidip en ön safta savaşmalarını ve şehit olmalarını istemekte, bilgiye, tecrübeye, ihtisaslaşmaya yeterince önem ve değer vermediklerini böylece ortaya koymaktadırlar. Oysa böyle yaparak hakkı ve adaleti savunduğunu zanneden bu cahiller kanaatimizce şu ayetten habersiz gibidirler.   Ayeti birlikte okuyalım.   “Bütün bunlarla birlikte, [savaş zamanı] müminlerin hepsinin toptan yola çıkması doğru olmaz; onların arasında her gruptan bazılarının seferden geri kalmaları, [bunun yerine] Din hakkında derin ve sağlam bir bilgi elde etmek yolunda çaba göstermeleri ve [böylece] seferden dönen kardeşlerini aydınlatmaya çalışmaları daha yerinde olacaktır; böylece belki, onlar [da] kötülüğe karşı kendilerini (daha iyi) korumuş olacaklardır.” (Tevbe, 9/122)   Görüldüğü üzere bu ayet çok açıktır. Savaş anında gereken mücadeleyi sahasında uzman profesyonel ordunun yapması tavsiye edilmekte ve toptan herkesin savaşa çıkması uygun görülmemektedir.   Geride kalan uzman kimselerin ise her alanda eğitim ve öğretime devam etmeleri, nitelikli insan yetiştirmeleri, dini ilimlerle uğraşanların da sağlam dini bilgi elde etme konusunda derinleşmelerinin uygun olacağı ifade edilmektedir.   Diğer taraftan bu ayette sadece dini ilimlerle uğraşanlara vurgu yapılmış olması diğer tüm me... Devamı

İslam'da recm var mı?

2012-08-10 19:00:46

  M. Ebu Zehra "Recim yok" diyor 1972 yılında Libya'da bir İslam alimleri toplantısı yapılıyor. Toplantının konusu, ülkenin kanunlarını yabancı unsurlardan temizleme ve İslâmîleştirme. Bu toplantıya katılanlar arasında Yusuf Kardavi, Muhammed Ebu Zehra, Ali el-Hafîf, Mustafa ez-Zerka, Subhî es-Salih, Huseyn Hâmid Hassab, Abdulaziz Âmir gibi tanınmış alimler var. Kardavî, bu toplantıda Ebu Zehra'nın çıkışını "Bir bombanın fitilini ateşledi" ifadesiyle veriyor ve –özetle- şöyle devam ediyor: "O toplantının yıldızı tartışmasız olarak Üstad Muhammed Ebu Zehra idi. En çok o konuşuyor, her konuşanın ardından tenkitlerini ve görüşlerini ifade ediyordu. Bir ara ayağa kalktı ve şunları söyledi: "Ben İslam Hukuku ile ilgili bir görüşümü yirmi yıl açıklayamadım, şimdi, Rabbime kavuşmadan önce, "Bana niçin açıklamadın, hak bildiğini söylemedin" diye sorulmaması için açıklayacağım. Bu görüş, evlilerin zinasının cezası olan recimle alakalıdır. Benim kanaat ve reyime göre bu ceza Yahudi şeriatında vardı, Peygamberimiz ilk zamanlarda bunu kaldırmadı, sonra Nur suresi geldi, orada zinanın cezası –evli bekar, kadın erkek herkes için yüz sopa olarak- kondu ve recim kaldırıldı. "Bu reyimi üç delile dayandırıyorum: 1. Allah Teala Nisa suresinde, hür olmayan insanların zinasının cezası, hür olanlara verilenin yarısı kadardır" buyuruyor. Recim bölünemez bir ceza olduğuna göre cezadan maksadın yüz sopa olduğu ortaya çıkıyor. 2. Buharî'nin naklettiği bir rivayette Abdullah b. Evfâ'ya, "Recim, Nur suresi gelmeden önce mi yoksa sonra mı uygulandı?" diye soruluyor, "Bilmiyorum" cevabını veriyor. Şu halde rec... Devamı

Şeref Yoksunları!!!

2012-07-29 15:31:14

  Şeref Yoksunları Kur’an-ı Kerim ve Sahih Sünnet’in insan onuruna ve şerefine verdiği değeri görmek ve anlamak isteyenlerin bu iki kaynağa doğru bakmaları yeterli olacaktır. Bu iki temel kaynak insanlara şeref yoksunu kimselerin bazı özellikleri hakkında bir takım bilgiler vermekte ve öyle kimselerden olmamak konusunda uyarılarda bulunmaktadır. Nitekim bizlerde bu tür kimselerin bazı özelliklerini ortaya koyarak masum insanları uyarabiliriz. Şöyle ki; ömrü boyunca evrensel ve şaşmaz ilkelerin yanında değil de, gücün ve silahın yanında yer alan kişiler inançları ne olursa olsun şeref yoksunudurlar. Masum insanlar katledilirken çıkarlarının ve menfaatlerinin peşinde koşanlar şeref yoksunudurlar. Yalan yere şahitlik edenler ve utanmadan iftira atanlar şeref yoksunudurlar. Zalime destek olan ve mazlumu yalnız bırakanlar şeref yoksunudurlar. Hakkı, adaleti ve doğruluğu savunmayıp geçici zevklerinin peşinde koşanlar şeref yoksunudurlar. Elinde belge, bilgi, delil ve somut kanıtlar olmadan başkaları hakkında kötü konuşanlar ve iftira atanlar şeref yoksunudurlar. Elinde kesin, sağlam ve güvenilir deliller olmaksızın zalime sahip çıkanlar, suçlulara destek olanlar ve onları bilerek ya da bilmeksizin ısrarla savunanlar şeref yoksunudurlar. Gerçeklerin üzerini örtenler ve yalanlara sarılanlar şeref yoksunudurlar. Fabrika gibi yalan üreten sonra da kendi uydurdukları yalanlara kendileri kananlar şeref yoksunudurlar. İnsanların ellerindekilerine göz dikenler, bunları haksız yere ele geçirmek için adaletten ayrılanlar, hazzı, gücü ve şehveti önceleyenler şeref yoksunudurlar. Söz verip de sözünde durmayanlar, emanete hıyanet edenler ve bilerek yanlışı savunanlar şeref yoksunudurlar. Anne ve babası aleyhine de olsa doğruyu sö... Devamı

Şeref Yoksunları!

2012-07-26 02:35:26

  Şeref Yoksunları Kur’an-ı Kerim ve Sahih Sünnet’in insan onuruna ve şerefine verdiği değeri görmek ve anlamak isteyenlerin bu iki kaynağa doğru bakmaları yeterli olacaktır. Bu iki temel kaynak insanlara şeref yoksunu kimselerin bazı özellikleri hakkında bir takım bilgiler vermekte ve öyle kimselerden olmamak konusunda uyarılarda bulunmaktadır. Nitekim bizlerde bu tür kimselerin bazı özelliklerini ortaya koyarak masum insanları uyarabiliriz. Şöyle ki; ömrü boyunca evrensel ve şaşmaz ilkelerin yanında değil de, gücün ve silahın yanında yer alan kişiler inançları ne olursa olsun şeref yoksunudurlar. Masum insanlar katledilirken çıkarlarının ve menfaatlerinin peşinde koşanlar şeref yoksunudurlar. Yalan yere şahitlik edenler ve utanmadan iftira atanlar şeref yoksunudurlar. Zalime destek olan ve mazlumu yalnız bırakanlar şeref yoksunudurlar. Hakkı, adaleti ve doğruluğu savunmayıp geçici zevklerinin peşinde koşanlar şeref yoksunudurlar. Elinde belge, bilgi, delil ve somut kanıtlar olmadan başkaları hakkında kötü konuşanlar ve iftira atanlar şeref yoksunudurlar. Elinde kesin, sağlam ve güvenilir deliller olmaksızın zalime sahip çıkanlar, suçlulara destek olanlar ve onları bilerek ya da bilmeksizin ısrarla savunanlar şeref yoksunudurlar. Gerçeklerin üzerini örtenler ve yalanlara sarılanlar şeref yoksunudurlar. Fabrika gibi yalan üreten sonra da kendi uydurdukları yalanlara kendileri kananlar şeref yoksunudurlar. İnsanların ellerindekilerine göz dikenler, bunları haksız yere ele geçirmek için adaletten ayrılanlar, hazzı, gücü ve şehveti önceleyenler şeref yoksunudurlar. Söz verip de sözünde durmayanlar, emanete hıyanet edenler ve bilerek yanlışı savunanlar şeref yoksunudurlar. Anne ve babası aleyhine de olsa doğruyu sö... Devamı

Kürtaj, özgürlük sorunu ve yaşam hakkı

2012-07-13 01:09:19

    Kürtaj, özgürlük sorunu ve yaşam hakkı Kürtajı bir özgürlük meselesi olarak gören ve öyle ifade edenler olduğu gibi, bir insanın yaşam hakkının elinden alınması olarak gören ve öyle değerlendirenler de vardır. Biz ikinci grupta yer almakta ve kürtajın “insanınyaşam hakkı” ile doğrudan ilgili olduğunu düşünmekteyiz. Bir birey kendi hayatı ile ilgili her türlü kararıkendi özgür iradesi ile alır ve almalıdır. Zira dünyadaki imtihanın da anlamıbudur zaten. Ancak cinsel ihtiyaçlarını karşılarken gerekli tedbirleri almayarak hamile kalan bir kadının ise karnında taşıdığı o canı, o cenini, o fetusu, o insanı aldırmaya, öldürmeye ve onu yok etmeye hakkı ve yetkisi yoktur. Zira karnında taşıdığı o can onun kendi malı değildir ve o can artık ona bir emanettir. Onu kendi malıymışgibi göremez ve gösteremez. O canlının dünyaya gelmesini sağlamak görevi; hem o kadına, hem o erkeğe, hem de o topluma düşmektedir. Zira savunmasız bir yavruyu meşru bir mazaret yokken anne karnında öldürmek cinayetten farksızdır. Dolayısıyla kürtaj yaptırmayı bir özgürlük sorunu olarak görmek mümkün değildir. Zira işin içine artık bir canlı dahil olmuşturve o canlının yaşam hakkının elinden alınması ise suçtur, cinayettir ve bu asla bir “özgürlük sorunu ve tercih hakkı” değildir. Burada doğum kontrolü yapmayan ve önceden gereken tedbirleri almayanlar suçludurlar. Suçlu olan masum o cenin değildir. Onu suçlu olarak görüp ortadan kaldırmak insanlık değil vahşettir. İşin kolayına kaçmaktır. O canlıyı kurtarmak ve yaşamasını sağlamak ise tüm insanlığın ortak ödevidir. Öte yandan, kürtajı sadece dindarların sorunu gibi gösteren yaklaşı... Devamı

Beterin Beteri Var!

2012-06-29 16:31:26

    Beterin Beteri Var! Şurası bir gerçek ki şükür azaldıkça şikayet artıyor, şikayet arttıkça da şükür azalıyor. Genel olarak tüm toplumlara bakıldığında bunun sayısız örneğine rastlamak mümkündür. İnsanlar Allah’tan uzaklaştıkça ve şeytani duyguların tesirine girdikçe ellerindeki nimetlere şükretmek, Allah’a dua etmek, daha iyi olanlarına kavuşmak için çalışıp çabalamak yerine kısa yoldan köşe dönmek derdinde olabiliyorlar. Ya da helal mi haram mı bakmadan ele geçirmek ve tüketmek hırsı ile hareket edebiliyorlar. Dolayısıyla böyle tipler hayata hep karamsar bakıyorlar. Bunlar bardağın dolu tarafını değil sürekli boş tarafını görüp konuşuyorlar. Anlamsız ve faydasız sözlerle hayatlarını tüketebiliyorlar. Yazın sıcak havadan, kışık soğuktan şikayet ediyorlar. Tabiat ve insanlar için bir rahmet olan yağmuru yağdıran Allah’a hamd etmek yerine, şiddetli bir yağmur yağınca isyan kokan cümleler kurabiliyorlar. Bu tiplerin dünyalarında sabır kavramı adeta yok olmuş ve tümden varlığını yitirmiş gibidir. Oysa insan olma şerefiyle yaratıldığı, kendisine cenneti kazanma fırsatı verildiği için daim şükür halinde olması gereken normal bir insanın şöyle dua etmesi daha uygun olmaz mıydı? “Rabbim bugünümüze şükürler olsun. Bize rahmetinle muamele et! Bize dayanma gücü ver! Bizi nefsimizle başbaşa bırakma! Rabbim Sana sürekli şükreden bir kul olmamı sağla! Rabbim içimde öyle güzel duygular uyandır ki hep sana hamd eden bir kul olayım!” Böyle dua edenlere Allah’ın rahmeti ile muamele edeceği, üzerine fazlını ve bereketini yağdıracağı, hiç ummadığı şekilde onu rızıklandıracağı, kalbine huzur ve itminan vereceği, sıkıntıları... Devamı

el-Kaide Terör Örgütü ve Arkasındakiler

2012-06-15 11:24:44

    el-Kaide Terör Örgütü ve Arkasındakiler Siyasal ve somut hedefi olmayan, somut bir coğrafi alana sahip bulunmayan bu terör örgütünü kimler kurdu ve amaçları neler olabilir? Bunun üzerinde hiç düşünmeden duydukları her taraflı habere hemen inanan kimselerin yanlış kararlar aldıkları görülmektedir. İslam ile terörü özdeşleştirme çabalarının bir ürünü olarak bu örgütü kuranlar ise sinsice çalışmalarını sürdürmektedirler. Bu örgütün İslam adına hareket ettiğini zanneden bazı saf Müslümanlar ise bilmelidirler ki, bu kanlı örgüt bırakın İslam’a hizmet etmeyi, İslam’a en büyük darbeyi vurmaktadır. Zira IRA ve ETA gibi örgütlerin somut hedefleri, coğrafi alanları, örgüt yapıları ve kadroları vardı. Oysa el-kaide denilen bu örgütte bunların hiç birisi yoktur. Bu örgüt için adeta tüm dünya bir eylem alanıdır ve bu durum bize göre oldukça manidar ve düşündürücüdür. El-kaide adlı bu örgüte yaptırılan eylemlerle dünyada siyasi bir sonuç alınmak istendiği ayan beyan ortadadır. Bunu göremeyenlerin dönüp kendilerine bakmaları ve eleştirel akılla meseleyi yeniden düşünmeleri uygun olacaktır. Bu taşeron örgütü kuranların ve kullananların bize göre tek amacı; tüm dünyada özellikle de Batı’da İslam aleyhtarlığını kışkırtmak ve İslam ile terörü özdeşleştirmektir. İslam düşmanlarının bilerek kurduğu ve bilinçli olarak yönettiği bu örgüte karşı dikkatli olmak gerekmektedir. Bu örgüt sayesinde dünyadaki insanlar nezdinde “İslam karşıtı bir cephe oluşturulmak istendiği” aç... Devamı

Kürtajı Savunanlar ve Empati Yoksunluğu

2012-06-08 11:54:09

      Kürtajı Savunanlar ve Empati Yoksunluğu   Daha öncede kürtaj konusunu değişik yazılarımızda değerlendirmiş ve görüşlerimizi kamuoyu ile paylaşmıştık. Ancak bugünlerde kürtaj konusu tekrar gündeme geldiği ve sıkça tartışıldığı için görüşlerimizi yeniden paylaşmamız gerekli olmuştur. Öncelikle şunu ifade edelim ki, kürtaj kesinlikle bir doğum kontrol yöntemi değildir ve asla da olamaz. Kürtajı doğum kontrol yöntemi olarak gören ve kürtaj yaptıranlar alanen cinayet işlemektedirler. Zira 9 ay 10 gün sonra bir “insan” olarak dünyaya gözlerini açacağı neredeyse kesin olan bir canlının (insanın) yaşamına son vermeye kimsenin hakkı ve yetkisi yoktur. Çünkü embriyonun ve ceninin yaşam haklarını hiçe sayarak kürtaja başvurmak, insanın hayat hakkının apaçık ihlalidir. İşte bu nedenle de kürtaj bir cinayettir. Bu itibarla, tekrar ifade edelim ki, yaşam hakkı en temel ve kutsal bir hak olup haksız yere hiçbir şekilde bir başkası tarafından sonlandırılamaz. Zira ayet-i kerime açıktır. “...Kim, bir insanı, bir can karşılığı veya yeryüzünde bir bozgunculuk çıkarmak karşılığı olmaksızın öldürürse, o sanki bütün insanları öldürmüştür. Her kim de birini (hayatını kurtararak) yaşatırsa, sanki bütün insanları yaşatmıştır....” (Maide, 5/32)  Doğduktan sonra bir çocuğu öldürmek nasıl cinayet ise, doğmadan önce de  bir ceninin yaşamına daha anne karnında iken son vermek aynı şekilde cinayettir.  Çünkü ayette de belirtildiği üzere anne karnındaki o cenin kimseyi öldürmemiş ve yeryüzünde bozgunculuk çıkarma suçunu da işlememiştir. Onun hiçbir su&ccedi... Devamı

Kürtajı Savunanlar Bu Yazıyı Mutlaka Okumalı!

2012-06-03 21:40:49

        Kürtajı Savunanlar Bu Yazıyı Mutlaka Okumalı!   Kürtajla ilgili düşüncelerimizi bir sonraki yazımızın konusu yapacağımızı ifade ettikten sonra anne karnında hunharca katledilen minik bir yavrunun annesine yazdığı şu mektubun dikkatle okunmasını ve herkesin kendisini bu bebeğin yerine koyarak bir kez daha bu konuyu düşünmesini ısrarla tavsiye ediyorum.       Anne karnındaki bir bebeğin annesine yazdığı o mektup 5 Ekim:   Bugün var edildim. Buradayım. Varım. Müthiş bir duygu bu. Var olduğumu henüz annem ve babam bilmiyorlar. Bir elma çekirdeğinden bile küçüğüm. Ama ne de olsa, ben benim. Varım ya! Bu bana yetiyor. Henüz bedenim belli belirsiz, yüzüm yok ama, varlığımı ve benliğimi hissedebiliyorum. Bir kız olacağım ve baharda çiçekleri seveceğim.   19 Ekim:   Biraz büyüdüm. Kımıldamam mümkün değil. Annem henüz benim farkında değil, ama onun kanıyla besleniyorum. Annemin kalbinde dolaşıp gelen o sımsıcak kan bana da ulaşıyor. Beni sevecek bir kalbin kıpırtılarını şimdiden hissediyorum. Annem beni çok sevecek. Annem için güzel bir sürpriz olacağım ben.     23 Ekim:   Hiç göremediğim bir el ağzımı biçimlendirmeye başladı. Dudaklarımda onun dokunuşunu hissediyorum. Bu "el"in dokunduğu yerler dudağım damağım oluyor. Düşünün bir yıl sonra bu elin dokunduğu yerde tebessümler açacak, güleceğim. Dudağımdan ve dilimden sözler dökülecek. Herhalde önce "Anne!" diyeceğim. Anneee duyuyor musun beni? Seninle konuşacağım. Sana güleceğim. Kimilerine göre ben daha var değilmişim... Nasıl olur? Varım ve gülücükler sunacak dudaklarım da olmak üzere... Ben varım... Devamı

Kibrit Çöpü Deyip Geçmeyin!

2012-06-01 13:31:32

      Kibrit Çöpü Deyip Geçmeyin! Bütün insanlar bu dünyaya deruni bir anlam ve amaç için gönderilmişlerdir. Hayatın anlamını bilen, Yaratıcısını tanıyan ve O’nun rızasını kazanmak için çabalayan kişiler bu sınavı başarı ile tamamlayıp ebedi hayatı kazanabileceklerdir. Ama tersini yapan ve hayatlarını boş şeylerle tüketenler ise bu imtihanı kaybedeceklerdir. Konuyu biraz daha açmaya çalışalım. İnsanoğlunu bir kibrit çöpüne, kibrit kutularını da insanların içinde yaşadıkları topluma benzetmemiz mümkündür. Mesela bazı kibrit çöpleri vardır. Belirli bir amaç için yanarlar. Kimi bir sigarayı yakar, kimi bir ocağı tutuşturur, kimisi ise bir sobanın yanmasını sağlar. Kimi kibrit çöpleri ise boş yere yanarlar, tükenip giderler ama hiçbir işe de yaramazlar. Kimi kibrit çöpleri ise bir evi veya ormanı yakıp kül edebilir. Öte yandan kibrit kutusunun içine bakıldığında çöplerin hepsinin aynı olduğu zannedilebilir. Oysa durum çok farklıdır. Zira aynı gibi görünen bu çöplerin aslında çok farklı oldukları işlevlerinden rahatlıkla anlaşılabilecektir. Nitekim bazı kibrit çöpleri yanmayacak kadar incedir. Yakarken kırılacak zannedersiniz. Ama en iyi de o kibrit çöpleri yanarlar. Bazı kibrit çöpleri ise epeyce kalındır. Siz zannedersiniz ki en güzel onlar yanacak ve bir işe yarayacak. Ama bu kalın kibrit çöpü “foss” diye bir ses çıkartır ve kendini bile yakamadan geçip gider. Kimi kibrit çöpleri ise eğri büğrüdürler, lakin onlardan hiç beklenilmeyecek şekilde fonksiyonlarını yerine getirirler ve önyargılı kişileri epey şaşırtırlar. İşte... Devamı

Liberallerin dolduruşuna gelen kaybeder

2012-05-24 18:40:18

  Liberallerin dolduruşuna gelen kaybeder   Ülkemizde ve dünyada liberalizmi savunanların çoğunluğunun meselelere tek yönlü baktıkları ve acele ile hareket ettikleri genel bir kanıdır.    Masa başında ahkâm kesmek ve her şeyi seviyesiz bir biçimde eleştirmek onların mâhir oldukları konulardandır.   Oysa daha derin bir demokrasi, daha geniş özgürlükler ve hukukun üstün olduğu bir nizamın inşası için her zaman teenni ile hareket etmeye ve sağduyuyu elden bırakmamaya ihtiyaç vardır.   Ekonominin sağlıklı işlemesi ve Türkiye’nin dünya ile entegre olabilmesi için ciddi, planlı ve sağlıklı bir yapılanmaya gerek vardır ki bu da zamanla gerçekleşebilecektir.   Acele etmek, ya hep ya da hiç demek, istedikleri olmayınca ya da gecikince tüm yapılanları inkâr etmek nankörce bir davranış olarak değerlendirilebilir.   Olan güzel gelişmeleri görmezlikten gelmek, sürekli eleştirmek, hiçbir şeyi beğenmemek ve hakkı teslim etmemek ise insânî bir yaklaşım olarak görülemez.   Doğrulara doğru, yanlışlara yanlış diyemeyen bir aydın nasıl omurgasız ise yapılan güzellikleri ve başarıları küçümseyen kimse de aynı şekilde omurgasız ve ilkesiz olsa gerektir.   Dolayısıyla sürekli ekranları ve gazete köşelerini işgal eden, her konuda fikir yürüten ve kendini bir şey zanneden “bazı” liberal aydınların artık ilkeli hareket etmelerinin zamanı gelmiştir.   Var olan yetkilerini keyfi olarak kullanmak, toplumu yanlış yönlendirmek ve demokratikleşmenin gecikmesine neden olmak bir vebaldir.   Kanaatimizce birilerine şirin ve objektif görünmek adına, terör örgütleri... Devamı

İslam’da Mezhep Var mıdır?

2012-05-14 19:07:13

  Mezhep sözlükte, “gidilecek yer, gidilecek yol, görüş, doktrin ve akım” gibi manalara gelmektedir. Bir terim olarak ise mezhep, kendi içinde tutarlı bir düşünce sistemine sahip olduğu kabul edilen itikâdî ve fıkhî doktrini ifade etmektedir. Mezhebin çoğulu “mezâhib”dir. Mezhep kurucusu kabul edilen imam veya müctehid, hiçbir şekilde yeni bir din koyucusu değildir. Yüce Allah tarafından konulan ve Hz. Muhammed vasıtasıyla tebliğ edilen İslam dininin gerek inanç, gerekse fıkıh (ibadet ve hukuk) alanına giren meselelerini delilleriyle birlikte ele alıp, bunlara ilişkin yorum ve çözümler getirme ihtiyacı karşısında, delillerinden hüküm çıkarma yeterliliğine sahip İslam bilginleri birbirlerinden farklı görüşler ve çözüm önerileri ortaya koymuşlardır. İşte bu şekilde, belli görüşler etrafında oluşan ve yeni katılımlarla da giderek zenginleşen fikrî kümeleşmeye “mezhep” denilmektedir. Genellikle fıkıh mezhepleri olan Hanefî, Malikî, Hanbelî ve Şafiî mezhepleri, kurucularının isimleri ile anılmaktadır. Akaid mezhepleri ise, Şia, Mu’tezile, Havaric gibi belli topluluklara nispet edildiği gibi, Maturidî ve Eş’ârî şeklinde kurucularının isimlerine de izafe edilmektedir. İslam’ın “anlaşılması”, “değişmezliği” ve “uygulamaya yansıyan farklı tezahürleriyle”, iç içe üç halkadan söz edilmesi mümkündür. Bu ayrım, aynı zamanda İslam’ın doğrudan ve dolaylı olarak ilgi alanını ve kapsamını da tanıtmaktadır. 1.En içte, Kur’an ve Sahih Sünnet metninden doğrudan ve açık bir şekilde anlaşılan öz, yani İslam’ın ana ve değişmez unsurları yer almaktadır. ... Devamı

Ne Kadar Kardeşiz Acaba?

2012-04-25 14:54:40

    Ne Kadar Kardeşiz Acaba?   Bilindiği üzere Kutlu Doğum Haftası'nın bu yıl ki ana teması, “Hz. Peygamber (s.a.v.), Kardeşlik Hukuku ve Kardeşlik Ahlakı” idi. Kanaatimizce çok isabetle seçilmiş bu konu üzerinde önemle durulması icap etmektedir. Zira günümüzde Müslümanların bu konuda da ciddi problemleri vardır ve bunların acilen çözüme kavuşturulması gerekmektedir. Bu problemlere bir takım örnekler verecek olursak, mesela din kardeşleri olduklarını söyleyen kimseler zaman zaman hased ve bencillik gibi kötü duygularının esiri olarak rahatlıkla başka kardeşlerine iftira atabilmektedirler. Bir koltuğu veya makamı kapabilmek için rahatlıkla yalan söyleyip kul hakkını ihlal edebilmektedirler. Kıskançlık duygusuyla yanlış kararlar alıp din kardeşlerine eziyet edebilmekte ya da kardeşlerini ezenlere sessiz kalıp destek çıkarak nefislerini rahatlatmaktadırlar. Ellerinde bulunan yetkiyi keyfi olarak kullanmakta ve umut vaad edecek gençlerin önünü kesmeyi ve onlara acılar yaşatmayı marifet zannetmektedirler. Yine bu tipler doğruyu söylemesi gereken yerde bilerek susabilmekte ya da zalimin yanında yer almayı kısa vadeli çıkarlarına daha uygun görmektedirler. Bunlar ilkelerin değil gücün yanında yer almayı erdem zannetmektedirler. Adaletin tecellisi için çalışmak yerine zulüm ve haksızlığın devamına bilerek katkı sağlamaktadırlar. Birlik ve beraberlik için çalışmak yerine ayrımcılığı körüklemekte ve insanları kamplara bölerek çıkar sağlamayı amaçlamaktadırlar. Çıkartılan yapay ayrımları iman kardeşliği potasında eritmek yerine, bu tür gerilimlerden medet ummaktadırlar. İman kardeşliğe mani olacak duygu ve yönelişlerden kaçınmak yerine ... Devamı

Engellilere Sahip Çıkmak İslam’ın Emridir.

2012-03-10 15:32:56

        Engellilere Sahip Çıkmak İslam’ın Emridir.   Bazı insanlar toplumda bir arada yaşadıkları engelli ve hastalara destek olmayı bir lütuf olarak görmekte ve zaman zaman yaptıkları bazı iyilikleri başa kakabilmektedirler ki bu asla doğru değildir. Zira onlara sahip çıkmak tüm insanlık için bir görevdir.   Engelliye ve hasta olana yardım etmek ve hayata tutunmasını sağlamak, kişinin gönüllü olarak ister yapacağı isterse yapmayacağı bir konu değil, tam tersine yerine getirmesi gereken çok mühim bir vazifedir. Yapmadığı zaman sorumlu olacağı bir alandır. Zira sosyal sorumluluğunun bir gereği olarak kazandığı şeylerden bir kısmını engelli ve hasta olanların temel ihtiyaçlarını karşılamaları için harcamayan kimse mesuliyetini yerine getirmemiş demektir.   Zaten Hz. Peygamber “komşusu açken kendisi tok yatan bizden değildir “derken tam da bu hususa işaret etmiştir. Dolayısıyla her bir bireyin imkanları ölçüsünde içinde yaşadığı topluma karşı sorumlulukları vardır. Kimsenin bunlardan kaçıp kurtulması da mümkün değildir. Nitekim ecdadımız sosyal sorumluluğun bir gereği olarak camiler, hanlar, hamamlar, kütüphaneler, aşevleri, aciz ve düşkünlerin kalacakları mekanlar yaptırmışlardır.   Bu itibarla, engelli ve hasta olanlar sağlıklı insanlara göre dezavantajlı konumda olduklarından onların ellerinden tutmak ve onları topluma kazandırmak sağlıklı insanların sorumlulukları cümlesindendir. Karşılığını sadece Allah’tan bekleyerek bu insanlara sahip çıkan İslam’ın özünü doğru kavramış ve Hz. Peygamberi de doğru örnek almış olacaktır.   Kur’an’a baktığımızda görürüz ki, hem sağlıklı olanlara hem de engelli olanlara bir tavsiye ve... Devamı

Çıkmaz Sokak, Ümitsizlik ve İslam

2010-03-16 00:52:00

  Çıkmaz Sokak, Ümitsizlik ve İslam     Günümüzde insanların en çok karşılaştığı ya da bilinçli olarak içine düştüğü ya da düşürüldüğü derin buhranlardan biri de; çıkmaz sokağa girdiğini düşüncesidir. Bir başka ifadeyle Allah’tan ümit kesme halidir.    Gerçekten de çağımızda bir insanın çıkmaz sokağa girdiğini düşünerek Allah’la ve hayatla olan bağlarını koparması, yani Allah’tan ümidini kesmesi sık karşılaşılan durumlardandır. Bu kimselerin ciddi bir tedavi sürecinden geçmemeleri halinde ilerleyen yıllarda bir takım rahatsızlıklara yakalanmaları ise imkân dâhilindedir. Bu durum; bir insanın içine düşebileceği en büyük yanlış ve kendisine yapabileceği en büyük kötülük olsa gerektir.    Şunu açıkça ifade etmek gerekir ki, Allah’a bütün benliğiyle ve gönülden inanan ve bu dünyaya imtihan maksadıyla geldiğini bilen bir insan asla Allah’tan ümidini kesmez. Kesiyorsa eğer, o kimsedeki imanın seviyesi ya iyice zayıflamış, ya da kopma noktasına gelmiş demektir. Dolayısıyla Yüce Yaratıcıya inandığını söyleyen bir kimsenin yapması gereken şey Rabbi ile olan sözleşmesini yenilemesi ve yeniden imanını sağlamlaştırma çabası içerisine girmesidir. Bunun yolu da Kuran’ın ilkelerine dönmekle işe başlamaktır. Nitekim Kuran’a bütüncül bir gözle baktığımızda çıkmaz sokak düşüncesinin çok yanlış olduğunu ve şeytanın ayartmalarından başkası olmayacağını görmemiz mümkündür.      Şimdi bazı örneklerle bu konuyu açıklamaya çalışalım.  Kuran’da pek çok ayette b&uu... Devamı