Neden Vaaz Etmeyi Terk Etmek Zorunda Kaldım?

2017-04-14 10:28:00

 

Neden Vaaz Etmeyi Terk Etmek Zorunda Kaldım?

Diyanet İşleri Başkanlığı’nda imam hatip olarak göreve başladığım 1987 yılından itibaren görev yaptığım her yerde halkımızı dini konularda aydınlatmak amacıyla sayısız vaazlar verdim.

İlçe müftüsü ve il vaizi olarak görev yaptığım yıllarda, yurtdışında imam veya kafile başkanı olarak görev aldığım zamanlarda hep müslümanlara kürsilerinden hitap ettim. 18.04.2012 tarihinde İlahiyat Fakültesi’nde yardımcı doçent olarak göreve başlayınca da vaazlarıma hiç ama hiç ara vermedim. Kars merkezdeki camilerde ve gittiğim ilçelerde Cuma günleri vaaz ettim. Aynı şekilde tatil amacıyla gittiğim eski görev yerim Isparta’daki camilerde vaaz etmeyi hep sürdürdüm, tüm vaaz taleplerine olumlu cevap verdim, hiçbir müftü ve imam arkadaşımın vaaz etmem yönündeki isteğini geri çevirmedim.

Kısacası 1987 yılından 29.07.2016 tarihine kadar gerek görev icabı gerekse de gönüllü olarak binlerce vaaz ettim. En son vaazımı ise hâlen görev yaptığım Kafkas Üniversitesi İlahiyat Fakültesi tatbikat camii olan Dâvud el-Karsî Camii’nde 29 Temmuz 2016 Cuma günü yaptım. Her zaman olduğu gibi beni dinleyenleri doğru bilgilendirmek amacıyla tüm performansımı sergiledim. Vaazlarımın ilgiyle dinlenildiğini ve etkili bir hatip olduğumu yüzlerce kimseden duydum ama şimarmadım. Bunu yüzüme söyleyenler olduğu gibi arkamdan da takdir edenlerin varlığını biliyorum...

Pekiyi ne oldu da artık vaaz etmekten vazgeçtim?

İstemeyerek böyle bir kararı almak zorunda bırakıldım?

Müslümanlara ve özellikle camiye gelen gençlere bu kadar faydalı olurken neden cami kürsilerinde vaaz etmekten uzaklaştım?

Acaba burada suçlu kimdi?

Anlayışı kıt bazı müslümanların densizliği mi?

Kıskanç kimselerin vaazlarımla ilgili gerçek niyetlerini belli eden “şaka yollu” sataşmaları mı?

Bütün gerçekleri herkesin anlayacağı dille anlatmamı hazmedeyenlerin varlığı mı?

Bu kadar açık sözlülüğümden ürkerek başıma bir bela gelmesini istemeyen “güzel dostlarımın” samimi uyarıları mı?

Başarısız darbe girişimi sonrası rakiplerini ortadan kaldırmak isteyen kifayetsiz muhterislerin iftiralarına kurban gitme ve haklı olduğunu ispat edinceye kadar bir kez daha süründürülme endişesi mi?

Etrafta açık arayan bir sürü münafığın varlığı mı?

Pek çok risk alarak söylemeye çalıştığımız hakikatların bazı muhataplarımızın bir kulağından girip öbür kulağından çıkması mı?

“Bu zamana kadar kimse bilemedi de sen mi bildin” pervasızlığından ve terbiyesizliğinden artık bıkıp usanmamız mı?

Uzmanlığa ve bilgiye gösterilen saygısızlık mı?

Kendini ve haddini bilmez ham yobaz ve kaba softaların açık ve örtülü tehditleri mi?

Bazı meslektaşlarımızın hasetlerinden doğan şerlerden kaçma ve tedbir alma zarureti mi?

Darbe öncesinde yaptığımız yüzlerce vaazı dinlemesine ve köşe yazılarımızı takip etmesine rağmen bir dostumuzun; “Ne o! Vaazlarında Fetö terör örgütüne bu kadar çok yükleniyorsun! Yoksa sen de kripto fetöcü müsün? Merak etme biz seni biliyoruz, sen onlardan değilsin, ama dikkat et keser döner sap döner, bir gün hesap döner” şeklindeki esrarengiz sözleri mi? Bu lakırtıdan duyduğumuz büyük hüzünle tüm vaaz etme aşkımızın, şevkimizin ve arzumuzun bir anda yok olup gitmesi mi?

En son vaazımızı ettiğimiz o gün bir başka dostumuzun “Hocam dikkat et! Bak adamı buralarda barındırmazlar, adamı yaşatmazlar!” şeklindeki “çok samimi” ikazları mı?

Kendileri vaaz etmekten kaçıp mezkûr camide Cuma günleri vaaz etme vazifesi sürekli bana kaldığında; “Hep mi o vaaz edecek canım!” diyerek önceden hazırlanan vaaz listesindeki adımızın üstünü çizen “çok değerli dostlara (!!!)” sahip oluşumuz mu?

Bir keresinde camiye vaaz etmek için gidip sarık ve cübbeyi giyerek kürsiye çıktığımızda imamın yanımıza gelerek; “Hocam bugün vaaz yok, mevlid okuyacağız” diyerek beni kürsiden indirmesi mi? “O zaman neden telefon açıp haber vermediniz?” deyince; “Biz sizi biliyor sandık” şeklindeki  garip savunmasına duyduğumuz tepki mi?

“Hocam vaazınızda aman cinlerden bahsetmeyin kadınlar ve çocuklar çok korkuyor, bu konuyu anlatmasınız iyi olur”diyen imam hatip arkadaşımızın “akılalmaz uyarısı” mı? (Oysa kendisi benim cinlerle ilgili çok farklı düşündüğümü, cinlerin başka bir boyutta imtihan edildiğini, dünyaya gelmeleri ve insanlarla ilişki kurmalarının imkansız olduğunu söylediğimi, defalarca ona bu konuyu anlattığımı çok iyi bildiği halde böyle söylemesi çok ilginç ve düşündürücüydü.)

Farklı görüşlerden haberdar olmak istemeyerek yanlış görüşlerin devamında ısrarcı olan, gerçekleri duymak istemeyen, sorumluluktan almaktan kaçan, alıştığı palavraları dinlemekten hoşnut olan, haklı olana destek olmakta çoooooook ama çok geç kalan büyük çoğunluktaki duyarsız cami cemaatinin varlığı mı?

Yapılan vaazı “arka fonda çalan bir müzik parçası” gibi gören, cep telefonlarıyla meşgul olmayı tercih eden ya da caminin avlusunda bekleşerek ezan okunurken camiye doluşan kuru kalabalıklar için kendini harcatmaya, yıpratmaya, üzmeye ve risk almaya değmez kaygısı mı?

Filmlerde “Bana vaaz etme!” repliğinden çok fazla etkilenen ve Hz. Peygamber’in vaaz etme ve dinleme sünnet’ine ilgisiz kalan kalabalıklar için kendini tehlikeye atmaya ve fincancı katırlarını ürkütmeye değmez düşüncesi mi?

Dinlediği vaazı yanlış anlayarak Müftülüğe şikayet eden sefihlerin Müftülükleri boş yere rahatsız etmelerini engelleme çabası mı?

Bir ahmak, eğer vaazımızı yanlış anlar da bize iftira atacak olursa “cemaatten bizi savunacak ve doğruyu söyleyecek muhterem dostlarımız mutlaka çıkar” düşüncesinin aslında hoş ve boş bir kuruntudan ibaret olduğunu anlamamız mı?

Başkalarının neden olduğu bazı olumsuzlukları bahane ederek şahsımızı merkezi camilerden uzaklaştırarak kenar mahalle camilerine gönderen “güzel dostlarımızın” varlığı mı?

Yeni vaizler ve müdürler merkezi camilerde vaaz ederken benim gibi “eski bir müftü ve halen üniversitede yrd doç dr olarak görev yapan birine” bu şekilde muamele edilmesi karşısında “ilmin onurunu koruma kaygısıyla hareket edip artık vaaz yapacaklar listesine adımızı yazdırmaktan imtina etmemiz” mi?

Müftülüğün üç aylık vaaz irşad programlarına hiçbir maddi karşılık beklemeden katılan, kendi arabasıyla vaaz edeceği camiye kadar giden, yemek bile yemeyen bir akademisyeni böylece vaaz etmekten kaçırtma girişimine duyduğumuz üzüntü ve tepki mi?

Görüldüğü üzere saydığımız ve sayamadığımız pekçok gerekçelerle bundan böyle camilerde vaaz etmeyi erteliyorum. Artık milletimize camilerde vaaz yoluyla değil de kitap, makale, köşe yazısı, konferans ve tv programları vasıtasıyla ulaşmayı düşünüyorum. Zaten haftalık köşe yazılarımızı on yıldır yazmaya ve yayınlamaya devam ediyorum. Şu ana kadar yazdığım köşe yazılarımın sayısı neredeyse 490’a ulaştı. Bu yazılarımı kendi sitemle beraber dört farklı sitede yayınlatmaya ve okuyucularımla buluşmaya devam ediyorum. Nitekim söz uçuyor ama yazı kalıcı oluyor. Yazılarımızda ne söylediğimiz kayıtlı/ belli olduğu için haklılığımızı ispat etmemiz daha kolay oluyor. Ayrıca konferans, panel ve sempozyumlarda konuşmalar kayıt altına alındığı için ne söylediğimizi ispatlamamız mümkün oluyor. “Böyle demişsin” diyenlere rahat bir şekilde “Git oku ve iyi anla! Veya git bir daha dinle! Yanlış anlamışsın koçum!” diyebiliyorum.

Ancak camide yapılan vaazın kaydı tutulmadığı için kötü niyetli kişilerin iftiraları karşısında “Ben öyle bir şey söylemedim, o adam yanlış anlamış!” deseniz bile insanların çoğu size kuşkuyla bakıyor ve o ahmağın iddiasının “doğru olabileceğine” inanıyor. İşte böyle bir durum, sizin vaaz etme aşkınızı tamamen öldürüyor. Sonra da vaaz etmekten vazgeçtiğiniz için sizi suçlayan aptallar çıkabiliyor.

Ben de böyle densizlere buradan şöyle sesleniyorum: “Bre ahmak! O zaman neden o sefihe inandın da ‘ateş olmayan yerden duman çıkmaz’ dedin. ‘O da zaten çok konuştuydu” dedin. Bize arka çıkmak yerine bizi hemen sattın!Bre alçak adam! O zaman vaaz etmekten uzaklaştığım için senin beni suçlamaya hakkın var mı? Beyinsiz herif! Dön ve kendine bak! İsteme istemeye vaaz etmekten vazgeçtiysem bil ki bunda senin gibi aptalların da bir payı vardır ve senin gibi ahmaklar yüzündendir!”

Görüldüğü üzere sırf Allah rızası için camide kürsiye çıkıp vaaz ettiğinizde her türlü tehlikeye ve saldırıya açık açık hale geliyorsunuz ve savunmasız kalıyorsunuz. Bu nedenle daha önceki tecrübelerim bu şartlar altında bana vaaz etmemenin daha doğru ve sağlıklı bir karar olduğunu ve olacağını söylüyor.

Zira daha önceki tecrübelerimden öğrendiğim iki söz var ve ben bu iki sözü hiç ama hiç unutmuyorum. Özellikle son iki yıldır her gün bu iki söz üzerinde düşünüyorum. Nitekim 1999 yılında doktorayı kazandığımızda bazı hasetçilerin/ ikiyüzlülerin saldırılarına maruz kalmış, epey üzülmüş ve yıpratılmıştım. O zamanlar bu iki veciz sözü ezberlemiş ve kendime hayat prensibi edinmiştim. Bu sözler şunlardı:

Haklı olmak yetmez hakkı koruyacak tedbir ve temkin şarttır.

Tedbirli olmak, ahmakça teslimiyetten her zaman iyidir.

Dolayısıyla bu yazıyı kaleme almaktaki amacımız; neden vaaz etmediğimizi merak edip sürekli bizi sorularla rahatsız edenlere bir cevap vermek, tarihe not düşmek, bu çağda yaşayan müslümanların halini ortaya koymak ve böylece gelecek nesillere bir mesaj vermektir. Çünkü artık herkese neden vaaz etmekten vazgeçmek zorunda bırakıldığımızı anlatarak zaman öldürmekten bıkıp usandım. Artık onları bu yazıyı okumaya davet edeceğim. Okurlarsa nedenlerini görecekler, okumazlarsa da fazla umurumda olmadıklarını bilmelerini isterim. Zira onlar benim yazdıklarıma değer vermeyerek beni adam yerine koymamışlarsa ben de onları hiç ama hiç adam yerine koymam ve gerekirse defterden de silerim. Zira vefasızlara ve nankörlere ayıracak bir saniyem bile yoktur.

Özetle, herkes şunu bilsin ki, ben en son vaazımı Kars’ta 29.07.2016 Cuma günü Dâvud el-Karsî Camii’nde yaptım. O gün bugündür aldığım bu kararın arkasında durdum, duruyorum ve durmaya da devam edeceğim. Bu bir ilkesel karar olduğu için tüm ülkede hiçbir camide artık vaaz etmedim; etmiyorum; yapılan vaaz etme tekliflerini de nezaketle geri çeviriyorum. Aldığım bu karar sadece beni bağladığı için tüm dostlarımın bunu böyle bilmesini istiyorum. Onların küsüp alınmalarını da doğru bulmuyorum. Zira sadece onların camilerinde değil hiçbir camide vaaz etmiyorum. Dolayısıyla bu kararımı onların da anlayışla karşılayacaklarına inanıyorum.

Çünkü vaaz etmeme kararı keyfi bir karar değil, alınması benim açımdan üzüntü verici ama zorunlu bir karardır. 1999-2000 yıllarında münafıklardan yediğim darbenin bir kez daha tekrarlanmaması için alınmış bir tebdirdir. Zira bir müminin aynı delikten iki kez ısırılmayacağı Hz. Peygamber’in ikazıdır. Kanaatimizce bu kadar emare belirmişken hala vaaz etmeye devam etmek, ikinci kez aynı delikten ısırılmayı kabullenmek anlamına gelecektir.

Bu nedenle “Bu adam neden vaaz etmiyor?” diye bizi suçlamaya kalkışacakların “Biz ne yaptık da bu hocayı vaaz etmekten uzaklaştırdık/ kaçırttık!” demeleri gerekmektedir. Bu kararımızın gerekçeleri üzerinde düşünmeyerek hâlâ bizi suçlamaya kalkışacak kimselere ise asla hakkımızı helal etmediğimizi ve etmeyeceğimizi söylemek isterim.

Sonuç olarak, bundan böyle kitaplarımızla, köşe yazılarımızla, ilmi makalelerimizle, tebliğlerimizle ve konferanslarımızla okuyucularla buluşmaya ve görüşlerimizi paylaşmaya devam edeceğiz. Vaaz etme işini daha iyi yapacak genç nesillere bırakacağız. Bu nedenle camilerde vaaz etmekten imtina ettiğimizi/ ertelediğimizi herkesin bilmesini ve bu konuda artık bizi rahatsız etmemesini temenni ediyorum. Bundan böyle neden vaaz etmediğimizi sormak yerine “Yeni kitabınızı/ ilmî makalenizi okuduk, diğeri ne zaman çıkıyor/ çıkacak?” diye sormalarını bekliyorum. Bu bakımdan bizim fikirlerimizi/ düşüncelerimizi merak edenlerin yazdıklarımıza müracaat etmelerini ve bizden artık vaaz etme talebinde bulunmamalarını istirham ediyorum. (14.04.2017)

Yrd. Doç. Dr. Ahmet Emin SEYHAN                     

Kafkas Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi

 

93
0
0
Yorum Yaz