Dr. Ahmet Emin Seyhan

Mut'a Nikahı Var mıdır? (Enes ALİMOĞLU)

29/11/2008 -Kategori: Alıntı Makaleler

Mut'a Nikahı

 

Şiadan Caferiye mezhebi Nisa suresi 24. ayetinin muta'yı helal kıldığını kabul ediyor. Muta nikahı, aslında adına nikah denmeyen bir ilişki biçimidir. Mut'a bir kadınla bir erkeğin şahitsiz, velisiz, tamamen denetimsiz olarak anlaşıp erkeğin ödeyeceği bedele karşılık belli bir süre beraber olmaları anlamına geliyor. Bu süre çok kısa da olabilir, birkaç hafta da olabilir. Buna nikah denmemesinin sebebi bauda bir karı-kocalık hukuku doğmamasındandır. Miras yok, nafaka yok, veli ve şahit şartı yok talak yok, çocuk olursa erkek çocuğu reddedebiliyor.

 

Bu aslında nikah değil zinadır ama halk arasında nikah olarak adlandırılıyor. İşin garibi bu konuda hadis kitaplarında bir takım rivayetlerin olması. Mesela Sahih-i Müslim'i şerh eden İmam Nevevi; "Peygamberimiz bu nikahı iki kere müsaade eti iki kere yasakladı" diyor. Kaynaklarda, Ebubekir ve Ömer (radıyallahu anhuma)  zamanında böyle bir nikahın olduğu onu Ömer'in (r.a) yasakladığı da ifade ediliyor. Yani Hadis kitaplarına baktığınızda bu işin içinden çıkmanız mümkün değil. Bizim eski ulema bu tür olaylara Kur'an-ı Kerim açısından bakmaz, Hadisler açısından bakar. Hadisler açısından bakınca da bu işin içinden çıkmak hemen hemen imkansız. Şunu hep göz ardı ediyoruz:İslam alemi üzerinden Abbasi iktidarı geçmiştir. Bize hep Emeviler kötülenir çünkü Emeviler batılıların istemediği insanlardır. Ama Abbasi iktidarı bir İran projesidir. Onları İranlılar iktidara getirmişlerdir. Tefsir, Hadis, Fıkıh, Kelam ve bütün diğer İslami ilimler o devirde oluşmaya başlamıştır. Dolayısıyla burada çok ciddi bir sis perdesi var. İnşaAllah cenab-ı Hak bu sis perdesini ortadan kaldırmayı nasip eder.

 

Böyle bir nikahın Arap toplumunda olması mümkün değildir. Müslümanların her hangi bir dönemde böyle bir nikahı yapmış olma ihtimalleri yok. Dolayısıyla "peygamberimizin bu işe önce müsaade ettiği sonra yasakladığı" iddiasını kabul etmek mümkün değildir. Buhari'de Aişe validemizden yapılan bir rivayette Aişe annemiz, cahiliye Arap dönemindeki nikah ve kadın erkek ilişki çeşitlerinden bahsediyor ama bunların içinde mut'a nikahı yok. Yani bu nikah eski Arap adeti de değil.

 

Mekke döneminde inen Mü'minun suresinde Allah teala şöyle buyuruyor:

 

Muminun 1-2-3-4-5-6

 

  1. Gerçekten müminler kurtuluşa ermiştir
  2. Gerçekten müminler kurtuluşa ermiştir
  3. Onlar ki, boş ve yararsız şeylerden yüz çevirirler
  4. Onlar ki zekât vermek için çalışırlar
  5. Ve onlar ki, iffetlerini korurlar
  6. Ancak zevceleri veya sağ ellerinin mâlik olduğu cariyeleri müstesna. Çünkü onlar, (bu halde) kınanmış değildirler.

Köle ve cariye ile ilgili Ali Rıza Demircan hocanın güzel bir çalışması var. Yakında o bu çalışmasıyla ilgili bir konferans verecek. Bu konunun ayrıntılarını ona bırakarak konuya kısaca değinip geçelim:

Köle ve cariye esir demektir. Esirlerle ilgili olarak Muhammed suresi 4. ayette iki seçenek sunulmaktadır. Bunlar; esirleri ya fidye alarak veya almadan salıvermektir. Bu esirlerin fidye verecek yakınları varsa fidye verirler. Fidyeleri verilmemişse Müslümanlar isterse bu esirleri fidye almadan salabilirler. Ama fidye almak isterlerse bu esirler evlere (ailelere) dağıtılır. Esir kampı olmaz. Aileye; "Fidyeyi sen al, bunun bakımını da sen üstlen" denir. Bu esirlerin bakımıyla ilgili olarak da peygamberimiz: " Onlara yediğinizden yedirin, giydiğinizden giydirin. Ağır işler yüklemeyin. Ağır işiniz olursa onlarla birlikte siz de çalışın. Onlara kölem cariyem de demeyin. Onlar da Allah'ın kullarıdır. Sizin kardeşlerinizdir" buyuruyor. Bunlardan birisiyle bir Müslüman evlenmek isterse normal bir evlilik yapılır. Onların onayları alınmadan zorla evlendirilemezler. Onlardan nikah dışında cinsel olarak yararlanılamaz. Yani odalık yapılamazlar. Onlarla evlenmek isteyen kişi eğer onların sahibiyse (bakımına verildiği aile) o esirlerin rızası olmadan yine evlenemez. Rızaları olursa evlenirler ve özgürlüklerine kavuşurlar. Bu evlilikte onların mehirleri, özgürlüğe kavuşmalarıdır. Bunların hepsinin ayet ve hadislerde dayanakları ve uygulamaları var. Asıl konumuz bu olmadığı için ayrıntılara girmiyoruz.

 

Mekke'de inmiş olan Mü'minun suresinin bu ayetleri nikahsız ilişkiye müsaade etmiyor. Mutlaka nikah olacak.

 

Buhari ve Müslim'de geçen bir rivayette Peygamberimizin mut'aya izin verdiği iddia ediliyor ve şu ayet veriliyor:

 

Maide 87-88

87. Ey iman edenler! Allah'ın size helâl kıldığı iyi ve temiz şeyleri (siz kendinize) haram kılmayın ve sınırı aşmayın. Allah sınırı aşanları sevmez.

88. Allah'ın size helâl ve temiz olarak verdiği rızıklardan yeyin ve kendisine iman etmiş olduğunuz Allah'tan korkun.

 

Bu ayetteki o temiz şeyler kadınlarmış!Allah kadınları bir yiyecek gibi, bir eşya gibi ne zama helal kılmış ki? Peki; "Ey iman edenler" cümlesinin kapsamına kadınlar girmiyor mu? "Ey mü'minler" derken kadınlar nasıl ayrılıyor? Peki buradaki "temiz şeyler" kadınlarsa bunun için sınır getirmenin anlamı ne?

           

Bir de rivayetlerde: "Peygamberimiz Evtas senesinde mut'aya üç günlüğüne müsaade etti deniyor. Evtas senesi derken Huneyn savaşını kastediliyor. Muhammed Hamidullah: "Ben o bölgede eşeğin sırtında 120 km. gittim ama evtas dağına rastlayamadım" diyor. Huneyn bitki bitmeyen, suyu olmayan bir yerdir. Huneyn'de mut'a uygulamasının olması mümkün değildir. Çünkü orası bir yerleşim bölgesi değildir. Bütün Hevazin oraya çoluk çocuğuyla gelmişti. Ayrıca bu savaş çok kısa sürdü. Sabah başladı akşama bitti. Bu şartlar altında bu uygulamanın olması imkansızdır.

 

Başka bir rivayette deniyor ki: "Biz bir savaş sırasında peygamberimize dedik ki; -Ya Rasulallah! Kendimizi hadım mı ettirelim? O da: -Yok yok öyle yapmayın dedi ve bize muta için izin verdi. Bu rivayetlerin hiçbir tutar yeri yoktur. Siz savaştığınız toplumdan olan kadınların yanında gece yatacaksınız öyle mi? O kadınlar insan değil mi? Yani o kadınlar kendi yakınlarını öldüren kişilerin yanında biz kumaş parçası karşılığında mışıl mışıl uyuyorlar öyle mi? Sonra Peygamberimizin yaptığı hangi savaşta böyle bir imkan olmuş ki?

Bu iş ancak savaşta yağmaya müsaade edilirse uygulanabilir. Peygamberimiz de hiçbir zaman savaşta yağmaya müsaade etmemiştir. Savaştan sonra alacağınız esirlere de ancak köle ve cariye muamelesi yapılabiliyor. Onlarla da nikahsız ilişki yaşayamıyorsunuz. Kur'an-ı Kerim bu konuyu kesin hükme bağlamış ve bu kapıyı tamamen kapatmıştır. Ama nasıl olmuşsa olmuş şianın bir mezhebi, Nisa suresi 24. ayetinin bir bölümünü kullanarak mut'aya cevaz vermişler. Maalesef Diyanet İşleri Başlkanlığı'nın bastırdığı Kur'an Yolu tefsirinde de bu ayetlere dayanılarak Caferilerden biraz farklı olarak geçici nikaha cevaz verilmiştir. (Şahit bulundurma ve velinin izni şartını koyarak) Ama Allah'a şükür sonraki baskılarda bu hatadan dönülmüştür.

 

Başka bir rivayette deniyor ki: "Biz peygamberimizle birlikte savaşa çıkardık ve yanımızda hanımlarımız olmazdı. Dedik ki "Ya Rasulallah yumurtalarımızı çıkartalım mı? (Peygambere böyle soru sorulur mu? Peygamberimiz evet dese ne olacaktı? Allah teala fıtratı değiştirmeyi yasaklamışken sahabe Peygambere böyle bir soru sorar mı?) Peygamberimiz mut'aya müsaade etti. Kadın bir kumaş karşılığında bile belli bir süreye kadar nikahlanıyordu.  Sonra İbn Mesut Maide suresi 87. ayeti okudu. Böyle bir saçmalık olur mu? Sanki mut'a helalmiş gibi İbn Mesut bu ayeti bu olayla ilgili nasıl okuyabilir? Maalesef bu gibi konularda haber uyduranlar hep İbn Abbas, Ali, İbn Mesud gibi büyük sahabelerin isimlerini kullanmışlardır. Mekke'de inen Mü'minun suresi eşler dışındaki ilişkileri yasaklamadı mı? Bu eşlerle de nikahla evleniliyor ve ancak talakla veya ölümle ayrılınıyor. Bunun bütün hükümleri Kur'an-ı Kerim'de beyan edilmiştir.

 

Maalesef bazen kütüb-i sitede olan hadisler de doğru olmayabiliyor. Hatta Buhari ve Müslim'de geçen rivayetler bile bazen sahih olmayabiliyor. Çünkü korunmuş olan sadece Kur'an-ı Kerim'dir. Kur'an dışındaki diğer tüm kitaplar ise insan ürünüdür. Bu rivayetler Kur'an'a arz edilerek kullanılırsa sağlıklı sonuçlara ulaşılır. Ama maalesef bu pek yapılmıyor.

Allah teala ayetlerde sadece eşlerle veya el altında bulundurulan cariyelerle yapılan nikahlı ilişkiyi helal kılmış.


Mut'aya Delil Olarak Gösterilen Ayet

 

Nisa 24-25

24. (Harp esiri olarak) sahip olduğunuz cariyeler müstesna, evli kadınlar da size haram kılındı. Allah'ın size emri budur. Bunlardan başkasını, namuslu olmak ve zina etmemek üzere mallarınızla (mehirlerini vererek) istemeniz size helâl kılındı. Nikahlanarak o kadınlardan yararlandınız mı mehirlerini farz olarak verin. Mehir kesiminden sonra karşılıklı anlaşmanızda size günah yoktur. Şüphesiz Allah ilim ve hikmet sahibidir.


25. İçinizden, imanlı hür kadınlarla evlenmeye gücü yetmeyen kimse, ellerinizin altında bulunan imanlı genç kızlarınız (sayılan) cariyelerinizden alsın. Allah sizin imanınızı daha iyi bilmektedir. Hep aynı köktensiniz (insanlık bakımından aranızda fark yoktur). Öyle ise iffetli yaşamaları, zina etmemeleri ve gizli dost da tutmamaları şartı ve sahiplerinin izni ile onları (cariyeleri) nikâhlayıp alın, mehirlerini de normal miktarda verin. Evlendikten sonra bir fuhuş yaparlarsa onlara, hür kadınların cezasının yarısı (uygulanır). Bu (cariye ile evlenme izni), içinizden günaha düşmekten korkanlar içindir. Sabretmeniz ise sizin için daha hayırlıdır. Allah çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir.

 

Ayetlerin Tefsiri


(Harp esiri olarak) sahip olduğunuz cariyeler müstesna, evli kadınlar da size haram kılındı. Allah'ın size emri budur. Bunlardan başkasını, namuslu olmak ve zina etmemek üzere mallarınızla (mehirlerini vererek) istemeniz size helâl kılındı.


Nisa suresi 24. ayetten önceki ayetlerde evlenilmeyecek olanlar sayılıyor. 24. ayetin anlamı ise şudur: Savaşta kadın esir alınmışsa fidye verebiliyorsa serbest kalır. Fidyesini ödeyemiyorsa ve kadın da kabul ederse onunla evlenilebilir. Eğer bu kadın önceden evli bir kadınsa; Nisa 24. ayet bu kadının esir olmakla önceki evliliğinin bittiğini gösteriyor. Yani bir kadın esir olmuşsa esir olmasıyla birlikte önceki kocasından hükmen boşanmış sayılıyor. Kadın onay verirse mehri de verilerek onunla evlenilebilir. Ayetin devamında da kadının verildiği ailelere de "kadının ailesi" deniyor.Bu esir kadınla evlenmek isteyen bir kişi önce bu kadının ailesinden (memleketindeki gerçek ailesi değil, esir olarak verildiği aileden) izin alır. Sonra esir kadının da onayı olursa mehrini vererek onunla evlenebilir.  Ama bu esir kadın kendisine esir olarak verilmişse onunla evlenebilmek için sadece kadının onayı gerekir. Mehr gerekmez. Çünkü kendi sahibiyle evlenince esir kadın hür olur ve onun hürriyeti onun mehri olur.

Bu ayette geçen "Muhsin" kelimesi, kale gibi korumak ve korunmak anlamına gelir. Hem namuslu anlamına gelir hem de koruma anlamına gelir. Yani koruma ve korunma anlamlarına gelir.

"Sifah" kelimesi de nikahsız olarak suyu boşa akıtmak anlamına gelir. Sifah kelimesi zina anlamında da kullanılır. Allah teala müminlere zinakarlar ile evlenmeyi yasaklamıştır:

 

Nur 3

3. Zina eden erkek, zina eden veya müşrik olan bir kadından başkası ile evlenmez; zina eden kadınla da ancak zina eden veya müşrik olan erkek evlenir. Bu, müminlere haram kılınmıştır.

 

Nur suresinin yukarıdaki ayetinde zinakarlar namuslulara haram kılınmıştır. İster kadın ister erkek zina eden birisi zina etmeyenlerle evlenemez. Ancak tevbe edip durumunu düzeltenlere izin verilmiştir. Durumunu düzelttiğinin anlaşılması için de belli bir süre gözlenir. Demek ki ayetler hem erkekler hem kadınlar için evlenme de "namuslu olma" şartı getirmiştir. Mut'a nikahında bunların hiç birisi yoktur. Çünkü kişi mut'ada kadını koruma için (aile kurmak için) almıyor. Ev tutması gerekmiyor. Nafakasını (geçimini) vermesi gerekmiyor. Sadece cinsel ilişki için yani suyu boşa akıtmak için yapılıyor. Zaten bu da yukarıdaki ayette yasaklanmıştı.

 

Nikahlanarak o kadınlardan yararlandınız mı mehirlerini farz olarak verin


Bu mehr ücret falan değil kadının hakkıdır.

Bazıları bu ayete şöyle anlam veriyor: "Onlardan yararlanmanıza karşılık ücretlerini verin" Bu ayete böyle anlam verilerek mut'aya delil yapılıyor. Halbuki ayete böyle anlam vermek Arapça bakımından mümkün değildir.

"Femestemta'tum bihi" bazıları buradaki "ma"ya  "ma-i masdariye-i tevkıtıye"  manası veriyor. O zaman bu "müddete istimtaikum" olur yani zarf olur. Zarf mübteda olamaz ki haberine "fa" gelmiş olsun. Halbuki Arapça bakımından buradaki "ma" ancak ism-i mevsul olur. Şart anlamı taşır. İsm-imevsul olduğu zaman "men" manasına kullanabilirsiniz. O zaman anlam şöyle olur; "Yukarıdaki kadınlardan herhangi birisiyle evlendiğiniz zaman…"

 

Yani bu ayete öyle bir anlam veriyorlar ki Arapça bakımından böyle bir anlam vermek mümkün değildir. Diyanet İşleri Başkalığı tarafından yayınlanmış olan "Kur'an Yolu" tefsirinin birinci baskısında da ayete böyle yanlış bir anlam verilmişti.

 

Yukarıdaki ayette erkeklerin evlenilmesi haram olmayan kadınlarla ancak nikah yoluyla beraber olabilecekleri söylendikten sonra şöyle devam ediliyor:

İçinizden, imanlı hür kadınlarla evlenmeye gücü yetmeyen kimse, ellerinizin altında bulunan imanlı genç kızlarınız (sayılan) cariyelerinizden alsın……….. Öyle ise iffetli yaşamaları, zina etmemeleri ve gizli dost da tutmamaları şartı ve sahiplerinin izni ile onları (cariyeleri) nikâhlayıp alın, mehirlerini de normal miktarda verin.

 "Evlendiğiniz cariyelerin mehirlerini kendilerine verin" deniyor. Mehri kendisine vereceksiniz ki öbür tarafa vereceği fidye için eline para geçmiş olsun.

Mü'minun suresi 33. ayetinde de bunlarla ayrıca bir sözleşme yapılması kalan borçları için de onlara çalışıp kazanma ve ödeme fırsatı verilmesi emrediliyor. Bakımını üstlenen ailenin ona maddi yardımda bulunması da emrediliyor.

 

Allah teala bu ayetlerde(yani Nisa 24-25. ayetlerde) ve Maide 5. ayette evlenmek için; namuslu olmayı, suyu boşa akıtmamayı (zina etmemeyi), gizli dost edinmemeyi şart koşuyor. Bunlar hem erkekler için hem de kadınlar için geçerlidir.

 

Muta nikahında şahit yok, kimse bilmiyor. Peki bu gizli dost tutmak değil mi? Değilse gizli dost tutmak ne demek? Peki zina nedir? Eğer mut'aya caiz denirse zina sadece tecavüz denen olaya indirgenmiş olur.

 

Gizli dost tutmak konusu önemli. Kur'an-ı Kerim'de Allah teala nikahı 2 şahit şartına bağlamamıştır. Çünkü iki şahit tutulur ve onlara "bu nikah aramızda kalsın, kimseye söylemeyin" denirse bu gizli dost tutmak olur ki maalesef günümüzde böyle uygulamalar din adına yapılıyor.

Allah teala bizlere şöyle bir emir veriyor:

Nur 32

Aranızdaki bekârları, kölelerinizden ve cariyelerinizden uygun olanları evlendirin.

 

Evlenmek isteyen bir kişiye gücü yeten Müslümanların yardım etmesi Allah'ın emridir. Tabii bu yardım hem eş bulma konusunda hem de maddi olarak olmalıdır. Köle ve cariyeler için de "evlendirin" emri verilmiştir. "Evlendirin" emri tüm Müslümanlara verildiği için bu iş yapılırken tören olacak ve herkes duyacaktır. Yani nikahı gizlemek bu ayetlere göre mümkün değildir. Zaten peygamberimiz: "Zina ile evlilik arasındaki fark def çalmaktır" buyuruyor. Niye def çalmak diyor? Çünkü def çaldığınız zaman o nikahı sizin duymasını istemediğiniz kişiler de duyar. Yani bir tören yapılacak. Orada herkes bulunacak. Allah teala yukarıdaki ayette tüm Müslümanlara emir verdiği için imkanı olan herkes "cenab-ı Hak emretti. Haydi şu törene biz de katılalım da sevap kazanalım" diye o törene katılacaktır. Yani o ilanı, töreni yapmak ve buna katılmak yetiyor.

 

O halde iki şahit tutarak "kimseye deme, şu duymasın, bu duymasın" diyerek nikah olmaz. Bu, Allah'ın yasakladığı gizli dost tutmak olur.

Bir kere nikahta bir "denetim mekanizması" olması lazım. "İlan" olması lazım.Evlenecek çiftlerin "zinakar olmaması" lazım.

 

Allah teala boşanmada iki şahit şartı getiriyor ama nikahta bu şahitlik, iki değil tören ve ilan sayesinde tüm toplumun şahitliği şeklindedir.

 

Bu (cariye ile evlenme izni), içinizden günaha düşmekten korkanlar içindir. Sabretmeniz ise sizin için daha hayırlıdır.

Bakın Allah teala diyor ki: Namuslu mü'min kadınlarla evlenin. Buna gücünüz yetmezse namuslu mü'min cariyelerle evlenin. Bu sizden sıkıntıya düşmekten ve zinaya düşmekten korkanlar için verilmiş bir ruhsattır. Eğer mut'a nikahı diye bir şey olsaydı Allah'ın onu da ruhsat olarak göstermesi gerekmez miydi? Caferiler diyorlar ki; mut'anın en azı bir cinsel ilişki süresi kadardır. Peki Allah teala böyle bir şeye müsaade etmiş olsaydı; "Namuslu mü'min kadınlarla evlenin, buna gücünüz yetmezse namuslu mü'min cariyelerle evlenin ama sabrederseniz sizin için daha hayırlıdır" der miydi? (Allah teala cariyelerle evlenmeyi meşru kılmış ama teşvik etmemiştir. Sabretmeyi tavsiye etmiştir. Çünkü cariyenin gönlü her zaman memleketinde kalır. Seninle evlenirken de amacı nafakasını kazanmak için mehir almak veya hürriyetine kavuşmak olabileceği için sana iyi eşlik yapamayabilir.)


Özet

Allah teala daha Mekke dönemindeyken evlilik dışında kadın erkek ilişkilerinin haram olduğunu açıkça bildirdiği halde. Sonra Medine döneminde hicri 4. yılda indiği rivayet edilen Nisa suresinde de mut'a denen uygulamaya bütün kapıların kapatılmasına rağmen peygamberimizin mut'a nikahını iki kez serbest bırakıp iki kez yasakladığıyla alakalı olan rivayetleri kabul etmek mümkün değildir. Yahu peygamberimiz bu ayetler karşısında, ayetlere rağmen nasıl önce mut'ayı serbest bırakıp sonra yasaklayabilir? Allah zaten evlilik dışındaki bütün kapıları daha Mekke dönemindeyken kapamış. O halde Medine döneminde olduğu söylenen bu rivayetleri kabul etmek mümkün değildir. Rivayetler Mekke dönemiyle alakalı olsa "bu eski Arap adetiymiş" falan denebilir ama Aişe annemizin rivayetinden de Araplar arasında eskiden de böyle bir uygulama olmadığı anlaşılıyor. Dolayısıyla mut'a ile ilgili rivayetlerin doğru olması mümkün değildir.

 

Allah teala Müslüman namuslu kadınlarla evlenmeyi, evlendikten sonra nafakayı ve birlikte yaşamanın hukukunu ortaya koyuyor. Ayrılmanın da ancak talak (erkeğin kadını boşaması) ile veya iftida ile (kadının erkekten ayrılması) ile veya ölüm ile olabileceğini bildiriyor. Bunlar dışında ayrılmak mümkün değil. (Yani mut'ada olduğu gibi zamanı belli anlaşmalı ayrılık) İnsan çocuk sahibi olmak için, birlikte yaşamak için hatta bu birlikteliğini ahrette de sürdürmek için evlenir.

 

Mut'ada ise şimdiye kadar ki sayılanların hiç biri yoktur. Zaten mut'a bütün şia'da olan bir uygulama değildir. Onu sadece caferiye mezhebi caiz görür. Onların da kendi aralarında bu konu ciddi bir şekilde tartışılmaktadır. Bu işi yapanlarda da bir çekingenlik oluyormuş ve kimsenin bilmesini istemiyorlarmış.

Rum 21

Kendileri ile huzur bulasınız diye sizin için türünüzden eşler yaratması ve aranızda bir sevgi ve merhamet var etmesi de O'nun ayetlerindendir. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için elbette ibretler vardır.

 
Prof. Dr. Abdulaziz Bayındır
 
 
Dersi dinleyebileceğiniz link:
http://www.kurandersi.com/izle1.php?id=979

Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!
0 yorum yazilmistir
« Önceki - Sonraki »