Mehdi'nin gelişi küresel kıyametin bir alamet midir?
Mehdi'nin gelişi küresel kıyametin bir alamet midir?
(مهدى) “mehdî” kelimesi Arapça’daki, (هدى) “he de ye” mastarından türeyen ism-i mef’ul olup, “doğru yolu bulan, doğru yolda olan, yol gösteren, önde giden öncü” mânâlarına gelmektedir.[1] Klasik kaynaklarda ise, “kıyâmet öncesinde zulüm ve adâletsizliğin her tarafı kapladığı bir zamanda gelip, yeryüzünü adâletle dolduracağı ve İslâm’ı hâkim kılacağı söylenen Ehl-i beytten bir kimse” şeklinde tarif edilmektedir. Kur’an-ı Kerim’de “mehdî” kelimesi geçmemektedir.
Hemen hemen bütün dinlerde, hatta ilkel kavimlerde de “mehdî” düşüncesinin varlığı dikkatleri çekmekte,[2] dünya dinlerinin ortak bir objesi olduğu, temel yapı ve elementlerinin birbirine çok benzediği görülmektedir.[3] Nitekim, iyi ile kötünün mücâdelesi sürdükçe kaybeden tarafın böyle bir inanç içerisine girmesinin mümkün olabileceği ifâde edilmektedir. Çünkü böyle ortamlarda ümîde ihtiyaç olmakta, kurtarıcı bir motife bel bağlamak insanı ve toplumu rahatlatmaktadır. Hz. Peygamber döneminde böyle bir beklenti mevcut değilken, halîfelerin şehid edilmesiyle başlayan süreçte, siyâsî ve sosyal kargaşanın devam ettiği, zulüm ve ahlaksızlığın boy gösterdiği saltanat devrinde, “mehdî” bekleme inancının sosyal ve psikolojik şartlarının oluştuğu bilinmektedir. Bu problemlerden çıkış için, Kur’an ve Sünnet’in[4] rehberliğine sarılmak yerine, diğer din ve kültürlerin etkisiyle, Kitab-ı Mukaddes’te bahsedilen Yahûdîleri esaretten kurtaran ve kutsal mabedi yeniden inşa edecek olan kral “Mesîh” tipi “mehdî” beklentisine girilmesinin doğru olmadığı anlaşılmaktadır.[5]
Dînî inanç ve ibâdetlerin zayıfladığı, savaşların sürdüğü, yabancıların baskı ve hâkimiyetleri artırdıkları, ekonomik düzenin bozulduğu devirlerde “mehdî” bekleme inancının yaygınlık kazandığı görülmektedir.[6] Böyle dönemlerde insanların, zulmün yerini adâletin ve barışın, yoksulluğun yerini bolluğun aldığı, yeryüzünün cennete dönüştüğü bir dünyada yaşamayı hayal ederek günlerini geçirdikleri anlaşılmaktadır. Zaten her ferdin ve milletin en büyük arzu ve ideali altın bir çağdır. Nitekim Homer’e “Odysseus”u, Yunan şairi Hesio’da “İşler ve Günler”i, Sümerler’e “Gılgamış Destanı”nı, Fârâbî’ye “el-Medînetü’l-Fâzılâ”yı yazdıran hep aynı özlem ve inançtır.
“Mehdî”lerden beklenen görevlerin neler olduğu konusu incelendiğinde de bir takım beklentilerin arkasında yatan nedenler çok daha iyi fark edilmekte ve bir çok sorunun cevabı bulunmaktadır. Nitekim, rivâyetlerden anlaşılacağı üzere “mehdî”lerin en başta gelen vazifeleri; ülkelerini içte ve dışta sulh ve adâlete kavuşturmaları ve her yerde emniyeti sağlamalarıdır. Bütün dinlerdeki “mehdî” tasavvurlarında özellikle bu konu üzerinde durulması dikkatleri çekmektedir. Müstakbel “mehdî”nin genellikle ülkeyi dışarıdan rahatsız eden komşu milletlerle ve içeride de istenmeyen gruplarla savaştırıldığı görülmektedir. Mesela, Müslümanlar “mehdî”yi dışarda Bizans ile,[7] içerde ise Emevî saltanatının temsilcileriyle savaştırmaktadırlar ki, bu husus “mehdî” tasavvurunun doğuş ve gelişmesindeki siyâsî sebeplere ışık tutmakta ve devrin siyâsî akımlarının etkisini gözler önüne sermektedir.[8] Sosyal sarsıntılarla ümitleri kırılan insanlara mânevî güç ve ümit vermek için iyi niyetle hadis uyduranlar olduğu gibi, siyâsî çıkar için bunu yapanların da bulunduğu anlaşılmaktadır.[9]
İnsanların neden “mehdî” beklentisi içine girdikleri araştırıldığında da değişik sonuçlarla karşılaşılmaktadır. Nitekim, “mehdî” ve “Mesîh”lerin peşlerine düşen kimselerin daima bir kurtarıcı arayanlar olduğu, ruhlarının derinliklerinde bir karizma özlemi yattığı, rasyonelliği inkar ettikleri ölçüde duygularını serbest bıraktıkları,[10] böyle bir ruh hali ile de kişiliklerini her türlü dış müdâhale ve kontrole açık tuttukları belirtilmektedir.[11] İşte böyle bir beklentiyi karşılamak isteyen çıkarcı tipler de her dönemde ortaya çıkmış ve kötü emellerine insanları alet edebilmişlerdir. Bu itibarla bunlara fırsat verilmemesi için rivâyetlerin doğru değerlendirilmesi ve Hz. Peygamber’e âidiyetinin iyi tespit edilmesi gerekmektedir.
Bu konuda kaynaklarda yer alan rivâyetler incelendiğinde, “mehdî” ile ilgili farklı görüşlerin ortaya konulduğu görülmektedir. Nitekim “mehdî”nin geleceğini ve rivâyetlerde haber verilenlerin tamamını gerçekleştireceğini;[12] “mehdî” beklemenin fıtrî olduğunu dolayısıyla da bu ihtiyacın karşılanması gerektiğini;[13] bu hadislerin içerisinde sahih, zayıf ve uydurma olanların bulunabileceğini;[14] ancak, te’vilin iyi yapılması gerektiğini söyleyerek bu fikri savunanlar bulunmaktadır.[15]
Buna mukâbil, “mehdî” ile ilgili rivâyetlerin çoğunluğunun tartışmalı olup tutarsızlıklarla ve çelişkilerle dolu olduğunu;[16] siyâsî olan bir meselenin zamanla dînî bir şekil aldığını;[17] bir kısım rivâyetlerin Kur’an ve Sünnet’le telifinin mümkün olmadığını;[18] bu düşüncenin İslâm toplumuna büyük zararlar verdiğini;[19] bu kurtarıcı “mehdî” inancını, İslâm’ın değil kültürün ödünç aldığını, Kur’an varken “mehdî”ye ihtiyaç bulunmadığını;[20] “mehdî” beklemenin bir inanç esası olarak benimsenmesinin mümkün olmadığını[21] belirtenler de bulunmaktadır.
“Mehdî” inancı ile ilgili bir diğer görüş ise, tartışmalı bu inancın Sünnîlik içerisine tasavvuf kanalıyla ve kıssacı vaizlerin katkılarıyla girmiş olduğu; çoğu kere bağımsız bir güç olarak kendini gösterdiği; bu hareketin toplumlar için bir emniyet sübabı olduğu ve İslâm toplumlarına dînî-ictimaî ve siyâsî bir dinamizm kattığı görüşüdür.[22] Ancak bu görüşe katılmayanlar: “Mehdî” inancının insanların zulme karşı eyleme geçmesini sağlamak şöyle dursun, harekete geçilmesini engellediğini, kitleleri mehdî beklemeye ittiğini, zulmü mehdî dışında birinin yok edemeyeceği düşüncesini zihinlere yerleştirdiğini ve Müslümanları çözümsüzlüğe sürüklediğini” ifade etmektedirler.[23]
Bununla birlikte belirtelim ki, düşman istîlasından kurtulmak için başlatılan mücâdelelere “mehdî” düşüncesinin sağladığı heyecanı ve katkıyı kabul etmekle beraber,[24] önemli olan kurtarılmaya bekleyecek bir duruma düşmeden evvel gereken çaba ve gayreti göstermek ve iyi bir konumda bulunmaya çalışmak olmalıdır. Zîra, bir milletin ilerlemesi ve gelişmesi için, “mehdî” beklemek yerine çalışmaya, ruha, inanca, kendine güven duymaya, hırsa, azime, ideale, kararlılığa, gayeye, başaracağına inanmaya ihtiyacı vardır. Gayesiz hiçbir ilerleme mukadder değildir. “Dünyayı fâni, hayatı hakir, hırsı haram görecek derecede seviyesi düşmüş, inancı bozulmuş, gayesi mahvolmuş bir cemiyetin”[25] ilerlemesi mümkün olmadığı gibi, son anda içine düştüğü bir takım sıkıntılardan kendisini kurtarmayı başarması da övünülecek ve abartılacak bir husus olmamalıdır. “İslâm’ın kıyâmete kadar yeryüzünde bekâsı için ümmeti koruyacak bir akıla, hidâyete götürecek bir îmâna ve kendini savunacak bir güce ihtiyacı vardır. Bunun için de ümmet, kendi hidâyetini kendisi bulmalı, kendi “mehdî”sini içinden kendisi çıkartmalıdır. Yoksa bir imam “mehdî” gelip ümmeti zillet ve fesattan, zevâle uğramaktan kurtaracak değildir. Böyle bir düşünce bâtıl bir kuruntudan ibârettir. Hem Kitab-ı Hakîm’in irşadına, hem de Allah’ın sünnetine aykırıdır.”[26] Bununla beraber Allah’ın, hiçbir insana beşer üstü bir kudret vermediğini, dünyayı düzeltmeyi, yeryüzünün tamamını adâletle doldurmayı ve insanları refaha ulaştırmayı peygamberlerin bile başaramadığını da unutmamak gerekmektedir.
“Mehdî” özlemini yansıtan rivâyetlere Buhârî ve Müslim’in eserlerinde hiç yer vermedikleri dikkate alınacak olursa, onların kanaatlerinin de hangi yönde olduğu anlaşılacaktır. Zîra, Hz. Peygamber’in bile bir çok sıkıntılara katlandığı göz önüne alındığında, “mehdî”nin kısa sürede dünyayı adâletle dolduracağı ve insanlar arasında refahı sağlayacağı iddiası bir ütopyadan ibârettir.[27] Böyle bir durum, “kurtarıcı”yı Hz. Peygamber’in önüne geçirmek demektir ki İslâmî bir mantıkla bunu bağdaştırmak da zor görünmektedir.
Sonuç olarak, âhir zamanda gelecek ve tebliği kıyâmete kadar geçerli olacak zâtın Hz. Peygamber olduğu bilinmesine rağmen,[28] hayallerindeki olağanüstülükleri yaşatacak müstakbel bir kurtarıcı beklentilerini muhâfaza eden kimilerinin Kur’an’a aykırı da olsa, bu görüşlerini İslâm ile sentezleyerek, sürdürmeye çalışmalarının yanlışlığı bugün çok daha açık bir şekilde anlaşılmaktadır. Kur’an’a göre âhir zamanda beklenen “Mesîh” veya “mehdî” gelmiştir, ismi de Hz. Muhammed Mustafa’dır.[29]
Selam ve dua ile...
(Ayrıntılı bilgi için Dr. Ahmet Emin SEYHAN’ın, “Hadislerde Kıyamet Alametleri” adlı kitabına bakılabilir. Moralite Yay., İstanbul, 2006, s. 210-214)
[1] İBN MANZÛR, XV, 354.
[2] WATT, W. Montgomery, İslâm Düşüncesinin Teşekkül Devri, çev. E. R. Fığlalı, Umran Yay., Ank., 1981, s. 69; KUTLUAY, Yaşar, İslâm ve Yahûdî Mezhepleri, Anka Yay. İst., 2001, s. 187; HANÇERLİOĞLU, Orhan, İslâm İnançları Sözlüğü, Remzi Kitabevi, İst., 2000, s. 306-307; GÜNDÜZ, Şinâsî, Din ve İnanç Sözlüğü, Vadi Yay., Ank., 1998, s. 253; ATAY, Mehmet, Kütüb-i Sitte’deki Mehdî Hadislerinin Dinler Târihi Açısından İncelenmesi, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, SDÜ. SBE., Isp., 2003, s. 32-33.
[3] SARIKÇIOĞLU, E., Dinlerde Mehdî, s. 111; FIĞLALI, E. R., İtikâdî İslâm Mezhepleri, s. 267-269.
[4] Vedâ Haccında ortaya konulan temel prensiplere bağlanılması gerekirken işin kolayına kaçılarak “mehdî” beklemek tercih edilmiştir. Bkz. EBÛ DÂVUD, 11/Menâsik, 56 (II, 459-464); İBN MÂCE, 25/Menâsik, 84 (II, 1022-1027); DÂRİMÎ, Mukaddime, 16, 17 (I, 43-47).
[5] SARIKÇIOĞLU, E., Dinlerde Mehdî Tasavvurları, s. 116; ÇELEBİ, İ., Uzak ve Yakın Gelecek, s. 95. Paçacı, Apokaliptik Edebiyat’ın dünyanın sonunda Allah’ın göndereceği bir kurtarıcı “Mesîh” kişiliği geliştirdiğini, bu anlamdaki “Mesîhlik” mefhumunun Hıristiyan teolojisinde önemli bir yere sahip olduğunu ifâde etmektedir. Bkz. PAÇACI, M., Kur’an ve Ne Kadar Tarihseliz?, s. 140.
[6] SARIKÇIOĞLU, Ekrem, “Mehdî”, DİA, XXVIII, 369, İst., 2003.
[7] SARIKÇIOĞLU, E., Dinlerde Mehdî Tasavvurları s. 94.
[8] SARIKÇIOĞLU, E., s. 114.
[9] İLHAN, Avni, Mehdîlik, Beyan Yay. İst., 1993, s. 141.
[10] İbn Haldun’a göre “Mehdîlik” iddiasında bulunanların peşinden ancak, ahmak, tecrübesiz, akılsız ve bilgisiz kimseler gitmektedirler ve bunlar genellikle, merkezlerden ve mamur olan yerlerden uzaklarda yaşayan aklı kıt kimselerdir. Bkz. İBN HALDUN, Mukaddime, II, 179-180.
[11] BULAÇ, Ali, Din ve Modernizm, İz Yay. İst., 1995, s. 316; SAYGILI, Sefa, Dünyayı Aldatanlar, Türdav Yay., İst., 1999, s. 133-134, 140-141. Saygılı, yalancı “mehdî”leri teşhis edip aldanmamak için, “mistik paranoya” denilen akıl hastalığının bilinmesi gerektiğini söylemekte ve bu kişilerin özelliklerinden bahsetmektedir. Bkz. s. 232-236.
[12] KARDÂVÎ, Y., Sünneti Anlamada Yöntem, s. 161-162.
[13] KUZU, Selman, Mehdî, Deccâl, Mesîh, Merkur Yay., İst., 2001, s. 207.
[14] EBÛ ŞEHBE, I, 324.
[15] BAYRAKTAR, İbrâhim, Edebi ve İlmi Açıdan Hadis, Işık Yay., İzmir, 1993, s. 111-115.
[16] İBN HALDUN, Mukaddime, trc. Z. V. Togan, II, 165, 177; REŞİD RIZÂ, Menar, IX, 499-504; SIDDIKÎ, Z., s. 174; FIĞLALI, Kadıyânîlik (Ahmediyye Mezhebi), DEÜ. Yay., İzmir, 1986, s. 16; Çağımızda İtikâdî İslâm Mezhepleri, s. 274; İLHAN, Avni, Mehdîlik, s. 146, 149-150; GÜNDÜZ, Şinâsi, s. 253; ATAY, Mehmet, s. 112, 113.
[17] TOGAN, Z. Velîdî, İbn Haldun’un Mukaddimesi, II, 617, 18 no’lu dipnotta kanaatlerini ortaya koymaktadır. Ayrıca bkz. AĞIRAKÇA, Ahmet, “Mehdî”, Sosyal Bilimler Ansiklopedisi, (I-IV), Risale Yay., İst., 1990, II, 497; İLHAN, A., s. 141.
[18] ÇELEBİ, İ., Uzak ve Yakın Gelecek, s. 91-92; AĞIRAKÇA, II, 497.
[19] FAZLUR RAHMÂN, İslâm, Ank., 1993, s. 341.
[20] ATAY, Hüseyin, Cehâletin Tahsîli, Atay ve Atay Yay., Ank., 2004, s. 54. Atay: “Kur’an-ı olan kimsenin Mehdîye, Anayasası olan devletin ise, ihtilâle ve kurtarıcıya ihtiyacı olmaz” demektedir. Bkz. s. 56. S. Ateş’de “mehdî” beklemenin doğru olmadığını, eğer “mehdî” varsa, onun her çağda İslâm uğrunda mücadele veren ihlaslı liderler veya insanları doğru yola sevk eden Müslüman âlimler olduğunu söylemektedir. Bkz. ATEŞ, S., Çağdaş Tefsîr, II, 406-407, Kur’an Ansiklopedisi, X, 219-220. Ayrıca bkz. KIRBAŞOĞLU, İslâm Düşüncesinde Sünnet, s. 291.
[21] İLHAN, A., s. 140-141; ÖZ, Mustafa, İmamiyye Şiasında Onikinci İmam ve Mehdî İnancı, İFAV. Yay., İst., 1995, s. 89-90; FATİŞ, Emrullah, s. 236-238.
[22] ÇOŞKUN, Ali, Mehdîlik Fenomeni, Osmanlı Dönemi Dînî Kurtuluş Hareketleri Üzerine Bir Din Bilimi Araştırması, İz Yay. İst., 2004, s. 554, 556.
[23] YAVUZ, Yusuf Şevki, “Mehdî”, DİA, XXVIII, 373, İst., 2003.
[24] ÖZ, Mustafa, “Mehdîlik”, DİA, XXVIII, 385-386, İst., 2003.
[25] BALTACIOĞLU, İsmail Hakkı, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e İslâm Düşüncesinde Arayışlar, Haz. İ. Çelebi-Ziya Yılmazer, Rağbet Yay., İst., 1999, s. 411-412. Siyâsî kargaşayı takip eden ekonomik ve ahlâkî çöküntüyü düzeltebilmek için, güçlü bir lider beklentisinden ziyâde, doğru sosyal ve ahlâkî sistemlere ihtiyaç vardır. Bu noksanlık tespit edilerek, yapısal nedenlerine inilmedikçe ve doğru analizler yapılmadıkça mesafe kat edilemeyecektir. Doğru adam değil, doğru sistem ve bu sistemi ortaya koyacak doğru yöntem aranmalıdır. Bilimsel gerçekler göstermektedir ki, bir ülkenin târihi, dînî, ahlâkî ve kültürel yapısı, doğru bir devlet yapısını yanlış yönde etkilememiştir. Aynı değerlere sahip bir devlet ikiye bölündüğünde, doğru yapıyı kuranlar başarılı olmuşlardır. Doğu/Batı Almanya, Kuzey/Güney Kore, Kuzey/Güney Vietnam, Kuzey/Güney Amerika, Çin/Tayvan, Singapur/Malezya, II. Dünya savaşı öncesi ve sonrası Japonya ve daha niceleri çağımızın canlı örnekleridir. Kalıcı ve yararlı hizmetler sunabilmenin, kusursuz mal ve bilgi üretebilmenin yolu, kaliteli insanların sayılarını artırmaktan ve doğru yapılar kurmaktan geçmektedir. Amerikan anayasasını hazırlayanlardan Thomas Jefferson: “Anayasamızda öyle bir devlet sistemi tarif edelim ki, kurtarıcı, harika adamlara hiç ihtiyaç duyulmasın. Sokaktaki bir adam gelip bu ülkeyi yönetebilsin” demektedir. Netice îtibârıyla, doğru sistemi uzun dönemde ortaya çıkaracak, doğru sosyal ve ahlâkî sistemler ortaya konulmadıkça, istenilen hedeflere ulaşılması mümkün olamayacaktır.
[26] MÛSÂ CÂRULLAH, Kur’an ve Sünnet İlişkisine Farklı Bir Yaklaşım Kitabü’s-Sünne, s. 77. Paçacı da “mehdî” beklemek yerine yapılması gerekenlerle ilgili şunları söylemektedir: “Günümüz Müslümanlığı, dînîn öncelikli amaçlarını kaybettiği, dînîn doğru biçimini unuttuğu için bugünkü acı duruma düşmüş ve Batı’dan gelen saldırılara karşı bilinçli, özgün bir karşılıkta bulunamamıştır. Bu saldırılara karşı iki bin yıl önce benzeri durumda olan Yahûdîler’in verdiği tepkilerin bir benzerini vermiştir. Yeryüzündeki İslâm cemaati, mensûbu olduğu dine yakışır, onurlu bir kimlik kazanmak, insanlığa bir “hayır”da bulunmak ve ona iki cihanda mutluluk getirecek bir medeniyet sunmak istiyorsa heyecanlı siyâsî egemenlik çağrılarından önce, kendi din anlayışındaki “ahlâkî alanı” hak ettiği yerine oturtmalıdır.” Bkz. PAÇACI, M., Kur’an ve Ben Ne Kadar Tarihseliz? s. 29.
[27] YAVUZ, Y. Ş., “Kıyâmet Alâmetleri”, DİA, XXV, 526, İst., 2002.
[28] Bakara, 2/146-147; “Daha önce kendilerine vahiy verdiklerimiz, onu kendi çocuklarını tanıdıkları gibi tanırlar: Ancak bilin ki, onların bazısı hakîkati bile bile örtbas eder: Rablerinden gelen hakîkati! O halde sen şüphe edenlerden olma”. Krş, Tekvin, 21/13, 18, s. 18; Tensiye, 18/15, 18, s. 195.
Saf, 61/6; “Ve vaktiyle Meryem oğlu Îsâ: “Ey İsrailoğulları! Şüphesiz, ben, Tevrat’tan geriye kalmış hakîkat adına ne varsa hepsini doğrulamak ve benden sonra gelecek olan Ahmed adındaki bir elçiyi müjdelemek için size gönderilmiş olan Allah’ın elçisiyim” dedi(ğinde de aynı şey geçerliydi.) Ama, (gelişini Îsâ’nın önceden haber verdiği) elçi hakîkatin bütün kanıtlarıyla onlara geldiğinde: “Bu (doğruluğunu iddia ettiğin mesaj), göz boyayan bir büyü(den başka bir şey değil)!” demişlerdi”. Ayrıca bkz. Bakara, 2/40-42; A’râf, 7/157.
[29] SARIKÇIOĞLU, E., s. 117.
4 yorum yazilmistir
2008-03-20 16:17:27 - MEHDİ GELMEYECEK, HEPİMİZ BİRER MEHDİ OLMALIYIZ.
Yazan: Ahmet Emin SEYHANDeğerli İsimsiz kardeşim,
Mehdi bekleme düşüncesi asırlardır dünyada var ve kıyamete kadar da var olacak... Oysa biz böyle bir düşüncenin yanlış olduğununa inanıyoruz... zira konu ile ilgili hadislerin sorunlu, problemli, zayıf ve uydurma olduğunu veya temel hadis kaynaklarında yer almadığını ifade ediyoruz...
Dolayısıyla mehdinin geleceği düşüncesini savunanların dayandıkları hadislerin sağlam olmadığını belirtiyoruz... "dayanak sağlam olmazsa o düşünce ne kadar sağlam olabilir" sizlerin ve okuyucuları takdirine bırakıyorum...
Bu konu hakkında yazan ve çizenlerin, üstelik abartılı yorum yapanların bu tür rivayetlere göre konuşup ahkamlar kestiklerini görmek bizi üzüyor... keşke sağlam dayanaklar üzerine düşünceler inşa edilebilseydi... ne kadar da güzel olurdu...
Selam ve dualarımla.
Bağlantı - -
2008-03-20 00:01:54 - Mehdi'nin gelişi küresel kıyametin bir alamet midir?
Yazan: isimsizSayın Ahmet Emin SEYHAN;
Hadisler hakkında eleştiri yapabilecek düzeyde birisi değilim.
Eleştiriden kasıt herhangi bir hadis in uydurma yada gerçek olabileceği konusunda fikir yürütmek anlamında dır. Ancak bir hadisin gerçek mi yoksa uydurmamı olduğunu
anlamak, yaratıcının sıfatları hakkında bilgi sahibi olan biri için okadarda zor olmamalı diye düşünüyorum.
Hadis= Peygamber efendimizin sözleri;
Peygamber efendimizin sözleri=Yaratıcının Bildirdiği Sözler;
o halde bir hadisin uydurma olup olmadığını anlamak için ilk önce yaratıcıyı tanımak gerek. ALLAH için zaman ve mekan kavramı olmadığını biliyoruz.
O halde bizim için gelecek sayılan zamandan haberdar(ki zaten zamanı ve mekanı yaratan o dur). Peygamber efendimizin gelecek hakkında sözler söyleyebilmesi
bu açıdan baktığımızda doğru olabilir. Ancak söyleyebilmesi diyorum, söylemiştir demiyorum. İslam dininde malumunuz zan(yani olabilir) teşkil eden sözlere inanılması gibi bir durum olamaz. O halde mehdi lik düşüncesi bir inanç öğesi olamaz. Ancak şahsi görüş olarak ben mehdi diye birinin mutlaka var olduğuna inanıyorum. Bu inanç hadislerden etkilenerek oluşan bir inanç değildir.
İçinde bulunduğumuz dönemde insanlık için çok zor şartların oluştuğu (yarım asır öncesine nazaran), yaşam mücadelesiinde adaletsizliğin göze alındığı ve gün geçtikçe birçok insanın psikolojik bunalıma girdiğini gözlemlemek için hadislerden yararlanmaya gerek olmadığı kanaatindeyim. Bu ortamda elbette mehdi (veya adı ne olursa artık) beklemek okadar enteresan bir durum gibi görünmüyor.
İki gün önce, yani 18 Mart Çanakkale boğazının düşman askerleri tarafından kuşatılmışken
canını ortaya koyup savaşan ve çoğu şehit olan Türk askerlerini andık hep birlikte. Pekiyi hiç düşünmedik mi bu genç yaştaki insanlar neden canları pahasına savaştılar? Elbette düşündük. Vatan için. Bağımsızlık için. Her mücadelenin mutlaka bir nedeni olmalı. Türk askeri bu savaş esnasında yeterli cephanenesi ,yiyeceği olmadığı halde sayıca kendinen kat kat üstün düşman askerlerini Çanakkale boğazından geçirtmedi. Türk askeri ortak bir gaye ile savaştı. İnanarak savaştı. Ölümden korkmadan, geri dönmeyi düşünmeden.
O halde inancını kaybetmemiş bir insanın, (şimdi bulunduğumuz ortam için söylüyorum) ölümü göze alarak, insanca yaşama hakkının kısıtlanmasının, adaletsizliğin ve ahlaksızlığın önünde durabilmesi için bir engel olabileceğini düşünmüyorum. Bu kişi mehdi veya başkası farketmez.
Sizin yazılarınızda taraflı davrandığınızı şunun için söylüyorum;
Bir kaç eserden alıntı yapmışsınız ancak düşüncelerinizle paralel olan
alıntılar. (İsterseniz size başka eserlerde bulabilirim.)
Konu hakkında kapsamlı araştırma yaptığınızı söylemişsiniz sanırım, ancak kişi bazlı bir araştırmadan (yani belli kişilerden) verilen örnekler sonucu bağlamak için yeterli olmamalıdır. Sizin uydurma diye tabir ettiğiniz hadisleride burda açıklamanız gerekirdi. Niyet ne olursa olsun (Mehdi beklentisi insanları kurtarıcı beklemeye sevk ediyor vs.) mevcut bilgileri paylaşmak gerek bence.
Bağlantı - -
2008-03-18 21:42:27 - Mehdi'nin gelişi küresel kıyametin bir alamet midir?
Yazan: Dr. Ahmet Emin SEYHANDeğerli isimsiz kardeşim,
Tabiki uzun araştırmalarımız sonucu ulaştığımız kanaatlerimizi buraya yazdık... bu kanaatimizi kimse kabul etmek zorunda değildir... zira böyle bir düşüncenin olduğunu bilmek, ziyaretçilere farklı bir bakış açısı kazandırabilecektir... kimseyi zorla ikna edecek halimiz yoktur.. biz bilgileri aktarırız.. herkes, anlayabildiği kadarını alır.. anlamak istemeyenlere de dayatmada bulunacak değiliz...
şahsen biz mehdinin geleceğine inanmıyoruz.. herkesin birer mehdi gibi çalışması gerektiğini düşünüyoruz..
kolaycılığı bırakalım.. zora talip olalım... kendimiz ne değer üretiyoruz ona bakalım... zayıf ve uydurma hadislere bakarak hemen kolaycı hükümler vermeyelim.. sahih hadisler ne diyorsa onu yapalım...
şunu söyleyeyim ki; sahih hadisler, müslümanları sorumluluğa, azim ve kararlılığa, mücadeleye ve herkesin elini taşın altına koymasına gerektiğine çağırıyor... Var mısınız buna??? Gelin bunu yapalım... mehdi beklemeye bir son verelim... sahih sünnete sarılalım...
işte bizim de burada ve kitabımızda anlatmaya çalıştığımız gerçek bu!!! kitabı okuduktan sonra tenkidlerinizi beklediğimi ifade eder saygılar sunarım...
selam ve dualarımla isimsiz kardeşim...
Bağlantı - -
2008-03-18 00:12:56 - Mehdi
Yazan: isimsizMehdilik düşüncesi adına yazılan yazılarınız ne yazıkki şahsi görüşlerinizi belirtmek,
kendi düşüncelerinizi kabul ettirmek adına, konu hakkında taraflı davranılmış bir kaç parça cümleden ibarettir. Falanca kişi bu konuya değinmemiş veya falanca kişi bu konu hakkında şöyle düşünmüş demek herkezin böyle düşüneceği anlamını taşımaz.
İlk olarak bir konu hakkında araştırma yapılacaksa işe tarafsız olarak başlamalı sonuçları da tarafsız olarak vermeli. Aksi bir durum da bu konu hakkında çıkartılacak rapor kişisel görüşlerden ibaret olucak ve konunun bilgi paylaşımından çok yanlış bilgi paylaşımına sebebiyet vereceği konusunda siteyi takip eden ziyaretçiler ortak bir görüşe varabilecektir.
Bağlantı - -