MAZLUMA YARDIM ALLAH’IN EMRİDİR

2017-02-15 19:41:00

 

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيم

وَمَا لَكُمْ لاَ تُقَاتِلُونَ فِي سَبِيلِ اللّهِ وَالْمُسْتَضْعَفِينَ مِنَ الرِّجَالِ وَالنِّسَاء وَالْوِلْدَانِ الَّذِينَ يَقُولُونَ رَبَّنَا أَخْرِجْنَا مِنْ هَذِهِ الْقَرْيَةِ الظَّالِمِ أَهْلُهَا وَاجْعَل لَّنَا مِن لَّدُنكَ وَلِيًّا وَاجْعَل لَّنَا مِن لَّدُنكَ نَصِيرًا  (Nisâ, 4/75)

 

MAZLUMA YARDIM ALLAH’IN EMRİDİR

 

Muhterem Müslümanlar!

Yüce Allah’ın emirleri sadece belli bazı ibadetlerle sınırlı olmayıp hayatın her alanını kuşatmaktadır. Mazlumlara yardım etmek de Yüce Allah’ın emirleri cümlesindendir.

Savaştan kaçarak ülkelerini terk etmek zorunda kalan mazlum kadınlar, erkekler ve çocuklar için kamplar kurup onlarla ekmeğini ve suyunu paylaşmak, onlara insanca yaşayacakları imkânları hazırlamak Yüce Allah’ın bir emridir. Bu emri gönülsüzce yapmak veya yaptıktan sonra başa kakmak[1] veyahut bu davranışı onlara karşı yapılmış bir lütuf gibi görmek veya göstermek doğru değildir. Çünkü Allah Teâlâ bu gibi kimseler için gerektiğinde “savaşmayı” bile emretmektedir. Nitekim Nisâ suresi 75. âyette Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Size ne oluyor da Allah yolunda ve “Rabbimiz! Bizleri halkı zalim olan şu memleketten çıkar, katından bize bir dost ver, bize katından bir yardımcı ver!” diye yalvarıp duran zayıf, çaresiz ve zavallı erkekler, kadınlar ve çocuklar uğrunda savaşmıyorsunuz?”Görüldüğü üzere eğer bu âyet, mazlumlar uğrunda “savaşmayı” emrediyorsa, “ekmeğin ve suyun paylaşılması” zaten olması gerekendir. Çünkü en son çare olan savaş emrediliyorsa diğerlerini yapmak zaten gereklidir.

 

Muhterem Müminler!

Yüce Allah Meâric sûresi 25. âyette şöyle buyuruyor: “Onlar (müminler bilirler) ki, gerek dilenen gerekse (iffetinden dolayı dilenmeyen ve ihtiyaç içinde) mahrum kalan (fakirler) için onların mallarında belirli bir hak vardır.”[2] Görüldüğü üzere bu âyet müslümanların mallarında maddî ve manevî yardıma ihtiyaç duyanların “haklarının” olduğunu haber vermektedir. Öyleyse bu hakkın hak sahiplerine ödenmesi bir görevdir. Bu vazifeyi ihmal etmek ya da yapılmasını çeşitli gerekçeler öne sürerek engellemeye çalışmak doğru değildir. Mesela Asr-ı Saadet döneminde yaşanmış Ensâr ve Muhâcir kardeşliğini unutarak mültecilere yardım etmeyi çok görmek ve “Bizim de kendi fakirlerimiz var, önce onlara bakalım!” gerekçesinin arkasına sığınarak mazlumlara yardım etmeyi engellemek yanlıştır.

Çünkü Yüce Allah, Haşr suresi 9. âyette şöyle buyurmaktadır: “Onlardan (muhacirlerden) önce o yurda (Medine’ye) yerleşmiş ve imanı da gönüllerine yerleştirmiş olanlar hicret edenleri severler. Onlara verilenlerden dolayı içlerinde bir rahatsızlık duymazlar. Kendileri son derece ihtiyaç içinde bulunsalar bile onları kendilerine tercih ederler. Kim nefsinin cimriliğinden korunursa, işte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.”Görüldüğü üzere bu âyet 1400 yıl öncesinden “müslümanlar arasında yardıma muhtaç fakirler olabileceğini, ancak onların mültecileri kendilerine tercih edeceklerini” haber vermekte ve “Bizim de kendi fakirlerimiz var” söylemini boş, geçersiz, değersiz ve anlamsız kılmaktadır.

 

Muhterem Müslümanlar!

Dinimiz İslam yurtlarından sürülüp çıkartılmış ve zulme uğramış kimseler için gerektiğinde savaşın bile göze alınmasını emrediyorsa, ekmeğin ve suyun mültecilerle paylaşılması zaten olması gerekendir. Unutmayalım ki, Rabbimiz yaptıklarımızın mükâfatını bizlere hem bu dünyada hem de ahirette fazlasıyla verecektir. “Çünkü Allah kendisine karşı sorumluluk bilinciyle yaşayan ve iyilik yapanlarla beraberdir”[3] “Çünkü Allah zorluklara sabredenlerle beraberdir.”[4] Öyleyse hakkın, adaletin ve doğrunun yanında yer alalım.[5] Saflarımızı iyi belirleyelim. Zulme maruz kalan garibanlara sahip çıkalım. Bunun bir imtihanımız olduğunu asla unutmayalım.

 

Muhterem Müslümanlar!

Mültecilere, din ve vicdan özgürlüğü ellerinden alınanlara, katliamdan kaçarak canını kurtaranlara maddî ve manevî destek olalım. Gerektiğinde onlar için savaşmanın Yüce Allah’ın bir emri olduğunu asla unutmayalım. Her zaman İslâm’ın iki temel kaynağı Kur’ân ve sünnet’i kendimize rehber edinelim. Yüce Allah’ın âyetlerinden habersiz yaşayan bazı kimselerin laflarına itibar etmeyelim. Popülist söylemlerle bizleri kandırmaya çalışanlara aldanmayalım.

“Çıkar” eksenli değil “ilke” eksenli düşünelim. Yerinden yurdundan edilen dini, ırkı, inancı ve mezhebi ne olursa olsun her insanın yardımına koşalım. Her zamankinden daha çok birlik ve beraberliğe ihtiyaç duyduğumuz şu günlerde birlik ve beraberliğimizi bozmaya çalışanlara fırsat vermeyelim. İç ve dış düşmanların oyunlarına gelmeyelim;[6] Fitne çıkarmak isteyen şer odaklarının sevinçlerini kursaklarında bırakalım. Ülkemizi bölmek ve parçalamak isteyen hainlerin tuzaklarını boşa çıkaralım.

Rabbim cümlemizi mazlumlara yardım eden dürüst ve erdemli kullarından eylesin!

 

Yrd. Doç. Dr. Ahmet Emin SEYHAN

Kafkas Üniversitesi İlahiyat Fakültesi/ KARS



[1] el-Bakara, 2/262-264; el-Müddessir, 74/6.

[2] el-Meâric, 70/24-25. Ayrıca bkz. ez-Zâriyat, 51/19.

[3] en-Nahl, 16/128.

[4] el-Bakara, 2/153; el-Enfâl, 8/46, 66.

[5] et-Tevbe, 9/119.

[6] el-Bakara, 2/193; el-Enfal, 8/39; et-Tevbe, 9/13-15.

150
0
0
Yorum Yaz