Kur’an-ı Kerim‘de kadını dövmek var mıdır?

2008-02-04 01:47:00

Kur’an-ı Kerim‘de kadını dövmek var mıdır?

 

     Yüce Allah Nisa suresi 4/34 ayette geçen "darebe" fiili ile erkeklere "kadınlarınızı dövünüz" dememektedir.


     Nitekim; bu ayeti iyi anlayabilmek için
"darebe" fiilinin anlamlarına bakmak gerekmektedir. “Darebe” fiili pek çok anlama gelmektedir.
Mesela; “bir şeyin üzerinde bir şey oluşturmak” bu anlamlardan biridir. Bir şey üzerinde bir şey oluşturmanın ise tabii olarak bir çok yolu ve yöntemi vardır. O nedenle sözcük mecazi olarak yüzlerce anlamda kullanılabilmektedir. Örneğin herhangi bir şeyin üzerine, el ile, ayak ile, sopa ile, kılıç ile, bir şey oluşturulabilir. Mesela; bir şey üzerinde el ile bir şey oluşturulmasına, dövmek, çarpmak; sopa ile olduğunda kırmak, parçalamak; kılıç ile olduğunda ise kesmek, yaralamak ve çizmek anlamları verilebilir. Tüm bu eylemler “darebe" fiilinin anlamı içerisindedir.
Yine herhangi bir metal parçası üzerinde oyma veya kabartma yapılabilir. Bu da “darebe” sözcüğüyle ifade edilir. İşte bu eylemden dolayı metal para basımına “darb”, para basılan yere de “darbhane” adı verilmektedir. (Osmanlı paralarının üstünde “duribe fi kostantıniyye" yani; İstanbul’da basılmıştır) ibaresinin mevcut olduğu unutulmamalıdır. Yine "bir şey üzerine bir şey oluşturmak" anlamı parelelinde “yollarda ayak ile iz oluşturmak" yani; rızık, ticaret veya savaş amacıyla yola çıkmak de “darebe fiili ile ifade edilmektedir. Ayrıca Araplar misafire “dârib (yol tepen, yola çıkan, yoldan gelen)” derler. Bu darebe fiili mecazî anlamı itibariyle “dövmek ve çarpmak” anlamlarıyla meşhur olmuş olsa da başka anlamlara da gelmektedir. "Yağmurun topraktaki izi, Musa’nın denizde İsrailoğulları’na asasıyla yol açması, tuvalete defi hacet için hızlı gitmek, çiş yapmak, bir yere bir şey dikmek, erkek hayvanın dişisinin üstüne çıkması, bir şeyi bir şeye çarpmak, karıştırmak, koyun boyamak, suda yüzmek, akrep sokması, kalp atışı, nabız vuruşu, bir şeyi kaldırmak, el ile işaret, sıkı tutmak, kavgadan, beladan kaçmak, bir yere varıp dikilmek, örnek vermek, uzaklaştırmak, ayırmak” gibi pek çok anlam
“darebe” fiiliyle ifade edilmektedir. (Bkz. Lisanu’lArap, 5/477, 483; el-Müfredat s. 294.)

     Dolayısıyla mezkur ayette geçen "darebe" fiiline bakıp buradan, sadece anlamlarından biri olan "dövmek"i almak ve peygamberin hiç yapmadığı ve tavsiye de etmediği bir sonuca ulaşmak bize yeterince doğru ve ikna edici gelmemektedir. Bu zamana kadar yapılan uygulamada ve anlamlandırmada ısrar ederek bütün bu diğer anlamları göz ardı etmek Kur'an'ın anlaşılmasını zorlaştırmak olarak değerlendirilebilir.


     Nitekim, kendi anlayışlarını Kur'an'a söyleterek, bu ayetin "dövmeye" işaret ettiği sonucuna ulaşanların ve yıllarca aynı yanlış uygulamayı savunanların bugün dünyada İslam'ın doğru tanıtılmasına ne gibi olumlu veya olumsuz katkılar sağladıklarını yeniden gözden geçirmelerinin zamanının gelip geçtiğine inanmaktayız.


     Bu düşünceden hareketle; bu ayette ifade edilenler ve
bu sıralama şu şekilde olmalıdır diye düşünmekteyiz.

     1. ETKİLİ İLETİŞİM...


     2. CİNSEL YALNIZLIK...


     3. MEKANSAL AYRILIK....

 

     Konuyu biraz daha açıklamaya çalışalım.

     1. ETKİLİ İLETİŞİM. Yani; güzel öğüt:


eşiyle karşılıklı iyi ve etkili bir iletişim kurma, güzel güzel konuşma, güzel örnekler verme, ona değer verdiğini hissettirme, samimi olma, sevgisini en iyi şekilde gösterme, bu yuvanın yıkılmasını istemediğini en güzel şekilde ona anlatma, onu düşünmeye sevk edecek sorular sorma, hatasını kavramasını sağlama, onun anlayacağı şekilde konuşma, eşini dinleme, onu da anlamaya çalışma, ona sevgi ve merhametini gösterme, ona kendi sadakatini ispatlama, yuvanın önemini kavratma... vs. vs…


    
2. CİNSEL YALNIZLIK. Yani; yatakta yalnız bırakma:


Onu aşağılamadan, kızmadan, küstürmeden, kırmadan, hakaret etmeden, küçük görmeden cinsel birliktelikten uzaklaşma, gerekçesini iyi bir şekilde ona açıklama, kendisini onun yanlış davranışlarının üzdüğünü ona hissettirme, onun yanlış tavırlarının (nüşüz) aile yuvasını tehlikeye attığını ona fark ettirme, böyle bir uygulama ile onu derin düşünceye sevk etme, işin ciddiyetini ona anlatma, bu fiilî durumu anlamasını, idrak etmesini sağlamaya çalışma… vs. vs


    
3. MEKANSAL AYRILIK. Yani; evden uzaklaştırma:



Babasının evi olabilir, kadın sığınma evi olabilir. Veya kendi imkanlarıyla taşınacağı bir başka ev olabilir. Eğer kadının hiç gidecek bir yeri yoksa, bu takdirde koca evden ayrılabilir. O bir başka yere taşınabilir. Bir kaç ay da bu şekilde düşünebilirler. Birbirlerinin değerini belki o zaman çok daha iyi anlayabilirler...


     Kanaatimizce "darebe" fiili bu ayette
"dövme" anlamında değil, "evden uzaklaştırma" anlamında kullanılmıştır.


     Hala sorun çözülmüyorsa, tayin edilmiş hakemler de bu konuda başarılı olamamışlarsa, o karı-kocanın ayrılmaları artık elzem olmuştur. Mahkeme kararı ile boşanırlar ve herkes kendi yolunu kendisi seçer. Kimse artık bir diğerini suçlayamaz. Çünkü bütün haklarını her iki tarafta kullanmış ve kendi kararlarını kendileri özgür iradeleriyle vermişlerdir.


     Özetle ifade edecek olursak,
etkili iletişim sorunu çözemediği zaman, kadının cinsel yalnızlığa terk edilmesi ona değer verilmemesi (bu arada erkeğin de kendini sorgulaması) ve hatasını anlaması tavsiye edilmektedir. Bu da sonuç vermediğinde ise, daha iyi düşünmelerini sağlayacak "mekansal ayrılık" maddesi devreye girmektedir. Bunun Kur'an'da verilen sıralamaya da uygun olduğunu düşünmekteyiz. "Hayır biz döveriz. Kadın milleti dayaktan anlar. Dövüyorsak aile yuvasını kurtarmak için dövüyoruz. Onun iyiliğine yapıyoruz. Dövmek Kur'an'da vardır. Dayak cennetten çıkmıştır. Bazı sahabeler de dövmüştür. Peygamber dövmese de biz döveriz kardeşim" diyenler kıyamete kadar elbette olacaktır. Bu da bir vakıadır. Böyle tipleri değiştirmek de oldukça zordur. Bu da o kişilerin kanaatidir. Bize göre ise son derece yanlıştır.

     Dolayısıyla bu tür söylemler, şu an "olan"lardır ve “yaşananlar”dır. Bizim yukarıdaki tespitlerimiz ise "olması gereken"lerdir diye düşünmekteyiz. Medeni müslümanlara yakışan da budur. Adaletli olandır. Zulümden uzak bulunandır. Bütün dünyanın örnek alabileceği uygulamalardır.


     Sonuç olarak; bütün dünya bu ayeti konuşurken, kadınlar bu ayetin yanlış yorumlarıyla suistimal edilirken, yahut kışkırtılırken, bu ayet vesilesiyle Batı dünyası İslam'a her fırsatta saldırırken, doğru yorum üzerinde kafa yormamız biz Müslümanların boynunun borcudur. Yanlışta ısrar etmek de doğru değildir.

 

     Prof. Dr. Hayreddin Karaman hocamızın aşağıdaki tespitleri gayet yerindedir.

 

     “Haksız ve saldırgan davranışından ileri gelen aile geçimsizliğinde çözüm yollarını gösteriyor. Bu yollar içinde "saldırıya sopa ile karşılık vermek" de var. Bu çare dini bir vazife değil, aslında dince yasaklanmış olan şiddetin (bu arada sopanın) yalnızca bu durumda ve o günün tarihi, kültürel, sosyal şartları içinde kullanılabileceğinin açıklanmasından ibarettir. Günümüz şartlarında birçok insan şiddet kullansa bile bunu dile getirmek, itiraf etmek problem doğurmakta, tepki ile karşılanmakta, İslam'a mal edilmesi durumunda ise dine zarar vermektedir. Hem bugünkü şartlarda başvurulması düşünülemeyecek hem de sözü edildiğinde bile sakıncalar doğuracak bir konuyu doğrudan ortaya koymak hiç uygun değildir; başkaları ortaya koyar da tartışmak kaçınılmaz hale gelirse o zaman da bunun, dinle değil, kültür ve medeniyetle ilgili bir konu olduğunu, günümüzde İslam'ın (Kur'an'ın ve sünnetin genel kurallarının) bunu tecviz etmeyeceğini söylemek gerekir.”  (Prof Dr. Hayreddin Karaman)


     Bize göre doğru olan; dayaktan ziyade konuşarak ve düşünerek yani; etkili iletişim sonucu ikna ile yola gelmek ve gerçekleri fark edebilmektir.
Bu  zamana kadar yapılan tefsir ve meallerde dayağın ön plana çıkartılmış olması, aynı şekilde "darebe" fiiline doğru anlam verildiği sonucunu akla getirmemelidir. Kanaatimizce dayak ile yola gelen aslında hiç gelmemiştir. Korkusundan kabul etmiş ve yola gelmiş gibi görünmüştür. Yani iki yüzlülük yapmıştır. Zorla güzellik hiç bir zaman olmaz, olamaz. Sadece olmuş gibi görünür. Ben bu düşüncedeyim ve ayetteki ”darebe" fiiline bu anlamın verilmesinin daha doğru olacağına inanıyorum. Dileyen "darebe" fiiline "dayak" anlamı verip dövmeye devam edebilir. Herkes seçimini yapmakta özgürdür. Bizim tercihimiz ve bakış açımız böyledir. Herkes istediği yaklaşımı beğenip alabilir.

     Öte yandan şunu ifade edelim ki; bir kelimenin 37 anlamı varken sadece bir anlamına takılıp diğerlerini göz ardı etmek ne kadar doğrudur? Tüm Batı dünyası bu ayete verilen eksik ve hatalı bir anlam yüzünden, İslam'ın kadınlara hiç bir hak vermediğini iddia ederken, her fırsatta dini değerlere saldırırken ve bu yolda bir hayli mesafeler kat ederken, kendi içimize kapanıp hala Batılıları haklı çıkartacak tarzda dayağı savunmak ve bu kelimeyi tek bir anlama hapsetmek, diğer anlamlarını göz ardı etmek ne kadar da ilginçtir? Bu kabul edilebilir bir durum mudur? Hem peygamberin hiç yapmadığı ve ashabına da kesinlikle tavsiye etmediği bir uygulamayı meşru göstermeye çalışmak ne kadar doğru olabilir? Kur'an'ı en iyi anlayan Hz. Peygamber değil miydi yoksa? O, anlayıp doğrusunu açıklamışken, bunun tersini savunmak doğru mudur? “Ataları aklını kullanmayan ve yanlış yolda olan kimseler idiyse de mi hala ısrarla atalarının peşinden gidecekler?" diyen Kur'an'a kulak vermenin zamanı gelmemiş midir?

 

     Dolayısıyla Kur'an ve sahih sünnet ne diyorsa o olmalıdır. Geçmişten gelen bir takım yanlış uygulamalara körü körüne bağlı kalmak, eleştirmeden alıp kabul etmek insanları yanlış yollara götürebilir.

 

    Nüşûz kavramıyla ilgili olarak da şunları söyleyebiliriz

 

     Nüşuz; bazı tavır ve davranışları sebebiyle yoldan çıkan, aile hukukuna baş kaldırma belirtileri gösteren, böylece "naşize" (salihanın zıttı) olma ihtimali beliren, aileye ihanet etme durumuna gelen, ailenin şerefine leke sürme olasılığı güçlenen kimselerle ilgili kullanılan bir fiildir. Kur'an'da böyle bir fiili işlemeye başlamış kadınlara, üç aşamalı bir yaptırım söz konusu olmaktadır. Bunu; kısaca “iffetsizlik, sadakatsizlik veya flört ettiği şüphesi güçlenen kadın” şeklinde anlamak mümkündür. Yani; “iffet erdemine ihanet eden kadın, iffetsizlik gösteren, sadakatsiz davranan, böyle bir tehlikeli yola girmiş kadın, aile huzur ve düzenini bozan kişi” şeklinde de anlayabiliriz. Kur'an-ı Kerim’de bu ayette kesinlikle bu kadınları "öldürün" diye bir şey denilmemektedir. Sadece üç aşamadan söz edilmektedir. "Etkili iletişim", "cinsel yalnızlık" ve "mekansal ayrılık".


     Darebe fiilini "dövme" şeklinde anlayan kimselere saygımız olmakla beraber bu görüşe katılmamaktayız. Zira  bu fiilin "
ayrılık" manasına geldiği de bir gerçektir. Dolayısıyla kızmadan ve öfkelenmeden meseleyi anlamaya çalışmak her zaman en iyi olandır.

     Nitekim; bizim bu konudaki tek endişemiz ve tek derdimiz; bu ayete bakarak "İslam'da kadın hakları olmadığını ısrarla ve güçlü bir şekilde seslendiren ve dünyada epeyce de taraftar toplayanlara karşı" bir şeyler yapmak gerektiğine inanmamızdır. Dayak her dönemde olmuştur. Bugün de vardır. Ama doğrusu hiç olmamasıdır. Bu da elbette zordur. Ama ideal olan budur. Erkek karısını dövmesin. Kadın çocuğunu dövmesin. Patron işçisini dövmesin. Öğretmen öğrencisini dövmesin. Doktor hastasını dövmesin. Komutan askerini dövmesin. Hiç kimse bir diğerine ne fiziksel şiddet, ne de psikolojik şiddet uygulasın. Kimse kimseyi hiç bir şekilde incitmesin. Kurallar hakim olsun ve herkes bu kurallara uysun.


     Bir kısım meallerde nüşuz kelimesine verilen "dikbaşlılık" eksik ve hatalı tercümedir. Burada erkeğin keyfi davranışlarına kapı aralanmaktadır. "Serkeşlik" ifadesi ise konuyu tam izah edememektedir.  "İtaatsizlik" ise aynı şekilde erkeğin keyfi davranışlarına yol açmaktadır. Bu durum tıpkı "disiplinsizlik" kavramını istismar edenlerde olduğu gibidir. Burada akla şu sorular gelmektedir.

     Sivrilikle kastedilen nedir? Kime göre bir sivriliktir? Nasıl bir sivriliktir? Bunu kim tayin edecektir? Bu konuda kararı kim verecektir? Birileri keyfi olarak: "Tamam işte. Bu sivrilik yaptı da ondan dövdüm" derse durum ne olacaktır? Kime göre dik başlılıktır? Nasıl bir dik başlılıktır? Bu herkese göre değişen bir husus değil midir? Buna kim karar verecektir? Burada da bir keyfiliğin yolu açılmakta değil midir? Karısından falanca yere gitmesini istememe konusunda keyfi kararlar alan bir erkeği kim engelleyecektir?

     Ama nüşuz'a; iffetsizlik ve sadakatsizlik denilirse problemin bir nebze de olsa çözüme kavuşacağı görülmektedir. Zira iffetsizlik veya sadakatsizlik; "cinsel konularda ahlak kurallarına bağlılık göstermeyerek az ile yetinmemek ve gözün dışarıda olmasıdır" şeklinde ifade edilebilir.

     Biz Kur'an'a olduğu gibi iman edelim ama tek bir anlam dayatmasının asırlardır doğurduğu probleme de dikkat çekelim. Bu ayet üzerinden Hıristiyanların İslam'ı karaladığını ve yanlış tanıttığını söylüyoruz. Kadınları İslam'dan soğuttuklarını söylüyoruz. Bu adamların ellerine böyle fırsatlar vermeyelim diyoruz. Dinimizi doğru tanıtalım diyoruz. Bu kelimenin diğer anlamlara da geldiğini ifade ediyoruz. Ama derdimizi maalesef anlatamıyoruz. Birileri anlıyor. Ama bazıları hala anlamamakta ısrar ediyor. Bize düşen; apaçık tebliğdir, beyandır, örnekliktir, temsildir, akla kapı açmaktır. Fikri ise okuyucuya bırakmaktır.

     Zira biz haksız yere yapılan bütün şiddet eylemlerine karşıyız. Fikirlerin özgürce ifade edilmesinden ve tartışılmasından yanayız.  Bize göre doğru olan; konuşarak ve düşünerek yani, etkili iletişim sonucu, ikna ile yola gelmek ve gerçekleri fark edebilmektir. Bu zamana kadar bir çok tefsirde, iffetsizlik yapma ihtimali beliren kadına karşı dayağın ön plana çıkartılmış olması; "darebe" fiiline doğru anlam verildiği sonucunu akla getirmemelidir. O dönemde böyle bir anlayışın olması normal karşılanabilirdi. Ancak günümüz dünyasında bu görüşü savunabilmek mümkün gözükmemektedir. Kanaatimizce dayak ile yola gelen; aslında hiç yola gelmemiştir. Korkusundan kabul etmiş ve yola gelmiş gibi görünmüştür. Yani iki yüzlülük yapmıştır. Zorla güzellik hiç bir zaman olmaz, olamaz, olmamıştır. Sadece olmuş gibi görünmüştür. Önemli olan; kalpleri fethetmektir.

     Hz. Peygamber hiç bir zaman kadının dövülmesini savunmamıştır. O genel olarak her türlü dayağa karşı olmuştur. Çünkü Kur'an'ı en iyi anlayan O idi. İşte O'nun bu yönü de örnek alınmalıdır. Bu ayet farklı bir anlama çekilmemelidir.

     Burada önemli olan; İslam'ın yanlış tanıtılıp tanıtılmaması meselesidir. Önemli olan; insanlığa hoş gözükmek değil, İslam'ı doğru anlayıp anlatabilme meselesidir. Önemli olan; İslam'ı iyi ve güzel şekilde temsil edebilme sorunudur. Önemli olan; insanları İslam'dan soğutup soğutmama meselesidir. Önemli olan; tebliği en doğru şekilde yapıp yapmama meselesidir. Önemli olan; İslam'a atılan iftiraları iyi açıklayıp, haksız saldırıları uzaklaştırabilme meselesidir. Önemli olan; aklı başında insanları ikna edebilme meseledir. Önemli olan düşünen ve sorgulayan batılı insana, muknî cevaplar verip verememe meseledir.

     Dolayısıyla tüm bunları yapmadan Batı dünyasını doğrudan suçlamak yanlıştır. Evet, onların da bir sürü vahşetini gördük ve hala görüyoruz. Oysa bizim şimdiki konumuz bu değildir. “Siz de şöylesiniz işte", “aslında kadına şiddet en çok batıdadır" deyince mesele hallolmamaktadır.

     Elbette batıda da bir takım yanlışlıklar vardır, ihlaller vardır, kadının sömürülmesi vardır, reklam malzemesi olarak kullanılması vardır. Ama önce biz kendi kapımızın önünü süpürelim. Önce kendi yanlış anlamalarımızı düzeltelim. Önce özeleştiri yapalım. Önce İslam'ın kadına hak ettiği değeri verdiğini sözde değil, özde gösterelim. Samimi olalım. "Ülkemizde eşini 54 yerinden bıçaklayan adamın haberi anında dünya basınında ilk haber olduğunda" ve buradan adamlar İslam'a saldırdıklarında, İslam’ın kadına değer vermediğini söylediklerinde biz de kendimizi sorgulamak yerine, "ne yani? Siz de kızılderilileri öldürdünüz. Birbirinizi I. ve II. Dünya savaşlarında tükettiniz" diyeceğiz öyle mi? Bu nereye kadar böyle devam edebilir ki?

     Sonuç olarak; önce biz kendi anlayışlarımızı gözden geçirip düzeltelim. Bu adamların ellerine kozlar vermeyelim. Hayatımız boyunca dürüst ve erdemli davranışlar sergileyip bütün dünyaya örnek olalım. Kadınlarımızın kıymetini bilelim. Onları asla incitmeyelim.

Selam ve dua ile.

Dr. Ahmet Emin SEYHAN

3102
0
0
Yorum Yaz