Küfür Tek Millettir!

2017-04-28 19:19:00

Küfür Tek Millettir!

Avrupa’nın bazı ülkelerinde görev nedeniyle bulunduğumuz yıllarda edindiğimiz tecrübeleri okuyucularımızla paylaşmanın doğru olacağı kanaatindeyim.

Her şeyden evvel şunu ifade edelim ki, “küfür tek millettir” sözü son derece doğru, haklı ve yerinde bir sözdür. Her ne kadar bu kafirler kendi içlerinde çekişseler ve çıkarları gereği zaman zaman birbirlerine düşüp kavgalar etseler de söz konusu İslam ve müslümanlar olunca derhal bir araya gelip tek yumruk olmasını bilmişlerdir.

Bunlar Papa’nın başkanlığında bir araya gelip her zaman Haçlı Seferleri yapmaya hazır olduklarını, yeni seferler düzenleyebileceklerini göstermiş ve ülkemize göz dağı vermişlerdir. Türkiye’nin hasta adam olmadığını, her geçen gün büyüyüp güçlendiğini gören bu “stratejik dost ve müttefiklerimizin (!!!)” paçaları tutuşmuş, bu ilerlemeyi durdurmak/ engellemek/ akamete uğratmak/ tersine döndürmek için çevirmedik dolap/ entrika bırakmamışlardır.

Kullandıkları taşeron örgütlerle netice alamayınca bizzat kendileri devreye girmiş, diplomasi kurallarını rafa kaldırmış ve utanmadan ağızlarına geleni söylemeye başlamışlardır. Şu an Türkiye’nin, İslam’ın ve müslümanların üzerinde yürütülen karalama, küçük düşürme, yok etme kampanyalarının ve iflah olmaz düşmanlığın arkasında bu hainlerin korku, telaş ve endişleri yatmaktadır.

Bu haçlıların Almanya ve Hollanda’da DİTİB’e bağlı camilerde görev yaptığımız yıllarda Türkiye’den Avrupa’ya gelenlerden muhalif olanlara sağladıkları desteğe bizzat şahidim. Destek olunan bu muhalif grupları şu dört başlıkta mütalaa etmemiz mümkündür:

1.                             Terör Örgütleri: PKK, DHKP-C ve FETÖ gibi terör örgütlerine özellikle Almanya, Hollanda, Avusturya ve Belçika başta olmak üzere tüm Avrupa ülkeleri kucak açmış, onlara her türlü maddi ve manevi desteği sağlamışlardır. Kendi topraklarında örgütlenmelerine ve Türkiye aleyhtarı faaliyetler yürütmelerine her türlü kolaylığı sağlamışlardır. Kanaatimizce daha adını bilmediğimiz başka terör örgütlerine de bunlar her türlü imkanı sunmaya devam etmektedirler.

2.                             Dinî Cemaatler ve Tarikatlar: Söz konusu ülkeler, Türkiye’de merkez üssü bulunan birtakım cemaat ve tarikatların Avrupa ülkelerinde büyüyüp gelişmelerine ve etrafa serpilmelerine her türlü katkıyı sağlamışlardır. Onların faaliyetlerini rahatça yapabilmeleri için arsa, bina ve para yardımında bulunmuşlardır. Bu satırların yazarı görev yaptığı yıllarda değişik cemaatlere sağlanan devasa imkanları yakından gözlemleme imkanına sahip olmuş ve “Bu işte kesinlikle bir bit yeniği var. Bu gavurların bu işte mutlaka bir çıkarları var, bunlar kaz gelecek yerden tavuk esirgemezler, bunlar bir dolap çeviriyorlar” diyerek kendi içi dünyasında bunu yorumlamıştır. (Bu tespitlerimize komplo teorisi diyecek olanlar kesinlikle bu gavurların içimizdeki işbirlikçileridir. Onların satın aldıkları tasmalı köpekleridir. Bunlara inananlar ise sadece zavallılardır. Zira bu öngörümüz şu günlerde haklı çıkmıştır.) Nitekim 16 Nisan 2017 referandumu bir turnusol kağıdı işlevi görmüştür. Batılı ülkelerce desteklenen bu tarikat ve cemaatlerin bazıları alenen hayır oyu vereceklerini ilan etmiş, bazıları hayır kampanyaları yürütmüş, bazıları ise kamuoyuna evet oyu vereceklerini açıklasalar da gizli gizli hayır propagandası yapmış ve böylece efendilerine kuyruk sallamışlardır. Zira bunlar kendilerine sağlanan bu imkanların diyetini ödemek zorunda bırakılan satılmış hainlerden başkası değildir. Ancak bu alçaklar, açıkça bozgunculuk yaptıkları ve fitne çıkardıkları halde hâlâ kendilerini “ıslah edici kimseler” olarak tanımlamaktadırlar.

3.                             Ayrılıkçı Etnik Hareketler: Bu İslam düşmanı ülkeler, Türkiye’yi bölüp parçalamak için çalışacak ırkçı ve kafatasçı hareketlere de destek sağlamışlardır. Onların da palazlanmaları ve Türkiye’nin parçalanmasında “rol oynamaları/ maşa olarak kullanılmaları” için parasal kaynağa boğulmuşlardır. Bu kafirler, her türlü ırkçı ve bölücü hareketlerin örgütlenmesi ve büyümesi için para musluklarını açmışlardır. Kendi vakıf ve derneklerini kurmaları için onlara yer tahsis etmişler, Diyanet İşleri Başkanlığı’na ait camilere sağlamadıkları desteği bu ayrılıkçı etnik hareketlere sağlamışlardır. Zira amaçları müslümanları tefrikaya düşürmek, din kardeşlik bağlarını zayıflatmak, küçük lokmalara böldükleri müslümanları ilerleyen asırlarda kolayca ortadan kaldırıp yok etmektir.

4.                             Alevîler: Bu İslam düşmanı devletler, Türkçe ve Kürtçe konuşan ama İslam’dan nefret eden “Alevî örgütlerinden bazılarını” paraya boğmuşlardır. (Burada tüm Alevîleri kast etmiyoruz. Ali’siz Alevîliği savunan atesit ve dinsizleri kast ediyoruz. Zira bunlar da Alevîliği kullarak rant elde eden açıkgözlerdir. Dolayısyla alınganlık gösterip aptallaşmanın bir manası yoktur.) Aleviliğin İslam’ın değişik bir yorumu olduğunu kabul etmeyen bu adamlar onun İslam’dan ayrı bir din olduğunu ispatlamak için çalışmaktadırlar. İşte bu kafirler, bu tür adamların derneklerine para desteği sağlamış ve faaliyetlerini rahatça yapabilmeleri için her türlü katkıyı sunmuşlardır. Bunlarla ilgili yasal düzenlemeler yapmış ve işlerini kolaylaştırmışlardır. Amaçları Türkiye’nin gücünü zayıflatmak, zamanla bu tür grupları asimile etmek ve hıristiyanlaştırmaktır.

Görüldüğü üzere Almanya başta olmak üzere diğer Batılı ülkeler söz konusu İslam olunca müslümanları tefrikaya düşürmek için ellerinden geleni arkalarına koymamış, her türlü imkânı sağlamış, Türkiye’nin başına bir felaket gelince sevinçten kına yakmış ve ellerini oğuşturarak beklemişlerdir. Örneğin 15 Temmuz 2016 darbe girişimi başarısız olduğunda kudurmuş, tepinmiş, karalar bağlamış, oturup ağlamış ve ne yapacaklarını şaşırmışlardır.

Dolayısıyla tüm bu gerçekleri göremeyerek hâlâ PKK, DHKP-C ve FETÖ gibi terör örgütlerine sempati besleyen ve destekleyenler yanlış yolda olduklarını artık görmek zorundadır. Bunların kafirlerle aynı safta bulunan münafıklardan hiçbir farkları yoktur. Bu sözlerimizin biraz ağır kaçtığını düşünenelerin 1450 yıllık İslâmî mücadeleyi doğru analiz etmeleri, Haçlı Seferleri’nin nedenlerini öğrenmeleri ve milyonlarca şehidin kemiklerini sızlatmamaları gerekir.

Bu itibarla kafirlerle işbirliği yapan, Türkiye’ye yönelik her türlü uluslararsı kirli hesapların taşeronu olmayı kabul eden “liderlerini/ hocalarını/ şeyhlerini/ dedelerini/ babalarını/ ahuntlarını/ mellelerini” uyarmak yerine onların peşine takılıp gidenlerin ve din kardeşliğini dinamitleyenlerin karşımıza çıkıp konuşmaya zerre kadar hakları yoktur. Kaldı ki iradesini ve aklını kiraya vermiş bu ahmakların/ haşhaşîlerin önce dönüp kendi hallerine bakmaları yararlarına olacaktır.

Sonuç olarak, küfür tek millettir. Küfre destek olan münafık ve müşrikler de tıpkı onlar gibidir. Bu zavallıların dini yaşıyor görüntüsü vermeleri saf ve iyi niyetliler tarafından normal görülebilir. Ancak basiret ve firaset sahibi olup Kur’an ve sünnet’in ilkeleri ışığında hâdiseleri değerlendirenlerin bu satılmış hainleri tanımaları çok kolaydır. Bu tür münafıkların sağlam muhakeme sahibi olanları kandırmaları mümkün değildir. Bu itibarla İslam’ı yaşadığını zannederek yukarıdaki dört grupla birlikte hareket edenlerin derhal onlarla bağlarını koparmaları kendi yararlarına olacaktır. Aksi halde ahiret günü amellerinin boşa gittiğini görmeleri ve pişman olmaları onlara hiçbir fayda sağlamayacaktır. Ancak içlerindeki şeytani ses kendilerinin hak yolda olduğunu söyler, bu şeytanlaşmış insanların peşlerinden ayrılmamaları gerektiğini onlara telkin ederse ve onlar da bu vesveselere kulak verirlerse suçlamaları gerekenin kendileri olduğunu bilmeleri icap eder. Zira hem şeytan hem de şeytanlaşmış insanlar ahiret günü böyle sefihleri yüzüstü bırakacaklardır. (Ahzâb, 33/67-68; Sâd, 38/59-64). Bütün bunları nereden bildiğimizi merak edenlerin “bir kez olsun Kur’ân’ı anlayarak okumaları” kendileri için yeterli bir cevap teşkil edecektir. (28.04.2017)

Yrd. Doç. Dr. Ahmet Emin SEYHAN                     

Kafkas Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi

 

72
0
0
Yorum Yaz