Kaza Namazı Var mıdır?

2011-05-14 01:20:00

Kaza Namazı Var mıdır?

 Peygamber (s.a.v.) Efendimiz; "Uyku veya unutkanlık sebebiyle namazını vaktinde kılamayan, hatırladığı zaman hemen namazını kılsın" buyurmuşlardır. Bu hadis sahihtir ve peygamberimizin de uygulamaları zaten bu yöndedir.

Ancak unutmak, uyku veya meşru bir mazeretten dolayı vaktinde kılınamayan namazlar hatırlandığı zaman veya meşru özür geçtikten sonra fazla vakit geçirilmeden derhal kaza edilmek durumundadır.

Öte yandan hiçbir mazereti yokken keyfi olarak namazı kazaya bırakmak ise kesinlikle İslam dininde yoktur. Yani; Kur'an'da böyle bir kaza namazının varlığından bahsedilmemektedir.

Bunu dosdoğru şekilde anlatmak yerine “kaza namazı vardır” denilmeye devam edildiği müddetçe bu konuyu yanlış anlamaya hevesli birileri kendilerine buradan pay çıkarmaya devam edecekler, bilerek ve isteyerek namazlarını kazaya bırakma yolunu seçebileceklerdir. Dolayısıyla kaza namazı konusunu anlatan kimselerin öncelikle oluşturulmuş bu yanlış algıyı hesaba katarak işe başlamaları ve insanlara dinin doğru bilgisini uygun şekilde anlatmaları uygun olacaktır.

Zira  "hele 60 yaşına gelince namaza başlarım”, “hele hacca gidip geleyim, ondan sonra namaza başlarım”, “oğlanı ve kızı evlendireyim namaza başlarım”, “hele seneye namaza başlarım"diye söylenen sözlerin arkasında oluşturulmuş bu yanlış algı olduğu unutulmamalıdır. Buna ise, yanlış anlaşılan ve anlatılan bir “kaza namazı anlayışı” sebep olmaktadır. Oysa aklı başında İslam alimleri böyle bir kaza namazının olamayacağını geçmişte söyledikleri gibi bugün de söylemektedirler.

 Tekrar ifade edecek olursak, böyle basit ve sudan gerekçelerle kılınmayan bir kaza namazına delil zaten Kur'an'da yoktur. Yani; bu anlamda bir“kaza namazı anlayışı” İslam dininde mevcut değildir.

Nitekim bu tür durumlarda da "kaza namazı olmalı" diyen bazı (!) İslam alimleri ise yukarıdaki sahih hadise bakarak iyi niyetle hükümvermektedirler.

Dolayısıyla şunun altını çizelim ki her halükarda namaz vardır. Bundan kaçış yoktur. Kur'an'da savaş esnasında bile cemaatle namazın nasıl kılınacağı anlatılmaktadır. Ağır hastalar bile, gözleriyle ima ederek dahi olsun namazı kılmak durumundadırlar. Oturarak, yatarken, ayakta, binit üzerinde bile namaz kılınabilir denilirken, namazdan kaytarmaya çalışanlar büyük bir yanılgı ve vebal içerisindedirler. Bu kimselerin çeşitli mazeretlerin arkasına sığınmaya çalışmaları kendilerini aldatmaktan öte bir anlam taşımamaktadır.

Zira; bir namaz ya kasden kılınmayıp kazaya bırakılır veya bir özürden dolayı kazaya kalır. Bir vakit namazı kasdî olarak kılmayıp kazaya bırakmak büyük bir günahtır. Böyle bir hareketten uzak durmalıdır. Tekrar ifade ediyoruz ki, bu büyük bir günahtır.

Bu çeşit bir hatanın işlenmesi durumunda bir an önce namaz kaza edilmeli, borçtan kurtunulmalıdır. Çünkü ölümün ne zaman gelip çatacağı belli değildir. Ölüm gelip de insanı hazırlıksız yakalarsa âhirete borçlu olarak gidilmiş olunacaktır.

Şunun altını çizelim ki,bu şekildekılınmayan bir namazı, her ne kadar kaza edilmekle borçtan kurtulunmuş olunsa da, işlenen günah için ayrıca tevbe istiğfar edip, Allah'tan af dilemek lâzımdır. Bunun için hem kaza, hem de tevbe edilmelidir.

 Yani, meşrû bir mazeretin dışında namazı kazâya bırakan kimse, bir hatâ işlemiş ve günaha girmiş olur. Bu itibarla kazâya kalan namazın, en kısa zamanda kılınması gerekir. Çünkü beş vakit namazın edâsı farz olduğu gibi, kazası da farzdır. Kazâya kalan namazın kılınmasıyla sadece borç ödenmiş olur. Günahın affedilmesi için de ayrıca tövbe istiğfar etmek lâzımdır.

Sonuç olarak, meşru bir mazeret olmadan namazları kazaya bırakmaya çalışmanın büyük günah olduğu, tövbe ve istiğfar gerektiği hususu gayet açık ve nettir. Konuya bu açıdan bakıldığında kaza namazı konusu daha iyi anlaşılabilecektir.

Diğer taraftan bu konu ile ilgili Prof Dr. Bayraktar Bayraklı da şöyle demektedir:

”Kur'an'da Yüce Allah namazın kazasından bahsetmemektedir. Orucun kazasından bahsetmektedir. Orucun kazasından bahsetmesine rağmen namazın kazası konusunu gündeme getirmemektedir. Oruç tutarken, rahatsızlanan veya sefere çıkan, orucunu kazaya bırakabilir. Ama Nisa 101'de sefere çıkanın namazını kılacağını söylemektedir. Ayrıca Nisa 102'de savaş halindeyken de namazın kılınacağını buyurmaktadır. Diğer taraftan Maide 6'da su bulamadığımız takdirde teyemmüm alıp namazımızı kılmamız emredilmektedir. Eğer namazın kazası olsaydı seferilikte, savaşta ve susuzluk hallerinde kazaya bırakmamız uygun görülürdü. Dolayısıyla şartlar ne olursa olsun, namaz kılınmalıdır.”

Namazın kazası olur diyenler, normal insanlardır. Hz. Peygamber kaza namazı kılmamıştır. Kırk yaşında peygamber oldu, 9 yıl sonra namaz farz kılındı. Kılmadığı namazları kaza etmiş midir? Tabi ki böyle bir namaz kılmamıştır. O zaman Yüce Allah'ın demediğini, peygamberin uygulamadığını nasıl söylüyorlar? Onların böyle fetva vermeleri ibadet eğitimi bakımından çok sakıncalı olmuş, olmaya devam etmektedir. Genç ve orta yaşlılar şöyle düşünüp söylüyorlar: Nasıl olsa namazın kazası oluyor. Elli yaşımızdan sonra kazalarımızı kılarız, şimdi kılmayabiliriz. İşte bu kaza fikri insanları namaz kılmamaya sevk etmektedir"

Prof. Dr. Bayraktar Bayraklı, "şartlar namazı terk ettirirse ne olur?” sorusuna aynı minvalde bir yanıt vererek şu açıklamada bulunmaktadır:

 “Bu şartları ele alabiliriz: Uyuya kalmak, beyin ameliyatları gibi uzun süren ameliyatlar, çok önemli uluslararası toplantılar. Bu ve buna benzer şartlarda namaz kılma engellenmiş olabilir. O zaman ne yapabiliriz? Bu şartlarda önümüzde iki seçenek vardır:

1- Namaz öne alarak cem yapılır. Cem birden fazla namazı aynı anda kılmaktır. Yani iki vakit veya daha fazlasını birleştirerek kılmak anlamına gelmektedir. Mesela; bir beyin cerrahı uzun sürecek ameliyat süresinde geçecek olan namazlarını önceden birleştirip kılar ve ameliyatına girer.

2- Sonraya bırakılarak cem yapılır. Mesela; uyuyan kişi uyandığında kılmadığı namazlar varsa, o andaki vakit namazı ile beraber kılar.

Bunun anlamı şudur:Bugünün namazı mutlaka kılınmalıdır. Kaza niyeti ile değil eda niyetiyle kılınacaktır. Bugünün namazı yarına bırakılmamalıdır. Burada şu soru sorulabilir:"Geçmişte kılmadığımız namazlar ne olacaktır?" Namazı kılmamak günahtır. Günahın telafisi ancak af dilemek, tövbe etmekle olacaktır. Kıldığımız kaza namazları nafile yerine geçer. "Namazın kazası vardır" diyenler, halkın af dilemesine mani oluyorlar.

Hz. Peygamber'e dayandırılan bir uygulamaya göre,kadınlar regl olduklarında namazlarını kılmaz, oruçlarını tutmazlar. Ramazan ayının sonrasında orucu kaza ederler ama namazı kaza etmezler, neden? Çünkü namazın kazası olmaz da ondan. Namazın kazası olsaydı, kadınlar kılmadığı namazlarını kaza ederlerdi.”

Bu konuyla ilgili Prof Dr. Abdülaziz Bayındır ise şöyle söylemektedir:

“Kur'an ve sünnette namazın kazası diye bir şey yoktur. Sadece uyuyan, bayılan ve unutan kimseler uyandığında /ayıldığında /hatırladığında namazlarını vakitleri dışında kılabilirler. Bu, onlar için bir kaza değil; eda olur. Bunun dışında kalan kimselerin gerek keyfi olarak gerekse gevşeklikten, tembellikten dolayı namazları vakit dışında kılmaları diye bir şey söz konusu değildir. Bunlar büyük bir günah işlemişlerdir. Tek yapacakları şey derhal tevbe-istiğfar etmek ve bir daha asla namaz kaçırmamaya çalışmaktır.

Bu noktada Prof Dr. Abdülaziz Bayındır ve Prof Dr. Bayraktar Bayraklı hocaların tespitlerinin yerinde olduğu anlaşılmaktadır.

Diğer taraftan şunu açıkça belirtelim ki, ibadetlerin kazası, mazur durumlar için söz konusu olabilir.

Namazın kılınamamasının mazeret olarak öne sürülebileceği dört durum vardır. Bunlar, namaz kılmayı unutmak, uyuyakalmak, bayılmak ve savaşın en şiddetlendiği anlar”dır. Ancak bu durumlarda kılınamayan bir namazın kazası olabilir.

Yıllarca kılınmayan namazların kazasının kılınması elbette uygun olabilecektir ancak yıllarca yapılan bir hatanın en iyi telafisi tevbe etmektir. Lakin bu tevbeyi göz ardı ederek kılınacak kaza namazlarına, “o kılınmayan namazların yerine geçer” denilirek bir fetva verilirse o takdirde yanlış bir din anlayışının ortaya konulması kaçınılmaz olacaktır ki, bu da doğru olmasa gerektir.

Bu yüzdendir ki bir çok kişi biraz zora gelince, sıkışınca ve kaytarmak isteyince: "yahu nasıl olsa sonra kaza ederim diyerek”namaz kılmaktan kaçınmakta ve “namaz kazaya bırakılabilirmiş” gibi bir anlayış ile hareket edebilmektedirler. Bu son derece yanlış bir anlayış olup bunun ortaya çıkmasının sebebi de, işte bu şekilde yanlış bilinen ve anlatılan bir kaza namazı düşüncesidir.

Ayrıca şu da belirtilmelidir ki, “sen İmamı Azam'dan, İmamı Şafi'den daha mı iyi biliyorsun?düşüncesi de çok doğru değildir. O zaman hiç bir din adamı fetva verilen konularda hiç konuşmamalıdırlar. Çünkü onlardan daha alim değillerdir (!)…

Unutulmamalıdır ki, o büyük müçtehitler kıyamete kadar gelecek tüm olaylar, durumlar ve hadiseler için fetva vermemişlerdir. Verdikleri fetvalar özellikle kendi zamanlarına ışık tutmuştur. Günümüzde de elbette o fetvalarla dinimizi idame ettirmemiz mümkün olabilir. Ama “o fetvalara aykırı söz söylenemez” demek, olsa olsa İslam’ı bilmemekten kaynaklanır. Zira İmamı Şafi, İmamı Azam’ın talebesi değil midir? Ama hocasından çok farklı fetvalar vermiştir. (Yoksa o hocasından daha mı iyi biliyordu!!!)

 Özetle, bunlar üzerinde de düşünülmesi, yanlış anlaşılan ve anlatılan kaza namazı konusunda doğru bir karara varılması ve yanlış algıların düzeltilmesi için çaba sarf edilmesi uygun olacaktır.  13.05.2011

 

 

Dr. Ahmet Emin SEYHAN

...

 

 

 

 

507
0
0
Yorum Yaz