İNSANLAR NİÇİN GEÇMİŞTEN DERS ALMAZLAR?
İNSANLAR NİÇİN GEÇMİŞTEN DERS ALMAZLAR?
Yüce Allah (c.c.) her canlıya kendisini tehlikelerden koruyacak melekeler vermiştir. İnsanoğluna ise akıl vermiştir.[1] Anlama, kavrama, sezme ve muhakeme etme yeteneğini geliştiren insan, iyiyi kötüden, doğruyu yanlıştan rahatlıkla ayırt edebilir. Kendisine zararı dokunabilecek şeylerden uzak kalmasını bu sayede becerebilir.
Ama aynı insan duygularını esiri olduğunda,[2] salim bir akıl ile düşünemediğinde de pek çok yanlışa imza atabilir.[3] Mesela sobadan eli yanan küçük bir çocuk bile, bir daha sobaya yaklaşmazken, depremin sürekli yerle bir ettiği ve iki kattan fazlasının yapılmasına müsaade edilmediği bir araziye beş, yedi veya dokuz katlı binaları yapmak akıl kârı değildir.
Azamî doksan km hızla gidilmesi gereken, üstelik alt yapısı da bozuk virajlı bir yolda, yüz seksen km hız yapmak intihar etmektir. Yüzme bilmediği halde can yeleği takmadan denize veya göle girmek, sigara, içki ve uyuşturucunun zararlarını bildiği halde bunları kullanmaya devam etmek, beynine çöplüğe çevirme pahasına sürekli tv seyretmek veya internette lüzumsuz yere sörf yapmak kesinlikle yanlıştır.
Buradan hareketle belirtelim ki, insanoğlunun düşünmesi, aklını kullanması ve bu tür yanlışlardan uzaklaşması gerekmektedir. Zira bu kendisine yapacağı en büyük iyiliktir. Bu itibarla, kendi sonunu kendisi hazırlayan insanın dünyaya gönderiliş maksadını çok iyi kavraması icap etmektedir. Zira bu, kendi yararına olacaktır. Bunu gerçekleştirebilmek ise aklı doğru, etkin ve verimli bir şekilde kullanmakla,[4] Kur’an’a sarılmakla,[5] Hz. Peygamber’in öğretilerini yaşamakla ve geçmiş milletlerin hayatlarına bakarak gerekli dersleri çıkartmakla[6] mümkündür.
Daha fazlasını kazanma hırsının kurbanı olan duygu ve ihtiraslarını kontrol edemeyen bir insanın kalbinin taşlaşması, basîretinin bağlanması kendi yapıp ettiği kötü davranışlar sebebiyledir. Bu kimseler suçlayacak birilerini aramadan önce aynaya bakmak durumundadırlar. Zira tabiatta kıyâmete kadar şaşmayacak bir ahenk ve düzen söz konusudur. Konulan bu kurallara aykırı hareket edenler, yaşama şanslarını tehlikeye attıkları gibi ahiretlerini de yıkmış olmaktadırlar.
“Bir şey olmaz” gibi basit ve düşüncesizce söylenilen bir sözün arkasına sığınan, kendince bahaneler üreten insanın böyle bir sözle kendini savunmaya kalkışmasının ne kadar akla ve mantığa uygun olduğunun çok iyi tahlil edilmesi gerekmektedir.
Özetle ifade etmek gerekirse, geçmişten gerekli dersler çıkartıldığında tarih tekerrür etmeyecektir. Ama aynı yanlışlar tekrarlanırsa aynı sonuçlarla karşılaşılması da kaçınılmaz olacaktır.
Bu itibarla, aklını gereği şekilde kullanan, his ve heyecanıyla hareket etmeyen, geçmişten dersler alarak geleceğe emin adımlarla yürüyen kimse mutlak surette her iki dünyada da kazançlı çıkacaktır. Sorumluluklarından bilincinde olan böyle bir kimsenin ise Allah’ın hoşnutluğunu kazanması çok daha kolay gerçekleşebilecektir.
selam ve dua ile...
---------------------------------------------------------------
[1] Bakara, 2/242. Meâlen; “Aklınızı kullan(mayı öğren)meniz için Allah size mesajlarını böyle açıklıyor.”; Yusuf, 12/2. “Biz onu (Kur’an’ı) Arapça bir metin olarak indirdik ki, aklınızı kullanarak belki onu kavrayıp özümlersiniz.” (Bu ayet, Kur’an okuyan ya da dinleyen herkese, onun çağrısının öncelikle insanın aklına yöneldiğini, “duygu”nun ya da “duygusal yaklaşım”ın tek başına hiçbir zaman inanç için yeterli bir temel sağlayamayacağını anlatmaktadır. Bkz. ESED, Muhammed, (1413/1992), Kur’an Mesajı Meal-Tefsir, çev. Cahit Koytak-Ahmet Ertürk, İşâret Yay., İst., 2000, s. 454. 3 no’lu dipnot); Nur, 24/61. “…Allah mesajlarını size işte böyle açıklıyor ki, belki aklınızı kullanmayı (öğrenirsiniz.)”; Zuhruf, 43/3. “Onu, düşünüp kavrayabilmeniz için Arapça bir hitabe yaptık.” Mülk, 67/10. “Ve onlar, “eğer biz” diye ekleyecekler, “(bu uyarıları) dinlemiş olsaydık veya (en azından) kendi aklımızı kullansaydık, (şimdi) yakıcı ateşe müstahak olanlar arasında bulunmazdık!”.
[2] Furkan, 25/43-44. “Sen hiç kendi hevâ ve heveslerini tanrılaştıran (birin)i düşündün mü? İmdi, böyle birinden de sen mi sorumlu olacaksın? Yoksa sen onlardan çoğunun (senin ulaştırdığın mesajı) dinlediklerini ve akıllarını kullandıklarını mı sanıyorsun? Hayır hayır, koyun sürüsü gibidir onlar: doğru yoldan hiç mi hiç haberleri yok!”.
[3] A’lâ, 87/ 14. “Bu dünyada arınmayı başaran ise, (öteki dünyada) mutluluğa ulaşır.”; Şems, 91/9-10. “Her kim (benliğini) arındırırsa, kesinlikle mutluluğa erişecektir, onu (karanlığa) gömen ise hüsrandadır.”.
[4] İslam dininin akla önem vermediğini iddia edenlere şimdi nakledeceğimiz bazı ayetlerin yeterli bir cevap teşkil edeceğini düşünmekteyiz. Bkz. Bakara, 2/44. “…Siz hiç aklınızı kullanmaz mısınız?”; Bakara, 2/73. “…Umulur ki, aklınızı kullanırsınız.”; Bakara, 2/171. “…Onlar sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler: zira akıllarını kullanmazlar.”; Bakara, 2/242. “Aklınızı kullan(mayı öğren)meniz için Allah mesajlarını böyle açıklıyor.”; Âl-i İmrân, 3/65. “…Aklınızı kullanmıyor musunuz?”; Âl-i İmrân, 3/ 118. “…Biz (bununla ilgili) işaretleri sizin için (işte böylesine) açık ve anlaşılır kıldık, eğer aklınızı kullanırsanız.”; Mâide, 5/58. “…Çünkü onlar akıllarını kullanmayan bir topluluktur.”; En’âm, 6/32. “…Öyleyse aklınızı kullanmaz mısınız?”; En’âm, 6/151. “…Allah bunu size emretti ki aklınızı kullanabilesiniz.”; A’râf, 7/169. “…Allah’a karşı sorumluluk bilinci duyan herkes için (iki hayattan) en iyisi, en üstünü ahiret hayatı olduğuna göre artık aklınızı kullanmayacak mısınız?”; Enfâl, 8/21-22. “Ve (böylece) dinleyip kulak asmadıkları halde, “işittik” diyenler gibi olmayın. Gerçek şu ki, Allah katında yaratıkların en bayağısı aklını kullanmayan sağırlar ve dilsizlerdir (gerçekler karşısında bilerek kör, sağır ve dilsiz kesilenlerdir.)”; Yunus, 10/16. “…Öyleyse yine de aklınızı kullanmayacak mısınız?”; Yunus, 10/42. “Ve onların aralarında sana kulak verir gibi yapanlar var; ama, eğer akıllarını kullanmıyorlarsa, sen sesini hiç sağırlara işittirebilir misin?”; Yunus, 10/99-100. “Rabbin eğer öyle olmasını dileseydi, yeryüzünde yaşayan herkes topyekün imana erişirdi. Hal böyleyken, insanları inanıncaya kadar zorlayabileceğini mi sanıyorsun? Hem de hiç kimsenin Allah’ın izni olmadıkça asla imana erişemeyeceği ve aklını kullanmayanlara alçaltıcı, bayağılaştırıcı (inançsız)lığı musallat edenin O olduğu (gerçeği) ortadayken?”; Hûd, 11/51. “Ey kavmim! Bu (uyarılar) için sizden bir karşılık bekliyor da değilim. Benim (çabalarımın) karşılığı beni var edenden (Allah’tan) başkasına düşmez. Öyleyse artık aklınızı kullanmayacak mısınız?”; Yusuf, 12/2. “Biz onu Arapça bir metin olarak indirdik ki, aklınızı kullanarak (duygusal yaklaşımın inanç için tek başına yeterli olmadığını bilerek) belki onu kavrayıp özümlersiniz.”; Yusuf, 12/109. “…Öyleyse artık akıllarını kullanmayacaklar mı?”; Ra’d, 13/4. “…Doğrusu bütün bunlarda aklını kullanan insanlar için mutlaka (çıkarılacak) dersler vardır.”; Nahl, 16/12. “Ve geceyi gündüzü sizin (yararlanmanız) için (koyduğu yasalara) boyun eğdirmiştir O; güneş ve ay ve bütün yıldızlar, hepsi O’nun buyruğuna boyun eğmişlerdir. Dikkat edin bütün bunlarda, şüphesiz, aklını kullanan kimseler için çıkarılacak dersler vardır!”; Enbiyâ, 21/10. “(Ey insanlar!) Gerçek şu ki, biz size akılda tutmanız gereken her şeyi kapsayan ilâhî bir mesaj indirdik; hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız?”; Enbiyâ, 21/67. “(İbrahim) “Yazıklar olsun size de, Allah yerine tapıp durduğunuz bütün bu nesnelere de! Hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız?”; Hac, 22/46. “Peki, yeryüzünde gezip dolaşmıyorlar mı ki, orada olup biteni kalpleri kavrasın ve kulakları işitsin? Ne var ki, onlarda kör olan gözler değil, kör olan göğüslerdeki kalpler!”; Mü’minûn, 23/80. “Hayatı bağışlayan ve ölüme hükmeden O’dur. Geceyle gündüzün birbirini kovalaması O’nun buyruğuyladır. Öyleyse artık aklınızı kullanmayacak mısınız?”; Nur, 24/61. “…Allah mesajlarını size böylece açıklıyor ki, belki aklınızı kullanmayı (öğrenirsiniz).”; Şuarâ, 26/28. “(Fakat Mûsâ sözlerine devamla): “Doğunun, batının ve bu ikisi arasında kalan her yerin Rabbidir O. Tabii (bunu) eğer aklınızı kullanırsanız (kavrayabilirsiniz!)” dedi.”; Kasas, 28/60. “Size verilen şeyler dünya hayatına ilişkin geçici doyumlardan ve yine dünyada kalan süs ve eğlenceden ibarettir. Oysa Allah katında kazanılanlar daha hayırlı, daha kalıcıdır. (Buna rağmen), aklınızı kullanmayacak mısınız?”; Ankebût, 29/35. “(Sonunda dediğimiz oldu): ve ondan geriye, aklını kullananlar için açık işaretler bıraktık.”; Ankebût, 29/63. “…Fakat onların çoğu akıllarını kullanmazlar.”; Rûm, 30/24. “Gözünüzün önünde size korku ve ümit veren şimşekler çaktırması ve gökten yağmur yağdırıp bununla ölü toprağa can vermesi (de) O’nun mucizevî işaretlerinden biridir: akıllarını kullananlar için bundan alınacak dersler vardır.”; Rûm, 30/28. “…İşte akıllarını kullanan insanlara mesajlarımızı böylece açıklarız.”; Yâsin, 36/62. “(Şeytana gelince) o bir çoğunuzu saptırmıştır; neden aklınızı kullanmıyorsunuz?”; Yâsin, 36/68. “Ama (şunu daima hatırlasınlar ki) biz bir insanın ömrünü uzatırsak, aynı zamanda onun güç ve yeteneklerinde (yaşlandıkça) bir azalma meydana getiririz; (buna rağmen) akıllarını kullanmazlar mı?”; Saffât, 37/138. “…O halde (bakıp da) aklınızı kullanmıyorsunuz?”; Gâfir, 40/67. “Sizi topraktan, sonra bir sperm damlasından ve sonra bir döllenmiş hücreden yaratan O’dur. Ve sonra O, sizi çocuklar olarak hayata getirir. Ve sonra olgunluk çağına erişmenizi ve ardından yaşlanmanız(ı emreder) –ama bir kısmınız için daha erken ölüm (verir)-: ve (bütün bunları takdir eder ki O’nun) belirl(ediğ)i vadeye erişesiniz ve aklınızı kullan(mayı öğren)esiniz.”; Zuhruf, 43/3. “Onu üşünüp kavrayabilmeniz için Arapça bir hitabe yaptık.”; Câsiye, 45/5. “Gece ile gündüzün birbirini izlemesinde ve Allah’ın gökten indirip onunla cansız toprağa hayat verdiği rızık imkanlarında ve rüzgarların değişmesinde, (bütün bunlarda) akıllarını kullanan insanlar için mesajlar vardır.”; Hadid, 57/1718. “(Ama) bilin ki Allah cansız hale gelen toprağa yeniden hayat verir! Ve aklınızı kullanabilesiniz diye mesajlarımızı sizin için kolay anlaşılır kıldık. (Aklını kullanarak) hakikati tasdik eden kadınlara ve erkeklere ve (böylece) Allah’a güzel bir borç verenle gelince, onlara kat kat fazlası geri ödenecek ve (öteki dünyada) değerli bir mükafat kazanacaklar.”; Mülk, 67/10. “Ve onlar, “Eğer biz” diye ekleyecekler, “(bu uyarıları) dinlemiş olsaydık veya (en azından) kendi aklımızı kullansaydık, (şimdi) yakıcı ateşe müstahak olanlar arasında bulunmazdık!”; Ankebût, 29/43-44. “İşte biz insanın önüne bu temsilleri koyuyoruz: ama onların gerçek anlamını ancak (bizi) tanıyanlar kavrayabilir. (Ve kesin olan şu ki): Allah gökleri ve yeri (derûnî) bir hakikat üzere yarattı; unutmayın ki bu (yaratılışta) (O’na) inananların tümü için alınacak dersler vardır.”;
[5] Bakara, 2/256. “Dinde (İslam’ı kabul etmeye) zorlama yoktur. Artık doğru ile yanlış birbirinden ayrılmıştır. O halde (Allah’tan uzaklaştıran) şeytânî güçlere ve düzenlere (uymayı) reddedenler ve Allah’a inananlar, hiçbir zamana kopmayacak en sağlam mesnede tutunmuşlardır. Zira Allah her şeyi iştendir, her şeyi bilendir.”; Lokmân, 31/22. “Kim bütün benliğiyle Allah’a teslim olursa ve aynı zamanda doğru ve yararlı işlerde bulunursa, hiç sarsılmayan (sağlam) bir dayanak elde etmiş olur; çünkü her şeyin âkıbeti Allah’ın elindedir.”
[6] Yusuf, 12/109. “Ve biz senden önce de (elçilerimiz olarak) her topluma (kendi içlerinden onlara mesajlarımızı ulaştırmak üzere) kendilerine vahyettiğimiz (ölümlü) adamlardan başkasını göndermedik. Yeryüzünde dolaşıp da kendilerinden önce gelip geçen (inkarcı)ların sonlarının nasıl olduğunu görmüyorlar mı? Ve (bilmiyorlar mı ki,) Allah’a karşı sorumluluk bilinci taşıyan kimseler için ahiret yurdu (bu dünyadan) daha tercihe şayandır? Öyleyse artık akıllarını kullanmayacaklar mı?”; Bakara, 2/134, 141. “Şimdi onlar gelip geçtiler; onların kazandıkları onlara yazılacak, sizin kazandıklarınız ise size. Ve siz onların yaptıklarından ötürü yargılanacak değilsiniz.”; Hicr, 15/13. “Önceki (zalim)lerin izlediği yol (ve bu yolda başlarına gelenler) de nicedir gözlerinin önünde olduğu halde buna inanmazlar.”; Fussilet, 41/25. “…Ve böylece, kendilerinden önce gelip geçmiş olan diğer (günahkar) insan ve görünmeyen varlık toplulukları için geçerli olan (ceza) vaadi onlar için de geçerli olacak: kuşkusuz onlar(ın hepsi) hüsrâna uğrayacaktır!”
0 yorum yazilmistir « Önceki - Sonraki »