HAYATIN FARKINDA OLMAK
HAYATIN FARKINDA OLMAK
Yüce Allah, her şeyi belli bir ölçüye göre yaratmıştır.[1] Tabiatta yüzyıllardır işleyen muhteşem bir denge vardır. Bu denge, öyle harika tasarlanmıştır ki, asla tesadüfe yer yoktur. Her şey kendisi için belirlenen kurala göre hareket etmektedir. Konulan bu kuralların kıyamete kadar da değişmesi söz konusu değildir.[2]
Yerçekimi kanunu, suyun kaldırma kuvvetinin bulunması, suyun yüz derecede kaynaması, buharlaşmanın olması, yağmurun yağması, rüzgarların esmesi, vs. kanunlar[3] geçmişte vardı, bugün de var ve yarın da olacaktır. Bütün bunlar aslında birer mucizedir. Bu mucizelerin insanların çoğunluğu tarafından gerektiği şekilde değerlendirilemediği görülmektedir. Nitekim bütün bunları en ince ayrıntılarına varıncaya kadar hesaplayan ve sürdüren kudret, Yüce Allah’ın kudretidir. Ama insanlar her gün karşılaştıkları bu âyetleri anlamamakta ısrar etmektedirler. Tabiattaki bu dengenin bir gereği olarak erken kalkan kırlangıç yemini bulurken, acele ederek yola önce çıkan veya yer altına inmekte geç kalan bir solucan ona yem olmakta ve konulan bu ekolojik denge devam etmektedir.
Yüce Yaratan her canlıya kendisini koruyacak değişik melekeler vermiştir. Kimi kabuğunun içine saklanarak tehlikelerden korunmakta, kimi toprağın altındaki yuvasına inmekte, kimi rengini bulunduğu ortama göre ayarlayarak kamufle olmakta, kimi de hızlı bir şekilde koşarak canını kurtarmaktadır. Lakin hasta ve zayıf olanlar, bu özelliklerini gereği şekilde kullanamayanlar, tedbirsiz ve dikkatsiz hareket edenler de düşmanlarına yem olmaktan kurtulamamaktadırlar. Bu ilâhî kanunun bir gereğidir. Tedbiri elden bırakanın yaşama şansının kalmayacağı ortadadır. Bu itibarlı tedbirli ve dikkatli olmak gerektiği hayvanların da yazılımlarında mevcuttur ve onlar da bu iç güdüleriyle hareket etmektedirler. Ama aç gözlü olan kimi hayvan, nefsinin esiri olmakta, kendisine kurulan tuzakları fark edememektedir. Bu da onun kendi gafletinin bir sonucu olsa gerektir. Eğer ailesinden yeterli eğitimi alsaydı, veya onların sözünü dinleseydi, tehlikelere karşı gereken hazırlığı önceden yapsaydı, belki de daha uzun süre yaşama şansını elde edebilecekti. Dolayısıyla şunu ifade edelim ki, gerek insanların, gerekse de hayvanların başlarına gelen şey, kendi yapıp-ettikleriyle doğrudan ilişkili olmalıdır. Ve herkes, kendi sonunu kendi eğilim, istek, arzu ve davranışlarıyla belirlemektedir.[4]
Hür iradesi sonucu erkenden yola koyulan ve yem bulmaya kalkışan acemi ve aç gözlü bir solucanı pusuda bekleyen bir kırlangıcın avlaması, solucanın kendi tedbirsizliğinin bir sonucudur. Kafasını kullanarak böyle solucanları bulacağını tahmin eden ve bu nedenle de pusuya yatan bir kırlangıç ise tedbirini önceden alması sebebiyle hayatını idâme ettirecek yemini bulmuştur. Buradan şu sonucu çıkartmamız yanlış olmayacaktır. Duygularıyla değil de aklını kullanarak konulmuş kurallara uygun hareket eden kim olursa olsun yaşamayı hak etmektedir. Yani açıklamaya çalıştığımız bu hususlar insanlar için de aynen geçerlidir. Tedbiri elden bırakanların yaşama şanslarını kaybedecekleri ortadadır.
Nitekim alkollü araç kullanan bir şoför dikkatsiz ve tedbirsiz hareket ettiği zaman ölürse intihar etmiş, başkalarının ölümüne sebebiyet verirse de cinayet işlemiştir. Bu durum gayet açıktır. Te’vile de hiç gerek yoktur. Alkolün aklı giderdiği ortada iken, bile bile bunu içmek, sonra trafiğe çıkarak hem kendinin, hem de başkalarının hayatını tehlikeye atmak, İslam’a da, insanlığa da aykırıdır. Böyle kimseler sebep oldukları kazalarda başkalarının ölümüne sebebiyet verdikleri zaman bu dünyada da cinayetle yargılanmalıdırlar. Zira alkollü olmanın cezayı hafifletme konusunda bir gerekçe olarak ortaya konulması yeterince ikna edici görünmemektedir. Mağdur edilenlerin hakları göz ardı edilerek meseleye yaklaşmak hakkaniyete aykırı olduğu gibi inandırıcı da değildir. Bu itibarla konu bütün detaylarıyla değerlendirilmeli ve haksız olan taraf bunun bedelini mutlaka ödemelidir. Kimsenin yaptığı bu dünyada da yanına kalmamalıdır.
Aynı şekilde sigaranın zararlarını bile bile içmeye devam ederek hastalıklara davetiye çıkaranlar, sağlıksız bir hayatı tercih edenler, ömürlerini kendi elleriyle kısaltanlar da adeta yavaş yavaş bir intiharı tercih etmektedirler. Böyle kimselerin suçlayacakları kişi de kendilerinden başkası olmasa gerektir. Bir insanın bütün bu tehlikelerini göre göre daha çok sigara içmeye devam etmesi olacak şey değildir. Böyle bir insanın tedbirini almayarak canını tehlikeye atmasının büyük bir mânevî mesuliyeti gerektirdiğini ifade etmemiz gerekmektedir.
Özetle ifade edecek olursak, Yüce Allah’ın tabiatta koyduğu kurallara uygun bir hayat yaşayanlar mutlu olabilirler. Aksini yapanlar ise tattıkları geçici zevklerin dışında bu dünyadan gereken haz ve lezzetleri tam anlamıyla almadan[5] huzursuzluk girdabı içinde debelenip dururlar. Niçin yaşadıklarının farkında olmadan stres, depresyon, panik atak, cinnet gibi bir çok hastalıklarla boğuşarak bu dünyadan vaktinden evvel göçüp giderler. Çare ise bellidir. Mutlu olmak için yapılması gereken; herkesin bu dünyada niçin bulunduğunun farkına vararak Allah’ın koyduğu kurallara uygun bir hayat yaşamasıdır. Anlamlı, coşkulu, sağlıklı ve başarılı bir ömür sürerek ahirette de gerçek huzura ulaşmasıdır. Dolayısıyla insanların tabiatta yaşayan diğer canlılardan çıkaracağı dersler ve öğrenecekleri pek çok husus vardır. Kanaatimizce önemli olan; ibret dolu gözlerle ve ders almasını bilerek tabiata bakmaktır. Bakmasını bilenler mutlaka görecekler ve hayatın gerçek anlamının da farkına varabileceklerdir.
Selam ve dua ile…
[1] Hicr, 15/21. “Çünkü hiçbir şey yoktur ki, kaynağı bizim katımızda olmasın; ve biz hiçbir şey indirmeyiz ki, kusursuzca belirlenmiş bir ölçüye (kadere), bir uyuma dayanmasın.”; Kamer, 54/49-50. “Bakın, biz her şeyi gerekli ölçü ve nispette yarattık. Bizim bir şeyi takdir etmemiz ve (onun meydana gelmesi) göz kırpması gibi bir anlık bir (fiil)dir.”
[2] Ahzab, 33/62. “Daha önce gelip geçen (bu tür günahkar)lar için Allah’ın tatbik ettiği yol budur; ve sen Allah’ın tatbikatında bir değişiklik göremezsin!”; Fâtır, 35/43. “…Halbuki, bütün şeytânî tuzaklar (sonunda) sadece sahiplerini yutar; yoksa onlar, önceki (günahkar)ların (sürüklendikleri) yoldan başka bir şey mi bekliyorlar? Sen Allah’ın tuttuğu yol ve yöntemde hiçbir değişiklik göremezsin; evet sen, Allah’ın yolunda ve yönteminde hiçbir sapma göremezsin!”; Fetih, 48/23. “Allah’ın yöntemi öteden beri hep böyledir ve siz Allah’ın yönteminde hiçbir değişme bulamazsınız!”; Ayrıca bkz. En’âm, 6/34, 115.
[3] Bakara, 2/164. “Kuşkusuz, göklerin ve yerin yaratılışında; gece ile gündüzün birbirini takip edişinde; insanlara faydalı yüklerle denizlerde seyreden gemilerde; Allah’ın gökten indirerek onunla ölü toprağa can verdiği ve her çeşit canlının çoğalmasını sağladığı yağmurlarda; rüzgarların (yönünün) değişmesinde ve gökle yer arasında kendileri için tayin edilmiş belirli güzergahlarda akan bulutlarda: (bütün bunlarda) düşünüp akıllarını kullananlar (gözetleyenler) için mesajlar vardır.”; Câsiye, 45/5. “Gece ile gündüzün birbirini izlemesinde ve Allah’ın göklerden indirip onunla cansız toprağa hayat verdiği rızk imkanlarında ve rüzgarların değişmesinde, (bütün bunlarda) akıllarını kullanan insanlar için mesajlar vardır.”
[4] Nisâ, 4/79. “Başına her ne iyilik gelirse (bu) Allah’tandır; başına her ne kötülük gelirse (bu da) senin kendindendir…”(İnsanın karşılaştığı her iyilik ve başına gelen her kötülük, son tahlilde Allah’ın iradesinin bir eseridir. Ancak insanın “kötü kader” saydığı her şey, gerçekte, nihâî sonuçları itibarıyla kötü değildir; zira “mümkündür ki nefret ettiğiniz bir şey sizin için iyi olabilir. Ve yine mümkündür ki sevdiğiniz bir şey de sizin için kötü olabilir; Allah bilir, ama siz bilmezsiniz. (Bakara, 2/216). Zâhirî birçok “kötülük” çoğu zaman, bir sınavdan ve ilâhî kaynaklı bir olgu olan, sıkıntı çekerek ruhsal olgunluğa erişme aracından başka bir şey olmayabilir ve mutlaka başına kötülük gelen kişinin yanlış bir seçiminin veya yanlış fiilini sonucu olması gerekmez).
[5] Ra’d, 13/28. “Onlar ki, inanmışlar ve Allah’ı anmakla kalpleri huzur ve doyum bulmuştur; çünkü bilin ki, kalpler gerçekten de ancak Allah’ı anmakla huzura erişir.”
0 yorum yazilmistir « Önceki - Sonraki »