Dr. Ahmet Emin Seyhan

FALCI VE BÜYÜCÜLERE İNANMAK GÜNAHTIR

4/12/2007 -Kategori: 3-Makalelerim

FALCI VE BÜYÜCÜLERE İNANMAK GÜNAHTIR

İnsanoğlunun her dönemde ilgisini sırlı ve gizemli olaylar ile gaybla ilgili konular çekmiştir. Hangi inanca mensup olursa olsun bütün insanlar gelecekte neler yaşayacaklarını, kıyâmetin ne zaman kopacağını merak etmişlerdir. İnsanın bu merakı ölüm kendisine gelinceye kadar da devam edecektir. Bu merak duygusunun sağlam ve sarsılmaz bir Allah inancı ve doğru bilgiler ışığında giderilmesi gerekmektedir. Aksi takdirde buradan rant sağlayan kimseler, insanların bu duygularını kullanarak onları sömüreceklerdir.

Tahminlerinin bir kısmı tuttu diye bu tür kimselere inanmak ve onlardan medet ummak İslam inancına kesinlikle aykırıdır. Nitekim bu hususlarla alakalı gerek ayet-i kerimelerde, gerekse de hadislerde çok ciddî uyarılar söz konusudur. Kur’ân-ı Kerim, bu gibi kimselerin sözlerine inanmayı, kehânet yoluyla gelecekte insanları neyin beklediğini öğrenmeye çalışmayı şiddetli bir şekilde yasaklamakta, bunların günah olduğunu ve yoldan çıkmak mânâsına geldiğini ifade etmektedir.[1] Bazı sahih hadislerde ise; “arrâfı (kâhini) tasdik edenin Muhammed’e (a.s.) indirileni inkar etmiş olacağı”,[2] “cennete giremeyeceği”[3] ve “kırk gün namazının kabul olunmayacağı” [4] belirtilmekte ve bu kişilerden uzak durulması tavsiye edilmektedir.


Bozuk bir saatin günde iki defa doğruyu göstermesi gibi, birkaç tahmininde isabet kaydeden bir medyumu, astrologu, falcıyı, büyücüyü, şifreciyi, kâhini veya “hoca” sıfatını kullanan bazı zavallıları her şeyi bilen biri gibi görmek veya göstermek çok büyük bir suçtur.

Yalanlarla iş gören, insanları dolandıran ve maddî çıkar sağlamak için çaba sarf eden böylelerini el üstünde tutmak ve onlara değer vermek büyük bir vebal ve sorumluluğu üstlenmek demektir. Zira gaybı ancak Allah bilmektedir. Gaybî konularda kesin bilgi, ancak gaybın yegâne sâhibi olan Allah’ın inhisârındadır. Kıyametin ne zaman kopacağının bilgisi sadece O’nun katındadır.[5] O’ndan başkasının bunu bilmesi asla söz konusu değildir. Bir beşer olarak diğer insanlardan farkı olmayan,[6] ancak kendisine vahyedilen Hz. Peygamber bile Allah bildirmedikçe gayb olan geçmişi,[7] o an yaşanan olayların iç yüzünü[8] ve geleceği[9] bilememiştir.

Nitekim Hz. Peygamber, yaşadığı devirdeki bir çok olayın iç yüzünden haberdar değildir. O, âyet-i kerime ininceye kadar İfk hadisesinin (6/627) doğru olup olmadığını;[10] Tebük seferine (9/630) katılmayanların ileri sürdükleri mâzeretlerin ne derece gerçek olduğunu;[11] Mescid-i Dırâr’ı inşâ edenlerin niyetlerinin Müslümanları parçalamak olduğunu[12] önceden bilememiştir. Târihe elim vak’alar olarak geçen Reci’[13] (4/625) ve Bi’r-i Mâûne[14] (4/625) hadiseleri de, Hz. Peygamber’in kendisine bildirilmedikçe gelecekten habersiz olduğunu göstermektedir.


Dolayısıyla Hz. Peygamber, kendisine bildirildiği kadarıyla geleceği bilmektedir ve onun bu bilgisinin sınırını tespit etmenin güçlüğü de ortadadır. Ayrıca, Hz. Peygamber’in görevi gayb âleminin sırlarını açıklamak değil Allah tarafından kendisine bildirilenleri tebliğ etmektir.[15] O’nun bir müjdeci ve uyarıcı[16] olarak bu vazîfesini hakkıyla yaptığı ise herkesin mâlûmudur. Bu itibarla, Hz. Peygamber bile geleceği tam olarak bilemezken bazı falcı ve medyumların gaybı bildiğini zannetmek, onların kapılarını aşındırmak son derece sakıncalıdır ve insanın manevî hayatını büyük bir tehlikeye atması anlamına gelmektedir.

Ayrıca belirtmek gerekir ki, ademoğluna düşen görev başına ne geleceğini veya kıyâmetin ne zaman kopacağını araştırmak değil, ebedî olan âhiret hayatını kazanmak için ciddî yatırımlar yapmaktır. Allah’ın rızasını kazanacak dürüst ve erdemli davranışlar ortaya koymaktır. Nitekim insanoğlu öldüğünde zaten kendi kıyameti kopmuş olacaktır. Dolayısıyla insanın esas yapması gereken sağlam ve sarsılmaz bir iman ile Allah’a bağlanmak, Kur’an’a sarılmak,[17] ondan gereken dersleri almak[18] ve O’nun elçisi Hz. Muhammed’e ittibâ etmektir.[19]

Netice itibarıyla, bu dünyadayken yapılan her işin gayb âleminin bir bölümünü oluşturan âhiret hayatıyla yakın bir münâsebeti olduğu unutulmamalıdır. Bu itibarla insanoğlunun bütün davranışlarını buna göre düzenlemesi ve İslâm’ın öngördüğü ahlâkî seviyeye ulaşmak için gayret göstermesi gerekmektedir. Zîra Kur’an ve Sünnet gaybın bilinmesini değil, gaybın varlığının derinden ve sürekli hissedilerek bu dünyadayken güzel davranışlar ortaya konulmasını istemektedir. Bir takım kimselere giderek onlardan geçmişe veya geleceğe yönelik taleplerde bulunmayı ise şiddetle yasaklamaktadır.

selam ve dua ile....
----------------------------------------------------------------

[1] Mâide, 5/3, 90. Ayrıca bkz. Bakara, 2/102, 103.

[2] TİRMÎZÎ, 1/Tahâret, 102 (I, 243).

[3] İBN HANBEL, III, 14.

[4] MÜSLİM, Ebu’l-Hüseyin el-Kuşeyrî, (261/875), Sahîhu Müslim, (I-III), thk. Muhammed Fuad Abdulbâkî, Çağrı Yay., İst., 1992, 39/Selam, 35 (II, 1751).

[5] A’râf, 7/187-188. Ayrıca bkz. En’âm, 6/50, 59; Neml, 27/65.

[6] Bu konu ile ilgili geniş bilgi için bkz. ERDOĞAN, Mehmet, Vahiy-Akıl Dengesi Açısından Sünnet, İFAV., Yay., İst., 2001, s. 222-228.

[7] Âl-i imrân, 3/44; Hûd, 11/49; Yûsuf, 12/102.

[8] Tevbe, 9/107-108; Nûr, 24/11-16; Tahrîm, 66/3.

[9] En’âm, 6/50, A’raf, 7/188; Ahkâf, 46/9. Ayrıca bkz. Yûnus, 10/20; Kehf, 18/23-24; Lokmân, 31/34.

[10] Nûr, 24/11-16.

[11] Tevbe, 9/94.

[12] Tevbe, 9/107-108.

[13] TABERÎ, Ebû Ca’fer, (310/922), Târihu’t-Taberî Târihi’r-Rüsûl ve’l-Mülûk, (I-X), thk. Muhammed Ebu’l-Fadl İbrâhim, Dârü’l-Meârife, Kâhire, ts., II, 538-544.

[14] TABERÎ, Târih, II, 545-554.

[15] Mâide, 5/67, 92, 99. Ayrıca bkz. Âl-i İmrân, 3/20; İbrâhim, 14/52; Nahl, 16/35, 82; Nûr, 24/54; AnkEbût, 29/18; Yâsîn, 36/17; Şûrâ, 42/48; Teğâbün, 64/12.

[16] A’râf, 7/188; Hicr, 15/89; Hac, 22/49; Furkân, 25/56-57; Ankebût, 29/50; Sebe, 34/28; Fetih, 48/8; Mülk, 67/26.

[17] Bakara, 2/256; Lokmân, 31/22. Ayrıca bkz. Bakara, 2/63, 93; A’râf, 7/171; Meryem, 19/12.

[18] Bakara, 2/221; En’âm, 6/80,126, 152; Nûr, 24/1, 27; Secde, 32/4; Sâd, 38/29; Zümer, 39/9; Duhân, 44/58.

[19] A’râf, 7/156-157. Ayrıca bkz. A’râf, 7/56.

Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!
0 yorum yazilmistir
« Önceki - Sonraki »