Engelliler ve İslam

2012-11-14 21:17:10

 

 

 

 

Engelliler ve İslam

Rabbimizin hikmeti ve imtihanın bir gereği olarak dünyanın her yerinde olduğu gibi ülkemizde de engelliler bulunmaktadır.

Engelli olmak kınanacak bir hal değildir. Çünkü herkes her an engelli olmaya adaydır. Engelliyi ya da engelli ailesini bir takım gerekçelerle kınamak veya suçlamak çok büyük laf konuşmaktır.

Şurası bir gerçek ki, doğuştan veya sonradan ortaya çıkan engellilik hali çalışmaya, üretmeye, başarılı işler yapmaya ve nihai hedefe ulaşmaya asla ama asla mani değildir. Engelli olduğu halde azimle, inançla kararlılıkla çabalayan ve tarihe adını altın harflerle yazdıran nice insan vardır. Yeter ki bu insanların önüne engeller konulmasın. Yeter ki gönüller engelli olmasın. Yeter ki gönüller engel tanımasın.

Engelli olmak hor görülmek, itilip kakılmak, küçümsenmek sebebi de değildir. Zira insanlar, kendi tercihi olmayan durumlardan dolayı asla kınanamazlar. Bu insanları kınamak, insanî ve ahlâkî değerlerden yoksun olmak anlamına gelecektir.

Öte yandan erdemli insan şekle ve görünüşe bakmaz. O, kişinin nefsini tezkiye edip etmediğine, ruhunu güzelleştirip ahlakını mükemmel hale getirip getirmediğine bakar. Çünkü Allah insanların ırkına, şekline, rengine, parasına, malına, mülküne, makamına ve rütbesine bakmayacaktır. Peygamberimizin ifadesiyle, “Allah sizin görünüşünüze, malınıza, mülkünüze bakmaz; yalnızca kalplerinize ve amellerinize bakar.”

Dinimize göre gerçek üstünlük; Allah’ı bilmek, O’nu tanımak, O’nu sevmek, O’na sonsuz saygı duymak, O’na şükretmek, O’na hamd etmek ve O’na yakın olmaktır. Sonra da ahlakımızı güzelleştirip tüm insanlığa İslam’ı temsil ve tebliğ etmek ve hayırlı işlerde yarış etmektir.

İlahi hikmetlerle dolu Yüce Kitabımız Kur’an-ı Kerim’de ayrım yapmaksızın her toplum kesiminden söz edilmektedir. Nitekim Kuran, sağlıklı ve hastalardan, engelli ve sağlamlardan, bilenlerle bilmeyenlerden, inananlardan ve inkarcılardan, zenginler ve yoksullardan, şükredenler ve nankörlük edenlerden, kadınlar ve erkeklerden, yaşlılar ve gençlerden bahseder. 

Mesela Yüce Kitabımız, Hz. Musa (as)’ın kekeme olduğundan bahseder. Evlat hasretiyle döktüğü yaşlar sonucu gözlerini kaybeden Hz. Yakup (as)’dan bahseder. Yakalandığı amansız hastalıktan dolayı bîçare hale gelen fakat yine de asla isyan etmeyen, daima Rabbine sığınan ve O’na şükreden Hz. Eyüp (as)’dan bahseder.

Öte yandan Peygamberimiz Efendimiz de engellilere değer vermiş, onları topluma kazandıracak işlere imza atmış ve bizlere bu konuda da örnek ve rehber olmuştur.

Nitekim Peygamberimiz gözleri görmeyen Abdullah b. Ümmi Mektum’usefere çıktığı zaman Medine’de kendi yerine defalarca vekil olarak bırakmıştır.

Yine O, ortopedik engeli bulunan Muaz b. Cebel’i genç yaşına bakmaksızın Yemen’e vali tayin etmiştir. Çünkü Efendimiz bunları yaparken insanların fiziksel özelliklerine bakmamış tam tersine ehliyet ve liyakate bakmıştır. O akla, bilgiye, çalışkanlığa ve tecrübeye önem ve öncelik vermiştir. Her zaman fazilet ve liyakat esaslı görevlendirmelerde bulunmuştur.  

Mesela O, Abdullah b. Mesud gibi çok kısa boylu (cüce) birisini yanından ayırmamış, ona özel iltifatlarda bulunmuş ve onu vahiy kâtipliği görevine getirmiştir.

Dinimiz İslam görmeyenin gözü, duymayanın kulağı, konuşamayanın dili, güçsüzün eli ve kolu olmayı, doğru ve hayırlı bir davranış olarak kabul etmiş ve öyle ilan etmiştir.

Buna mukabil, engelli birine engel olmayı, engeller çıkarmayı, dalga geçmeyi, hor ve hakir görmeyi, küçümsemeyi, alaya almayı, tepeden bakmayı ise yasaklamış ve lanetlemiştir.

Unutmamalıdır ki, asıl engelli olan aklını, mantığını ve kalp gözünü, doğru dini bilgiye, şefkate, merhamete, hikmete ve ilahi gerçeklere kapatıp, kendi insanlığını ayaklar altına alan ve şeytanın taraftarı olan kimsedir.

Diğer taraftan toplumumuz maalesef engelli kimselere yanlış bir gözle bakmaktadır. Bu bakış tarzı/anlayış/yaklaşım mutlaka değişmelidir. Aksi takdirde daha önce engellileri tanımlamak için kullanılan “sakat” ve “özürlü” gibi kavramlar nasıl hakaret unsuru olarak kullanılmış ve tüketilmişse, aynı şekilde “engelli” kavramı da yakın zaman içinde bitirilip tüketilecektir. Bu nedenle “engelli” olanları tanımlamak için yeni kelimeler bulmaya çalışmak yerine, toplumdaki bu yanlış algı ve bakış açısının ortadan kaldırılması ve doğru dini ve ahlaki bir bilincin kazandırılması için gerekli çalışmaların yapılması şarttır.

Bununla beraber doğuştan veya sonradan engelli olan pek çok kardeşimiz ise, eğer Hz. Eyüp (as) gibi sabrederlerse imtihanı başarmış olacaklardır. Engelli bir kimse ona buna takılmadan kararlı bir şekilde okur, araştırır, düşünür, sorgular, sonra da imanını sağlamlaştırır ve ahlakını güzelleştirirse Allah katında çok değerli bir kul olma şansını yakalamış olacaktır.  

Özetle ifade edecek olursak bir insan için asıl önemli olan şey; insânî değerlerle donanmak ve ne olursa olsun bu dünyadaki varoluş gayesini asla unutmamaktır. Zira herkes bir şekilde imtihan olmaktadır. Bu süreç sabır ve metanetle değerlendirilirse bunun dünya ve ahiretteki mükâfaatı da çok büyük olacaktır. (16.11.2012)

 

Yrd. Doç. Dr. Ahmet Emin SEYHAN

Kafkas Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi    

                                            

 

0
0
0
Yorum Yaz