Cumhurbaşkanlığı Sistemi’nin Faydaları! Neden Evet Demeliyiz??

2017-03-10 10:30:00

 

Cumhurbaşkanlığı Sistemi’nin Faydaları!

04.11.2016 tarihinde “Türkiye, Başkanlık Sistemiyle Yönetilmelidir!” başlıklı bir yazı kaleme almış ve özetle şunları söylemiştim:

“Eğer gelişmiş ülkeler, parlamenter sistemi tecrübe etmiş, eksikliklerini görmüş, bundan vazgeçmiş, daha hızlı ve etkili kararlar almayı sağlayan Başkanlık ya da Yarı Başkanlık sistemine geçmişlerse, bizim de ülke olarak derhal ve acilen Başkanlık sistemine geçmemiz farzdır, elzemdir hatta bir zorunluluktur.

Lafı eğip bükmeye hiç gerek yoktur. Başkanlık sistemine karşı çıkanlar, Türkiye’nin büyümesini ve güçlenmesini istemeyen çevrelerdir; ülke içinde bunlara destek çıkanlar da, bu hainlerin içimizdeki işbirlikçilerdir. Bu gerçeği görmek için allâme olmaya gerek yoktur; aklıselim sahibi olmak yeterlidir.

Unutulmamalıdır ki, Başkanlık sistemini en iyi uygulayan ülke ABD’dir ve bu ülke, Osmanlı Devleti’nin yönetim modelini kendine esas/ örnek alarak bu seviyelere gelmeyi başarmıştır; hâlen de ülkesinde bu sistemi başarıyla uygulamaktadır.

Milletimizi doğru bilgilendirmek amacıyla Başkanlık sistemiyle ilgili şu bilgileri ifade etmemiz yerinde olacaktır:

Başkanlık sisteminde başkan, halkın oyu ile seçileceğinden, başkanın prestiji daha fazla olacak ve icraatlarını hiçbir kimseden korkmadan cesurca yapabilecektir; zira hesap vereceği tek merci sadece ve sadece millet olacaktır.

Başkanlık sisteminde aylar süren bütçe tartışmaları yerine başkanın hazırladığı bütçe uygulanacak, kısır tartışmalarla gereksiz polemiklerle ülkenin zamanı boş yere harcanmamış olacaktır.

İddiaların aksine Türkiye’de Başkanlık sistemi gerçekleşince başkan “diktatöre” dönüşmeyecektir. Eğer bu iddia doğru ise neden ABD başkanları diktatöre/ tek adama dönüşmemekte ya da bu iddiayla suçlanmamaktadırlar?

Neden“gelişmemiş ülkeler”deki başkanlar üzerinden halka bir mesaj verilmekte,kötü örnekler gösterilmekte ve Türkiye’nin Başkanlık sistemine geçmesinin önü tıkanmaya çalışılmaktadır? Oysa su-i misal emsal değildir.

Özetle, Başkanlık sistemi, başkana karar alma sürecinde daha hızlı, etkili ve verimli hareket etme imkânı sağlayacaktır.

Başkanlık sistemi, siyasi istikrarın kesin çözümü olacaktır.

Başkanlık sistemi, ekonomik istikrarın kesin çözümü olacaktır.

Başkanlık sistemi, ülkeyi kaosa götüren, zengini daha zengin eden ve fakiri ezen koalisyon hükümetlerini önleyecektir.

Başkanlık sistemi, yasama ve yürütmeyi net bir şekilde birbirinden ayıracaktır.

Başkanlık sistemi, yürütmenin doğrudan halk tarafından seçilmesine imkân sağlayacaktır.

Başkanlık sistemi, başkanı sadece halka karşı sorumlu kılacaktır.

Başkanlık sistemi, devletin halk dışında bir güç/ odak tarafından ele geçirilmesini engelleyecektir.

Başkanlık sistemi, darbeleri ve vesayet odaklarını bitirecektir.

Başkanlık sistemi, seçim barajını kaldıracak, ülkedeki her toplumsal kesimin siyaset alanına girmesine ve düşüncelerini özgürce ifade etmesine imkân/ fırsat sağlayacaktır.

Başkanlık sistemi, halkı yönetimde daha etkili ve yegâne söz sahibi kılacaktır.

Başkanlık sistemi, halka görevini iyi yapmayan başarısız başkanı değiştirme imkânı sunacaktır. O nedenle millet daha en başta başkan adaylarını iyi tanıyıp kararını ona göre verecek ve bir yanlış yapmayacaktır.

Başkanlık sistemi, daha dürüst ve güvenilir kişilerin iş başına gelmesine ve halka karşı sorumlu olmasına imkân sağlayacaktır.

Sonuç olarak, Başkanlık sistemi Türkiye’nin büyümesi, gelişmesi ve güçlenmesi için elzemdir. Bölgesel ve küresel güç olmak istiyorsak Türkiye’de de Başkanlık sistemi derhal hayata geçirilmelidir. “Şahısları” bahane ederek Başkanlık sistemine karşı çıkmak, maksatlı ve art niyetli bir yaklaşımdır. Millet aklını kullanmalı ve kesinlikle kurulan bu tuzaklara düşmemelidir. Ülkenin ve gelecek kuşakların rahatı, huzuru ve güvenliği için ivedilikle Başkanlık sistemine geçilmesine onay vermelidir.”

O gün yazdığım bu düşüncelerime ilave olarak bugün de şunları ifade etmek isterim:

Ekonomik kalkınmasını tamamlamış Batılı ülkelerin çoğunluğu Başkanlık ya da Yarı Başkanlık sistemiyle yönetilirken söz konusu ülkeler, sıra Türkiye’nin yönetim modelinde değişiklik yapmaya ve Başkanlık sistemine geçmeye gelince, konu millete götürülünce buna şiddetle karşı çıkıyor ve önlemeye çalışıyorlarsa bu işte kesinlikle bir “bit yeniği/ alicengiz oyunu” vardır.

“Bu stratejik dost ve müttefiklerimiz (!!!)”kendilerinde olanın bizde olmasını istemiyorlarsa (Bakara, 2/105) bilelim ki, Başkanlık sistemi, kesinlikle hayırlı bir iştir ve referandumda sandık milletin önüne geldiğinde milletin “evet” oyu vermesi farz olmuştur. Çünkü Batılı gelişmiş ülkelerle rekabet edebilmek, dünyada söz sahibi olabilmek, daha hızlı gelişip kalkınabilmek, bürokratik oligarşiden ve parlamenter sistemin olumsuzluklarından kurtulabilmek için yeni bir yönetim modeline geçmek vaciptir. Türkiye, derhal bu arkaik (çağdışı) yönetim modelinden uzaklaşmak ve prangalarından kurtulmak zorundadır. Zira dünya değişmekte, değişeme ayak uyduramayanlar yok olmakta ve sömürüye açık hale gelmektedir.

Diğer taraftan Başkanlık sisteminde reformlar daha hızlı gerçekleşecek, yasama ve yürütme halk tarafından seçilecek, vesayetçi bürokratik yapılanma etkisiz hale getirilecek, Türkiye Büyük Millet Meclisi yasama görevini yapıp idareyi daha etkin denetleyebilecektir.

Başkan, halkın % 50’sinden fazlasının oyuyla seçileceğinden merkezi siyaset güç kazanacak, marjinal siyaset güç kaybedecek, partiler toplumun tüm kesimlerini kucaklayan projeler/ söylemler üretmek zorunda kalacak, kısır siyasi tartışmalar böylece son bulacaktır. Güçlü yürütme, her türlü terör örgütüyle daha etkin mücadele yapabilecek, iyi işleyen bir Başkanlık sistemi, Türkiye’nin uluslararası alanda daha etkili siyaset yapmasına ve tüm mağdur insanların umudu olmasına imkân sağlayacaktır.

Sonuç olarak, iddiaların aksine “rejim” değişmemekte; aksine “yönetim sistemi” değişmektedir. Başkanlık sistemiyle “ileri demokrasi ve demokratik cumhuriyet” yolunda çok önemli adımlar atılmakta ve “bir üst modele” geçilmektedir. “Rejim değişiyor” diye bağrışanlar/ nutuk atanlar/ tehditler savuranlar/ yaygara kopartanlar imtiyazlarına kaybedecek olan kesimlerdir. Bu zavallılar yaklaşık bir asırdır bu ülkenin kaynaklarını hoyratça tüketen, ülkenin balını kaymağını yiyen, müreffeh bir hayat yaşayan azgın azınlık ve onların kapı kullarıdır. Bunlar millete ve değerlerine tepeden bakan, millete “it muamelesi” yapan elitistlerdir/ jakobenlerdir/ monşerlerdir. Bir daha iktidara gelemeyecek olmanın verdiği sıkıntıyla bel altı vuruşlar yapmakta hiçbir sakınca görmeyen ilkesiz, omurgasız ve tutarsız tiplerdir. İşin en ilginç ve düşündürücü yanı ise “hayır” cephesinde birleşen “terör örgütleri ve sözde dinî yapıların” Batılı ülkeler tarafından maddeten ve manen destekleniyor olmalarıdır. Hâlâ bu gerçeği görmeyerek safını doğru belirlemeyenlerin ileride torunlarının yüzüne bakamayacaklarını ve yaşanan tüm olumsuzluklardan sorumlu olacaklarını söylememiz yanlış olmasa gerektir. (10.03.2017)

Yrd. Doç. Dr. Ahmet Emin SEYHAN                     

Kafkas Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi

114
0
0
Yorum Yaz