A'râf ehli ile kastedilenler kimlerdir?
A'râf ehli ile kastedilenler kimlerdir?
(الا عراف)“A’râf” kelimesi, (عرف)“urf” sözcüğünün çoğuludur. “Urf” ise, “tanıma, bilme, tasdik etme, basîret, ferâset, eğriyi doğrudan ayırt etme, muhakeme, idrak, seziş”, “yerden yüksekte olan her şey, bir şeyin bir nesnenin en üstte, en yukarıda olan ve en çok göze çarpan bölümü, yüksekçe yer”, “dağ ve tepenin en yüksek kısmı” gibi anlamlara gelmektedir. Nitekim, horozun “urf”unun onun ibiği, atınkinin ise, yelesi olduğu ifâde edilmektedir. “A’râf” ise, cennet ile cehennemi birbirinden ayıran bölgedeki sûrun yüksek kısmının adıdır.[1] Ayrıca “a’râf”, “şerefli bir mekan” mânâsına da kullanılmaktadır.[2] Bir sûreye de ismini veren “a’râf” terimi, Kur’an-ı Kerim’de sadece iki yerde geçmektedir.[3]
(اصحاب الاعراف)“Ashâbü’l-a’râf”tan kimlerin kastedildiği konusunda da çok farklı görüşler bulunmaktadır. Nitekim, bu görüşleri şu şekilde özetlemek mümkündür.
a. İyi ve kötü amelleri eşit olan mü’minler;[4]
b. Dünya hayatında bilgi ve irfan sahibi olan, eğriyi ve doğruyu taşıdıkları işâretlerden ayırt edebilen, ama bu ikisi arasında kesin tavır ve tercihlerini ortaya koymayan, kayıtsız, ilgisiz ya da çekimser kalıp, ne cennete ne de cehenneme müstehak olabilenler;[5]
c. Âhirette mü’minlerle kâfirleri simalarından bilecek meleklerle, cennet ve cehennemlikleri birbirinden ayırarak haklarında şehâdette bulunacak olan peygamberler ve şehidler gibi yüksek şahsiyetler;[6]
d. Cennet veya cehenneme girmeyi gerektirecek durumda olmayanlar; (herhangi bir peygamberin tebliğini duymadan ölen fetret dönemini insanları, müşriklerin bulûğ çağına girmeden önce ölen çocukları ve gayr-i meşrû evlilikten doğan çocuklar).[7]
“Ashâbü’l-a’râf” ile ilgili zikredilen bu kanaatlerden en iknâ edici olanı, Beydâvî ve Kurtûbî’nin de katıldığı görüştür. Zîra, kıyâmet gününün o korkunç atmosferi içerisinde, yüksekçe bir mevkîde oturarak, sırat köprüsünden geçenleri, cennete ve cehenneme gidenleri seyretme şerefinin, peygamberlere ve şâhitlere (melekler, şehidler, sıddîklar ve sâlihler) verilmiş olması gâyet tabiidir.
Zaten âyetlerde de bu duruma işâret edilmektedir. Nitekim bu kimselerin, cennete girecek olanları sîmâlarından tanıdıkları zaman, birazdan onlar gibi cennete girmeyi gönülden isteyerek,[8] bu kimseleri kutlamaları ve selamlamaları, arkasından da cehennemliklere doğru baktıklarında, “bizi şu zâlimlerin arasına katma!” diye Allah’a içtenlikle ve kendi hallerine şükrederek dua etmeleri, sonra da o günahkarlara: “Mal mülk biriktirmeniz ve böbürlenip kibirlenmeniz size ne fayda sağladı? Bir zamanlar haklarında “Allah rahmetini asla böylelerine ulaştırmaz” diye kestirip attığınız kimselerin şimdi ne yüce makamda olduğunu anladınız mı?”[9] diye sormaları, onların üstün konumları hakkında yeteri kadar bilgi vermektedir.
Zîra bu sözleri ancak kulluk görevini eksiksiz yapan, kendine güvenen, son derece haklı konumda olan ve muhakeme yeteneği sağlam birilerinin söylemesinin mümkün olduğunu düşünmekteyiz. Yoksa cennet ile cehennem arasında kalmış, âkıbeti belli olmayan, cennete girip giremeyeceğinden endişe eden birilerinin bu sözleri söyleyebilmesi ve her iki tarafa da bu şekilde seslenebilmesi çok zor görünmektedir.
selam ve dua ile...
Dr. Ahmet Emin Seyhan, Hadislerde Kıyamet Alametleri, s. 437-438
----------------------------------------------------------
[1] İBN MANZUR, IX, 242-243; RÂGIB, s. 496-497; KURTÛBÎ, VII, 211; İBN KESÎR, II, 22.
[2] KURTÛBÎ, VII, 211.
[3] A’râf, 7/46, 48.
[4] TABERÎ, Câmiu’l-Beyan, Beyrut, 1995, VIII, 250-259; İBN HAZM ez-ZÂHİRÎ, el-Fasl, IV, 81; İBN KESÎR, II, 22-23; YAZIR, III, 2167; YILDIRIM, Suat, Kur’an-ı Hakim, s. 155; DÖNDÜREN, H., İnsanlığa Son Çağrı, I, 278, A’râf, 7/46, 45, no’lu dipnot; YAVUZ, Yusuf Şevki, “A’râf”, DİA, III, 259; ÇELEBİ, İ, İslâm’da İnanç Esasları, s. 318.
[5] ESED, M., s. 280, A’râf, 7/46, 37 no’lu dipnot.
[6] KURTUBÎ, VII, 214. Kurtûbî, “melekler veya nebîler” olduğunu ifade etmektedir. KÂDI BEYDÂVÎ, II, 342. ATEŞ, S., Çağdaş Tefsir, III, 343. Ateş, bu kişilerin peygamberler ve melekler olduğunu, çünkü cennetlikler ve cehennemlikler hakkında hüküm belirtebildiklerini, takdir ve tekdir yetkisine sahip olduklarını söylemektedir. Ayrıca bkz. ATEŞ, S., Kur’an Ansiklopedisi, III, 151-152, XXV, 363-364. Topaloğlu da açıkça zikretmese de, “a’râf ehli” ile kastedilenlerin melekler, peygamberler ve şehidler olduğu kanaatindedir. Bkz. TOPALOĞLU, Bekir, “Kıyâmet”, DİA, XXV, 521, İst., 2002.
[7] YAVUZ, Yusuf Şevki, “A’râf”, DİA, III, 259.
[8] Kanaatimizce bu tamamen insânî bir duygudur. Tabir câizse protokolden cennetlikleri seyrederken içlerinden onlar gibi cennete girmeyi geçirmeleri gâyet normaldir. O konumda yer alan birilerinin böyle bir arzu taşımalarında yadırganacak bir yön bulunmamaktadır. Dolayısıyla Allah Teâlâ, bu âyette onların ruh hâlini ve ne kadar samîmî bir şekilde bunu arzuladıklarını bize anlatmaktadır.
[9] A’râf, 7/46-49.
0 yorum yazilmistir « Önceki - Sonraki »