Şimdiki Din Tüccarları!!!

2018-03-09 11:23:00

  Şimdiki Din Tüccarları!!! Kur’ân ve sünnetin ilkelerinden habersiz bir hayat yaşayan, menkıbe, masal ve rüyalarla hem milleti hem de kendilerini aldatan günümüz din tüccarları, kurdukları sömürü düzeninin çökmesinden/ dağılmasından endişe ettikleri için sürekli İmam Hatip Okulları ve İlahiyat Fakülteleri aleyhine kara propaganda yürütmekte, sosyal medya hesaplarından saldırılar düzenlemekte ve İlahiyatçıları toplumun gözünden düşürmek için ellerinden gelen her türlü çabayı sergilemektedirler. Din alıp din satan bu bezirgânlara karşı anlayacakları dille cevap vermemiz, daha önce pek çok kez yaptığımız gibi samimi müslümanları bunlara karşı uyarmamız gerekmektedir. Tezgâhlarının dağılacağından endişe eden ve geceleri gözlerine uyku girmeyen bu zavallılar “kendileri gibi düşünmeyen İmam Hatip ve İlahiyat mezunlarını” asla sevmezler, sevmiyorlar ve sevmeyecekler. Çünkü dini ticarete alet eden ve müritlerinin sayısını artırma derdinde olan bu zamane tacirlerinden birisi “Elimi öpen cennete gider” dediğinde iyi bir din eğitimi almış İmam Hatip ve İlahiyat mezunları bu palavraya sadece güler ve asla inanmaz. Ama bu sözü söyleyen klinik vakanın iradesine teslim olmuş “haşhaşîler/ insana benzeyen yaratıklar” ise, höykürerek ağlaşırlar. İmam Hatip ve İlahiyat mezunları ise bu şarlatanı âyet ve hadislere dayanarak güçlü bir şekilde tenkit eder, foyasını meydana çıkartır ve rezil ederler. İşte bundan rahatsız olan tüm merdiven altı din tüccarları, İmam Hatip Liselerini ve İlahiyat Fakültelerini sevmezler, sevmiyorlar ve asla sevmeyecekler. Çünkü onlar, din alıp din sattıkları i&c... Devamı

Genelleme Yapan Yobazdır

2018-03-01 00:07:00

  Genelleme Yapan Yobazdır Günümüzde bazı kimseler çok rahat genelleme yapmakta, Yüce Allah’tan korkmadan ve insanlardan utanmadan bu genellemeyi savunmaya devam edebilmektedir. Böyle kimselerin tam bir yobaz/ bağnaz/ cahil/ fanatik olduklarını söylemekte bir sakınca yoktur. Zira Yüce Allah, düşünmeyen, aklını kullanmayan, hakikati inkâr eden ve başkalarıyla alay eden kimselere “sefihler (beyinsizler/ dar kafalılar/ kıt akıllılar/ düşüncesizler/ aptallar)” (Bakara, 2/13, 142; A’raf, 7/155) demekte ve onları uyarmaktadır. Dolayısıyla bizim bu tiplere “yobaz” dememizi hakaret gibi algılayanların alınganlıklarını bir kenara bırakıp kendileriyle yüzleşmeye başlamaları gerekir. Zira özeleştiri yapanlar bu gerçeği görebilir; aksi halde savrulmaya, saçmalamaya ve yoldan çıkıp tepetaklak olmaya devam ederler. Ne demek istediğimizi bazı örnekler vererek açıklayalım ki bu tür beyinsizler ne hallere düştüklerini anlayabilsin ve girdikleri yanlış yoldan dönebilsinler. Örneğin bir müftünün yaptığı hataya bakarak tüm müftüleri suçlu ilan eden, bütün müftüleri aynı kefeye koyan, hepsinin aynı hatayı yapacaklarını düşünen ve tamamını değersizleştiren birisi tam bir sefihtir. Aynı şekilde bir İlahiyatçının yaptığı hataya bakarak tüm İlahiyatçıları suçlu ilan eden, bütün İlahiyatçıların aynı hatayı yapacaklarını düşünen ve tamamını değersizleştiren birisi tam bir sefihtir. Bir imamın yaptığı hataya bakarak tüm imamları suçlu ilan eden, bütün imamların aynı hatayı yapacaklarını düşünen ve tamamını değersizleştiren birisi tam bir sefihtir. Bir akademisyenin yaptığı hataya bakarak tüm akademisyenleri suçlu ilan eden,... Devamı

Neyi Savunduğunu ve Kimin Peşinden Gittiğini Bilmeyen Sefihtir

2018-02-23 10:27:00

Neyi Savunduğunu ve Kimin Peşinden Gittiğini Bilmeyen Sefihtir Günümüzde bazı kimseler, neyi savunduklarını bilmeden körü körüne her yalan habere inanmakta, üretilen maksatlı dedikoduları her yerde yaymakta, böylece günahlarının katlanarak artmasına neden olmaktadırlar ki bu, tam bir sefihliktir. Oysa aklı başında bir mü’min, kendisine bir haber ulaştığında onun doğruluğunu araştırmak ve ondan sonra gereğini yapmakla mükelleftir. Âyeti birlikte okuyalım. “Ey iman edenler! Size bir fasık (yoldan çıkmış/ günaha batmış/ sefihin biri) bir haber getirirse, bilmeyerek bir topluluğa zarar verip yaptığınıza pişman olmamak için o haberin doğruluğunu (etraflıca) araştırın (ciddi ve güvenilir deliller isteyin).” (Hucurât, 49/6) Görüldüğü üzere samimi mü’minler her zaman bu Kur’ânî ilkeyi hatırda tutmak ve bunu hayatlarının merkezine yerleştirmek zorundadırlar. Ancak ne acıdır ki müslümanların ekserisi sanki bu âyet hiç nazil olmamış gibi yaşamaya devam etmektedir. Ne demek istediğimizi örnekler vererek açıklayalım ki bazı müfteriler ile onlara inanan sefihler bundan sonra çok daha dikkatli olsunlar ve her yalan haberi sağda solda yaymaktan vazgeçsinler. Mesela bir âlim, uzun emek vererek ulaştığı bir içtihadı/ görüşü/ düşünceyi yazdığı kitabında veya ilmî makalesinde ortaya koyuyor, kendisinin öyle düşündüğünü sempozyum, panel veya konferansta delilleriyle açıklıyor. Bütün bu yazdıkları kitaplarda, söyledikleri ise videolarda kayıt altına alınıyor. Ama birtakım tuhaf adamlar bu görüşten/ fikirden rahatsız oluyor ve söz konusu âlimi itibarsızlaştırmak ve milletin gözünden düşürmek için derhal bir... Devamı

Anlayış Kapasitesi ve Sefihlere Verilen İbretlik Bir Cevap

2018-02-17 13:06:00

Anlayış Kapasitesi ve Sefihlere Verilen İbretlik Bir Cevap Anadolu’nun manevî mimarlarından ŞeyhEbu’l-Hasan el-Harakânî (ö. 425/1033), on asır evvel dergâhında binlerce talebe yetiştiren ve insanların gönüllerini Allah ve peygamber sevgisiyle doldurmaya çalışan tahkik ehli bir mutasavvıftır. İslâm’ın müslümanlara sunduğu değerlerin mücessem halini yansıtan el-Harakânî, kendisinden sonra gelenlere ilim ve irfan noktasında kaynaklık eden ve düşünceleriyle pek çok kişiyi etkileyen bir âlimdir. Nitekim Yusuf Hemedânî (ö. 535/1140), Ahmet Yesevî (ö. 562/1166), Hacı Bektâşi Velî (ö. 670/1271) ve Hacı Bayram-ı Velî (ö. 833/1429) gibi gönül sultanları onun öğretisini takip etmişlerdir. Gönüller sultanı Mevlânâ (ö. 670/1271) manevî mürşidi kabul ettiği el-Harakânî’den “bilgeler bilgesi” diye söz etmiş, pek çok şeyi ondan öğrendiğini ifade etmiş ve Mesnevî’sinde menkıbelerini anlatmıştır. Şems-i Tebrîzî de (ö. 645/1247) Makâlât adlı eserinde ondan sitayişle bahsetmiştir.  Kars’ta medfûn bu büyük zatla ilgili bir âlimin naklettiği şu anekdot oldukça dikkat çekicidir: “Ebû Hasan’a bir mesele sordum. Dedi ki: ‘Bir günde yetmiş (defa), bir gecede yetmiş kere ölüp, kırk yıl bu şekilde yaşayarak (kafa patlatılarak/ emek sarf edilerek/ ter dökülerek/ bedel ödenerek/ zaman harcanarak) ulaşılan bir makama (bilgiye/ fikre/ düşünceye/ irfana/ derinliğe/ anlayış kapasitesine) erdiğin zaman ancak bu meselenin cevabını anlayabilirsin, şimdi değil!” (Attâr, Ferîdüddîn, Evliya Tezkireleri, Çev.: Süleyman Uludağ, Kabalcı ... Devamı

Otoriteye İtaat ile Sivil İtaatsizliğin Belirlenmesinde Kur’ânî

2018-02-14 23:45:00

Otoriteye İtaat ile Sivil İtaatsizliğin Belirlenmesinde Kur’ânî Ölçü Bilindiği üzere Yüce Allah Kur’ân-ı Kerîm’de “kendisine, elçisine ve ulu’l emre itaat edilmesini” emretmektedir. Söz konusu âyeti birlikte okuyalım. “Siz ey imana ermiş olanlar! Allah'a, Peygamber'e ve aranızdan kendilerine otorite emanet edilmiş olanlara itaat edin ve herhangi bir konuda anlaşmazlığa düşerseniz, onu Allah'a ve Peygamber'e (Kur’ân’ın ilkelerine ve sahih sünnet’e) götürün. Eğer Allah'a ve Ahiret Günü'ne [gerçekten] inanıyorsanız. Bu [sizin için] en hayırlısıdır ve sonuç olarak da en iyisidir.”(Nisâ, 4/59) Bu âyette geçen “Sizden olan ulu’l-emir” ifadesinden kasıt; “sizin içinizden, sizin gibi müslüman olan, yetkisini sizden alan, size hesap veren, sizin hak ve hukukunuzu korumakla görevli olan, sizin seçtiğiniz ve biat ettiğiniz yönetici veya yöneticiler” demektir. Böyle bir idareci “güzel, hayırlı ve faydalı bir karar” aldığında bu karara itaat etmek her mü’min için farzdır. Ancak aynı yönetici “iyi, güzel ve faydalı olmayan hukuka aykırı bir karar” aldığında ise bu kez aynı mü’minlerin ona itaat etmeleri farz değildir. Tam aksine alınan yanlış karara itiraz etmeleri, değiştirilmesi için sivil itaatsizlik eyleminde bulunmaları hem hakları hem de ödevleridir. Bununla birlikte sivil itaatsizlik eyleminde bulunanları isyan çıkartmakla suçlamak yanlıştır. “Fitne çıkmasından ise zalim de olsa yöneticiye itaat etmek gereklidir” şeklindeki bir ictihad her dönemde geçerli değildir. Çünkü bu içtiha... Devamı

Fetö ve Benzeri Zihniyetler, Cesur İlahiyatçılar ve Beklenen Ödü

2018-02-01 22:11:00

Fetö ve Benzeri Zihniyetler, Cesur İlahiyatçılar ve Beklenen Ödüller Fetö ve benzeri zihniyetlerin yıllar öncesinden ipliklerini pazara çıkaran, yalan, dolan ve sahtekârlıklarını ortaya döken, temel dinî argümanlarını çürüten, böylece milletini uyaran samimi ve dürüst İlahiyatçıların yaptıkları neden görmezlikten gelinir, ödüllendirilmez, üstelik bir de suçlu ilan edilip cezalandırılmaya çalışılır? Bu konuda her mü’minin üzerine düşen vazifeyi yapması, konuyu araştırması, düşünmesi, doğru cevaplar bulması, bu tür haksız ithamlardan sakınması ve samimi İlahiyatçıların ödüllendirilmesini talep etmesi beklenir. Zaman zaman tv’larda konuşan bazı siyasetçi, gazeteci ve akademisyenler, genelleme yaparak tüm İlahiyatçıları suçlamakta, hiçbir araştırma yapmadan, ellerinde somut veriler olmadan konuşmakta ve “bu gizli tehlike konusunda neden erken uyarı vazifesi yapmadıkları konusunda” İlahiyat Fakültelerindeki tüm hocaları suçlamakta ve zeytinyağı gibi suyun üstüne çıkmaya çalışmaktadırlar. Oysa bu iddiayı seslendirenlerin pek çoğu, paralel yapının güçlü olduğu dönemlerde din düşmanlığı yapmaktan çekinmemiş, o yapının kanatları altına sığınarak parsadan pay kapma, makam elde etme ve konumlarını daha da sağlamlaştırma telaşına kapılmışlardır. Şimdi de utanmadan ahkam kesmekte ve dürüst İlahiyatçıların eskiden beri yaptıkları çalışmalarını, tezlerini, makalelerini, tebliğlerini ve camilerde halka yaptıkları vaazlarını görmezlikten gelip onları ademe (yokluğa, hiçliğe) mahkum etmekte, bir de pervasızca onları suçlu ilan etmektedirler. Bundan dolayıdır ki, aklı başında mü’minler daha o g... Devamı

Kulluk ve İbadet Arasındaki Farkı Bilmeyen İslâm Âlimi Olamaz!

2018-01-29 21:18:00

  Kulluk ve İbadet Arasındaki Farkı Bilmeyen İslâm Âlimi Olamaz! Bilindiği üzere “ubûdiyet” ile “ibâdet” arasında fark vardır ve her ikisi aynı şey değildir. Kulluk etmek ile ibadet etmeyi birbirine karıştıran ve aradaki bu ince farkı bilmeyen birinin âlim olması söz konusu olamaz. Nitekim “kulluk” daha geniş (şemsiye) bir kavram iken “ibadet” bunun alt cüzlerinden sadece birisidir. Dolayısıyla Kur’ân’da geçen ve “kulluk etmek” şeklinde tercüme edilmesi gereken âyetler eğer “ibadet etmek” şeklinde tercüme edilirse Yüce Allah’ın maksadı/ muradı insanlara tam olarak ulaştırılamamış, onlara doğru dinî bilgi verilememiş ve insanlar yanıltılmış olur. Örneğin Fâtiha Sûresi’ndeki (نَعْبُدُاِيَّاكَ) âyetini “Biz ancak Sana ibadet ederiz” (Fatiha, 1/5) şeklinde tercüme etmek isabetli değildir. Zira bu âyetin doğru tercümesi; “Biz ancak Sana kulluk ederiz” şeklinde olmalıdır. Zira kulluk etmek ayrı, ibadet etmek ayrıdır. Aynı şekilde (لِيَعْبُدُونِ اِلَّاالْاِنْسَ وَ الْجِنَّ خَلَقْتُمَا وَ) âyetini de “Ben insanları ve cinleri ancak Bana ibadet etsinler diye yarattım” (Zâriyât, 51/56) şeklinde tercüme etmek isabetli değildir. Zira bu âyetin doğru tercümesi; “Ben insanları ve cinleri ancak Bana kulluk etsinler diye yarattım” şeklinde olmalıdır. Zira kulluk ayrı ibadet etmek ayrı şeylerdir. “İbadet etmek” deyince insanların aklına “namaz, oruç, hac, umre, kurban, zekât, sadaka, zikir vs.” gelmekte ve bunları yaptıkları zaman “kulluk görevlerini” ifa ettiklerini zannetmektedirler. Oysa bütün bu ibadetler zaten kulluğun içinde mündemiçtir. Kulluk daha geniş kapsam... Devamı

Siz Hasbî mi Yoksa Hesâbî mi Bir Bürokrat Arıyorsunuz?

2018-01-21 20:36:00

Siz Hasbî mi Yoksa Hesâbî mi Bir Bürokrat Arıyorsunuz? Ülke yönetiminde bulunan siyasîlerin bürokraside işlerin daha düzenli, güvenli ve hızlı yürümesini temin maksadıyla atamalar yapmaları ve en iyi performansı sergileyen bürokratlarla çalışmaları/ yol yürümeleri elbette normaldir. Zira seçim zamanı sandıkta halka hesap verecek onlardır. Dolayısıyla ehliyet ve liyakat sahibi, tanıdıkları ve bildikleri sadık bürokratları tercih edip onları üst düzey görevlere getirmeleri en doğal haklarıdır. Ancak onlar, bu atamaları yaparken acaba “hasbî” mi yoksa “hesabî” mi olanları tercih etmektedirler, buna da bakılması gerekmektedir. Kanaatimizce onların hasbî olanları arayıp bulmaları hem kendilerinin hem de idare ettikleri ülkenin yararına olacaktır. Eğer onlar, durumu idare etmekte mahir, hiçbir olumlu icraat yapmayan, sürekli iyi şeyleri öteleyen, ipiyle kuyuya inilmeyen, alınan isabetsiz kararları bile “Çok güzel bir fikir! Harika! Ne kadar da güzel düşünmüşsünüz! Efendim siz gerçekten çok başkasınız! Derhal bunu yapalım” diyerek pohpohlayan, o kararın olumsuz yönlerini, yansımalarını -bilse dahi- söylemeyen, sürekli hesap yapan, koltuğunu/ geleceğini düşünen, dalkavukluk yapan, riyakâr kimseleri tercih eder ve onları devletin kurumlarının en tepe noktalarına getirirlerse o takdirde çok büyük bir yanlış yapmış olacaklardır. Burada bizim “hasbî” derken kast ettiğimiz “daima milletini ve ülkesini düşünen, açık, şeffaf, dürüst, hesap verebilir, mert, cesur, ilkeli, omurgalı ve açık sözlü” kimselerdir. “Hesabî” derken kast ettiğimiz ise; “sadece kendini/ koltuğunu ... Devamı

Buhârî’ye Dil Uzatan Köpektir!

2018-01-10 22:31:00

Buhârî’ye Dil Uzatan Köpektir! Makaleye böyle çarpıcı/ tahrik edici bir başlık seçmemizin nedeni, elbette okuyucunun dikkatini çekmek ve bu yazının okunmasını sağlamaktır. Ancak hem bu başlığı hem de yazının üslubunu biraz sert bulanlar olabilir. Onlara “kısmen hak verdiğimizi” söyleyebiliriz. Lakin söz konusu İslam, Hz. Peygamber, salih ve müttakî âlimler/ mü’minler olunca akan suların duracağı, bunların hakkını ve hukukunu korumak için herkese anlayacakları dil ile konuşacağımız da malumdur. Zira eleştiriyle hakaret arasındaki farkı anlamayan ve ilmî tenkit yerine itibarsızlaştırmayı seçen birilerine -sarsılıp kendilerine gelmelerini temin etmek için- anlayacakları dilden konuşmak adaletin ve hakkaniyetin gereğidir. Bir bakıma bu yaptığımız, onları da sevdiğimizin, kaybetmek değil kazanmak istediğimizin bir ifadesi olarak görülüp değerlendirilebilir. Çünkü “salyalı köpektir” veya “kuduz köpektir” yerine sadece “köpek” dememiz bile bu samimiyetimizin bir göstergesidir. Bu kısa açıklamadan sonra şunu ifade edelim ki İmam Buhârî (ö. 256/870), ömrünü İslâm’ın ve Hz. Peygamber’in doğru anlaşılmasına adayan, bunun için pek çok kitap kaleme alan, bu konuda büyük çaba/ emek sarf eden, acılar çeken ve bedeller ödeyen müstesna bir İslâm âlimidir. Bununla birlikte şunu da hemen belirtelim ki, Buhârî de tıpkı diğer insanlar gibi bir beşerdir. Elbette onun da hatalar yapması kaçınılmazdır; zira hatasız kul yoktur. Çünkü sınırlı ve aciz bir varlık olan insanoğlu, nisyan ve hata ile maluldür. Dolayısıyla onun eserlerindeki bazı hatalarına/ yanlışlara/ sürçmelerine dikkat çekm... Devamı

Namusuna Emanet Edilen Yetkiyi Kötüyü Kullanmak Kul Hakkı İhlali

2018-01-04 00:53:00

Namusuna Emanet Edilen Yetkiyi Kötüyü Kullanmak Kul Hakkı İhlalidir! Devlet veya özel sektörde hiyerarşinin olduğu, herkesin kendi uhdesine verilen görev nedeniyle birtakım yetkiler kullandığı, yetkisinin sınırlarını aşanların veya keyfî olarak kullananların büyük adaletsizliklerin doğmasına yol açtığı ve böyle bir hukuksuzluğun da asla kabul edilemeyeceği aklı ve vicdanı olan herkesin ortak kanaatidir. Bu ortak kabule rağmen zaman zaman bazı şahısların büyük adaletsizlikler yaptıkları da mâlumdur. Bir hukuk devletinde yetkilerini kötüye kullanarak suçsuz insanlara zulmedenlerin yaptıklarının yanlarına kalmaması ve cezalandırılmaları gerektiği ise açıktır. Siyasal yönetimin veyahut kurumlardaki üst düzey görevlilerin bir makama getirerek yetkilendirdiği ve millete adaletle/ hakkaniyetle hizmet etmesini istediği bir memur, eğer işine duygularını karıştırır; ideolojisinin, grubunun, hizbinin menfaatlerini gözetir; kininin, nefretinin veya saplantılarının doğrultusunda karar verirse o takdirde bu kimseye yaptığının hesabı mutlaka sorulmalıdır. Zira bu bürokratın/ memurun yaptığı haksızlık, hukukun evrensel ilkelerine, dine, ahlaka, fıtrata, vicdana ve akla aykırıdır. Elinde hiçbir somut bilgi, belge ve kanıt olmadan insanlara iftira atanlar, onları itibarsızlaştıranlar, “çamur at izi kalsın” mantığı ile hareket edenler, “Dur, şunun kulağını bir çekelim de, bir daha böyle şeyler yazmasın/ konuşmasın!” diyenler, kendilerine yazık eden ve ahiretlerini de berbat eden zavallılardır. Kendisine yapılmasını istemediği bir şeyi başkalarına acımasızca yapanlar, sonra da bu gayr-i meşru davranışlarından rahatsızlık duymayanlar, “ait olduğu takımın, grubun, hizbin, mahallenin müntesiplerini” bir süreliğine rahatlatanlar, aslında masum bir insanı itibarsızlaştırm... Devamı

Trafik Kazaları, Kadercilik ve Yüce Allah’a Atılan Korkunç Bir İ

2017-05-26 11:15:00

Trafik Kazaları, Kadercilik ve Yüce Allah’a Atılan Korkunç Bir İftira Günümüzde trafik kurallarını öğrenmek ve buna uygun davranmak, fert ve toplum hayatının bir vazgeçilmezidir. Zira trafik kurallarına uyulmadığı zaman kazalar artmakta; ölümler, yaralanmalar, maddî kayıplar, acılar ve gözyaşları bir türlü azalmamaktadır. Bütün bu yaşananları; “Alın yazısı! Kader işte! Elden ne gelir! Olacağı varmış! Yiyip-içeceği bu kadarmış!” gibi ifadelerle geçiştirmek ve “meselenin derinlemesine analiz edilmesini engellemek” son derece yanlıştır. Çünkü bu tür ifadeler, insanların hatalarından ders çıkarmasına mani olmakta ve onları “kaderciliğe” sürüklemektedir. Nitekim istatistikler, trafik kazalarının çoğunluğunun “insan kaynaklı” olduğunu ortaya koymaktadır. Her ne kadar kazalar “beklenmedik olay” şeklinde tanımlansa da, bunların arkasındaki “ihmali ve hatalı davranışları” görmezlikten gelmek asla doğru değildir. Dolayısıyla kader konusunda doğru bir anlayışa sahip olmak ve tedbirler almak, “kazaları ortadan kaldırma ya da en asgariye indirmede” etkili olacaktır. Çünkü iyiliğin/ hayrın ve kötülüğün/ şerrin Yüce Allah tarafından yaratılması, insanın iradesi ve seçimleri hususunda bir “belirleme” değildir. Zira Allah Teâlâ, küllî ve ezelî bilgisiyle zaten her şeyi bilmekte ve kuşatmaktadır. Nitekim O’nun ilâh olması, yaratmış olduğu mahlûkat hakkında “ezelî olarak bilgi sahibi olmasını” zorunlu kılar. Dolayısıyla kul, Allah bildiği için değil kendi karakterinin gereği o fiili işler ( el-İsrâ, 17/84), Yüce Allah da kulun gidişatını çok iyi bildiği için onun isteğini yaratır. ... Devamı

Rabıta Yapmak Adamı Şirke Götürür!

2017-05-17 23:57:00

Rabıta Yapmak Adamı Şirke Götürür! Her şeyden evvel şunu ifade edelim ki, Yüce Allah insanoğluna şah damarından daha yakındır; dua edenlerin duasına en güzel şekilde karşılık vereceğini kendisi ifade etmektedir (Sâffât, 37/75. Ayrıca bkz. Bakara, 2/186; Neml, 27/62). Dolayısıyla O’na yaklaşmak için araya aracılar koymak, Yüce Allah’a büyük bir saygısızlıktır/ terbiyesizliktir/ hakarettir/ densizliktir. Zira Allah Teâlâ’nın bizzat kendisi Kur’ân’da “kuluna çok yakın olduğunu” şöyle haber vermektedir: “Gerçek şu ki, insanı yaratan Biziz ve onun içindekinin (şeytanın) ona ne fısıldadığını Biz biliriz: çünkü Biz ona şah damarından daha yakınız.”(Kaf, 50/16) “Ey iman edenler! Size hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah’ın ve Resûlü’nün çağrısına uyun ve bilin ki Allah, kişi ile kalbi arasına girer (Allah size çok yakındır). Yine bilin ki, O’nun huzurunda toplanacaksınız.”(Enfâl, 8/24) Bu âyetlerden anlaşıldığına göre Yüce Allah’a yönelmek ve sadece O’ndan istemek gerekir. Bu itibarla araya aracılar koymak doğru değildir. Nitekim Yüce Allah bir başka âyette şöyle buyurmaktadır: “Öyleyse [yalnız] Rabbinize yönelin ve [ölümün ve yeniden dirilmenin] azabı başınıza gelmeden önce O'na teslim olun, sonra hiç kimse sizi koruyamaz.” (Zümer, 39/54) Görüldüğü üzere kuluna çok yakın olduğunu söyleyen Yüce Allah’tır. Öyleyse O’na yaklaşmak için “araya aracılar koymak ve onları hayal ederek Yüce Allah’a ulaşacağını zannetmek” son derece tehlikeli bir yola girmeyi kabullenmektir. Tekrar ifade edelim ... Devamı

Kutlu Doğum Haftası Tartışmaları ve Samimi Bir Öneri

2017-05-11 20:35:00

  Kutlu Doğum Haftası Tartışmaları ve Samimi Bir Öneri Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen Hz. Muhammed Mustafa’nın doğum gününü hem kamerî hem de milâdî takvime göre yılda iki defa kutlamak normal bir durum olup “son Peygamber’e iki doğum günü kutlamasını çok görmek ve çeşitli bahaneler öne sürerek birini ortadan kaldırmaya çalışmak” doğru bir yaklaşım tarzı değildir. Kamerî takvime göre her yıl on gün geriye giderek senenin her ayında camilerde Mevlid Kandili’ni kutlamak ve o gecelerde sevgili Peygamber’imizi anmak, ona olan sevgi ve bağlılığı göstermek aynen devam ettirilmelidir. Zira gelenekselleşen bu hatırayı yaşatmak ve camilerde Hz. Muhammed’i anmak güzel bir uygulamadır ve içeriği daha da zenginleştirilerek/ kalitesi artırılarak kıyamete kadar da devam ettirilmelidir. Çünkü Peygamber sevgisinin pekiştirildiği Mevlid Kandili’ni ihya etmek, onun kıymetini bilmek ve bu güzel geleneği ilelebed yaşatmak tüm müslümanların boynunun borcudur. Aynı şekilde milâdî takvime göre her yıl 14-20 Nisan tarihleri arasında kutlanan Kutlu Doğum Haftası Etkinliklerini de yaşatmak, 28 yıldır başarıyla uygulanan ve çok hayırlı hizmetlere vesile olan bu güzel geleneği sürdürmek tüm müminlerin boynunun borcudur. Ancak bu haftanın 27 Nisan 1941 de doğan FETÖ liderinin doğum gününe denk getirildiği, burada gizli hesapların/ niyetlerin olduğu, esasında onun için düzenlendiği, toplumun buna şimdiden hazırlanmak istendiği iddiasıyla Kutlu Doğum Haftası’nın toptan ortadan kaldırılmasını teklif etmek iyi niyetli bir yaklaşım olarak görülemez. Zira bu haftayı 14-20 Nisan tarihleri arasında kutlamaktaki asıl amaç; Mevlid Kandili’ni ca... Devamı

Kur’ân, Ruhun Bağışıklık Sistemini Güçlendiren Bir İlaçtır!

2017-05-10 00:05:00

Kur’ân, Ruhun Bağışıklık Sistemini Güçlendiren Bir İlaçtır! Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre aids mikrobunun % 90’ı evlilik dışı cinsel ilişki yoluyla bulaşmakta ve bünyede hastalıklarla mücadele eden “vücudun bağışıklık sistemini” çökertmektedir. Bünyeye giren herhangi bir hastalık ise bağışıklık sistemi çökmüş o kimseyi öldürmektedir. Görüldüğü üzere kişiyi öldüren aids mikrobu değil, bağışıklık sistemi yerle yeksan olmuş bir vücuda giren herhangi bir mikroptur. İçimizdeki şeytanî ses de tıpkı aids mikrobu gibi hareket etmekte, Kur’ân ve sünnet’in ilkeleri dışında bir hayat yaşayanların ruhlarına vesveseler vermekte, onların fıtratlarını bozmakta, kendilerine yabancılaştırmakta, günah işlemeleri için ayartmakta, “ruhlarının bağışıklık sistemini” çökertmekte, bir müddet sonra da o kimseleri kendi yanlarına çekerek kendisiyle birlikte cehennemi boylamalarına neden olmaktadır. Bu nedenle nasıl aids mikrobu kural dışı hareket edenelere/ zina yapanlara bulaşıyor ve bağışıklık sistemini devre dışı bırakıyorsa/ çökertiyorsa, ruhunda mündemiç olan bağışıklık sistemini Kur’ân ve sünnet’in ilkeleri ışığında güçlendirmeyenlerin/ düşmanlarını tanımayanların da aynı şekilde şeytan ve taraftarları tarafından alt edilmeleri kaçınılmazdır. Bir başka ifadeyle, Kur’ân ve onun hayata açılımı olan sünnet’i kendilerine rehber edinenler şeytanı ve şeytanlaşmış insanları yenebilirler. Bu iki kaynaktan yüz çevirenler yahut bu iki kaynağı doğru dürüst anlamamakta ısrar edenler ise “ruhlarının bağışıklık sistemini” devre dışı bırakırlar/ çökertirler/ bozar... Devamı

Küfür Tek Millettir!

2017-04-28 19:19:00

Küfür Tek Millettir! Avrupa’nın bazı ülkelerinde görev nedeniyle bulunduğumuz yıllarda edindiğimiz tecrübeleri okuyucularımızla paylaşmanın doğru olacağı kanaatindeyim. Her şeyden evvel şunu ifade edelim ki, “küfür tek millettir” sözü son derece doğru, haklı ve yerinde bir sözdür. Her ne kadar bu kafirler kendi içlerinde çekişseler ve çıkarları gereği zaman zaman birbirlerine düşüp kavgalar etseler de söz konusu İslam ve müslümanlar olunca derhal bir araya gelip tek yumruk olmasını bilmişlerdir. Bunlar Papa’nın başkanlığında bir araya gelip her zaman Haçlı Seferleri yapmaya hazır olduklarını, yeni seferler düzenleyebileceklerini göstermiş ve ülkemize göz dağı vermişlerdir. Türkiye’nin hasta adam olmadığını, her geçen gün büyüyüp güçlendiğini gören bu “stratejik dost ve müttefiklerimizin (!!!)” paçaları tutuşmuş, bu ilerlemeyi durdurmak/ engellemek/ akamete uğratmak/ tersine döndürmek için çevirmedik dolap/ entrika bırakmamışlardır. Kullandıkları taşeron örgütlerle netice alamayınca bizzat kendileri devreye girmiş, diplomasi kurallarını rafa kaldırmış ve utanmadan ağızlarına geleni söylemeye başlamışlardır. Şu an Türkiye’nin, İslam’ın ve müslümanların üzerinde yürütülen karalama, küçük düşürme, yok etme kampanyalarının ve iflah olmaz düşmanlığın arkasında bu hainlerin korku, telaş ve endişleri yatmaktadır. Bu haçlıların Almanya ve Hollanda’da DİTİB’e bağlı camilerde görev yaptığımız yıllarda Türkiye’den Avrupa’ya gelenlerden muhalif olanlara sağladıkları desteğe bizzat şahidim. Destek olunan bu muhalif grupları şu dört başlıkta mütalaa etmemiz mü... Devamı

Muska Takmak ve Taşımak Kesinlikle Haramdır!

2017-04-20 00:17:00

Muska Takmak ve Taşımak Kesinlikle Haramdır! Bilindiği üzere Hz. Peygamber, hastalananlara ilaç ve doktor tavsiyesinin yanı sıra dua etmiş (Müslim, Sahih,39/Selâm, 19 (II, 1722), nr: 47, 48; İbn Mâce, Sünen, 31/Tıb, 19, 36 (II, 1150, 1163)ve onlara “Yüce Allah’a nasıl dua edeceklerini” de öğretmiştir. (Örnekler için bkz. Ebû Dâvûd, Sünen, 27/Tıb, 19 (IV, 217-218); Tirmizî, Câmiu’s-Sahîh, 26/Tıb, 29 (IV, 408); İbn Mâce, Sünen, 31/Tıb, 36 (II, 1164); Mâlik b. Enes, Muvattâ,5/‘Ayn, 4 (II, 942), nr: 9). Hz. Muhammed, şifanın sadece Yüce Allah’tan beklenilmesini ve O’nunla irtibatın hiçbir zaman koparılmamasını tavsiye etmiştir. Câhiliye döneminde olduğu gibi bazı hastalıklara yakalandığı için muska ve benzeri şeyler (temâim) takarak/ taşıyarak iyileşeceğini zannedenleri ise şöyle uyarmıştır: “Kim (kendisine fayda verdiğine veya bir zararı def ettiğine inanarak) bazı şeyler (muska, nazarlık, boncuk, kemik, kurt dişi, ayı tırnağı, okunmuş iplik vs...) takarsa (şifayı veya kötülüklerden korunmayı Allah Teâlâ yerine o taktığı şeyden beklerse) o kimse o taktığı şeyle başbaşa bırakılır.”(Tirmizî, Câmiu’s-Sahîh, 26/Tıb, 24 (IV, 403); Nesâî, Sünen, 37/Tahrîm, 19 (VII, 112); İbn Hanbel, Müsned, IV, 310-311). Görüldüğü üzere Hz. Peygamber, “cansız birtakım nesnelerden medet umulmasının yanlışlığını” ortaya koymakta, hastalananlara sebeplere sarılma ve Rablerine dua ederek meşrû ölçüler içinde tedavi imkânlarını araştırma tavsiyesinde bulunmaktadır. Nitekim Câhiliye döneminde bazı taşların uğur getirdiğine ve hastalıkları iyileştirdiğine inanılırdı.İşte o, böyle bir inançtan... Devamı

Neden Vaaz Etmeyi Terk Etmek Zorunda Kaldım?

2017-04-14 10:28:00

  Neden Vaaz Etmeyi Terk Etmek Zorunda Kaldım? Diyanet İşleri Başkanlığı’nda imam hatip olarak göreve başladığım 1987 yılından itibaren görev yaptığım her yerde halkımızı dini konularda aydınlatmak amacıyla sayısız vaazlar verdim. İlçe müftüsü ve il vaizi olarak görev yaptığım yıllarda, yurtdışında imam veya kafile başkanı olarak görev aldığım zamanlarda hep müslümanlara kürsilerinden hitap ettim. 18.04.2012 tarihinde İlahiyat Fakültesi’nde yardımcı doçent olarak göreve başlayınca da vaazlarıma hiç ama hiç ara vermedim. Kars merkezdeki camilerde ve gittiğim ilçelerde Cuma günleri vaaz ettim. Aynı şekilde tatil amacıyla gittiğim eski görev yerim Isparta’daki camilerde vaaz etmeyi hep sürdürdüm, tüm vaaz taleplerine olumlu cevap verdim, hiçbir müftü ve imam arkadaşımın vaaz etmem yönündeki isteğini geri çevirmedim. Kısacası 1987 yılından 29.07.2016 tarihine kadar gerek görev icabı gerekse de gönüllü olarak binlerce vaaz ettim. En son vaazımı ise hâlen görev yaptığım Kafkas Üniversitesi İlahiyat Fakültesi tatbikat camii olan Dâvud el-Karsî Camii’nde 29 Temmuz 2016 Cuma günü yaptım. Her zaman olduğu gibi beni dinleyenleri doğru bilgilendirmek amacıyla tüm performansımı sergiledim. Vaazlarımın ilgiyle dinlenildiğini ve etkili bir hatip olduğumu yüzlerce kimseden duydum ama şimarmadım. Bunu yüzüme söyleyenler olduğu gibi arkamdan da takdir edenlerin varlığını biliyorum... Pekiyi ne oldu da artık vaaz etmekten vazgeçtim? İstemeyerek böyle bir kararı almak zorunda bırakıldım? Müslümanlara ve özellikle camiye gelen gençlere bu kadar faydalı olurken neden cami kürsilerinde vaaz etmekten uzaklaştım? Acaba burada suçlu kimdi? ... Devamı

Terör Eylemi Sonrası Mum Yakmak ve İslâmî Bakış!

2017-04-07 21:13:00

Terör Eylemi Sonrası Mum Yakmak ve İslâmî Bakış! Dünyanın her yerinde olduğu gibi ülkemizde de bir terör eylemi gerçekleştiğinde olay yeri incelemesinden sonra insanların saldırının gerçekleştiği yere gelerek karanfiller/ güller bırakmaları, terör saldırısını lanetlemeleri, hayatları kaybedenlerin yakınlarına taziye ve desteklerini bildirmeleri elbette takdire şayan bir davranıştır. Ancak bu karanfillerle birlikte o ortamda mum yakılması kesinlikle doğru değildir. Zira burada mum yakmak hıristiyan kültürünün bir parçasıdır ve paganizmden kalma bir adettir. Müslümanların böyle bir ortamda mum yakmaları asla caiz değildir. Çünkü burada mum yakmanın dinî bir tarafı söz konusudur. Dolayısıyla müslümanların karanfil bırakarak eylemi tel’in etmeleri mümkün iken mum yakmaları sakıncalıdır. Böyle yapmak hıristiyan Batı kültürünün İslâm’ın değer yargılarını, gelenek ve göreneklerini, örf ve adetlerini istila etmesine izin vermektir. Nasıl yılbaşı öncesi evleri çam ağaçlarıyla süslemek, Batılılar ve onların izinden gidenler gibi eğlenmek doğru değil ise terör eylemi sonrası olay yerinde mum yakıp maktülleri anmak da doğru değildir. Çünkü burada mum yakmanın çok farklı anlamları söz konusudur. Nitekim hıristiyanlar ölenlerin arkasından mum yaktıklarında ölüyle bütünleştiklerine inanırlar. Bu sapkın inanç hıristiyanlığa Paganizmden geçmiştir ve bugün hıristiyanlar yaptıkları ayinlerde mum yakmaya ve onun ışığında dua etmeye devam etmektedir. Dolayısıyla mum yakma adeti Mecusîlerde de mevcut olup pek çok kültürü etkilemiştir. Bu bakımdan söz konusu hurafenin İslâm’a sokulmaması icap eder. Kaldı ki İslâm k&uum... Devamı

Saygı Duruşu ve İslâmî Bakış!

2017-03-31 10:10:00

  Saygı Duruşu ve İslâmî Bakış! Kur’ân-ı Kerîm, atalarının gittiği yolu sorgulamayan ve “Böyle gelmiş böyle gider” diyen birisinin iyi bir müslüman olmayacağını haber vermektedir. Nitekim her şeyi sorgulayan, imanını taklitten kurtarıp tahkiki hale getiren, sözün en güzeline ittiba eden bir kimse hidayete erişir. Yani; Kur’ân ve sünnet’in ilkeleri ışığında meselelere bakan birisi “doğru zannedilen yanlışları” görebilir. Ancak “Atalarımızdan böyle gördük, değiştirtmeyiz!” tavrını sergileyenler ise bir sürü yanlış yapmaya ve bunları ısrarla savunmaya devam edebilir. Bu bakımdan bizim toplumumuzda gördüğümüz en önemli yanlışlardan birisi de “saygı duruşu” meselesidir. Böyle bir uygulama İslâm kültür ve geleneğinde yoktur. Bu adet, Batılılardan ödünç alınmıştır. Dolayısıyla bunun derhal İslâmîleştirilmesi gerekmektedir. İslâm’a göre şehitlerimiz veya Hakk’ın rahmetine kavuşmuş din kardeşlerimiz için yapabileceğimiz en güzel şey, “Yüce Allah’tan onların bağışlanmasını istemek ve onlar için hayır dua etmektir.” Bu da ayakta beklemekle değil o esnada dua etmekle mümkündür.    Nitekim âyet-i kerîmeler açıktır. Rabbimiz bizlerden “bizden önce iman etmiş kardeşlerimiz için dua etmemizi” istemektedir. Âyetleri birlikte okuyalım. “Onlardan sonra gelenler ise şöyle derler: “Rabbimiz! Bizi ve bizden önce iman etmiş kardeşlerimizi bağışla. Kalplerimizde, iman edenlere karşı hiçbir kin bırakma! Rabbimiz! Şüphesiz sen çok esirgeyicisin, çok merhametlisin.”(Haşr, 59/10) Bir başka âyette Yüce Allah, Peygamberimi... Devamı

Uyanın Artık! Bu Hareket Sapık Dinî Bir Harekettir!

2017-03-21 23:28:00

Uyanın Artık! Bu Hareket Sapık Dinî Bir Harekettir! Yıllardan beridir yazmaktan usandık, söylemekten dilimizde tüy bitti ama bu adamlar hâlâ anlamadılar ve akıllanmadılar. Gittikleri yolun yanlış olduğunu kitaplarımızda, ilmî makalelerimizde ve köşe yazılarımızda dile getirdik, defalarca uyardık ama kulak vermediler. Dolayısıyla cennete gitmek için sorumluluk almak yerine işin kolayına kaçan bu zavallıları ve onların mağdur edildiğine inananları aşağıda yazacaklarımızı bir kez daha düşünmeye ve bu büyük yanlıştan dönmeye davet ediyorum. Yoksa daha da tepetaklak olmaları kaçınılmazdır. Zira o sapık adamın bedduasına “gönülden amiiin! diyenlerin” şimdi ocaklarına ateş düşmüş, hevesleri kursaklarında kalmış, işlerini kaybetmiş, cezaevlerini boylamış ve itibarları peş paralık olmuştur. Ama bu zavallılar hâlâ akıllanmamış ve kuyruğu dik tutmaya devam etmişlerdir. (Nitekim amin demek, “Allah’ım ben de istiyorum, bana da ver, onaylıyorum, altına imzamı atıyorum, mühürlüyorum, tasdik ediyorum” demektir. Bu itibarla haksız bedduanın geri tepeceğinin en güzel örneği bu vatan hainlerinin başına gelenlerdir.) Bu “muhabbet feadileri (!)” şimdi de örgütün liderine “verilen söz” gereği Haçlı Orduları’ndan medet ummaya başlamışlardır. İzzetin Yüce Allah ve müminlerle beraber olduğunu söyleyen âyete (Nisâ, 4/139; Fâtır, 35/10) aykırı davranan ve böylece daha da rezil olmaktan kurtulamayan bu pespaye herifler çırpındıkça daha batmaktadır. Nitekim bu sapık adam hâlâ kendini mehdi sanıyor, üstelik “Bedeninde de manen Mesih’in yaşadığını söylüyebiliyor.” Oysa böyle bir iddia kesinlikle İslâm’ın ilkelerine aykırıdır; batıl dinl... Devamı

Gökten Yağan Kar, İlahi Rahmet ve Nankörlük!

2017-03-19 00:15:00

Gökten Yağan Kar, İlahi Rahmet ve Nankörlük! Kışın kar yağdığında bazı şükürsüzler birtakım ifadeler kullanmakta, kendilerinin halkı bilgilendirdiklerini zannetmekte ve “Kara kış yurdu esir aldı”, “Kar esareti”, “Kar yüzünden bitmeyen çile” vb. söylemlerle kar hakkında ileri geri konuşmakta, karın sağladığı binlerce faydayı göz ardı eden abuk sabuk sözler söylemektedirler. Oysa böyle haberler yapmak, halkı yanlış yönlendirmek ve onları şükürsüzlüğe sevk etmek doğru değildir. Bu, nankörlüktür, verilen nimetlerin kadrini kıymetini bilmemektir. Bu tür haberlere itibar etmek ve değer vermek ise ayrı bir felakettir. Kişinin Allah’tan uzaklaşmasına sebebiyettir. Bir mümin, kar yağdığını görünce tefekkür etmek, yağan bu karın toprağı besleyen ilâhî bir rahmet olduğunu bilmek ve ona göre hareket etmek zorundadır. Bir mümin karın, tabiatın üstünü yorgan gibi kaplayarak her türlü çirkinliğin üzerini örten ve insana masumiyetin güzelliğini hatırlatan ilâhî bir rahmet olduğunu bilmek ve buna şükretmek zorundadır. Bir mümin karın, mezarın üzerine atılan toprak misali yeryüzünü kapladığını ve insana öleceğini hatırlatan ilâhî bir rahmet olduğunu bilmek ve buna şükretmek zorundadır. Bir mümin karın, her biri farklı tanecikleriyle yolları kapladığında insana onun üzerinde yürürken dikkat edip düşmemesi gerektiğini öğreten, aynı şekilde günaha bulaşmamak için attığı her adıma dikkat etmesi gerektiğini hatırlatan ilâhî bir rahmet olduğunu bilmek ve buna şükretmek zorundadır. Bir mümin karda düşe kalka yürürken, soğuktan üşüyen ellerini ovuştururken, karın ins... Devamı

Cumhurbaşkanlığı Sistemi’nin Faydaları! Neden Evet Demeliyiz??

2017-03-10 10:30:00

  Cumhurbaşkanlığı Sistemi’nin Faydaları! 04.11.2016 tarihinde “Türkiye, Başkanlık Sistemiyle Yönetilmelidir!” başlıklı bir yazı kaleme almış ve özetle şunları söylemiştim: “Eğer gelişmiş ülkeler, parlamenter sistemi tecrübe etmiş, eksikliklerini görmüş, bundan vazgeçmiş, daha hızlı ve etkili kararlar almayı sağlayan Başkanlık ya da Yarı Başkanlık sistemine geçmişlerse, bizim de ülke olarak derhal ve acilen Başkanlık sistemine geçmemiz farzdır, elzemdir hatta bir zorunluluktur. Lafı eğip bükmeye hiç gerek yoktur. Başkanlık sistemine karşı çıkanlar, Türkiye’nin büyümesini ve güçlenmesini istemeyen çevrelerdir; ülke içinde bunlara destek çıkanlar da, bu hainlerin içimizdeki işbirlikçilerdir. Bu gerçeği görmek için allâme olmaya gerek yoktur; aklıselim sahibi olmak yeterlidir. Unutulmamalıdır ki, Başkanlık sistemini en iyi uygulayan ülke ABD’dir ve bu ülke, Osmanlı Devleti’nin yönetim modelini kendine esas/ örnek alarak bu seviyelere gelmeyi başarmıştır; hâlen de ülkesinde bu sistemi başarıyla uygulamaktadır. Milletimizi doğru bilgilendirmek amacıyla Başkanlık sistemiyle ilgili şu bilgileri ifade etmemiz yerinde olacaktır: Başkanlık sisteminde başkan, halkın oyu ile seçileceğinden, başkanın prestiji daha fazla olacak ve icraatlarını hiçbir kimseden korkmadan cesurca yapabilecektir; zira hesap vereceği tek merci sadece ve sadece millet olacaktır. Başkanlık sisteminde aylar süren bütçe tartışmaları yerine başkanın hazırladığı bütçe uygulanacak, kısır tartışmalarla gereksiz polemiklerle ülkenin zamanı boş yere harcanmamış olacaktır. İddiaların aksine Türkiye’de Başkanlık sistemi gerçekleşince başkan “diktat&ou... Devamı