Rabıta Yapmak Adamı Şirke Götürür!

2017-05-17 23:57:00

Rabıta Yapmak Adamı Şirke Götürür! Her şeyden evvel şunu ifade edelim ki, Yüce Allah insanoğluna şah damarından daha yakındır; dua edenlerin duasına en güzel şekilde karşılık vereceğini kendisi ifade etmektedir (Sâffât, 37/75. Ayrıca bkz. Bakara, 2/186; Neml, 27/62). Dolayısıyla O’na yaklaşmak için araya aracılar koymak, Yüce Allah’a büyük bir saygısızlıktır/ terbiyesizliktir/ hakarettir/ densizliktir. Zira Allah Teâlâ’nın bizzat kendisi Kur’ân’da “kuluna çok yakın olduğunu” şöyle haber vermektedir: “Gerçek şu ki, insanı yaratan Biziz ve onun içindekinin (şeytanın) ona ne fısıldadığını Biz biliriz: çünkü Biz ona şah damarından daha yakınız.”(Kaf, 50/16) “Ey iman edenler! Size hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah’ın ve Resûlü’nün çağrısına uyun ve bilin ki Allah, kişi ile kalbi arasına girer (Allah size çok yakındır). Yine bilin ki, O’nun huzurunda toplanacaksınız.”(Enfâl, 8/24) Bu âyetlerden anlaşıldığına göre Yüce Allah’a yönelmek ve sadece O’ndan istemek gerekir. Bu itibarla araya aracılar koymak doğru değildir. Nitekim Yüce Allah bir başka âyette şöyle buyurmaktadır: “Öyleyse [yalnız] Rabbinize yönelin ve [ölümün ve yeniden dirilmenin] azabı başınıza gelmeden önce O'na teslim olun, sonra hiç kimse sizi koruyamaz.” (Zümer, 39/54) Görüldüğü üzere kuluna çok yakın olduğunu söyleyen Yüce Allah’tır. Öyleyse O’na yaklaşmak için “araya aracılar koymak ve onları hayal ederek Yüce Allah’a ulaşacağını zannetmek” son derece tehlikeli bir yola girmeyi kabullenmektir. Tekrar ifade edelim ... Devamı

Kutlu Doğum Haftası Tartışmaları ve Samimi Bir Öneri

2017-05-11 20:35:00

  Kutlu Doğum Haftası Tartışmaları ve Samimi Bir Öneri Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen Hz. Muhammed Mustafa’nın doğum gününü hem kamerî hem de milâdî takvime göre yılda iki defa kutlamak normal bir durum olup “son Peygamber’e iki doğum günü kutlamasını çok görmek ve çeşitli bahaneler öne sürerek birini ortadan kaldırmaya çalışmak” doğru bir yaklaşım tarzı değildir. Kamerî takvime göre her yıl on gün geriye giderek senenin her ayında camilerde Mevlid Kandili’ni kutlamak ve o gecelerde sevgili Peygamber’imizi anmak, ona olan sevgi ve bağlılığı göstermek aynen devam ettirilmelidir. Zira gelenekselleşen bu hatırayı yaşatmak ve camilerde Hz. Muhammed’i anmak güzel bir uygulamadır ve içeriği daha da zenginleştirilerek/ kalitesi artırılarak kıyamete kadar da devam ettirilmelidir. Çünkü Peygamber sevgisinin pekiştirildiği Mevlid Kandili’ni ihya etmek, onun kıymetini bilmek ve bu güzel geleneği ilelebed yaşatmak tüm müslümanların boynunun borcudur. Aynı şekilde milâdî takvime göre her yıl 14-20 Nisan tarihleri arasında kutlanan Kutlu Doğum Haftası Etkinliklerini de yaşatmak, 28 yıldır başarıyla uygulanan ve çok hayırlı hizmetlere vesile olan bu güzel geleneği sürdürmek tüm müminlerin boynunun borcudur. Ancak bu haftanın 27 Nisan 1941 de doğan FETÖ liderinin doğum gününe denk getirildiği, burada gizli hesapların/ niyetlerin olduğu, esasında onun için düzenlendiği, toplumun buna şimdiden hazırlanmak istendiği iddiasıyla Kutlu Doğum Haftası’nın toptan ortadan kaldırılmasını teklif etmek iyi niyetli bir yaklaşım olarak görülemez. Zira bu haftayı 14-20 Nisan tarihleri arasında kutlamaktaki asıl amaç; Mevlid Kandili’ni ca... Devamı

Kur’ân, Ruhun Bağışıklık Sistemini Güçlendiren Bir İlaçtır!

2017-05-10 00:05:00

Kur’ân, Ruhun Bağışıklık Sistemini Güçlendiren Bir İlaçtır! Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre aids mikrobunun % 90’ı evlilik dışı cinsel ilişki yoluyla bulaşmakta ve bünyede hastalıklarla mücadele eden “vücudun bağışıklık sistemini” çökertmektedir. Bünyeye giren herhangi bir hastalık ise bağışıklık sistemi çökmüş o kimseyi öldürmektedir. Görüldüğü üzere kişiyi öldüren aids mikrobu değil, bağışıklık sistemi yerle yeksan olmuş bir vücuda giren herhangi bir mikroptur. İçimizdeki şeytanî ses de tıpkı aids mikrobu gibi hareket etmekte, Kur’ân ve sünnet’in ilkeleri dışında bir hayat yaşayanların ruhlarına vesveseler vermekte, onların fıtratlarını bozmakta, kendilerine yabancılaştırmakta, günah işlemeleri için ayartmakta, “ruhlarının bağışıklık sistemini” çökertmekte, bir müddet sonra da o kimseleri kendi yanlarına çekerek kendisiyle birlikte cehennemi boylamalarına neden olmaktadır. Bu nedenle nasıl aids mikrobu kural dışı hareket edenelere/ zina yapanlara bulaşıyor ve bağışıklık sistemini devre dışı bırakıyorsa/ çökertiyorsa, ruhunda mündemiç olan bağışıklık sistemini Kur’ân ve sünnet’in ilkeleri ışığında güçlendirmeyenlerin/ düşmanlarını tanımayanların da aynı şekilde şeytan ve taraftarları tarafından alt edilmeleri kaçınılmazdır. Bir başka ifadeyle, Kur’ân ve onun hayata açılımı olan sünnet’i kendilerine rehber edinenler şeytanı ve şeytanlaşmış insanları yenebilirler. Bu iki kaynaktan yüz çevirenler yahut bu iki kaynağı doğru dürüst anlamamakta ısrar edenler ise “ruhlarının bağışıklık sistemini” devre dışı bırakırlar/ çökertirler/ bozar... Devamı

Küfür Tek Millettir!

2017-04-28 19:19:00

Küfür Tek Millettir! Avrupa’nın bazı ülkelerinde görev nedeniyle bulunduğumuz yıllarda edindiğimiz tecrübeleri okuyucularımızla paylaşmanın doğru olacağı kanaatindeyim. Her şeyden evvel şunu ifade edelim ki, “küfür tek millettir” sözü son derece doğru, haklı ve yerinde bir sözdür. Her ne kadar bu kafirler kendi içlerinde çekişseler ve çıkarları gereği zaman zaman birbirlerine düşüp kavgalar etseler de söz konusu İslam ve müslümanlar olunca derhal bir araya gelip tek yumruk olmasını bilmişlerdir. Bunlar Papa’nın başkanlığında bir araya gelip her zaman Haçlı Seferleri yapmaya hazır olduklarını, yeni seferler düzenleyebileceklerini göstermiş ve ülkemize göz dağı vermişlerdir. Türkiye’nin hasta adam olmadığını, her geçen gün büyüyüp güçlendiğini gören bu “stratejik dost ve müttefiklerimizin (!!!)” paçaları tutuşmuş, bu ilerlemeyi durdurmak/ engellemek/ akamete uğratmak/ tersine döndürmek için çevirmedik dolap/ entrika bırakmamışlardır. Kullandıkları taşeron örgütlerle netice alamayınca bizzat kendileri devreye girmiş, diplomasi kurallarını rafa kaldırmış ve utanmadan ağızlarına geleni söylemeye başlamışlardır. Şu an Türkiye’nin, İslam’ın ve müslümanların üzerinde yürütülen karalama, küçük düşürme, yok etme kampanyalarının ve iflah olmaz düşmanlığın arkasında bu hainlerin korku, telaş ve endişleri yatmaktadır. Bu haçlıların Almanya ve Hollanda’da DİTİB’e bağlı camilerde görev yaptığımız yıllarda Türkiye’den Avrupa’ya gelenlerden muhalif olanlara sağladıkları desteğe bizzat şahidim. Destek olunan bu muhalif grupları şu dört başlıkta mütalaa etmemiz mü... Devamı

Muska Takmak ve Taşımak Kesinlikle Haramdır!

2017-04-20 00:17:00

Muska Takmak ve Taşımak Kesinlikle Haramdır! Bilindiği üzere Hz. Peygamber, hastalananlara ilaç ve doktor tavsiyesinin yanı sıra dua etmiş (Müslim, Sahih,39/Selâm, 19 (II, 1722), nr: 47, 48; İbn Mâce, Sünen, 31/Tıb, 19, 36 (II, 1150, 1163)ve onlara “Yüce Allah’a nasıl dua edeceklerini” de öğretmiştir. (Örnekler için bkz. Ebû Dâvûd, Sünen, 27/Tıb, 19 (IV, 217-218); Tirmizî, Câmiu’s-Sahîh, 26/Tıb, 29 (IV, 408); İbn Mâce, Sünen, 31/Tıb, 36 (II, 1164); Mâlik b. Enes, Muvattâ,5/‘Ayn, 4 (II, 942), nr: 9). Hz. Muhammed, şifanın sadece Yüce Allah’tan beklenilmesini ve O’nunla irtibatın hiçbir zaman koparılmamasını tavsiye etmiştir. Câhiliye döneminde olduğu gibi bazı hastalıklara yakalandığı için muska ve benzeri şeyler (temâim) takarak/ taşıyarak iyileşeceğini zannedenleri ise şöyle uyarmıştır: “Kim (kendisine fayda verdiğine veya bir zararı def ettiğine inanarak) bazı şeyler (muska, nazarlık, boncuk, kemik, kurt dişi, ayı tırnağı, okunmuş iplik vs...) takarsa (şifayı veya kötülüklerden korunmayı Allah Teâlâ yerine o taktığı şeyden beklerse) o kimse o taktığı şeyle başbaşa bırakılır.”(Tirmizî, Câmiu’s-Sahîh, 26/Tıb, 24 (IV, 403); Nesâî, Sünen, 37/Tahrîm, 19 (VII, 112); İbn Hanbel, Müsned, IV, 310-311). Görüldüğü üzere Hz. Peygamber, “cansız birtakım nesnelerden medet umulmasının yanlışlığını” ortaya koymakta, hastalananlara sebeplere sarılma ve Rablerine dua ederek meşrû ölçüler içinde tedavi imkânlarını araştırma tavsiyesinde bulunmaktadır. Nitekim Câhiliye döneminde bazı taşların uğur getirdiğine ve hastalıkları iyileştirdiğine inanılırdı.İşte o, böyle bir inançtan... Devamı

Neden Vaaz Etmeyi Terk Etmek Zorunda Kaldım?

2017-04-14 10:28:00

  Neden Vaaz Etmeyi Terk Etmek Zorunda Kaldım? Diyanet İşleri Başkanlığı’nda imam hatip olarak göreve başladığım 1987 yılından itibaren görev yaptığım her yerde halkımızı dini konularda aydınlatmak amacıyla sayısız vaazlar verdim. İlçe müftüsü ve il vaizi olarak görev yaptığım yıllarda, yurtdışında imam veya kafile başkanı olarak görev aldığım zamanlarda hep müslümanlara kürsilerinden hitap ettim. 18.04.2012 tarihinde İlahiyat Fakültesi’nde yardımcı doçent olarak göreve başlayınca da vaazlarıma hiç ama hiç ara vermedim. Kars merkezdeki camilerde ve gittiğim ilçelerde Cuma günleri vaaz ettim. Aynı şekilde tatil amacıyla gittiğim eski görev yerim Isparta’daki camilerde vaaz etmeyi hep sürdürdüm, tüm vaaz taleplerine olumlu cevap verdim, hiçbir müftü ve imam arkadaşımın vaaz etmem yönündeki isteğini geri çevirmedim. Kısacası 1987 yılından 29.07.2016 tarihine kadar gerek görev icabı gerekse de gönüllü olarak binlerce vaaz ettim. En son vaazımı ise hâlen görev yaptığım Kafkas Üniversitesi İlahiyat Fakültesi tatbikat camii olan Dâvud el-Karsî Camii’nde 29 Temmuz 2016 Cuma günü yaptım. Her zaman olduğu gibi beni dinleyenleri doğru bilgilendirmek amacıyla tüm performansımı sergiledim. Vaazlarımın ilgiyle dinlenildiğini ve etkili bir hatip olduğumu yüzlerce kimseden duydum ama şimarmadım. Bunu yüzüme söyleyenler olduğu gibi arkamdan da takdir edenlerin varlığını biliyorum... Pekiyi ne oldu da artık vaaz etmekten vazgeçtim? İstemeyerek böyle bir kararı almak zorunda bırakıldım? Müslümanlara ve özellikle camiye gelen gençlere bu kadar faydalı olurken neden cami kürsilerinde vaaz etmekten uzaklaştım? Acaba burada suçlu kimdi? ... Devamı

Terör Eylemi Sonrası Mum Yakmak ve İslâmî Bakış!

2017-04-07 21:13:00

Terör Eylemi Sonrası Mum Yakmak ve İslâmî Bakış! Dünyanın her yerinde olduğu gibi ülkemizde de bir terör eylemi gerçekleştiğinde olay yeri incelemesinden sonra insanların saldırının gerçekleştiği yere gelerek karanfiller/ güller bırakmaları, terör saldırısını lanetlemeleri, hayatları kaybedenlerin yakınlarına taziye ve desteklerini bildirmeleri elbette takdire şayan bir davranıştır. Ancak bu karanfillerle birlikte o ortamda mum yakılması kesinlikle doğru değildir. Zira burada mum yakmak hıristiyan kültürünün bir parçasıdır ve paganizmden kalma bir adettir. Müslümanların böyle bir ortamda mum yakmaları asla caiz değildir. Çünkü burada mum yakmanın dinî bir tarafı söz konusudur. Dolayısıyla müslümanların karanfil bırakarak eylemi tel’in etmeleri mümkün iken mum yakmaları sakıncalıdır. Böyle yapmak hıristiyan Batı kültürünün İslâm’ın değer yargılarını, gelenek ve göreneklerini, örf ve adetlerini istila etmesine izin vermektir. Nasıl yılbaşı öncesi evleri çam ağaçlarıyla süslemek, Batılılar ve onların izinden gidenler gibi eğlenmek doğru değil ise terör eylemi sonrası olay yerinde mum yakıp maktülleri anmak da doğru değildir. Çünkü burada mum yakmanın çok farklı anlamları söz konusudur. Nitekim hıristiyanlar ölenlerin arkasından mum yaktıklarında ölüyle bütünleştiklerine inanırlar. Bu sapkın inanç hıristiyanlığa Paganizmden geçmiştir ve bugün hıristiyanlar yaptıkları ayinlerde mum yakmaya ve onun ışığında dua etmeye devam etmektedir. Dolayısıyla mum yakma adeti Mecusîlerde de mevcut olup pek çok kültürü etkilemiştir. Bu bakımdan söz konusu hurafenin İslâm’a sokulmaması icap eder. Kaldı ki İslâm k&uum... Devamı

Saygı Duruşu ve İslâmî Bakış!

2017-03-31 10:10:00

  Saygı Duruşu ve İslâmî Bakış! Kur’ân-ı Kerîm, atalarının gittiği yolu sorgulamayan ve “Böyle gelmiş böyle gider” diyen birisinin iyi bir müslüman olmayacağını haber vermektedir. Nitekim her şeyi sorgulayan, imanını taklitten kurtarıp tahkiki hale getiren, sözün en güzeline ittiba eden bir kimse hidayete erişir. Yani; Kur’ân ve sünnet’in ilkeleri ışığında meselelere bakan birisi “doğru zannedilen yanlışları” görebilir. Ancak “Atalarımızdan böyle gördük, değiştirtmeyiz!” tavrını sergileyenler ise bir sürü yanlış yapmaya ve bunları ısrarla savunmaya devam edebilir. Bu bakımdan bizim toplumumuzda gördüğümüz en önemli yanlışlardan birisi de “saygı duruşu” meselesidir. Böyle bir uygulama İslâm kültür ve geleneğinde yoktur. Bu adet, Batılılardan ödünç alınmıştır. Dolayısıyla bunun derhal İslâmîleştirilmesi gerekmektedir. İslâm’a göre şehitlerimiz veya Hakk’ın rahmetine kavuşmuş din kardeşlerimiz için yapabileceğimiz en güzel şey, “Yüce Allah’tan onların bağışlanmasını istemek ve onlar için hayır dua etmektir.” Bu da ayakta beklemekle değil o esnada dua etmekle mümkündür.    Nitekim âyet-i kerîmeler açıktır. Rabbimiz bizlerden “bizden önce iman etmiş kardeşlerimiz için dua etmemizi” istemektedir. Âyetleri birlikte okuyalım. “Onlardan sonra gelenler ise şöyle derler: “Rabbimiz! Bizi ve bizden önce iman etmiş kardeşlerimizi bağışla. Kalplerimizde, iman edenlere karşı hiçbir kin bırakma! Rabbimiz! Şüphesiz sen çok esirgeyicisin, çok merhametlisin.”(Haşr, 59/10) Bir başka âyette Yüce Allah, Peygamberimi... Devamı

Uyanın Artık! Bu Hareket Sapık Dinî Bir Harekettir!

2017-03-21 23:28:00

Uyanın Artık! Bu Hareket Sapık Dinî Bir Harekettir! Yıllardan beridir yazmaktan usandık, söylemekten dilimizde tüy bitti ama bu adamlar hâlâ anlamadılar ve akıllanmadılar. Gittikleri yolun yanlış olduğunu kitaplarımızda, ilmî makalelerimizde ve köşe yazılarımızda dile getirdik, defalarca uyardık ama kulak vermediler. Dolayısıyla cennete gitmek için sorumluluk almak yerine işin kolayına kaçan bu zavallıları ve onların mağdur edildiğine inananları aşağıda yazacaklarımızı bir kez daha düşünmeye ve bu büyük yanlıştan dönmeye davet ediyorum. Yoksa daha da tepetaklak olmaları kaçınılmazdır. Zira o sapık adamın bedduasına “gönülden amiiin! diyenlerin” şimdi ocaklarına ateş düşmüş, hevesleri kursaklarında kalmış, işlerini kaybetmiş, cezaevlerini boylamış ve itibarları peş paralık olmuştur. Ama bu zavallılar hâlâ akıllanmamış ve kuyruğu dik tutmaya devam etmişlerdir. (Nitekim amin demek, “Allah’ım ben de istiyorum, bana da ver, onaylıyorum, altına imzamı atıyorum, mühürlüyorum, tasdik ediyorum” demektir. Bu itibarla haksız bedduanın geri tepeceğinin en güzel örneği bu vatan hainlerinin başına gelenlerdir.) Bu “muhabbet feadileri (!)” şimdi de örgütün liderine “verilen söz” gereği Haçlı Orduları’ndan medet ummaya başlamışlardır. İzzetin Yüce Allah ve müminlerle beraber olduğunu söyleyen âyete (Nisâ, 4/139; Fâtır, 35/10) aykırı davranan ve böylece daha da rezil olmaktan kurtulamayan bu pespaye herifler çırpındıkça daha batmaktadır. Nitekim bu sapık adam hâlâ kendini mehdi sanıyor, üstelik “Bedeninde de manen Mesih’in yaşadığını söylüyebiliyor.” Oysa böyle bir iddia kesinlikle İslâm’ın ilkelerine aykırıdır; batıl dinl... Devamı

Gökten Yağan Kar, İlahi Rahmet ve Nankörlük!

2017-03-19 00:15:00

Gökten Yağan Kar, İlahi Rahmet ve Nankörlük! Kışın kar yağdığında bazı şükürsüzler birtakım ifadeler kullanmakta, kendilerinin halkı bilgilendirdiklerini zannetmekte ve “Kara kış yurdu esir aldı”, “Kar esareti”, “Kar yüzünden bitmeyen çile” vb. söylemlerle kar hakkında ileri geri konuşmakta, karın sağladığı binlerce faydayı göz ardı eden abuk sabuk sözler söylemektedirler. Oysa böyle haberler yapmak, halkı yanlış yönlendirmek ve onları şükürsüzlüğe sevk etmek doğru değildir. Bu, nankörlüktür, verilen nimetlerin kadrini kıymetini bilmemektir. Bu tür haberlere itibar etmek ve değer vermek ise ayrı bir felakettir. Kişinin Allah’tan uzaklaşmasına sebebiyettir. Bir mümin, kar yağdığını görünce tefekkür etmek, yağan bu karın toprağı besleyen ilâhî bir rahmet olduğunu bilmek ve ona göre hareket etmek zorundadır. Bir mümin karın, tabiatın üstünü yorgan gibi kaplayarak her türlü çirkinliğin üzerini örten ve insana masumiyetin güzelliğini hatırlatan ilâhî bir rahmet olduğunu bilmek ve buna şükretmek zorundadır. Bir mümin karın, mezarın üzerine atılan toprak misali yeryüzünü kapladığını ve insana öleceğini hatırlatan ilâhî bir rahmet olduğunu bilmek ve buna şükretmek zorundadır. Bir mümin karın, her biri farklı tanecikleriyle yolları kapladığında insana onun üzerinde yürürken dikkat edip düşmemesi gerektiğini öğreten, aynı şekilde günaha bulaşmamak için attığı her adıma dikkat etmesi gerektiğini hatırlatan ilâhî bir rahmet olduğunu bilmek ve buna şükretmek zorundadır. Bir mümin karda düşe kalka yürürken, soğuktan üşüyen ellerini ovuştururken, karın ins... Devamı

Cumhurbaşkanlığı Sistemi’nin Faydaları! Neden Evet Demeliyiz??

2017-03-10 10:30:00

  Cumhurbaşkanlığı Sistemi’nin Faydaları! 04.11.2016 tarihinde “Türkiye, Başkanlık Sistemiyle Yönetilmelidir!” başlıklı bir yazı kaleme almış ve özetle şunları söylemiştim: “Eğer gelişmiş ülkeler, parlamenter sistemi tecrübe etmiş, eksikliklerini görmüş, bundan vazgeçmiş, daha hızlı ve etkili kararlar almayı sağlayan Başkanlık ya da Yarı Başkanlık sistemine geçmişlerse, bizim de ülke olarak derhal ve acilen Başkanlık sistemine geçmemiz farzdır, elzemdir hatta bir zorunluluktur. Lafı eğip bükmeye hiç gerek yoktur. Başkanlık sistemine karşı çıkanlar, Türkiye’nin büyümesini ve güçlenmesini istemeyen çevrelerdir; ülke içinde bunlara destek çıkanlar da, bu hainlerin içimizdeki işbirlikçilerdir. Bu gerçeği görmek için allâme olmaya gerek yoktur; aklıselim sahibi olmak yeterlidir. Unutulmamalıdır ki, Başkanlık sistemini en iyi uygulayan ülke ABD’dir ve bu ülke, Osmanlı Devleti’nin yönetim modelini kendine esas/ örnek alarak bu seviyelere gelmeyi başarmıştır; hâlen de ülkesinde bu sistemi başarıyla uygulamaktadır. Milletimizi doğru bilgilendirmek amacıyla Başkanlık sistemiyle ilgili şu bilgileri ifade etmemiz yerinde olacaktır: Başkanlık sisteminde başkan, halkın oyu ile seçileceğinden, başkanın prestiji daha fazla olacak ve icraatlarını hiçbir kimseden korkmadan cesurca yapabilecektir; zira hesap vereceği tek merci sadece ve sadece millet olacaktır. Başkanlık sisteminde aylar süren bütçe tartışmaları yerine başkanın hazırladığı bütçe uygulanacak, kısır tartışmalarla gereksiz polemiklerle ülkenin zamanı boş yere harcanmamış olacaktır. İddiaların aksine Türkiye’de Başkanlık sistemi gerçekleşince başkan “diktat&ou... Devamı

Ey Alçaklar! Bu Millet “Vatan Sağ olsun!” Dedikçe İşiniz Çok Zor

2017-03-02 23:58:00

  Ey Alçaklar! Bu Millet “Vatan Sağ olsun!” Dedikçe İşiniz Çok Zor! Ülkemizi bölmek ve parçalamak isteyen şer odakları asırlardır bütün güçleriyle saldırmaya devam ediyorlar. Her türlü terör faaliyetini gerçekleştiriyorlar. Son yıllarda ise PKK, DHKP-C, DAEŞ, FETÖ gibi terör örgütlerini kullanıyorlar. Ekonomimizi çökertmek için canla başla çalışıyorlar. Ellerindeki her türlü enstrümanı devreye sokuyorlar. Askerlerimizi, polislerimizi ve sivil halkı şehit ederek milleti korkutmak ve yıldırmak, milletin kaygı ve endişelerini artırmak, böylece ülkeyi yönetilemez hâle getirmek ve işbirlikçilerini iktidara taşımak istiyorlar. Bu amaçlarına ulaşabilmek için de her yolu deniyorlar. Oluşturmaya çalıştıkları böylesine bir atmosferde şehitler için cenaze törenleri yapılırken, acılı şehit ailelerinin yakınlarının hepsinin samimiyetle söylediği o, “Vatan sağ olsun!” sözü var ya; işte o söz, onları çıldırtıyor; bu alçaklar, kırmızı görmüş boğaya dönüyorlar. Din kardeşliğinin samimi bir sonucu olarak söylenmiş böyle muhteşem bir söz karşısında küplere biniyor, kuduruyor, ağızlarından salyalar akıyor ve zaman zamanda gerçek niyetlerini kusmaktan çekinmiyorlar. Vatan, millet ve mukaddesat düşmanı bu tipler, efendilerinden aldıkları emir ve talimat gereği, “vatan sevgisi, din kardeşliği, ahlak ve manevi değerler” gibi milleti bir arada tutan ve kenetlenmesini sağlayan kavramların içini boşaltmaya çalışıyorlar. Bunun için de her türlü kitle iletişim imkânlarından faydalanıyorlar. İşte böyle durumlarda aklı başında müminlere düşen görev; bu değerlere daha &cced... Devamı

“Hayır’da Hayır vardır” Söylemi Aptalca Bir söylemdir!

2017-03-01 17:52:00

“Hayır’da Hayır vardır” Söylemi Aptalca Bir söylemdir! “Hayır’da hayır vardır” söylemi saçma bir söylemdir.Çünkü durum, neye “hayır” veya “evet” dediğinize göre değişir. Bu nedenle bir insan neye “evet” veya “hayır” dediğini bilmiyorsa ve doğrudan her teklife “hayır” diyorsa o zaten aptalın tekidir. O yüzden her insan aklını kullanmak, artıları ve eksileri değerlendirmek ve buna göre karar vermek durumundadır. Örneğin size; “Şirketimize yaptığınız iş başvurunuz kabul edildi. Şu evrakları hazırlayıp geliniz ve pazartesi günü işe başlayınız!’ denildiğinde siz; “Hayır, kabul etmiyorum. Çünkü hayır’da hayır vardır” diyor ve işsizliği/ sefaleti seçiyorsanız aptalın teki olduğunuzda şüphe yoktur. Dolayısıyla ahmaklar gibi “hayır” demeye ve elinize geçen bu iş fırsatını geri tepmeye devam edebilirsiniz. Çünkü siz daha neye “hayır” dediğini bilmeyen ve sloganlarla hareket etmeyi marifet zanneden şaşkının tekisinizdir. Aynı şekilde size; “Babınızdan kalan mirasın taksimi yapıldı, size de marketler zincirinin tamamı kaldı. Diğer emlaklar da kardeşleriniz arasında pay edildi. Peki siz bu taksimi kabul ediyor musunuz?” diye sorulduğunda siz; “Hayır kabul etmiyorum. Çünkü hayır’da hayır vardır” diyorsanız sizin aptalın teki olduğunuzda şüphe yoktur. Dolayısıyla ahmaklar gibi “hayır” demeye ve hakkınız olan mirası geri tepmeye devam edebilirsiniz. Çünkü siz daha neye “hayır” dediğini bilmeyen ve sloganlarla hareket etmeyi marifet zanneden kuş beyinlinin tekisinizdir. Aynı şekilde size; “Market alışverişleriniz sonucu katıldığınız kuradan 2017 model bir otomobil çıktı. Kabul ediyor mus... Devamı

Algı Operasyonlarına İnanıyorsan Bil ki Suçlu Sensin!

2017-02-22 23:38:00

Algı Operasyonlarına İnanıyorsan Bil ki Suçlu Sensin! Medya okuryazarı olamamış bazı kimseler, beyinlerini yalan haberlerle doldurmuş, zihinlerini çöplüğe dönüştürmüş ve bir algı operasyonuna kurban gittiklerini dahi anlayamamışlardır. Nitekim bu adamlar, binlerce kez tekrarlanan yalan haberlere inanarak yanlış kararlar vermiş, gerçeği araştırmamış sonra da kendilerini akıllı zannetmişlerdir. Oysa bunlar, aptalların ta kendileridir. Meseleyi birkaç örnekle açıklamaya çalışalım. Örneğin yaklaşık bir asır kadar evvel Batılı değerlerin hayranı olan “kâfir, münafık ve müşriklerin” ısrarla dile getirdikleri ve içimizdeki bazı beyinsizleri de kandırmayı başardıkları, böylece Osmanlı Devleti’nin parçalanmasına yol açtıkları “Zalim diktatör Abdülhamid” söylemi resmen bir algı operasyonudur. Maalesef bu söylem, o dönemde işe yaramış ama neticede kaybeden millet olmuştur.“Kızıl Sultan” diyerek itibarsızlaştırdıkları Abdülhamid Han’ı devirenler bu algı operasyonu sayesinde başarılı olmuşlardır. Bugün de yine aynı şer odakları işbaşındadırlar. Belli bazı medya organları tarafından 14 yıldır sürekli olarak dillendirilen “diktatör/ tek adam/ zalim” söylemlerinin arkasında Türkiye Cumhuriyeti’ni parçalamak isteyen aynı hain çevreler vardır. Amaçları o başarılı lideri milletin gözünden düşürmek ve itibarsızlaştırmaktır. Onların asıl hedefi bu lider değil, Anadolu’dan müslümanları söküp atmaktır. Şu an bunun önünde en büyük engel olarak gördükleri o şahsı bertaraf etmektir. Bunlar, modern haçlı seferlerinin psikolojik harp taktiklerinden başkası değildir. Dolayısıyla bu algı operasyonlarına inanarak yanlış kararl... Devamı

Tüm Müslümanları Aslî Görevlerini Yapmaya Davet Ediyorum!

2017-02-16 19:37:00

Tüm Müslümanları Aslî Görevlerini Yapmaya Davet Ediyorum! Uzak doğu ülkelerinden biri olan Tayland’a ailece yaptığımız seyahatten 3 Şubat 2017 Cuma günü dönmüş bulunuyoruz. Dokuz gün boyunca oralarda karşılaştıklarımı ve samimi duygularımı paylaşmak ve tüm müslümanları uyarmak istiyorum. Zira tatil ve iş amaçlı bu geziden pek çok şey öğrendiğimi ifade etmek isterim. (“Nasıl iş amaçlı gezi oluyormuş?” diyeceklere “Dinî konularla alakalı çalışmalar yapan bir akademisyenin zaman zaman ülke sınırlarını da aşarak farklı ülkelerde yaşanan dinî hayatı yakından gözlemlemesinin ve intibalarını gelecek nesillere aktarmasının önemli bir görev olduğunu düşünüyorum. Dolayısıyla her ne kadar tatil amaçlı gezi gibi gözükse de oralardaki ibret verici izlenimleri kaydedip bunları müslümanlarla paylaşmanın işimizin çok önemli bir parçası olduğuna” inanıyorum.) Bu itibarla belki en sonda söyleyeceğimi en başta ifade etmeliyim. “Ey Müslümanlar! Hz. Peygamber’in 1450 yıl önce içinde yaşadığı Cahiliye toplumunun benzeri ve daha fazlası dünyanın değişik ülkelerinde aynen yaşanmaya devam ediyor. Bir başka ifadeyle, İslam öncesi Mekke’deki dinî hayatın benzeri farklı kıtalarda aynen yaşanıyor. İnsanlar putlardan ve sahte ilahlardan medet umuyor. Sahte kutsallar ediniyor. Sunaklara yiyecekler bırakıyor. Allah’a secde etmesi gereken başlar kullara secde ediyor. Sahte din adamlarından günahlarının affı için aracılık yapmaları isteniyor ve bunun karşılığında onlara para ödeniyor. Öyleyse uyanın ve Hz. Peygamber’in misyonunu üstlenin! Onun 1400 yıl önce yaptığının benzerini yaparak tüm dünyaya gerçek İslâm’ı teb... Devamı

MAZLUMA YARDIM ALLAH’IN EMRİDİR

2017-02-15 19:41:00

  بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيم وَمَا لَكُمْ لاَ تُقَاتِلُونَ فِي سَبِيلِ اللّهِ وَالْمُسْتَضْعَفِينَ مِنَ الرِّجَالِ وَالنِّسَاء وَالْوِلْدَانِ الَّذِينَ يَقُولُونَ رَبَّنَا أَخْرِجْنَا مِنْ هَذِهِ الْقَرْيَةِ الظَّالِمِ أَهْلُهَا وَاجْعَل لَّنَا مِن لَّدُنكَ وَلِيًّا وَاجْعَل لَّنَا مِن لَّدُنكَ نَصِيرًا  (Nisâ, 4/75)   MAZLUMA YARDIM ALLAH’IN EMRİDİR   Muhterem Müslümanlar! Yüce Allah’ın emirleri sadece belli bazı ibadetlerle sınırlı olmayıp hayatın her alanını kuşatmaktadır. Mazlumlara yardım etmek de Yüce Allah’ın emirleri cümlesindendir. Savaştan kaçarak ülkelerini terk etmek zorunda kalan mazlum kadınlar, erkekler ve çocuklar için kamplar kurup onlarla ekmeğini ve suyunu paylaşmak, onlara insanca yaşayacakları imkânları hazırlamak Yüce Allah’ın bir emridir. Bu emri gönülsüzce yapmak veya yaptıktan sonra başa kakmak[1] veyahut bu davranışı onlara karşı yapılmış bir lütuf gibi görmek veya göstermek doğru değildir. Çünkü Allah Teâlâ bu gibi kimseler için gerektiğinde “savaşmayı” bile emretmektedir. Nitekim Nisâ suresi 75. âyette Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Size ne oluyor da Allah yolunda ve “Rabbimiz! Bizleri halkı zalim olan şu memleketten çıkar, katından bize bir dost ver, bize katından bir yardımcı ver!” diye yalvarıp duran zayıf, çaresiz ve zavallı erkekler, kadınlar ve çocuklar uğrunda savaşmıyorsunuz?”Görüldüğü üzere eğer bu âyet, mazlumlar uğrunda “savaşmayı” emrediyorsa, “ekmeğin ve suyun paylaşılması” zaten olması gerekendir. Çünkü en son çare olan savaş emrediliyorsa diğerlerini yapmak zaten gereklidir.   Muhterem Müminler! Yüce Allah Meâric... Devamı

Arkadaş! İnsanları Kendine Değil Allah’ın Yoluna Çağır!

2017-02-10 22:13:00

  Arkadaş! İnsanları Kendine Değil Allah’ın Yoluna Çağır! Geçmişte ve günümüzde dinî kisveye bürünmüş bazı din tüccarları, Kur’ân’ın açık âyetlerine rağmen insanları İslâm’a değil de kendilerine çağırmaya devam etmektedirler.    Şurası bir gerçektir ki, bu şarlatanlar da onların peşine takılanlar da kesinlikle masum değillerdir. Zira menfaatlerini önceleyenlerin veyahut işin kolayına kaçanların hidayete erişebilmeleri imkânsızdır. Nitekim konuyla ilgili âyetler açık ve nettir. Birlikte okuyalım. “(Ey Muhammed!) Rabbinin yoluna, hikmetle, güzel öğütleçağır ve onlarla en güzel şekilde (en inandırıcı ve en ikna edici yöntemlerle) mücadele et. Şüphesiz senin Rabbin, kendi yolundan sapanları en iyi bilendir. O, doğru yolda olanları da en iyi bilendir.”(Nahl, 16/125)   (Yusuf, 12/108) “Ey Peygamber! Biz seni bir şahit (model/ örnek/ tanık), bir müjdeleyici, bir uyarıcı ve Allah’ın izniyle O’nun yoluna çağıran bir davetçi ve aydınlatıcı bir kandil olarak gönderdik.”(Ahzâb, 33/45-46) “Bu Kur’an, Rablerinin izniyle insanları karanlıklardan aydınlığa, mutlak güç sahibi ve övgüye lâyık, göklerdeki ve yerdeki her şey kendisine ait olan Allah’ın yoluna çıkarman için sana indirdiğimiz bir Kitaptır (İlâhî vahiydir). Şiddetli azaptan dolayı vay kâfirlerin hâline.” (İbrâhim, 14/1-2)  (Zümer, 39/23) Bütün bu âyetlere rağmen insanları Kur’ân’ın ilkelerini öğrenmeye değil de kendi tarikatlarına/ cemaatlerine/ uydurdukları dinlere çağıran, pembe yalanlarla avutan, “evrad, ezkar ve nafile ibadetler yapmayı ... Devamı

Körü Körüne Uydurma Rivayetlere Sahip Çıkanlar!

2017-02-05 20:09:00

  Körü Körüne Uydurma Rivayetlere Sahip Çıkanlar! Asırlardır hadis âlimleri, zayıf ve mevzû hadislere karşı müslümanları uyardığı halde bu ikazlara kulak tıkayan “merdiven altı din tüccarları ve hoca görünümlü şarlatanlar” her zaman olmuştur ve eminim bundan sonrada olmaya devam edecektir. Maalesef çoğunluğu oluşturan bu hoca kılıklı herifler mezkûr uydurma rivayetleri sahiplenirken Yüce Allah’a ve Hz. Peygamber’e iftira attıklarını ve İslâm’ı yanlış tanıttıklarını bir türlü akıl edememişlerdir.  Zira bunların hepsinin ortak özelliği akıl düşmanı olmaları ve ehl-i re’y’den nefret etmeleridir. Örneğin bu uydurma rivayetlerden birisi de “Sen olmasaydın, sen olmasaydın âlemleri yaratmazdım” hadisidir. Bu rivayetle ilgili âlimler, uydurma hükmünü vermişlerdir. Ancak akıllarını ve İslâm’ın genel ilkelerini rafa kaldıranlar ise ısrarla her ne kadar hadis âlimleri bu rivayete uydurma deseler de bunun “manasının sahih” olduğunu söylemeye devam etmişlerdir. Bu adamlar, Yüce Allah’ın kainatı “şefkat ve merhametinin bir sonucu olarak yarattığını” bir türlü düşünememiş, ısrarla bütün âlemlerin “tek bir insan” için yaratıldığını haber veren bu mevzu hadise sarılmış ve İslam’ı yanlış tanıtmışlardır. Bu tür uydurma rivayetlere karşı yıllardır mücadele verdiğimiz, vaazlarımızda ve sohbetlerimizde bunları anlattığımız, kitap, makale, tebliğ ve köşe yazılarımızda dile getirdiğimiz bir gerçektir. Söz konusu rivayetlere karşı verdiğimiz mücadelelerden birini ve aldığımız tepkiyi gözler önüne seren şu anımızı paylaşmak, gelecek nesilleri bilgilendirmek ve meselelere geniş boyutlu bakman... Devamı

İlaca Doktorun Değil Hastanın İhtiyacı Vardır!

2017-01-24 22:38:00

  İlaca Doktorun Değil Hastanın İhtiyacı Vardır! İslam dünyasının içinde bulunduğu zavallı halin sebeplerinden birisi de “emeğe/ uzmanlığa/ bilgiye/ tecrübeye/ farklı görüşe” saygı duyulmaması ve bilginin önemsenmemesidir. Örneğin adam hastalanıyor, doktora geliyor, şikâyetlerini söylüyor, doktor muayene ediyor, hastalığına teşhis koyuyor ve reçeteyi yazıyor. Doktor, hastaya “ilaçlarını düzenli olarak kullanmasını ve tekrar kontrole gelmesini” öneriyor. Ama hasta adam veya kadın doktorun yanından çıktıktan hemen sonra onun dediklerine hiç itibar etmiyor. İlacını da almıyor, üstelik “Bu zamana kadar kimse bilemedi de sen mi bildin?” deyip, gülüp geçiyor. İşte böyle bir hastanın hastalığından kurtulabilmesi mümkün değildir. Onun bu hastalığı tedavi edilmediği için zamanla kronikleşecek ve günün birinde o hastalık yüzünden geberip gidecektir. Dolayısıyla ilaca doktorun değil hastanın ihtiyacı vardır. İlaç önerdi diye doktora gülenler sefihlerin/ ahmakların ta kendileridir. Uzmanlığa, tecrübeye ve bilgiye saygı göstermeyenlerin günün birinde perişan olmaları kaçınılmazdır. Pekiyi bu örneği durup dururken neden verdim? Bilindiği üzere otuz yıllık devlet memuruyum ve yaklaşık on yıldır gönüllü olarak köşe yazıları yazmaya devam ediyorum. Bunu vicdani sorumluluğumun bir gereği olarak yapıyorum. Elhamdülillah şu ana kadar dört yüz elliyi aşan köşe yazısına imzamı attım. Bu işi hiçbir maddî karşılık beklemeden yaptım, yapıyorum ve yapacağım. Yazılarımı haftalık olarak kendi sitemde yayınladığım gibi memleketimdeki bir gazetede de bunlar köşe yazısı olarak çıkmaya devam ediyor. Ayrıca dört ayrı sitede daha yazılarım yayınlanıyor. Amac... Devamı